Bir 8 Mart daha geride kaldı. Egemenlerin bugünün içini boşaltıp onu da 'anneler günü' gibi bir hediyelik eşya piyasası kurbanı olarak sunmasına yine mani olamadık. Ama başka şeyler de oldu. Bazı feminist kadınlar, onlarla birlikte erkekegemen düzene karşı sesini duyurmak isteyen sosyalist erkekleri alanlardan dışlamaya kalktılar. Sosyalist kadınların büyük çoğunluğu da ''Aman sorun çıkmasın'' mantığıyla buna sessiz kaldılar. Bu meseleyi tartışmak gerekiyor.
Kadın sorunu diğer sorunlarla paralel düşünüldüğünde daha öğretici olabiliyor. Örneğin, kadın haklarını sadece kadınların savunması türünden bir yönelim, siyahların haklarını sadece siyahların savunmasına izin veren garip bir tepkiselliği andırıyor. Birinde tüm erkekler, diğerinde de tüm beyazlar karşı tarafa itilip, aslında 'karşı tarafın' tam da işine gelen şey yapılmış oluyor. Öte yandan, burada karşıtına dönüşme durumu da söz konusu. 'Kadın düşmanı' erkekegemen kültüre ve böyle adamlara karşı mücadele ederken erkek düşmanı ve dışlayıcı bir tutum almak, meselenin temelini oluşturan ''Bir insanı cinsiyetine göre olumsuzlamak'' noktasında buluşuyor. Bu noktada karşıtından farkı kalmıyor ve karşıtına dönüşüveriyor. Ayrıca, feminizmi bu şekilde kavrayan 'dışlamacı' kadınlar, itiraz ettikleri ataerkilliğin tek öznesinin erkekler olmadığı, geniş bir kadın kitlesinin de bunun öznesi olabildiği gerçeğini nasıl açıklıyorlar acaba?
Hrant Dink yoldaşımız vurulduğunda buna tepki verip ona sahip çıkanlar sadece Ermeniler olsaydı ve aralarına katılmak isteyen Türklere izin vermeselerdi mi daha doğru ve etkili olurdu; yoksa Türk, Kürt, Ermeni herkes el ele verip ''Hepimiz Hrant'ız! Hepimiz Ermeniyiz!'' dediklerinde mi daha etkili ve etik oldu? Kuşkusuz ikincisi. Bunun gibi, 8 Mart'ta da kadınlar ve erkekler yan yana ya da kadınlar önde olarak yürüseler, erkekler de kadınlarla birlikte ataerkilliği lanetlese, eşitlik istediklerini ve bunun 'erkekliklerine' hiç de ters olmadığını duyursa, böylece diğer erkeklere de örnek olsa, hatta kadınların ''Kimsenin namusu değiliz!'' demeleri gibi erkekler de ''Kimsenin namus bekçisi değiliz! Evin reisi falan değiliz! Erkeklik kadınları aşağılamaksa biz erkek değiliz!'' deseler çok daha etkili ve doğru olmaz mıydı? Elbette her kadının erkeksiz bir hayat kurma ve erkeksiz protesto yapma hakkı vardır. Sosyalist-feminist erkeklerin bu hakkı da savunması gerekir. Fakat bu, destek olmak isteyen erkekleri alanlardan kovalayarak dayatılmamalı.
Öte yandan, bunun bir ''kadın meselesi'' olduğu için kadınların sahip çıkması, erkeklere yer olmadığı türünden bir yaklaşım kesinlikle marksist değildir. Ataerkillik de diyalektik bir ilişkiselliktir. Erk sahibi bir erkek modeli ve erksizleştirilmek üzerinden kodlanan bir kadın modeli arasındaki diyalektiğin adıdır patriarşi. Toplumsal erkeklik de bu kadın sorunun bir ayağıdır. Ve kadınlar, onları edilgenlik üzerinden tanımlayan bir toplumsal cinsiyet rolü olarak 'kadınlığa' nasıl ki karşı çıkmaya çağırılıyorsa; erkekler de, kadın üzerinde tahakküm kurması üzerinden kodlanan bir toplumsal cinsiyet rolü olarak 'erkekliği' reddetmeye çağırılmalı ve bu mücadelenin öznesi olmalıdırlar. Özgür ve hakkını arayan kadınlar yetmez; tahakküm kurmayı reddeden erkekler de gerekir. Bu yüzden kadınların kurtuluşu konusunda kadınlar kadar erkeklere de görev düşmektedir. Öte yandan bir erkeğin hayatında kendinden çok sevdiği neredeyse herkes(sevgilisi, annesi, kızı, kız kardeşi v.s.) bir kadındır. Erkeklere dönüp de, ''Bu kadınların sorunudur, siz gerekli duyarlılığı gösteremezsiniz; çıkarlarınız gereği az veya çok karşı tarafta olmak durumundasınız'' türünden bir akıl yürütme her durumda geçerli değildir. Şahsen, aşkımın ya da annemin(belki ileride kızımın) eşitliği için kendimi 'feda' etmekten hiç gocunmam.
8 Mart kutlu olsun.
Hepimize!
Freddie (''C.Bilge Fırat'')
http://haber.sol.org.tr/serbest-kurs...t-haberi-40188