Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 23-04-2011, 01:53
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Yarı Sömürge Tipi Faşizm

Kapitalizm uluslararası ölçekte merkezileşerek emperyalizm haline geleli yaklaşık yüz yıldan fazla süre geçti. Bu süre zarfında emperyalist sistem, ara ara ekonomik krizlere girse de, sermayenin merkezileşmesi ve finans-kapital egemenliği devam etti. Emperyalizm, kendi gereksinimleri doğrultusunda darbeler gerçekleştirdi, sosyalist bloğu çökertti, Orta Çağ artığı gerici ideolojileri diriltti, 'renli devrimler' tertipledi, kontrgerilla örgütleri kurdu, iç savaşlar çıkardı, ülkeleri bölüp haritaları yeniden şekillendirdi, hammadde ve ucuz işgücü ile pazar ihtiyacı için dünyayı talan etti, hatta işgaller gerçekleştirdi.

TC'nin de aralarında bulunduğu az gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler, emperyalist ülkelerin yarı sömürgeleri haline getirildi. Artık sömürgecilik terk edildi, ülkelerin bayraklarına ve devlet aygıtlarının görünür egemenliğine yönelik bir müdahele söz konusu değil. Fakat bizim 'yarı sömürgeleştirme' ya da 'yeni sömürgecilik' dediğimiz yapılar kuruldu. TC gibi ülkelerdeki kapitalizm baştan beri emperyalizme bağımlı biçimde, tepeden gelişti. Kapitalizmin son aşaması olan emperyalizm, ülkemizde içsel bir olgudur. Emperyalizm sadece askeri işgal düşüncesi ile sınırlandırılamaz; ekonomi başta olmak üzere politik, askeri ve kültürel bir bağımlılık söz konusudur. ''Milli burjuvazi'' denen sınıf, gerek binlerce çıkar ağıyla dünya pazarıyla olan ilişkileri gerekse yerli burjuvazinin yabancı ortaklar edinmesi eliyle tümüyle ortadan kalktı. Bu yüzden sosyalizmi içermeyen bir anti-emperyalizm düşüncesinin de miadı doldu ve demokratik devrimlerin de biricik öznesi işçi sınıfı olarak ortaya çıktı. Bu dönemde, geçmişte ulusal egemenlik ve milliyetçilik temasını işlemiş olan kapitalizm artık küreselci bir yaklaşımla ''Tam bağımsızlık tam barbarlıktır'' şiarını öne çıkardı. Bağımsızlıkçıları milliyetçilikle suçlayıp yaftalama yoluna gidildi. Finans kapitalin üretim değil spekülasyona dayanan yapısı, bizim gibi ülkelerde üretmeden devasa paralar kazanılmasına sebep oldu. Emekçilerin alın teri, emperyalist sermayeyi büyüttü. Bu durum, kapitalizmin artık klasikleşen krizlerinin bizim gibi yarı sömürge ülkelerde -merkez ülkelere göre- çok daha sık seyretmesine sebep olmakta. TC bir krizin etkisinden tam olarak çıkamamışken bir diğer krize girmekte. Ülkemizde 'sürekli bunalım' durumu söz konudur.

Sürekli bunalım durumu, marksist devrim teorisindeki evrim ve devrim aşamalarının yarı sömürge ülkelerde iç içe geçmesine sebep olmuştur. Halk hep isyan etmeye hazırdır. Ağır bir baskı aygıtı ve dinsel hegemonyanın var olduğu Kuzey Afrika ve Suriye'de bile halk birden bire sokaklara dökülebilmektedir. Bu durum, yarı sömürge memleketlerde devletlerin ve emperyalizmin 'yarı sömürge tipi faşist' bir sistemi yapılandırmalarına sebep olmuştur. Yarı sömürge tipi faşizme, 'yarı sömürge tipi demokrasi' de denebilir. Bu yapılar görünüşte demokratik, özünde faşisttir. Demokrasi sadece seçimlere indirgenir. Seçimlerde de her türlü dolap döner. Emperyalizmin icazetini almamış bir partinin kitleselleşip hükümet olma şansı yok gibidir. Her türlü demokratik ve sosyal hak istemi şiddetle bastırılır. Bastırılamadığında kontrgerilla örgütleri eliyle hukuk dışı yollara başvurulur, o da kar etmezse darbe yoluna gidilerek demokrasi maskesi bir kenara atılır ve faşizm daha görünür biçimde kendini ortaya koyar.

Yarı sömürge tipi faşist devletlerde, sürekli bunalım durumu yüzünden halktaki memnuniyetsizlik ve kontrolden çıkabilirlik olasılığının farkında olan egemenler, halkı pasifize edip kontrol altında tutabilmek için bizim 'suni denge' dediğimiz yola başvurmuştur. Burada halktaki memnuniyetsizlik ile devlet egemenliği arasında bir dengenin sağlanması esas alınır. Bunun için halkın pasifize edilmesi öne çıkarılır. Bu da, sayısı ve yetkileri bir hayli fazla olan kolluk kuvvetleri, bağımsız görüntüsü veren ama tümüyle siyasallaşmış bir yargı ve bürokratik baskı aygıtını gerekli kılar. Ülkemizdeki yüksek savunma harcamaları ve asker-polis sayısı, araştıranlar açısından yeterli fikri vermektedir. Öte yandan, burjuva medyanın manipülasyonlanları ile milliyetçi, bireyci ve dinci-gerici ideolojiler de halkın pasifize edilip suni dengenin kurulmasında önemli birer araç olagelmişlerdir.

Yarı sömürge ülkelerde devrimi başlatacak halk ayaklanmasının kıvılcımı, halktaki verili memnuniyetsizliği paralize eden suni dengenin kırılmasından geçer. Bu da en başta devletin demokrasi maskesini düşürüp faşist yüzünü halka açık ederek, devletin sınıfsal ve halk düşmanı karakterini teşhir ederek, sömürgeciliğe karşı isyan ve bağımsızlık bayrağını yükselterek yapılabilir. Gerek devletin faşist ve halk düşmanı yüzünün teşhiri gerekse halka güven vererek mücadeleye katılımı için psikolojik olarak yönlendirilmesinde öncü savaşı hayati önemdedir. Faşizme karşı mücadele, dünyanın her yerinde silahlı mücadeledir. Çünkü karşımızdaki silahlı, kendi hukukuna uymayan, faşist bir devlet aygıtıdır. Bu yüzden silahlı mücadeleyi temel almayan bir devrimci hareketin etkili olabilme şansı yoktur. Nitekim ülkemizde kitleselleştiren ve ses getiren tüm örgütler silahlı örgütler olmuşlardır. Halkın sisteme olan memnuniyetsizliği kendiliğinden ve aynı anda ortaya çıkmaz. İnsanlar birşeylerin farkına vardıklarında dahi ne yapacaklarını bilmedikleri ve yaşamlarını korumayı öne aldıkları için harekete geçmekte çekimser kalabilir. Bunun için devrimcilerin halka öncülük etmesi, halkın içinde yer alarak halkı örgütleyip bilinçlendirmesi, faşizme karşı savaşta da öncülük ederek halkın cesaretlendirilmesi gibi meşakkatli görevleri vardır. Evet, suni degne kırılacak ve halk ile egemenlerin devleti karşı karşıya gelecektir ama bu bir anda ve aynı anda olmaz, birilerinin önden gitmesi, gerekirse kendini feda etmesi gerekir. Bu, devrimcilerin işidir.

Devrimci öncü savaşı ile bireysel terörizm birbirinden çok farklıdır. Bireysel terörizmde halk hedef alınır, devrimci öncü savaşında ise egemenler; bireysel terörizmde halkın pasifize edilmesi amaçlanır, devrimci öncü savaşında ise halkın harekete geçirilip savaşın genel bir ayaklanmaya dönüşmesi; bireysel terörizmde nişan almadan ateş edilir, devrimci öncü savaşı ise sivillere ve kadınlara-çocuklara dokunmaz. Tarih defalarca ve açıkça göstermiştir ki yükselen sınıf hareketini ve başkaldırıp hakkını aramaya başlayan halkı sindirmek için onu hedef alan terör eylemlerine girenler bizzat egemenlerin devletidir.

Yarı sömürge tipi faşist ülkelerde, devletin kendi faşist yüzünü gizleyebilmek için bir maske olarak kullandığı demokrasi örtüsü ve seçimler devrimciler tarafından reddedilerek teşhir edilir. Bu yüzden parlamentoyu temel alan mücadelelerin oportünizm ve nihai olarak da işbirlikçilik olduğunun altı çizilir. Zaten gerek seçim barajları, gerek seçim yasakları, gerek seçim hileleri, gerekse parti kapatmalar yoluyla sistem kendini güvenceye alarak seçimleri değersizleştirmiştir. Öte yandan, burjuva devletlerde hükümet olmak ile iktidar olmak birbirinden farklı şeylerdir.

Yari sömürge tipi faşist ülkelerde, bu ülkelerin yapısı gereği sosyal demokratik haklar elde edebilmek için dahi devrimci-militan bir mücadele gerekli olmaktadır. Bu tür ülkelerde devrimci, anti-emperyalist, anti-faşist ve sosyalist olmayan bir sol söz konusu olamaz. Bu kriterleri taşımayan bir ''sol'' sahtedir. Yarı sömürge tipi faşist ülkelerdeki liberal demokratlar da -bilerek ya da bilmeyerek- faşist devletin işbirlikçisi durumuna düşmüş haldedirler. Bu ülkelere 'liberal demokrasi' darbeler sonrasında gelmiş ve daima şovenizm ve dinselleşmeyle el ele yürümüştür. Bu tür ülkelerde demokrasi, özgürlük ve insan hakları bir devrimin konusudur. Zira faşizmin olduğu yerde bu değerler varolamaz. Demokrasi, tıpkı bağımsızlık gibi ancak devrimle birlikte elde edilebilecektir. Bu yüzden sistem içi liberal ve ''sol'' akımların demokrasi-özgürlük başlıklarındaki ideolojik yanılsamalarıyla da mücadele edilmesi devrimci bir görev olarak önümüzde duruyor.

Konu Jolly Jocker tarafından (23-04-2011 Saat 02:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 23-04-2011, 05:18
astral astral isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Apr 2011
Mesajlar: 19
Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
...

Demokrasi, tıpkı bağımsızlık gibi ancak devrimle birlikte elde edilebilecektir.

...

Saygıdeğer Freddie

Bu ters bir düşünce. Ben şöyle derdim: "demokratik bilinçlenme devrimi getirecektir". Sizin söylediğiniz anlamda devrimle birlikte demokrasi elde edilemez. Ancak tamamen kaybedilir. Bunun için komünizmin zayıflıklarını iyi anlamak gerekiyor. Komünizm bireyselliği bitirir. Bu onun sadece değişmez temel prensipleriyle değil, mücadele şekli, insana bakışı... kısacası tarihsel örnekleriyle yerleşmiş olan genel karakteristiğiyle ilgili bir sorundur. Komünizm kazandığı bireylerin etkisiyle evrimleşmeye meyilli bir felsefeye sahip değildir.

Uzun bir komünizm eleştirisi yapmam gerekir ama hepsini birden boca etmeyeyim ve çok kısa bir giriş yapayım. Neden komünistler kendi içinde çok dağınıktır? Eylemleri tekdüzedir ve eylemsel olarak hiçbir yenilenme ve değişme göstermemektedirler? Neden oluşturmak istedikleri ütopya ile eylemsellikleri arasında bu denli kopukluk vardır? Bu kopukluk onları bir hayal dünyasına, ezberledikleri slogan ve eylemlerle tatmin olacak şekilde hapsetmiştir. Böylece oyalanıp zaman kaybetmektedirler. Dindarlar nasıl kendilerini cennetle avutuyorlarsa komünistler de devrimle avutuyorlar. Komünizmde zengin bir felsefe yok, derinlik yok. Dolayısıyla bir komünist tipi eylemsellik de yok (olası bir devrime giden süreçteki eylemselliği kastetmiyorum; gerçekleşmiş bir ütopya dahilindeki eylemsellikten bahsediyorum). Bu durumda nasıl olurda sıradan bir insanın, komünizmi başıboşluğa tercih etmesini bekleyebilirsiniz.

Son söylenecek şeyi başta söyleyeyim. Uygun zamanda bunu açabiliriz. Komünizmin akıl hocaları son derece kaba ve sığ bir analiz ve çözüm yeteneğine sahiptirler. Onların olaylara bakışı sorunları "kökten" çözme üzerindedir. Parasal sistemin getirdiği sorunları çözmek için özel mülkiyetin kaldırılması hiç de ince bir düşünce değildir. Bilinçsizce bir sınıf mücadelesinden demokrasi çıkmaz. Komünizmin ciddi bir öncelikler sorunu vardır. Komünizmin gündeminde hiçbir zaman demokrasi olamaz. Olması için bir sebep yok zaten. Halkın ne istemesi gerektiğine kendi çoktan karar vermiştir.

İdeolojinize yüklendiğim için beni bağışlayın. Ben başlık açabildiğim zaman size bana istediğiniz kadar yüklenme fırsatı vereceğim.

Sevgiler
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 23-04-2011, 12:02
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671

Onur Üyeliği 

Standart

Demokrasi devrimle, devrimde, demokrasi ile elde edilemez....

Bana göre(tabi) ne birisi önce nede diğeri sonra olarak elde edilemez. Birincisine göre düşünce tepedenliği sıradanlaştıran, ikincisine göre yaklaşımda düşünmeyi gereksizleştiren bir eyleme dönüşür. Çünkü devrim ne toplumsal bir cinnetle, hiç bir demokratik talebi ve bu talep etrafında örgütlülüğü, bilinci taşımayan, ayağı üstünde ne görse devirme psikolojisine sahip tolumsal cinnetlerle, ne nedenlerini bilse dahi ne yapması gerektiğini bilmeyen isyanlarla karıştırılacak bir şey değildir(son yüzyıl karıştırmakla geçmiştir.), devrim örgütlü bir süreçtir haliyle ne demokrasi ondan sonra ne de ondan önce diye ayrıştırılabilir, birlikde değillerse ne birisi tek başına ne de diğeri tek başına kazanılamayacaktır, en fazla devrim toplumsal bağlarından yalıtılmış tepeden bir darbeye, demokraside tepeden birilerinin vaadlerle yağdırıp belirlediği, bürokratik merkeziyetçiliğe indirgenir-dönüşür.

Devrim demek demokrasi demektir, potansiyel birlikteliktir, bunu hem 1871 Paris Komünü(devriminden) hem de 1789 Fransız Devriminden hemde yine 1848 Avrupa devrimlerinden biliyoruz(buradaki süreç bir anda olup biten bir şey değildir, örneğin seçme seçilme hakkı devrimin örgütlülüğüne yansırken(yani önsel halde iken dahi), devlet yönetimi ve yasalaşması, toplumsal örgünün oluşturulması süreçle elde edilmektedir, o süreçde devrim hala süreğendir ve demokrasi çokdan-evvelden devrimle bütünleşmiştir bile. Örneğin kadınlara seçme hakkı, feodal toplum yapısında öngörülemezken, feodal yapının aşılmadığı koşullarda devrimci-demokratik örgütlenme, bu hakkı kendi bünyesinde ve toplumsal bilinçlenme sürecinde hayata geçirmek zorundadır). Fakat son yüzyıl görüntüye önem veren, basit tek taraflı şablonlaştırıcı ve sloganik yaklaşımlar(ki her görüş için geçerli olmuştur) devrimin-demokrasinin, yeni tipde toplum-üretim-paylaşım vs yapısıyla ve var olan toplum-devlet-üretim-örgütlenme(toplumsal örgü) vs yapısının aşılmasıyla elde edileceğini önemsemeyen, devrimi sadece askeri-politik bir savaş teorisine indirgeyen anlayışlar hakim olmuştur. Bu anlayışlar her görüşde o düzeyde politikleşmiştir ki, gözünün üstünde kaşın var gibi basit bir düzeyde marjianlleşmeye-kişiselleşmeye dönüşmüştür. Bu görüşler ve yapılanmaları demokratik örgütlülük çerçevesinde göremeyeceğimiz gibi, neyin söyleminde ve şablonunda olduğunun önemi olmaksızın, kişisel bir yapılaşma, durmaksızın ayrışma(piskoloji) olarak ifade edebiliriz. Sistem ve toplumsal yapıyı aşmak, ama birlikde aşmak yerine kişi pisikolojisine dayalı ve oradan beslenen, her şeye düşman, herkesle alıp veremediği olan, müzmin, tarikatleşmiş, mutlak kurallı ve varlık nedenini kendi hastalığına dayandıran parçalı bulutlu görüşler ve temsiller yaratılmıştır. Bu kişiselleşme(örgüt görüntüsünün çelişkisi) sert, sekter, idealleşmiş(!) kendini temsil-yapılaşma tiplemesi, başkasından daha farklı olduğunu öne çıkartmak, başkasının hep yanlış kendisinin ise hep doğru olduğuna inanç, kendisinin doğru diğerlerinin ise düşman görüldüğü(şizofrenik) vb olarak genişletilebilir... Toplumsal yaklaşıma sahip olduğunu iddia eden, ama aksine aşırı bireycileşmiş-kişisleleşmiş, toplum üzerinde kişi odaklı elitizme dönüşmüş yaman bir çelişki.(kişi seçiciliğiyle insanları yanına ya da karşısına alan, dost ya da düşman kılan, mümin-kafir edebiyatında bir yapı)

Komünizm için 2 dönemden bahsedilebilir. 1. İlkel Komünizm(ki sanayi, teknoloji ve manifaktürle başlayan şifozrenik paranoid toplum yapısının olmadığı, ne bireyin önemsizleşleştiği, nede toplumun önemsizleştiği(bunu yaratacak koşullarında olmadığı)), 2. Ara evre(özelliğini siyasal alt-üst oluş, çalkantı ve savaşlarda kazanmış ve yapısallığını dönemin sert coğrafyasında ortaya sermek durumunda kalmış, kendisini gerçekleştirememiş, belirli odaklarda(savaş, uzlaşmaz politik karşıtlıkların belirginleştiği, hatda taktiğin stratejiyi önemsizleştirdiği) enerji yüklü ara evre(geçtiğimiz yüzyıl.).

Bir yönüyle bahsettiğim bu yapılaşmanın birde diğer uçdaki görüşlerine bakalım(dinsel gericiliği işlemeyi gerekli görmüyorum). Liberaller Komünizmi tek bir şeyle eleştirir. BİREY. Objektif dayanak bireydir ve bu halde komünizm eleştirisi yapmak mümkün değildir. Son yüzyıl evet politik arenada her görüş için eleştirilip, öne çıkartılacak bir çok dayanak-malzeme sunmuştur, fakat malzemelerin öne çıkması demek meselenin özünüde bu malzemelerin oluşturduğu anlamına gelmez. Komünizm politikleşmiş ve ayrıştırılmış temsillerle değil, insanlığın ortak yaşamıyla ve bunun zorunlu koşullarıyla ilgili açığa çıkmaktadır. Yani yüzeyde kalan basit politik, sloganik bir temeli yoktur, aksine kaynağı insan ve yaşam, insan ve toplumun doğal birlikteliği ve bütünlüğünde yatmaktadır. Liberal görüş ise toplumsal ve ortak yaşam-paylaşım alanlarını ortadan kaldıran bir anlayışa sahiptir ve ayrımı birey temelli koyduğu sürecede birey, birey derken aslında bireyide bitiren bir sonucu yaratır. Farkındalığı, farkı, ayrıcalığa-ayrıcalıklı olmaya dönüştürmek ise demokrasiyi olduğu kadar toplumuda çökerten bir sürece evrilir. Yani birey ile toplumu karşı karşıya getirirken, toplumu önemsizleştiren bir stratejik hatda savrulma eğilimindedir. Diğer tarafdan da bu hat, insanı yalnızlaştıran-hastalıklı kılan bir rol üstlenir.

Komünizm bireyi bitirmek amacı taşımaz aksine ne bireyin yalnızlaştırılmasını olumlar nede bireyin bireyliğinin, ancak onun yalnızlaştırılması(!) ile sağlanacağı gibi hastalıklı bir öngörüye sahiptir. Elimizde 2 tane hastalıklı görüş vardır, birincisini ilk paragraflarda özetledim, yani sol, salt politikleşmiş komünistler(yelpaze geniştir) diğeride bireyi yalnızlaştırmaya ve bir yıkıma sürükleme eğiliminde olan ve toplum ve demokrasiyi önemsizleştiren politikleşmiş liberal hastalıktır(bu yelpazede geniştir ve bu hastalık gerçekten elit-azınlık bir tabakaya, toplumun hastalıklı kalmasından-olmasından dolayı sağlıklı kalma şansı verir). İkiside aşılmak zorundadır, fakat günümüzde bu iki hastalıkda aşılamamakda, çünkü ikiside birbirlerinin bu konumlarından beslenmektedir... Bu devam ettiği sürece sağlıksız düşünceler olduğu kadar şablonlaşmış, sloganik, yüzeysel tarikatlaşmada her görüş için sürmeye devam edecektir. öyleki birbirleriyle en küçük bir meselede dahi, kanlı-bıçaklı olan ya da dalga geçen insan tiplemeleri yaratılacaktır.

Komünizm, bireyin yani insanın bireysel alanına müdahale etme eğilimi taşımaz. Örneğin yasa karşısında herkesin eşitliğini savunmak, bireye karşı bir düşünce olarak görülebilir mi? Örneğin komünizmin, insanlığın ortak yaşam alanlarını birlikde kullanılması(örn.doğa ortak yaşam alanı değil mi?), toplumsal üretimin birlikde paylaşılması bireyi mi hedefler? Duman içinde kalınmış bir odada ancak 1 insan kafasının sığacağı bir delikden, ayrıcalıklı ve akıllı birisinin o delikden kafasını çıkartıp, oh be oksijen varmış demesi yerine, odadaki topluluğun hep birlikde duvarda kocaman bir delik açmasını ya da dumanın kaynağını gidermesini önermesimidir?. Ortak yaşam alanları olmasa insan yaşayabilir mi? toplum yoksa insan da var olamaz. İnsan iradesinden bağımsız olarak bir topluma, coğrafyaya doğar ve varlığı dahi bir topluma bağlıdır, dünyaya gelmesi bile, birey yoksa da toplum var olamaz, bunlar ayrı ve karşıt değil, bir bütünlüğü temsil eder... Bu gün kapitalizm koşullarının doğal ve insanın ve toplumun kendisine yabancılaştırılmadığı bir koşul olduğunu mu sanıyorsunuz? Hem toplumu hemde bireyi, insanı sakatlayan temel bir yapıya sahiptir.

Bu gün ABD demokrasisi-liberalizmi diye dünya üzerinde oluşturulan etki, duman altında kalınmış odada akıllı davranıp 1 kişinin ancak kafasının sığdığı bir delikden nefes almasını yücelten hastalıklı bir anlayıştır. Komünizme de bu anlayışla yüklenmek bana göre objektif bir yaklaşım olamaz.

Örneğin deniyor ki, hayır herkes hep birlikde duman altında iken, o odada duvarı yıkmayı düşünmez, bunu akıl etmez, orada herkes kendisini yani sadece kendisini kurtarmayı düşünür(doğru olanda budur!? denmektedir). o yüzden komünizm ütopik ve dogmadır denmektedir. Burada dogma olan nedir? İşte tam da odada bulunanların hiç bir zaman birlikde hareket edip, duvarı kırmayacağı düşüncesi ya da buna olan inançtır, dogma, mutlak inanç budur. Çünkü insan gibi toplumlarda gelişir, değişir ve dönüşürler. 500 Yıl öncesi gibi yaşamıyoruz 100 yıl sonra da bu gün ki gibi yaşamayacak ve her konuda bu gün ki gibi düşünmeyeceğiz. Düşüncelerimiz ne beriki ne de öbürü değildir, olması gerekenin ne olduğu üzerinedir ve buna göre eleştirilebilir.

Faşizmi ise aklımıza helen her baskı ortamına indirgersek, faşist olmayan hiç kimse kalmaz. Benim sadece kelime üzerinde diyeceğim, artık bu kelimelerin sloganlaştırılmış, şablonlara dönüştürüldüğüdür. Nerede hali hazır yapı, statüko, yeni tipde ya da farklı görüşe direnç geliştiriyorsa, adı kolaylıkla faşizm olarak damgalanabilir. Oysa bu kadar basit değildir... Bu anlamda hazır reçete ve formülasyonları, sembolizme dayalı şekilciliği bu gün terk etmek gerekir...

SSCB tarihini herkesten fazla eleştirmeli(ama eleştiri tabi), fakat haksızlık etmeden. Daha devrimsel sürecin başında ülke bir düzine kapitalist ülke tarafından istilaya uğramış, işgal edilmiş, gerici feodal iç savaş sürekli tırmandırılmış ve finanse edilmiştir(İngiltere tarafından Lenin'in öldürülmesi dahi planlanmıştır.) . Kapitalistler çar ile birleşmiştir, çünkü çarın hem askeri, hemde politik bir gücü vardır, kapitalistler bu güçten faydalanmak adına daha 50 yıl önce karşı çıktıkları feodal gericilikle, coğrafyayı istila ve sömürgeleştirmek adına omurgasız bir taktik birleşim yapmışlardır(yani hiç bir ilerici düşünce adına desteklenebilir değillerdir). Düşünülecekse bu koşullarda ele alınmalı ve çok eleştirdiğim sol, marjinal tarikatların bakış açısının dışına çıkılabilmelidir. Lenin devrim ve toplumsal dönüşümlerin tüm halk kitlesi ile sağlanacağını ifade ettiği gibi devrimsel dönüşüm sürecinde denetimin toplumda olmasında ısrarcıdır, aksi taktirde bir kaç entelektüel bürokratın eline düşecektir öngörüsünde bulunmuştur. Yani olması gerkenle, olması arzulanmayanın çelişkisi, BİREY eksenli değil, toplumsal demokratik dönüşümün, yine toplum nezdinde başarılıp, başaralımadığı ile ilgilidir.

Yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyde, hep beraber(ekonomik koşullar kişilerin düşünceleri, birey arzularına indirgenemez, birey ancak toplumsal koşullarda ve o ekonomik koşullarda var olur ve hayatını sürdürür, bu koşullar ortak yaşam ve ortak yaşamın üretimi koşulları olarak; insanın ve toplumun doğasını temsil eder. bireyi karşısına alan bir hedef taşıyamaz; çünkü amaç bireyin daha elverişli koşullarda yaşamasının sağlanması üzerinedir. Yani bireyi hedeflemeyi, karşıya almayı değil, bireyi ve içinde olduğu koşulları gözetir.). Arzulanan budur, bu arzunun bireyi hedef aldığı propagandası hem tarihsel gerçekliğe dayanmaz, hem politik taktik bir çıkar hattına sahiptir, hem de bir sapmadan ibarettir. Herkes yasa karşısında eşittir ilkesi ne ise,,, toplumsal yaşantımız içerisinde, doğa karşısında ve onla beraber, yaşamsal ve zaruri edinimlerimizin zaafa uğratılmasını, insanın acizleştirilip, muhtaçlığın kullanılmasını, sömürülmesini, insanın hayatı üzerinden(ki dünyaya bir kez gelmiş) ayrıcalık sağlama sistemini, kullaştırılmasını da aşma zorunluluğu ve gerekliliği budur. Bu koşulu, koşulları yaratan temel kaynakları statüko adına savunmak artık bu gün çağdışıdır denebilir. İnsan artık tarihini okuyabiliyor ve lokal ve yerel gözlemleri bırakalım, doğayı-coğrafyayı bırakalım, dünyayı da bırakalım, evreni gözlemliyor. İnsan kendi yaşam biçiminin zaafa uğratılmasına da ve insanın ilkel ataların yaşam ve iktidar biçimleriyle kalıtlaştırılmış, hayvanın evcilleştirilmesi ve toprağın mülkleştirilmesini yaratan üretim araç ve ilişkilerini bu gün hala savunamaz ve aşmak zorundadır. Gelecek çağdışılık-statüko ile,,, insanlığın yeniden varolma, dirim ve yaratıcı mücadelesinin her alana yansıyacağı aydınlanma sürecinin her noktaya nüfuz ettiği bir dünya olacaktır. Kimin başarılı olacağını ise zaman gösterecek.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (23-04-2011 Saat 12:23 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 23-04-2011, 12:42
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671

Onur Üyeliği 

Standart

Paris Komünü açısından bir bölüm(Rusya'da devrim dönemi aynı şeyler yaşanmıştır, 1905,1917-1922);

21 Mayısta Paris’in batıdaki şehir duvarlarındaki bir kapı yıkıldı (ya da olasılıkla ihanete uğrayarak açıldı) ve Versay birlikleri şehrin işgaline başladı. Öncelikle zengin(işte Paris bu demekdi, sadece onlar insan ve Paris'di! b.n) batı mahallelerine girdiler ve ateşkesten sonra burayı terk etmeyen zengin mahalle sakinleri tarafından sevinçle karşılandılar.

Saldırı boyunca, hükümet topçuları silahsız vatandaşları katletti: mahkumlar derhal öldürüldü ve orta yerde birçok idam gerçekleştirildi. 27 Mayıstaki nafile bir direniş jestinin ardından, kalabalık kuşatıldı ve 50 rehine vahşice öldürüldü. Bunların birçoğu Komün tarafından desteklenen rahiplerdi. Hükümetin toplamdaki kayıpları 900 kadardı. Versay bunun öcünü kat kat fazlasıyla aldı.
En sert direniş emekçi sınıfların daha yoğun olduğu doğu bölgelerinden geldi. Savaş şiddetli sokak savaşlarının yapıldığı sekiz gün boyunca sürdü (La Semaine sanglante, kanlı hafta). 27 Mayıs'la birlikte yalnızca en fakir mahalleler olan Belleville ve Ménilmontant’ta birkaç sağlam direniş bölgesi kalmıştı.

28 Mayıs itibariyle, öğleden sonra 4 civarlarında Belleville Ramponeau’daki son barikat düştü ve Marshall MacMahon bir duyuru yayımladı: “Paris sakinlerine. Fransız ordusu sizi kurtarmaya(!!!!!!!?) geldi. Paris artık özgür! Saat 4 itibariyle askerlerimiz son isyancı noktasını da ele geçirdi. Bugün savaş sona erdi. Düzen, çalışma ve güvenlik yeniden sağlandı.”

Çok ciddi misillemeler yapıldı. Komünü destekleyenlerin suçlanacağı duyuruldu. Bazı önemli destekçiler şimdi Komüncüler Duvarı denilen Père Lachaise Mezarlığı'ndaki duvarın önünde vuruldular. Binlerce destekçi davalar için Versay’a gönderilirken, pek azı kuzeydeki Prusya hatlarına doğru kaçabildi. Günler boyunca sayısız erkek, kadın ve çocuklardan oluşan komün destekçilerinin oluşturduğu insan seli, askeri kontrol altında Versay’daki hapishane bölgesine acılar içinde yürüdü. Daha sonra yargılandılar; bir kısmı idam edilirken, çoğu ağır çalışma cezasına çarptırıldı; geri kalanlar da Pasifik’teki Fransız adalarına ya uzun süre için, ya da ömür boyu sürgüne gönderildiler. Kanlı Hafta boyunca öldürülenlerin tam sayısı asla tespit edilemedi ama en iyi tahminler 30.000 ölü, pek çok yaralı olduğu yönündedir. Sonradan idam edilenlerle birlikte bu sayı 50.000’i bulmaktadır. 7.000 kişi Yeni Caledonya’ya sürüldü. Hapsedilenler için 1889’da genel af ilan edildi.

İşte barışıda, güvenliğide sağladılar, parislilieri kurtardılar. Bu gün kapitalist tarih nasıl yazıyor ya da yaklaşıyordur? Şöyle: Paris'de ayaklanan bir kaç terörist etkisiz hale getirildi. Bu teröristler ayaklanarak 1.000 kişiyi öldürmüştür. Neyse ki, daha fazla sayıda insan ölmeden ve öldürülmeden etksiz hale getirilmişlerdir... Unutmamak gerekir ki kapitalist tarih yazını ve poltikası insanları aldatır.

kadın ve muhtaç çocuklara güvence, bakım evi, işçileirn rehin alınmış aletlerinin geri verilmesi, fabrikaların işletilmesi, hayatın sosyalleştirilmesi, seçime dayalı konseylerin kurulması, düzenli ve mecburi ordunun kaldırılması... bunlar ise daha bir çok şeyi başarma fırsatı verilmeyen kanla bastırılan Komünün daha baştan yola koyduğu işleriydi, yani onlar bir kaç teorirst değildi aksine onlar Paris demekti... Paris'i kurtarmak adına binlerce insanı öldürerek, Paris ile savaşmak(kurtarmak!), bu gün bize Irak'ı, o güzelim demokrasiyi anımsatıyor olmalı... tabi birde bir şeyler dogma olduğu için mi gerçekleşemiyor yoksa şiddetle işgal edilip bastırıldığı için mi? iyi düşünmeli..

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (23-04-2011 Saat 12:49 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 23-04-2011, 17:36
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Sevgili Astral,

Devrim, oligarşik devlet iktidarının altını oyan taban örgütlenmelerinin, işçi komitelerinin, konseylerin gelişimi ve doğrudan demokrasi pratiklerinin ülkeyi sarmasıyla bir ikili iktidar durumunun ortaya çıkması sonucu gerçekleşecektir. Biri tepeden diğeri ise tabandan, birbirine karşıt iki iktidar biçimi. Biri tahakkümcü, diğeri ise özgürlükçü. Kuşkusuz toplumsal bir demokrasi geliştikçe bu ikili iktidar süreci ortaya çıkar ve devrime yaklaşırız. Ama halen daha tepedenci anlayış ve tahakkümcü devlet yapısı devam etmektedir. Gelişen bir toplumsal demokrasi olmakla birlikte bu durum sürecin yegane egemeni haline gelmemiş olacak. Çünkü hala egemenlerin devleti duruyor olacak. Bizim toplumsal demokrasimizin tam başarısını sağlayıp faşist-oligarşik devleti yok edecek olan, yani ikili iktidarı aşıp doğrudan demokrasi pratikleriyle halkın kendini yönettiği konsey ağlarından oluşan tek iktidarı ortaya çıkaracak olan yalnızca devrimdir. ''Demokrasi devrimle gelecek'' derken, devrimden önce hiçbir demokratik kazanımın söz konusu olamayacağını ve devrimin tepedenci ve elitist bir anlayışla yapılacağını değil, tabandan başarılan geniş toplumsal demokrasi çabalarının ancak devrimle tam bir zafere erişebileceğini anlatıyorum.

Komünizmin pek farklı kavranışları ve türleri vardır. Komünizm bireyselliği bitirmez. Bazı bürokratik deformasyona ve örgüt fetişizmine uğramış kavranışları bireyselliği eritme potansiyeli taşır, doğrudur; fakat bu durum ne marksist teorinin bir gerekliliğidir ne de genel olarak komünist ideolojiyi bağlar. Marksizm oldukça zengin ve derinlikli bir felsefi öğretidir. Herşeyi özel mülkiyetin kaldırılmasıyla açıklayan 'toptancı' bir görüşte çakılıp kalmaz. Marks başta olmak üzere pek çok marksist evvela mevcut düzenin ekonomik, politik ve ideolojik yönden detaylı bir analizini sunmuşlardır. Bugün sosyal demokrasi ve reformizm dediğimiz pek çok akımın da marksizmden kök alması marskizmin 'toptancı' bir yaklaşımla hareket etmediğinin bir göstergesidir.

Komünistlerin oluşturmak istedikleri toplum ile bunun için ortaya koydukları eylem arasında bazı pratiklerde görülen kopukluk, kendisine karşı savaştığımız devlet gücünün müdahelelerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin, bizler toplumsal demokrasiyi bugünden inşa edip üretenlerin yönettiği bir pratiği şimdiden şekillendirerek, komünizmin nüvelerini bugünden atarak doğrudan demokrasi pratikleriyle devrimi gerçekleştirme hedefini önümüze almış vaziyetteyiz. Ama bir de egemenlerin iktidar aygıtları, yani düşmanımız var. Egemenler, başta kendilerine ait silahlı güç olmak üzere pek çok yolla bizim toplumsal demokrasiyi inşa çalışmalarımızı daha başlangıçta ezip bizi yok etme yoluna gidiyorlar. Bu amaçla hareket ederken, kendi koydukları yasalara bile uymayabiliyorlar. Fatsa'da zamanında yönetim aygıtı devrimciler tarafından halka bir hayli yaklaştırılmış ve bu durum devleti tedirgin etmişti. Ne oldu peki? Devlet, yeni Fatsalar çıkmasını önlemek için önce Nokta Operasyonu tertipleyip katliam yaptı, sonra da kendi darbesiyle ortalığı düzledi. Kısacası, düşmanın müdaheleleri, bizlerin silahlı mücadeleyi toplumsal demokratikleşmenin önüne almamızı gerektirebiliyor. Bu bizim irademiz dışında gelişen, bize dayatılan bir süreç sonucunda ortaya çıkıyor. Bu gerekliliği göz ardı eden sığ yaklaşımlar ise devlet tarafından kolayca ezilip dağıtılıverecek kolay avlara dönüşüyor.

Sevgiler...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 23-04-2011, 17:46
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Sevgili Spartacus,

Demokrasi ve devrim arasında diyalektik bir ilişki olup birbirini bütünlediği konusunda hemfikiriz. ''Devrim için demokratikleşme çabalarına gerek yoktur'' türünden bir yaklaşım ne derece yanlışsa, ''Tam demokrasi, nihai olarak bir devrime gerek duyulmadan bu düzende de sağlanabilir'' yaklaşımı da o denli yanlıştır elbet. Ben, ''Demokrasi, devrimin konusudur'' derken, devrim öncesinde hiçbir demokratikleşme çabasının olmayacağı ya da bu yöndeki tüm çabaların boş bir iş olacağını değil, gerçek bir demokrasinin ancak bir devrimle nihai zaferine ulaşacağını vurguluyordum.

Paris Komünü örneğini vermen de güzel olmuş. Bana bizdeki Fatsa örneği ve Nokta Operasyonunu hatırlattı. Bizlerin özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu, gerçek bir demokrasiye dayanan bir komün kurmamız yetmeyebiliyor. Çünkü düşmanımız silahlı ve kendi sözde hukukunu bile çiğnemekte sakınca görmeyen bir güç. Bu yüzden komünün gerek kurulma mücadelesi sırasında gerekse de kurulduktan sonra silahlanması ve tetikte olması hayati önemde. Paris Komünü ve Fatsa örneğinin başına gelenler, aslında faşizm gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 26-04-2011, 07:02
astral astral isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Apr 2011
Mesajlar: 19
Standart

Bu başlık altında komünizm eleştirisi yapmam uygun olmaz. Ama yine de bir giriş yapmış olduğum için en azından bir ya da iki konuya açıklık getireyim.

Komünizm bireyselliği bitirir. Demokrasi derken ya da bir sistemin felsefesi derken benim kullandığım anlamlar bugünki anlamlardan tamamen farklı. Bu yüzden doğal olarak yanlış anlamalar olmuş. Ama ben şimdilik sadece bireysellik üzerinde duracağım. Bu geniş bir konu olduğu için uzatmamak için kısa bir şekilde açıklanabilecek yönüyle yetineceğim. Açıklayacağım kısımla ilgili iddiamı “komünizm bireyselliğe ağır darbe vurur” şeklinde değiştirmem gerekiyor.

Bir örnekla başlayalım. Bir biliminsanı icat ettiği bir makineyi kullanarak kendi ürettiği değerden ulaştığı her birey bazında sürekli kazanıyorsa buna kimse karışamamalıdır. Yine bu biliminsanı kazancını arttırıp biriktirerek istediği alanda yatırım ve araştırma yapabilmelidir. Kazancını kullanarak toplumun geri kalanından ayrılıp kendine ait seçkin bir grup kurmak istiyorsa bunu başarabilmelidir. Ayrıcalık isteyebilir ve bunu gerçekten ürettiği değerlerle başarabiliyorsa elde edebilmelidir.

Bireysellikte bahsedilirken sözünü ettiğimiz bireyi yanlış anlıyoruz. Burada birey dediğimiz şey, diğerlerinden farklı olandır. Biliminsanı, sanatçı, düşünür gibi. Yoksa sokaktaki insan değildir. Geleceği şekillendiren, bir toplum için yeni ufuklar açan, geliştirenler onlardır. O farklı olan bireyin geleceği şekillendirmesini sistem kendi dar vizyonuyla kısıtlayabiliyorsa bu bireyselliğe vurulmuş ağır bir darbedir. Burada bir milyona karşı bir şeklinde bir hesap, ortalama alma, çıkartma, toplama yapılamaz. Çünkü bireysellik dediğimiz şey o bir milyonda bir için vardır. Onlar için bireysellik yoksa, bireysellik yok demektir. Diğerlerinin güvence altına alınması gereken hakları eğitim, sağlık, barınma gibi temel konulardır. Bunun dışında farklı olan farklılığını kendi ürettiği değerler çerçevesinde kazanımları elverdiği sürece yaşayabilmelidir. Böyle bir bireysellikten taviz verilemez. Bu kişi diğerleriyle eşit olmak istemiyorsa, buna yetecek becerisi varsa bunun önüne geçilemez.

Burada olmaması gerekenler finansörler, yatırımcılar, “işadamları”, komisyoncular, bankalar, tefeciler vs... gibi hiçbir değer üretimine katılmadan, hiçbir icadı ve toplumu geliştirecek fikri olmadan sürekli paradan para kazanan sistemin parazitleridir. Bu kesimlere, üretim araçlarına sadece para ödeyerek sahip olan kesimler de dahildir. Bunlardan kurtulmak için parasal sistemin baştan yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Ki özellikle şu devirde teknolojinin de yardımıyla bu çok kolaydır. Şimdiki sistemde bizim gibi gelişmemiş ülkelerde bilimi ve sanatı geri bırakan, değer üretimi yerine sadece para döngüsü üzerine kurulan ekonomi yüzünden hiçbir değer üretmeyen kesimleri paranın ve ülkenin hakimi konumuna getiren mevcut parasal sistemdir. Gelişmiş ülkeler de bu parazitlerden muzdariptirler ama sorunun temelini çoğu bilmemektedir. Sorun kapitalizm şeklinde ifade edilemez. Ama bu ayrı bir konu.

Bireysellikle ilgili birtakım istenmeyen sonuçların önüne kaba kurallarla geçilemez. Çünkü burada ilişkiler çok karışıktır. Bu ilişkileri zorlaştıracak kurallar araya sokulmamalıdır. Eğer serbest piyasa olmazsa amatör düzeyde bilim ve sanatla ilgilenenlerin hiç şansı olmaz. Mevcut sistem tamamen gözden geçirilmelidir ama bireyselliğe dokunulmadan. Bununla ilgili başka söyleyeceklerim de var ama şimdilik burada kesiyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 15-05-2011, 16:52
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.500
Standart

Diğer başlık kapandığı için ve eleştirimin direkt muhatabı Freddie olduğu için, orada yazdığımı buraya taşıma kararı verdim.. Bu yazı başlıkla tamamen ilgisizdir, bir önceki tartışılan konuya yanıt mahiyetindedir;

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Zira bu forumdaki liberallerin çoğunun hiç de mülk sahibi kimseler olduklarını sanmıyorum. Önemli kısmı, samimi biçimde özgürlükçü ve demokrat oldukları için bu politik akımı savunuyor. Egemen ideoloji ve burjuva medyada liberalizmin bu değerlerle olan çelişkisi açık edilmediği için bu değerler ile liberalizm arasındaki çelişkiyi kavrayamıyorlar.

Öte yandan, sosyalizmi Stalinizmden ibaret sanan bir kafa yapısından da muzdaripler. Başka bir seçeneğin olamayacağına kuvvetle inandırılmışlar. Aslında çoğu genç arkadaşlar bunların ama ruhları biraz yaşlı; değiştirme iradesine inanmıyorlar, hayal bile kuramıyorlar.
Sevgili Freddie,

Bu iki paragrafta 2 farklı eleştiri var.. Her ikisini de kastederek soruyorum;

Sen bizim gerçekten bu tür konularda bilgisiz, cahil, önyargılı olduğumuzu mu sanıyorsun?.. Medyadan duyduğumuz bir iki şeyle bir rüzgara kapıldığımızı felan mı düşünüyorsun?

Karşındaki insanların, aynen senin gibi araştırarak, öğrenerek, literatür taraması yaparak bir ideolojiyi savunduğunu kabul etmezsen, bu insanları edilgen olarak tanımlarsan, bundan en çok sen zararlı çıkarsın.. Karşındaki insanları önce ciddiye alman gerekiyor.

Sen bizim Sosyalizm'i sadece Stalinizm'den ibaret saydığımızı nerden biliyorsun?.. Sosyalizm konusunda ordan burdan duyduğumuz (Sosyalistler Allahsızdır, Sosyalistler aile kavramını yok eden ahlaksız insanlardır vb.) eleştirilerin sonucunda mı bu ideolojiyi eleştirdiğimizi sanıyorsun?

Biz de dönemin Marxistleri ile Anarşistleri arasındaki farkı, Sosyal demokratların, Luxemburg geleneğinin ve Leninistler ile anti-leninist sol komünistlerin arasındaki farkları, Gramsci'yi, Troçki ile Stalin arasındaki kavganın derinleşmesini, Mao'yu, Troçkistlerin (Mandel, Moreno, Lambert ve Cliffçi) akımlara ayrılmasını, Batı Marxizm'inin içindeki Frankfurt okulunu, Althusser'i, Lukacs'ı ve son dönemlerdeki post-marxistleri felan bilemez miyiz?.. Sosyalizm'i sadece Stalin'den ibaret sanan bilgisiz insanlar mıyız?

Burada bir takım insanlara Stalinist deniyorsa, gidip Stalin'i SSCB'yi TKP'yi savunmasından, sol.org sitesinden durmadan link kopylamasındandır.. Hiç kimseye hak etmediği halde Stalinist yakıştırması yapılmıyor.

Peki siz Liberalleri 'genellemekten' başka ne yaptınız bugüne kadar?.. Burdaki insanlar en azından 'Stalinist' diyor, belli bir özel akımı ele alarak eleştirilerini yapıyorlar.. Siz ne zaman böyle bir ayrım yaptınız?

Yazıya 'liberaller' diye başlayıp Liberalizm'le uzaktan yakından alakası olmayan Hitlerden, Pinochet'ten, Bush'tan, Tansu Çiller'den vs. örnekler verdiniz.

En azından biraz insaflı davrananlarınız da, Klasik Liberaller'den felan örnekler veriyor.. Ama benim Klasik veya Neo-Liberallerle uzaktan yakından alakam olmadığımı dahi bilmiyorlar.

Önce bir iğneyi kendinize batırın da, ondan sonra çuvaldızı başkasına batırırsınız sevgili arkadaşlarım..
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 15-05-2011, 17:14
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Sangre, benden alıntıladığın o iletiyi yazarken amacım sizleri kırmak, hafife almak ya da tektipleştirmek değil, sizinle empati yapmak ve çoğunuzun iyi niyetli olduğunu bildiğimi belirtmekti. Tepkini çektiğime göre demek ki kendimi yeterince iyi anlatamamışım. Kusura bakma. Sizleri küçümsediğim falan yok. Bilakis, düzgün üslubunuzu bile bulunmaz bir nimet olarak görüyorum. Hele ki ulusalcılardan sonra!

Burada bir takım insanlara Stalinist deniyorsa, gidip Stalin'i SSCB'yi TKP'yi savunmasından, sol.org sitesinden durmadan link kopylamasındandır.. Hiç kimseye hak etmediği halde Stalinist yakıştırması yapılmıyor.
Stalin ve SSCB'nin pek çok eksiği ve yanlışı vardı. Ama pek çok başarısı ve kazanımı da vardı. Hiçbir şey siyah ve beyaz değil. Bir lideri ya da ülkeyi ele alırken, sizin bizden beklediğiniz gibi onu ya bir melek ya da bir şeytan gibi değerlendiremeyiz. Olumlu yönlerini vurguladığımızda, bu durum olumsuz yönleri de olduğunu bilmediğimiz anlamına gelmediği gibi, bizlere Stalinci muamelesi yapılmasını da gerektirmez. Keza soL.org.tr'de katıldığımız yazılar da vardır, katılmadığımız yazılar da. Her ne kadar alıntı yapma huyum gelişmemiş olsa da, diğer arkadaşlarıma yönelik ''Stalincilerin sitesinden alıntı yapan herkes Stalincidir'' türünden bir mantık yürütülmesini yanlış buluyorum. Ama solcuların kendi iç tartışmalarını ertelemesi, Stalinci olmayanların Stalincilerle bu konuyu tartışmaması v.b. hususlarda eleştirin olursa haklısın. Bu bir eksiklik. Ama bu eksiklik, çok daha fazlasıyla sizde var. Ben kapitalizmi eleştiren bir liberal görmedim bugüne dek. Biz gene özgürlükçü sosyalizm v.b. deyip eski sosyalizmi eleştiriyoruz ama sizde bu hiç yok. Hele Westergaard, ABD'nin attığı atom bombalarını bile savunuyor.

Peki siz Liberalleri 'genellemekten' başka ne yaptınız bugüne kadar?.. Burdaki insanlar en azından 'Stalinist' diyor, belli bir özel akımı ele alarak eleştirilerini yapıyorlar.. Siz ne zaman böyle bir ayrım yaptınız?
Birincisi, buradaki liberallerin tümü Stalinist demiyor. Başta Westergaard olmak üzere ciddi bir kesim sosyalizmi Stalinizme indirgeyerek akıl yürütüyor. Hatta iş, benim aslında totaliter ve katil ruhlu görüşlerim olmasına karşın burada özgürlük ve demokrasi numarası yaptığım şeklinde ithamlara, niyet okumalara dek varabiliyor.

Öte yandan, şahsen liberallerin kendi içindeki çeşitleriyle fazla ilgilenmem. Çünkü eleştirilerim tüm çeşitleriyle liberalizmin temelini oluşturan piyasaya, özel mülkiyete ve burjuvaziye dairdir. Bunları temel almayan bir liberalizm çeşidir var mı? Bildiğim kadarıyla yok. O halde eleştirirken genelleme yapmak hakkım saklıdır.

Senin hangi görüşten olduğunu kafamda tam netleştiremedim. Sanırım EDP çevresine yakınsın. Şahsen, liberalizme yönelik eleştiri yaparken daima özel mülkiyeti ve burjuva sınıfını hedef aldığım, bunları eleştirilerime temel aldığım için -eğer senin bunlarla bir ilgin yoksa- alınmana da gerek yok demektir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 15-05-2011, 18:12
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
Standart

Sangre´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Diğer başlık kapandığı için ve eleştirimin direkt muhatabı Freddie olduğu için, orada yazdığımı buraya taşıma kararı verdim.. Bu yazı başlıkla tamamen ilgisizdir, bir önceki tartışılan konuya yanıt mahiyetindedir;



Sevgili Freddie,

Bu iki paragrafta 2 farklı eleştiri var.. Her ikisini de kastederek soruyorum;

Sen bizim gerçekten bu tür konularda bilgisiz, cahil, önyargılı olduğumuzu mu sanıyorsun?.. Medyadan duyduğumuz bir iki şeyle bir rüzgara kapıldığımızı felan mı düşünüyorsun?

Karşındaki insanların, aynen senin gibi araştırarak, öğrenerek, literatür taraması yaparak bir ideolojiyi savunduğunu kabul etmezsen, bu insanları edilgen olarak tanımlarsan, bundan en çok sen zararlı çıkarsın.. Karşındaki insanları önce ciddiye alman gerekiyor.

Sen bizim Sosyalizm'i sadece Stalinizm'den ibaret saydığımızı nerden biliyorsun?.. Sosyalizm konusunda ordan burdan duyduğumuz (Sosyalistler Allahsızdır, Sosyalistler aile kavramını yok eden ahlaksız insanlardır vb.) eleştirilerin sonucunda mı bu ideolojiyi eleştirdiğimizi sanıyorsun?

Biz de dönemin Marxistleri ile Anarşistleri arasındaki farkı, Sosyal demokratların, Luxemburg geleneğinin ve Leninistler ile anti-leninist sol komünistlerin arasındaki farkları, Gramsci'yi, Troçki ile Stalin arasındaki kavganın derinleşmesini, Mao'yu, Troçkistlerin (Mandel, Moreno, Lambert ve Cliffçi) akımlara ayrılmasını, Batı Marxizm'inin içindeki Frankfurt okulunu, Althusser'i, Lukacs'ı ve son dönemlerdeki post-marxistleri felan bilemez miyiz?.. Sosyalizm'i sadece Stalin'den ibaret sanan bilgisiz insanlar mıyız?

Burada bir takım insanlara Stalinist deniyorsa, gidip Stalin'i SSCB'yi TKP'yi savunmasından, sol.org sitesinden durmadan link kopylamasındandır.. Hiç kimseye hak etmediği halde Stalinist yakıştırması yapılmıyor.

Peki siz Liberalleri 'genellemekten' başka ne yaptınız bugüne kadar?.. Burdaki insanlar en azından 'Stalinist' diyor, belli bir özel akımı ele alarak eleştirilerini yapıyorlar.. Siz ne zaman böyle bir ayrım yaptınız?

Yazıya 'liberaller' diye başlayıp Liberalizm'le uzaktan yakından alakası olmayan Hitlerden, Pinochet'ten, Bush'tan, Tansu Çiller'den vs. örnekler verdiniz.

En azından biraz insaflı davrananlarınız da, Klasik Liberaller'den felan örnekler veriyor.. Ama benim Klasik veya Neo-Liberallerle uzaktan yakından alakam olmadığımı dahi bilmiyorlar.

Önce bir iğneyi kendinize batırın da, ondan sonra çuvaldızı başkasına batırırsınız sevgili arkadaşlarım..
west'in provokatif üslubu diğer forumda da sık sık tekrarladığı; aslında, daha makul/sakin yazabilmesine karşın özellikle tercih ettiği bir tür kara propaganda(aslında karikatür) üslubudur.

konu'nun yasaklanmasını istemezdim; zira, şahsa ilişkilenmiş, doğrudan ve ağır hakaretler yoktu, ama üslup oldukça iticiydi. bizler daha önce ağır küfür ve ithamlara alışığız; yeri geldiğinde daha beteriyle de karşılık verebiliriz; fakat, bu mevzuyu daha da anlaşılmaz kılıp egoları dürtüklemekten gayrı bir şeye hizmet etmiyor.

sosyalizm'i ve stalin'i eleştirelim de ''liberaller'' afgan ve ırak savaşlarını bizim sosyalizmi eleştirdiğimiz kadar eleştiriyor mu? yahut kendi ideolojilerini? bu durumda ben tc kökenli populist liberalleri pek kayda almıyorum. ha, doğru düzgün referanslara sahip, asgari saygıyı bilen sen, ulpian, önceki forumdan astur gibi arkadaşlarla çetin şeyler tartışsak da bu derece çirkefleşmez.

stalin de belli ölçüde savaş ve provokasyon koşullarında şartlar zorladığı için baskıyı arttırdı; yaygınlaştırdı. peki bunu ''meşru'' bulan kim? sovyet tarihine bakıldığında sanatın da sanatçının da ''yozlaşma'' nedeniyle baskılanabildiğini gördük. söylem hep aynıydı: olağan üstü koşullar, savunma...

özetle tüm baskıcı rejimlerin ve anlayışların gerekçesi benzerdir: savunma ve koşullar...

ha,buna tamamen yanlış diyemeyiz; ancak,görece barış döneminde dahi bu türden yaygın ve şiddetli yasakların savunulabilir bir yanı yok...

peki bu durum vakıa'yken birçok liberal nasıl oluyor da kaynağı şüpheli ve temellendirilmemiş bir ''terörizm'' paranoyasıyla işgal edilen devletleri ''meşru'' bulabiliyor. ırak'ta yalanları altı nokta körler derneği dahi duymuşken bunu ''ırak'a liberal özgürlükler'' geliyor ucubeliğiyle meşru kılmak nasıl bir çelişki?

polis ve güvenlik devleti olgularını tc'de yakınen yaşayan; gerekçe ve argümanlarını gayet somut biçimde gören insanlar ırak'ta söylenen yalanlara nasıl kolayca yiyebilirler?

diyeceksin ki bunların muhatabı ben miyim, alba?

sen değilsin de güzel kardeşim, bu kadar aşikar provakatif hareketler, tahrikler ve inkar dururken ''ee, siz de bu saçmalığa iki çift laf edin'' bari. tabi, bu tarz mevcut durumları gayrı meşru buluyorsan...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ergenekon Komedisi ve F Tipi Basının Yalan Senaryoları AlbatrosS Politika 1 11-06-2018 17:43
yari bitki yarı hayvan.... evrimde bir halka daha :) uyar Biyoloji 6 27-01-2010 17:54
Yarı İnsan Yarı Keçi dilaver Evrim 7 04-10-2009 08:33
Faşizm NedimYilmaz Politika 4 14-06-2007 19:34
forum yazı tipi Servis Şartları & Site Duyuruları 1 28-06-2005 20:37

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:06 .