Freddie´isimli üyeden Alıntı
Ludwig bana masal anlatma. Ülkelerin büyümesi emekçi sınıfların aç karnına çalışması pahasına oluyorsa ne anladım ben o büyümeden? Ya da bölgesel asgari ücret geçerli olacak, yani ücretler asgari ücretin bile altına düşecekse piyasanın sunduğu istihdamdan bana ne? Kapitalist ülkelerin küçük bir kısmı müreffeh ülkeler ama bu refah orada da tüm sınıflara aynı ölçüde dağılmıyor. Arada büyük farklar var. Türkiye'nin grafiğini koymuşsun. Kocaman bir artış, bir sıçrama görülüyor. Dolar milyarderinin artışında da benzer bir sıçrama var. Ama yoksullukta, işsizlikte buna paralel bir düşüş yok. Çalışma saatlerinin azalması ya da sosyal güvenliğin artışında da buna paralel bir gidiş-geliş söz konusu değil. O halde kimin için kalkınma, kimin için büyüme sorularının sorulması gerekiyor. Zenginler daha da zenginleşti, bu durum toplam tabloyu da etkiledi, doğru. Ama ben zaten emekçi sınıflar açısından bakıyorum meseleye, zenginler açısından değil. Senin dediklerin bizi bağlamıyor.
Öte yandan gene despotik-bürokratik ''sosyalizm'' denemelerindeki bir takım aksaklıkları sıralayarak kendi sisteminin kötülüklerini meşrulaştırma yoluna gitmişsin. Sen ne zaman tartışma etiğine kavuşacaksın çok merak ediyorum. Özgürlükçü bir sosyalizmde, tıpkı bürokratik denemelerde bile yakalanan başarı gibi herkese asgari de olsa bir refah ve güvence sağlanabileceği gibi, çalışma saatlerinin düşürülüp üretenlerin yönetmesi de sağlanabilir.
Özal da zamanında böyle diyordu ama hiçbir şey olmadı. Ha birileri gemicikler aldı, semirdikçe semirdi ama bu durum geneli etkilemedi. Yoksul ve varsıl arasındaki uçurum daha da büyüdü. Piyasa defalarca krize girdi. İnsanları bunalıma sürükledi. Aslında Kanada benzeri bir refahı bile, eğer günde 12 saat eşekler gibi çalışacaksam hiç istemem. Zira birazcık fazla refah için onca strese ve güvencesizliğe boyun eğmek, boş vaktiğini ve özgürlüğünü satmak bana göre değil.
|
freddie peki zamanında batılı ülkeler de fakir değil miydi? hatta bakarsan insanlık bizzat fakirlikten yoksulluktan hatta lafzi olarak mağaradan gelmiyor mu?
batı ülkeleri marx döneminde sefalet içinde değilmiydi?
çalışınca kalkındılar.. japonya da kalkındı...
biz de kalkınıyoruz işte.. bir 20 sene sonra falan kişi başına 30.000 doları yakalarız en geç bu hızla
amaç zaten bu değil mi? yaşam standardını yükseltmek değil mi?
o zaman daha az saat çalışarak daha iyi yaşıyacak insanlar..
ama sen bunu yapamazsın.. çünkü senin ülken kalkınmamış
sosyalizm de kursan kalkınmamış.. senn bunu anlıyamıyorsun
sen istiyorsun ki mucizevi şekilde bir anda zenginlik olsun
ve saf gibi sanıyorsun ki sosyalizm bu zenginliği sağlıyacak
sosyalizm de olsa kapitalizm de olsa ülkenin ekonomisi istiikrarlı büyümeli ve ancak bir iki nesil sonra tam refaha ulaşabilir bu ülke
farzet ki sen 18. yüzyılda doğmuşsun, o zaman sefalet içinde yaşıyorsun.. ve evinde su tesisatı yok, çeşmeden su alıyorsun, elektrik yok, vs vs
ama başka bir ülke de bunlar var.
ve sen diyorsun ki "benim de aynı nimetlere hakkım var"
ama demekle olmuyor işte
şunu anla ki fakir bir ülkede doğdun
zengin ülkelerin çalışanları gibi rahat edemezsin
ülkendeki bir avuç zengini de devlet eliyle soyup malını paylaşsan da bu sana sürekli bir zenginlik getiremez
her halükarda fakirsin ve zamanla yavaş yavaş zenginleşeceksin
bu kadar nesil sürdü, yeni kalkınıyoruz refaha kavuşmak (batı ülkeleri gibi olmak) bir iki nesil daha sürecek
bunu anladığında sosyalizm hayallerini de bir kenara bırakırsın
bu arada "özgürlükçü sosyalizm" diye bir gizemli şeyi anlatıp duruyorsun.. bunun programı projesi var mı? devlet yönetmek bir iki sloganla olmuyor.. var mı ciddi bir proje? hangi ülke bugüne kadar "özgürlükçü sosyalizm" uygulamış?_ nasıl uygulamış? ne sonuçlar almış? hikaye anlatma bize.. çoluk çocuğun hayalleriyle ülke yönetilmez