Violadagamba, kestirme soruna ben de bir kestirme yanıt vermek istiyorum.
Aslında kendi sorun için birkaç neden ortaya koymuşsun ama sonucu kestirememişsin. Ya da ileri sürdüğün nedenlerle sonucu kestirebiliyorsun ama bunu bize onaylatmak istiyorsun gibime geldi bana.
Neyse, sen de biliyorsun ki sorduğun soru gerçekte inançtan çok, ülkemizdeki siyasetten ve bu siyaseti belirleyen küresel siyasetten kaynaklanmaktadır. Şöyle ki: Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin rejimi Atatürkçülük ve Kemalizm idealleri üzerine oturtulmaya çalışılmış ve buralardan çıkan sonuçlara göre siyaset yapılıyordu. Bu, 1930'lardan 1990'ların başına kadar sürdü. Özellikle 2. Paylaşım Savaşı sonrasında ortaya çıkan Soğuk Savaş Dönemi (1945-1989)'nde çok işe yaradı bu iki büyük ideal. Fakat bu idealleri taşıyabilmek için
Atatürk'ün
"
Cumhuriyet, fikren, ilmen, bedenen kuvvetli ve
yüksek karakterli bekçiler ister."
sözünde geçen her bakımdan yüksek karakterli insanlara ihtiyaç vardı.
Peki ülkemizde bu tür insanlar var mıydı?
Bence yoktu. Yoktu, çünkü ülkemizin siyaseti belirleyen kişiler Avrupa'nın sınır jandarmalığına soyunmaktan ve Sovyetler için ABD'nin jandarmağını yapmaktan başka hiçbir iş yapamadılar. Onlar da biliyordu ki bu idealler üzerinde yürütülen siyasetin bir ömrü vardı ve 1990'da bu siyasetin miadı dolacaktı. Bir filmde görmüştüm; 1943'te bir Nazi karargahında bir subay çekli dolabından çıkarttığı şampanyayla kutlama yapmaya çalışırken, yanındaki subay bu başarının geçici olduğunu ve yakında herşeyin sona ereceğini söylüyordu.
Şimdi yaşı 40'ın üzerinde olanlar, ülkemizdeki bu dönemin son tanıklarıdırlar. Kimse yalan söylemesin; 1980'lerin başında
Özal'ın başbakan olmasıyla bir dönüşüm süreci içine girdik (ki buna "Karşı Devrim" deniliyor) ve bu dönüşüm sürecindeki çatışmaları hepimiz gördük.
Peki
Sebahattin Önkibar'ın bugünkü köşeyazısındaki,
"
NERELERE SAKLANDINIZ!
Bu gençleri alkışlayın!
Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman öldürülüp onbinlerce mümin hanımefendinin ırzına geçildi.
Bir grup genç hariç, bütün Türkiye bu kahpeliği seyretti.
Ermenistan’a cici görünmek için Azeri kardeşlerimiz aşağılandı.
Bir grup genç hariç, bütün Türkiye bu rezaleti görmezden geldi.
Libya’da Haçlı armadası hâlâ Müslüman avı yapıyor.
Bir grup genç hariç, bu alçaklığı sokakta protesto eden yok!
Emperyalizm pençesini Suriye’ye geçirdi!
O bir grup genç hariç, toplumdan yine tık yok!
O bir grup genç Türkiye Gençlik Birliği üyeleridir ve ben onları alkışlıyorum.
Sahi bu ülkenin milliyetçileri, mukaddesatçıları neredesiniz!
Cuma Namazı sonrası Yeşil bayrak açan sözde İslamcılar neredesiniz!
Mazlum milletler için yürüyenler neredesiniz!"
müslümanlar kimdir? diye bir soru soracak olursanız, bu aşağılık kişilerin herhalde kendi halinde müslüman olduklarına inanmazsınız. Bu kişilerin, ABD ve AB'den fonlanan ve dini kullanarak halkı kendi taraflarına çekmeye çalışan ve bunda da büyük başarı sağlayan kişiler olduğu hepimizin malumudur.
İşte bu sonuçla ya da senin tabitinle söyleyecek olursam, bu delilik İslam ölmese bile, ona tabii olanları güzelce parçalayacak ve bu onların sonu olacak. Çünkü parça parça olmuş bir İslam'ın kimseye bir faydası yoktur. Bu durumda İslam'ın yaşaması mümkün değildir. Yaşanan şey ise, İslam'ın bir türevidir.
Bana gelince, ben Çanakkale Savaşı'ndaki ve Kurtuluş Savaşı'ndaki dedelerimizin yaptıklarını bir türlü unutamuyorum. Onlara ihanet edebilmem mümkün değil!