Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 16-07-2011, 23:31
yucemanitu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
yucemanitu yucemanitu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
Standart Anti-Kapitalist Olmadan Anti-Emperyalist Olunur mu?

Şu "anti-emperyalist" kelimesini gündelik hayatımızda çok duyuyoruz. Ülkemizde insanlar, bugün genellikle yanlış ve tuhaf bir şekilde:
*ABD'yi sevmeyenlere ve
*Yabancı sermayenin kendi ülkesine gelmesine karşı çıkan ama yerli burjuvaziyle bir kavgası olmayan, hatta kendi ulus devletinin bir emperyal güç olmasını isteyen milliyetçilere "anti-emperyalist" diyor.

Oysa Emperyalizm Kapitalizmin küresel çaptaki egemenliği ise anti-kapitalist olmadan anti-emperyalist olunacağına pek ihtimal vermiyorum. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz? Özellikle Khaos, Freddie ve Albatross'un fikirlerini merak ediyor katılımcı olmalarını istiyorum. Tabii diğer üyelerimizin de fikir belirtmesini isterim.

SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)

Allah işkence edenlerin en hayırlısıdır.
http://kloroben.blogspot.com/

http://blog.radikal.com.tr/Bloglar/malumat-i-siddik
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 16-07-2011, 23:59
Subat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Subat Subat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 May 2007
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 1.224
Standart

Bahsettiğin kesimi anti-emperyalist konumunda değil, anti- anti-ab emperyalizmi ve ya anti - anti-abd emperyalizmi vb. gibi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü nihai olarak kapitalizm, emperyalizm boyutuna varacaktır. Bu kesim emperyalist konuma yükseldiğinde, aslında hiç olmadıkları anti kapitalistliklerine de bir son verecektir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-07-2011, 09:07
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Evet günlük kullanımda ABD'yi sevmeyenler ve yerli sermaye taraftarları kendine anti-emperyalist diyor. Bu yüzden islamcılar ve milliyetçiler anti-emperyalizm temasını bol bol kullanıyor. Bunda, liberallerin anti-emperyalizm ve bağımsızlıkçılığı milliyetçilikle eşitlemeye kalkan tavırlarının da etkisi var.

Oysa emperyalizm dediğimiz şey, kapitalizmin son halidir. Globalleşmeyle birlikte yabancı ve yerli sermaye ayrımı büyük ölçüde ortadan kalkmış, yerli sermaye pek çok yabancı ortak edinmiş, yerli piyasa binlerce çıkar ağıyla uluslararası piyasalara bağlanmıştır. Sermaye açısından artık yerlilik diye birşey kalmadı. Dünya piyasalarından yalıtık bir piyasa düşünmek de mümkün değil. Kapitalist sistemi savunuyorsan, dünya kapitalizmine, yani emperyalizme de eyvallah diyeceksin. Bu yüzden anti-emperyalist olabilmenin biricik koşulu anti-kapitalist olmaktır.

Geçmişte gelişmemiş ülkelerde 'kapitalist olmayan yoldan gelişim' denen çeşitli görüşler savunulurdu. Böylece sanayileşmemiş ülkeler için sosyalist olmayan bir devletçilik eliyle anti-kapitalist bir kalkınma olabilirmiş gibi teorize edilirdi. Ama artık çoğu ülke de sanayileşti, belli bir gelişim gösterdi ve kapitalistleşti. TC de yeterince kapitalistleşmiştir. Bu yüzden anti-kapitalist olabilmenin tek yolu sosyalist olmaktır.

Milliyetçiler ve islamcılar anti-kapitalist ve dolayısıyla anti-emperyalist değildirler. Zira ne sermaye egemenliğine ne özel mülkiyete ne de piyasalara kaşı çıkmamaktadırlar. Bu kesimlerin kültürel olarak Batı ülkelerini sevmemeleri ise bambaşka birşeydir. Batı düşmanlığı kültür kaynaklıdır, anti-emperyalizm ise sistem kaynaklıdır.

Zaten milliyetçiler ve islamcılar geçmişte de anti-emperyalist değildi. Tam aksine, komünizme karşı, soğuk savaş politikaları ve yeşil kuşak projesi kapsamında emperyalizmin işbirlikçiliğini yapıyorlardı. Türkeş başta olmak üzere generaller NATO bünyesinde ABD'de eğitim görüyor, ABD'nin ''bizim çocuklar''ı olarak görülüyorlardı. Kanlı Pazar olaylarında olduğu gibi, emperyalizmin 6. Filo'sunu protesto eden devrimci gençlere karşı emperyalizme siper olmak için ''Camiye saygı yürüyüşü'' düzenliyor ve tam da protesto yapılacak yeri seçiyor, emperyalizme kalkan oluyorlardı. NATO destekli komando kamplarında solcu, alevi ve Kürt öldürmek için eğitim alıyorlardı. Türk milliyetçiliğinin ve islamcılığın tarihi emperyalizm işbirlikçiliğinin tarihidir. Ama liberaller bugün anti-emperyalizmi milliyetçilikle eşitleyerek milliyetçilere hiç hak etmedikleri bir değer atfediyor ve ekmeklerine yağ sürüyorlar.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17-07-2011, 12:09
muhalif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
muhalif muhalif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Jul 2011
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 41
Standart

Bir soru sormak istiyorum; dünya da kapitalizmin gelişmiş olduğu fakat emperyalist olmayan bir ülke var mı ?

Not: Öğrenmek amaçlı soruyorum, hemen karşı saldırıya geçmeyin

Aydın , biraz da itirazı olandır. Yalçın Küçük
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17-07-2011, 13:57
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Sevgili Muhalif,

Her kapitalist ülke illa emperyalisttir diye birşey yok zaten. TC emperyalist mi? Elbette değil. Yarı-sömürge durumunda bir diktatörlük. Ulus devletlerin yükseliş döneminde ülkeler koruyucu politikalarla ulusal sermayelerini güçlendirip tekelleştiriyor ve dünya pazarında da bu sermayeler hakimiyet yarışına giriyordu. Bu yüzden 'Amerikan emperyalizmi', 'İngiliz emperyalizmi' v.s. diyorduk. Ama dünyanın yönelimi değişmeye başladı. Kapitalizmin yeryüzünü tek pazar haline getirmeye başlamasıyla birlikte ulus üstü projeler doğdu. Rekabet çok uluslu bir hal aldı. Amerikalı bir şirket, daha ucuz iş gücünü ve daha avantajlı vergi olanaklarını görünce ABD'deki üretimini durdurup, Amerikalıları da işsiz bırakıp, bir üçüncü dünya ülkesinde üretim yapmaya başlayabiliyor örneğin. Artık ülkelerin değil çok uluslu şirketlerin emperyalizminden bahsetmek daha doğru olur diye düşünüyorum. Örneğin, salt Amerikan olan ve çıkarları salt ABD çıkarlarıyla uyuşan ya da ona hizmet eden bir büyük şirket bulmak çok zor artık. Şirketler çok uluslu hale geldi. Üretimlerini de çok çeşitli yerlerde yapabiliyorlar. Bu yüzden emperyalizm de gelişmiş herhangi bir ülkeye ait olmaktan git gide uzaklaşıyor. Bu yeni bir evre. Henüz süreç tamamlanmadı ama emperyalizm artık imparatorluğa doğru evriliyor. Bu yüzden emperyalizm işgallerde bulunurken de herhangi bir devleti değil, BM ya da NATO gibi çok uluslu yapıları kullanma eğiliminde.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 17-07-2011, 14:17
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
Standart

* ''emperyalizm'' klasik dönemden günümüze evrimleşen bir gelişme seyri göstermekle birlikte, bir ülkenin doğal zenginlik ve kaynaklarının ''baskı, cebir, şiddet, güç vs askeri/politik/iktisadi'' tekniklerle el koymaktır.

* klasik sömürgecilikte, bu iş doğrudan işgal yahut vergiye/haraca bağlama yoluyla icra edilirdi.

* gel gör ki, bir ülkeyi doğrudan işgal edip sömürgeleştirmek hem ciddi derecede masraflı hem de meşakkatli bir iştir.

* modernite devrimi sonrası, uluslaşma süreçleri hem işgalciye karşı kontra-gerilla tekniklerinin hem de uluslaşma-bağımsızlık fikirlerinin gelişmesine neden olduğu için, artık ülkeler keyfi işgaller ve uyduruk sebeplerle doğrudan işgal edilemiyor.

* sosyalist devrimler ve bir dönem kapitalizmin küresel tehdit altında oluşu gibi etkenlerse ezilen/sömürülen toplumların gelişmiş emperyalist ülkelere karşı daha bilinçli ve dirençli olmasına neden olmuştur.

* siyasal-düşünsel alandaki gelişmelere bağlı olarak, emperyalist ülkelerin kendi vatandaşları da, kendi toprakları dışındaki toprakları doğrudan işgal etmeye ve o toplumları sömürmeye pek de istekli değiller.

* artık savaş ve işgaller toplumların gözünde daha çok meşrulaştırıcı ve inandırıcı sebeplere dayandırılmak zorunda olduğu gibi; siyasal ve ideolojik mobilizasyon araçları daha yoğun ve efektif kullanılmak durumundadır.

* bir ''olgu'' olarak anti-emperyalizm, toplum-birey üzerindeki her türden ''keyfi'' otoriter ilişkiler ile bu ilişkiler neticesinde elde edilen siyasal-iktisadi rantı angaje eder.

* politik-etik bağlamında, bireylerin yaşamları üstünde her türden ''zorlayıcı, bağlayıcı, tek yönlü'' tahakküm modüllü ilişkiler birey üzerinde kurulmuş ''sömürü'' mekanizmalarını içerir.

* bireylerin ve toplumların gündelik yaşamlarında, her türden hiyerarşik kastlaşma yaratan ve yarattığı bu kastlaşmayla diğer bireyler üzerinde ''tek yönlü'' tahakküm ilişkileri tesis eden her türden ilişkinin adı ''sömürü''dür.

* kapitalizmse ''iktisadi zorlayıcılıklar ve rekabet'' doğası gereği, bireyleri kendi arzu ve istekleri dışında belli bir ''çıkışsızlık'' modülünün/evresinin içine hapsettiği için politik-etik düzlemde sömürü ilişkilerini doğasında barındırmaktadır.

* çalışma yaşamının baskılayıcı ve zorlayıcı antidemokratik ve hiyerarşik tahakküm üreten doğasının sosyo-kültürel yaşamda ''destekleyici'' kültürel angajmanlar vasıtasıyla ''birey'' üzerinde hiyerarşik/tahakküm ilişkilerini meşrulaştırıcı bir politik-ideolojik etik hat yaratılmaktadır.

* yine sermaye birikimi ve siyasal ilişkileri vasıtasıyla patronların gündelik yaşam nezdinde ciddi avantalara, kayırmalara ve siyasal alanı şekillendirme gücüne(medya araçları, politik şantajlar ve ilişkiler ağı) bağlı olarak toplumsal yaşamda ''tek yönlü'' keyfi ilişkiler kökleşmekte; tabiri caizse post-modern kapitalist modifikasyon yaratılmaktadır.

* iktisadi-politik otoriterlik ve tahakküm olgusu, hangi sistem içerisinde kullanırsa kullanılsın, tek yönlü-baskıcı doğası gereği ''emperyalist''tir. bu bağlamda, birey-toplum üzerinde kurulmuş hiyerarşik politik egemenlik farklı ideolojik aksiyomlar içinde de cereyan edebilir.

* örneğin, sovyetlerin kapitalist emperyalizmden farklı olmakla birlikte, otoriter-bürokratik karar mekanizmaları ve doğası ile tesis ettiği toplumsal kültür ve ideolojik saplantılardan dolayı ''emperyalizm'' olgusunu tersinden işlettiği düşünülebilinir.

* tüm bu izahlardan sonra sorulması gereken şudur: anti otoriter, antimilitarist olmadan ''anti-emperyalist'' olunur mu?

* bireylerin ideolojik hegemonyalar vasıtasıyla alıklaştırılmış gündelik yaşamlarının bile kontrol edildiği tarihsel kayıtlarıyla düşündüğümüzde ''emperyalizm'' olgusunun gündelik yaşama ilişkin en basit ilişkiler nezdinde bile üretilen ''anlık tavır-davranış kodları ve mental yapı''ya içkin olabildiğini görmekteyiz.

* kapitalizmin üretim koşullarında biçimlendirdiği ''hiyerarşik'' tek yönlü biçimlendirmeyle devasa sermaye birikimlerine sahip oligarkların-patronların siyasal alana etkileri düşünüldüğünde ''anti-kapitalizm'' anti-emperyalizm için bir zorunluluktur. ancak, en az bunun kadar önemli olansa: antiotoriterizm ve militarizm de anti-emperyalizm için zorlunluluktur...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17-07-2011, 23:35
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

emperyalist derken sanırım,
uluslararası e3mperyalist hegomonyanın tepesindekiler kastediliyor bazan.
bunu doğru bulmuyorum.

emperyalizm, kapitalizmin uluslarası ölçekteki biçimidir.
bu bağlamda, hegomonyanın tepesinde olmayan ülkeler de emperyalist tanımına girer.
ilk fırsatta emperyalistleşmek üzere örgütlenmişlerdir zaten.

uzu8n lafın kısası, emperyalizm ve kapitalizm aslında aynı şeydir.
kapitalizm, ulusal düzeyde bir üretim biçimi tanımıdır.
bu üretim biçiminin uluslarası düzeyde karşılığı vazgeçilmez biçimde emperyalizm olacaktır.
uluslararası kapitalizmin somut karşılığı emperyalizmdir.

bu durumda, antikapitalist olmadan antiemperyalist olabilmenin hiç bir somut karşılığı olmadığı ortaya çıkar.

marksist literatürde bunun çok daha kapsamlı ve net formulasyonu var.
o literatürü şimdilik dahil etmeden, kabaca konuya dahil olabilmek adına söylenebilecekler bu kadar.

ancak, kapitalist emperyalizm tartışmasında ciddi anlamda analiz yapmak , marksist literatüre ve terminolojiye ihtiyaç gösterir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 18-07-2011, 14:31
muhalif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
muhalif muhalif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Jul 2011
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 41
Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili Muhalif,

Ulus devletlerin yükseliş döneminde ülkeler koruyucu politikalarla ulusal sermayelerini güçlendirip tekelleştiriyor ve dünya pazarında da bu sermayeler hakimiyet yarışına giriyordu. Bu yüzden 'Amerikan emperyalizmi', 'İngiliz emperyalizmi' v.s. diyorduk. Ama dünyanın yönelimi değişmeye başladı. Kapitalizmin yeryüzünü tek pazar haline getirmeye başlamasıyla birlikte ulus üstü projeler doğdu. Rekabet çok uluslu bir hal aldı. Amerikalı bir şirket, daha ucuz iş gücünü ve daha avantajlı vergi olanaklarını görünce ABD'deki üretimini durdurup, Amerikalıları da işsiz bırakıp, bir üçüncü dünya ülkesinde üretim yapmaya başlayabiliyor örneğin. Artık ülkelerin değil çok uluslu şirketlerin emperyalizminden bahsetmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Yalçın Küçük, bu durumu "corporation" olarak formüle ediyor. Türkçeye "Tekeliyet" olarak çeviriyoruz. Bir diğer başlıkta "liberaller ve demokrasi" temalı yazında çok açık olarak belirttiğin gibi; bu dönemde "demokrasi" de rafa kaldırılıyor, yerini "tekelokrasi" alıyor. Uluslararası sermaye güçleri bu dönemde kanun koyucu oluyor. Yeni-Ortaçağ'a hoş geldiniz.

Aydın , biraz da itirazı olandır. Yalçın Küçük
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 18-07-2011, 15:08
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

muhalif´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yalçın Küçük, bu durumu "corporation" olarak formüle ediyor. Türkçeye "Tekeliyet" olarak çeviriyoruz. Bir diğer başlıkta "liberaller ve demokrasi" temalı yazında çok açık olarak belirttiğin gibi; bu dönemde "demokrasi" de rafa kaldırılıyor, yerini "tekelokrasi" alıyor. Uluslararası sermaye güçleri bu dönemde kanun koyucu oluyor. Yeni-Ortaçağ'a hoş geldiniz.
Yalçın Küçük'ün tespitlerinden fazla haberim yoktu. Anlaşılan o ki çok doğru tespitler yapmış. Yine anlaşılan, Toni Negri de Yalçın Küçük'ün ''tekeliyet'' dediği şeyi ''imparatorluk'' olarak adlandırıyor. Ben de çoğunlukla bu adlandırmayı kullanıyorum.

Artık bu sistem burjuva demokrasisini bile taşıyamıyor. Temsiliyet ilişkileri krizde. Yalçın Küçük'ün ''tekelokrasi'' dediği yeni bir emperyal faşizm gündemde. Bu durum, devrimcilerin demokrasi ve özgürlük gibi önemli ideolojik başlıkları liberal aydınlardan geri alması ve bu başlıklar üzerinde kendi ideolojik hegemonyalarını kurmasının ne kadar elzem olduğunu da işaret ediyor bence. ''Yeni Ortaçağ''a da ''metropol feodalizmi'' diyordum. Yeni Ortaçağ ya da metropol feodalizmin tespiti yapıldıktan sonra, dinin ve muhafazakarlığın günümüzde yeniden yükselişini açıklamak da yeterince olanaklı oluyor.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 18-07-2011, 21:51
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

Insanligin evrimsel gelisimi hakkinda bilgi sahibi olmayanlar, emperyalizmin kapitalizmin son hali oldugunu saniyor iste. Emperyalizm, feodal donemi, avci-toplayici toplumlari falan gectim, homo sapiens zamaninda baslamis bir seydi



Neandertal adamin yok olmasi mesela muhtemelen bizim ac gozlu atalarimizin bir marifetiydi. Cunku homo sapiensler Avrupa'ya goc ettikten kisa bir sure sonra bu adamlarin izlerine bir daha rastlanilamiyor. Avlanan hayvan suruleri ve hakimiyet bolgeleri uzerinde cikar catismalari oldugu icin bir savasa girisilmis ve sapienslerin ustunluguyle sonuclanmis kanli bir surec yasandigi cok guclu bir teoridir. Belki ayni klan icerisindeki bireyler arasinda esit bir paylasim vardiysa da (ki bu kesin degil) farkli turler ve topluluklar sapina kadar emperyalist savaslara girmis ve kaybeden tarih sayfasindan silinmistir.



Bu tip faktorleri goz ardi ederek, mulkiyet kavramina ve endustriyel uretime karsi cikarsam somuru sorununu hallederim sanmak gulunc oluyor. Ama sadece yayilmaci somuru kotu, digerleri iyi diyorsan birsey diyemicam
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Burjuva ideolojisi olan kemalizm; anti-emperyalist olabilirmi.!? Khaos Politika 391 24-05-2015 18:39
Anti-Psikiyatri Jolly Jocker Psikoloji 28 22-07-2012 16:06
Fitna Anti trepxe Multimedya 1 22-12-2010 12:44

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:37 .