Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-08-2006, 11:31
jayjay jayjay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Jul 2006
Mesajlar: 368
Standart haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Diyanet’in aile içi şiddete uğrayan kadınlara destek olunması için açtığı danışma bürolarındaki danışmanlar, üfürükçülerin kullandığı yöntemlerle yol gösteriyorlar.

NTV’nin haberine göre Diyanet’in danışma bürolarında kadınlara, ’okunmuş su iç, dua et’ gibi öneriler yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından iki yıl önce aile içi şiddet, kadın hakları ihlalleri, gelin-kaynana kavgası, töre ve namus meselesi gibi sorunlara çözüm amacıyla 6 pilot ilde kurulan ve sayılarının 20’ye çıkartılması düşünülen Aile Danışmanlık Büroları üfürükçü merkezi gibi çalışıyor. İstanbul Müftülüğü’ne bağlı Süleymaniye’deki Aile Danışma Bürosu’ndaki görevli, kendisinden, "Kocamın yakınları ayrılmak isteyince ’seni öldürürüz’ dediler. Ne yapacağımı bilmiyorum" diye yardım isteyen A.C adlı bir kadına, "Bakarsınız olmayacak gibiyse verirsiniz mahkemeye ayrılırsınız" önerisinde bulunuyor. A.C.’nin "Beni kim koruyacak o zaman" şeklindeki sorusuna, danışman şöyle yanıt veriyor: "Polis. O zaman ayrılmayın, ailenizle birlikte kalın. Bakın ben size bir dua vereceğim. 100 tane Felak, 100 tane Nas okuyacaksınız. Bir bardak suya okuduktan sonra, eşinizin su kabına dökeceksiniz." Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İzzettin Er, hurafelere karşı oldukları için bu tür büroları kurduklarını, onaylamadıkları uygulamalara karşı gereken işlemi yapacaklarını söyledi.

Ya 21. yy'a geldik şu uygulamalara bakın. Aslında bunlar islam'ın gerçekleri. Muhammed'in hastalık tedavi yöntemlerini düşünürsek bunlar iyi kalıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-08-2006, 12:29
ravendi ravendi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 May 2006
Mesajlar: 48
Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Bu habere gülmeli mi, şaşıralmalı mı , kızmalı mı yoksa üzülmeli mi ,bilemiyorum.Ama bu uygulamaların nedenleri ,kökenleri bellidir.

Peygamber Ali'nin gözlerine tükürdü ve gözler hemen orada iyileşti. Öylesine ki , gözlerde hiç ağrı bulunmamış gibiydi.
(Buhari, e's -Sahih, kitabu'l-Cihad/102,143)

Bu kızcağızı okutup üfletin. Çünkü buna göz değmiştir.
(Buhari, e's -Sahih, kitabu't -Tıbb/35, Tecrid, hadis no:1933)

Peygamber, böcek, akrep, yılan zehirlenmelerinde ve kulak ağrısında tedavi için okuyup üflemeye izin verdi. AİŞEDEN ALIN MIŞ
(Buhari, e's -Sahih, kitabu't -Tıbb/26; Teçrid, hadis no:1929)

Bizden bir insan, hastalığından şikayette bulunduğunda, Peygamber, eliyle hastalıklı yere dokunurdu (elini ağrıyan acıyan yer üzerinde gezdirip okşardı)
(Buhari, e's-Sahih, Kitabu't-Tıbb/38; Müslim, e's-Sahih, Kitabu's-Selam/46, hadis no: 2191)

Hastalık tedavi etmekteki dini ritüeller.Sonra "dinimiz bilimseldir"dersiniz.

Hala 1400 yıl önceki ilkel uygulamalar.Gerçekten çok yazık bu kadar gerileyen bir toplum varmı daha bilmiyorum.(Ya da uygarlık yolunda hiç adım atmadık mı?)

ellerin kabesi var
benim kabem insandir
kuranda kurtaranda
insanoglu insandir!!!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-08-2006, 13:25
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.704

Onur Üyeliği 

Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

üfürüğün sebebi, mantıksızlığın mantığıdır.
Birde buradan düşünelim, çamurdan heykel olan insana Allah kendinden üflemiştir.
Kimki üfürür, okur, uçurur, hasta ve çaresiz yada muhtaç olana üfürükten(ilahi yanından) parça tesiri var demektir.

Bu mantıksızlığın mantığı, uygulamada ise hurafenin diğer adıdır.

Dinler açısından Hayat putlardan ibarettir, kağıdı, çalı, çuvalı çaputu, üstüne insan dili ve onu algılaması, harflere biçtiği misyon dışında bir şeyi temsil etmeyen şekiller(harfler) ile bir şeyleri karalayıp bundan tedavi ummak üfürmektende öte bir saçmalıktır. Hele birde çeşitli üfürme ilahi kelimelerin yazıldığı kağıt, tabela, taş vs, vs kutsal ilan edilmektedir ki, putların tanımlamasıda, kutsal sayılan cisimler değilmidir. Putların varlığı, ona tapmak değil, onaları aracı etmek değilmiydi? Farkı ne?
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18-08-2006, 14:58
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Turan Dursun Kitaplarındaki Tavrı:

1-Kitaplarında genellikle Türkçesi olan kaynaklardan alıntı yapmıştır.

2-İddia ettikleri şeyler kendi orijinal ürünü değil yıllardır Hıristiyan-Yahudi oryantalistlerin gündemde tutmaya çalıştıkları konulardır. Dursun sadece pazarlamacılık yapmıştır. *Zaten bir alıntısında buna yer vererek “Leoni Caetani öyle diyor, araştırılması lazım” diyerek zekice okuyucunun aklını karıştırmak istemiş "ama doğru bir şey yaptığını sanıp, yanlış iş yapan" *insanın yaptığını yaparak onlardan faydalandığının da açığını vermiştir.

3-Ayetin ayetle, ayetin hadisle, hadisin ayetle, hadisin hadisle açıklanacağını bilemeyecek kadar usul bilgisinden habersizdir. Haberi Vahid'le, Haberi mütevatir'in farkından habersizdir.

4-Kitaplardaki bir konuyla ilgili, pek çok rivayet arasından, yüzyıllardır âlimlerin (raviler açısından) seçip kabul ettiği doğru olanları değil, işine gelen rivayetleri okuyucuya doğru olarak sunmuştur. * Bu da onun ne kadar objektif (!) olduğunu gösterir.

5-Hadislere uydurma rivayetler karıştırıldığını söylemiş ama kendisi o uydurma rivayetleri işine geldiği zaman istediği gibi kullanmıştır.

6-En basit olayları bile alaycı bir üslupla ifade ederek, doğru-yanlış güya kaynak ta göstererek bu konuda hiçbir bilgisi olmayan okuyucuyu istediği gibi yönlendirmeye çalışmıştır.

7-“Bozacının şahidi şıracı” sözünde olduğu gibi İlhan Arsel’le paslaşmakta birbirlerini kaynak göstermektedir. Bir fetva kitabındaki, “…Tavaif-i nisadan biri talak-ı bain ile zevcinden talik oldukta akil ve baliğ olmayan bir velede veyahut bir sabiye veyahut içi göçmüş bir pire nikah olsa, badehu ondan da talak-ı bain ile talik olsa, önceki zevci ile nikahı caiz olur mu?” *Yaşlı erkek anlamına gelen “Pir” kelimesini “Pire” anlayacak kadar ilmi(!) salahiyeti olan kişiyi - Arsel'i -kavalye kabul ederek dans etmiştir.

*Bir sabataist olduğu iddia edilen İ.Arsel, Vehbi Koç'un damadı, Semahat Arsel'in kocasıdır. Sabataistliği ile ilgili olarak bkz. www. orienternet.de /sabataylist.htm

* * * * * * * * * * * * *

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * TURAN DURSUN'UN ARAPÇASI-ÇARPITMALARINDAN ÖRNEKLER

T.Dursun şöyle diyor:

—Daha öncelere dayanır. Klasik Arapça, Fusha Sahih Arapça deniliyor ki, asıl Arapça, bozulmamış Arapça. O bozulmamış Arapçayı çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bugünkü Arapçayı da bilirim, ama o ölçüde değil. Arapçayı bilmemin önemi şurada, islam kaynakları o Arapçayla yazılıdır. Hem Kur'an, hem hadis tüm İslam kaynaklarında. Ayrıca benim uzmanlık alanım var. Örneğin, fıkıhçıyım ben, yani islam hukukçusuyum. Kelamcıyım, İslam kelamcısıyım. O da ayrı bir daldır. Hadis bilimcisiyim, yani bir hadis nasıl çürük olur, nasıl sağlam olur. Usulü hadisten bilinir, Usulü hadisçiyim. İslamın bu dallarını sadece meslek olarak da değil, özel çabalarımla da öğrenmeye çalışırım. Yani beni bu alanda, karşımda olanlar da yanımda olanlar da uzman olarak görürler. Ayrıca doğubilimciyim. Ben şimdi, kendimden sıkılıyorum anlatmaktan. Bu arada tüm dinlerin kutsal kitaplarını karşılaştırdım. Bir din etnologuyum." (Din Bu I/ 97)

Sarfı, Nahvi, bedi-beyanı, tefsiri, hadisi, fıkhı, kelamı, mantıkı, sıhahı, usulü hadisi, usulü tefsiri, usulü fıkıhı, aruzu, İslam Tarihini,astronomiyi çok iyi bilen, aynı zamanda embriyoloji alanında uzman ve din etnologu olan mütevazı (?) yazarın bunları ne derece bildiğini makalelerinde göreceğiz. Askerde Türkçe okuma yazma öğrenmiş birisinin kitaplarında yaptığı dil hatalarına da hiç değinmeyeceğiz.

Aşağıda ki bölüm Prof. Dr. Süleyman kitabından alınmıştır:

1.1-T.DURSUN, Hz, Peygamber'in, azl (doğumu önlemek için, boşalmadan önce ayrılma) ile ilgili bir sözünü aktarıyor:

Ebu Said el Hudrî anlatıyor:

—Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekârlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı Ancak, "Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?" dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azl yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmayabilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir."(DİN BU I, 34)

Bu metinde geçen "yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" cümlesi, “Mâ aleyküm ellâ te’falû"dur. Bunun Türkçe anlamı, "Yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" değil, tam tersine "Yapmamanız için bir gerek yoktur, yapabilirsiniz" demektir. Yani hadiste, yazarın söylediğinin tersi söylenmektedir. Yapmamanızda bir sakınca yoktur değil, yapmanızda bir sakınca yoktur. Hattâ mâ nâfiye (olumsuz edatı) da olabilir ki o zaman "Neden yapmayacaksınız?" anlamını verir.

1.2-T.DURSUN “DİN BU II” 46 ncı sayfasında, Arapça metni şöyle çevirmiştir:

Birçokları gibi lbn Hazm'ın da, sâbiîlerden, tapınaklarından, ibadetlerinden söz ederken yazdıkları şunlar da var: (lbn Hazm, el Fasl, 1/88)

"Ancak onlar (Sâbiîler), 7 yıldıza ve 12 burca saygı göstermek gerektiğini söylerler ve bunların suretlerini (resimlerini, heykellerini) tapınaklarında yapıp bulundururlar. Bunların kadîm (öncesiz ve sonrasız) olduklarını da söylerler. Bunlara kurbanlıklarla ve darıyla yakınlaşmaya çabalarlar. Bir gündüz ve gece içinde, Müslümanların namazlarına benzer beş vakit namazları vardır. Ramazan ayında da oruç tutarlar. Namazlarında, Ka'be'ye, el Beytü'l-Haram'a dönerler (kıbleleri Kabe'dir). Mekke'ye ve Ka'be'ye saygı gösterirler. Ölü etini, kanı, domuz etini haram sayarlar. Müslümanlara haram sayılan kurbanları onlar da haram sayarlar. Hindistanlılar da Buda'ya (ya da putlara) yıldızlar adına tasvir (resim, heykel) ve saygı anlamında buna benzer bir yol izlerler. Arap toplumundaki putların kökenini de bu oluşturur.(l/88.)

Burada sâbiîlerin, yıldız tanrılara "kurbanlıklarla ve darı ile yaklaşmağa çalıştıklarını ifade ediyor. Arapça metindeki “ed-Dehanü” kelimesini, darı diye çevirmiş ve sâbiîlerin, kurban yanında darı ile de tanrılara yaklaştıklarını söylemiş.

Bildiğim kadarıyla tarihte hiçbir millet tanrı diye taptığına darı takdim etmemiştir. Çünkü darı, tanrıya takdim edilecek bir değerde görülmez. Aslında metinde geçen “ed-Dehanü” kelimesi darı değil, "duman, buhur, tütsü" demektir. Tanrılara kurban kesenler, buhur yakarak, güzel koku ve tütsü ile ibadetlerini mabudlarına takdim ederler. Dini törenlerde, mevlitlerde buhur yakmak, tütsü ile topluluğa güzel koku yaymak, hâlâ yapıla gelmektedir.

Şimdi bu kadar basit şeyi dahi bilemeyen bir insanın, ana dilinden daha iyi Arapça bildiğini iddia etmesi uygun mudur? Bu iddia sahibinin, diğer metinlere yaptığı çevirilerin ne derece aslına uygun olduğunu okuyucu düşünmelidir. (Gerçek Din Bu 1, Süleyman ATEŞ,11-14)

1.3- Şu örnekte Dursun’un çarpıtmalarından bir örnektir ve S. Ateş’in kitabından alınmıştır.

Turan Dursun, yine Hz. Muhammed'in, güya şehvetperestliğini kanıtlamak hevesiyle, Gazali’nin İhyasında yer alan bir rivayete tutunmaktadır:

"O dönem Araplarında şehvet (erkeklik gücü), en başta gelen bir özellikti. Bunu, Gazâlî, İhyâ'u Ulûmi'd-dîn adlı kitabının Âdâbu'n-Nikâh bölümünde uzun uzun anlatır. Ve bir örnek verir: Ali’nin oğlu Hasan'ın, bir alışta "altı karı birden aldığını, sonra çok geçmeden bunları boşayıp yenilerini aldığını, bu torunu Muhammed'e anlatıldığında, Muhammed'in: 'O, yaratılışta da, huyda da bana benziyor' dediğini" söylüyor.

Yazar, Gazali’nin ibaresini tahrif etmiş. Çünkü Peygamber’in devrinde, torunu Hasan'ın, dört kadın değil, bir kadın alması da mümkün değildi. Hasan, hicretin dördüncü yılında doğmuştu. Peygamber’in vefatı sırasında o, sadece altı yaşında idi. Altı yaşında bir çocuğun dört kadın alması, sonra tez zamanda bunları boşayıp yerine başkalarını alması, bunu duyan Peygamber’in de onu övmek için "O yaratılışta da, huyda da bana benziyor" demesi mümkün müdür?

Turan Dursun'un, bu tahriften amacı, dört kadın alıp, tez zamanda bunları bir başka grup kadınla değiştirmiş olan torunu Hasan'ın bu davranışını Peygamber’in beğenmiş olduğunu, böylece Peygamberin şehvet düşkünlüğünü anlatmaktır. (Gerçek Din Bu I.s.31-32)

1.4-Dursun’un çarpıtmaları bir iki değil ki onlardan bir başkası da şudur:

Ahzab suresindeki şu ayet inince: “Eşlerinden dilediği (nin nöbetini) geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Boşadığın eşini de arzu ettiğin takdirde tekrar geri alabilirsin. * Bunda senin üzerine bir günah yoktur…” *(Ahzab/51) güya Hz. Aişe şöyle demiştir:

"Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke".(1)

“Görüyorum ki, senin Allah'ın yanlızca senin şeyinin keyfini yerine getirmek için koşuyor.”

Yukarıda ki Hz. Aişe'nin sözüne bu anlamı vererek, maksadını gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir yobaz görüntüsü vermektedir.

T.Dursun’un çarpıtarak söylediği, Hz. Aişe'nin söylediği sözün doğru tercümesi şudur: “Kanaatim şudur ki, Rabbin senin arzu ve isteğini geciktirmeden hemen (ayeti indirmek suretiyle) yerine getirir.”

1.5-Turan’ın çarpıtmalarından bir örnek daha: "Peygamberin döneminde "gece baskınları" düzenlenirdi. Peygamberin emriyle "Öldür, öldür!" şiarları haykırılırdı. Sonra da yağmaya girişilirdi.” (Ebû Dâvûd, Cihâd/102, hadis 2638; ibn Mace, Cihâd/30, hadis 2840).

Filistin'de "Übnâ (sonraları 'Yübnâ')" denen bir yere Peygamber bir baskın düzenlemişti. Baskını yapacaklara da şu buyruğu veriyordu:

- Sabahleyin Übnâ'ya (ansızın) baskın yap ve orayı yak! Ve "Übnâ" köyü yakılıyordu. İçindekilerle birlikte.”

(Ebû Dâvûd, Cihad/91, hadis 2616, c. 3, s. 88, ayrıca s. 124'teki 2'nolu not: ibn Mace, Cihâd/31, hadis No: 2843, c. 2, s. 948).

Düşmanın bulunduğu yerdeki ağaçlar, ürünler de yakılır, ya da kesilirdi.

Peygamber Benû Nadir kabilesinin hurmalıklarını yaktırmıştı…

Peki, işin doğrusu neymiş şimdi ona S. ATEŞ'in Kitabından onu öğrenelim: “Übnâ baskını, durup dururken yapılmış bir şey değildir. O bölge halkı Müslümanları sürekli rahatsız ediyordu. Peygamberin elçilerini öldürmüşlerdi. Onlara bir ders vermek gerekince Peygamber, Üsâme kumandasında bir ordu göndermek istedi. Üsâme Peygamber'in, kendisine şöyle emrettiğini söylemiştir:

— Sabahleyin Übnâ'ya baskın yap, sonra yak!" (Ebû Dâvûd, Cihâd: 91; Ibn Mâcc, Cihâd: 31). Hadisin metninde olan sadece budur. Hadiste kastedilen, köylülerin evlerini ve ekinlerini yakmaktır. Ibn Mâcc'nin yaptığı açıklama böyledir (2/948, not: 2843). Turan Dursun, hadis metninde olmayan şu ilâveyi yapıyor: "Übnâ köyü yakılıyordu, köy halkıyla birlikte." Hâlbuki hadisle köy halkının yakıldığından söz edilmez ve Üsame'nin gidip köyün ekinlerini yaktığı da anlatılmaz.… Peygamber asla köy halkını yaktırmamıştır. Savaşın sonucuna katkısı yoksa ağaçlara, ekinlere dokunulmaz, ağaçlara, hayvanlara dokunmama hususunda Hz. Ebûbekir'in de emri vardır.Ayrıca Yahudi olan Nadîr oğullarının birkaç hurma ağacını kestirmesinden maksat onları korkutup kan dökülmeden teslim olmağa zorlamak idi. Gerçekten adamlar savaşsız olarak Peygamber'in şartlarını kabul edip, taşınır mallarını develere yükleyip gitmeğe razı olmuşlar ve bu toprak Müslümanların eline geçmiştir. Fakat Peygamber bütün hurmaları kestirmiş değildi. Sadece birkaç ağaç kestirdi. Bunu gören Nadîr oğulları, şartları teslim şartlarını kabul ettiler. (Gerçek Din Bu, 85-87)

Acaba, ağaçların kesilmesindense, savaşa girip, hümanist geçinen Turan’a göre her iki taraftan ta yüzlerce kişinin ölmesi, *kendisini daha mı mutlu ederdi bilinmez?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 18-08-2006, 15:24
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Mesela bu da çok üzücüdür hatırlarım Turan Dursun özellikle Süleyman Ateş'e kendi Kuran eleştirilerine reddiye yazmasını istemişti yaşarken ama o zamanlar bütün ilahiyat prof.ları suskun kalmışlardı aynı duvar gibi. Tabii Muhammed'i bir kurnazlıkla Turan Dursun öldürüldükten sonra reddiye yazılması da oldukça manidardır.

Ama bununda önemi yok çünkü reddiyeler kendi içinde bile bir sürü tutarsızlık taşıyor ve bunları eleştirmek o kadar kolay ki, mesela;

1.1-T.DURSUN, Hz, Peygamber'in, azl (doğumu önlemek için, boşalmadan önce ayrılma) ile ilgili bir sözünü aktarıyor:

Ebu Said el Hudrî anlatıyor:

—Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekârlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı Ancak, "Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?" dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azl yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmayabilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir."(DİN BU I, 34)

Bu metinde geçen "yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" cümlesi, “Mâ aleyküm ellâ te’falû"dur. Bunun Türkçe anlamı, "Yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" değil, tam tersine "Yapmamanız için bir gerek yoktur, yapabilirsiniz" demektir. Yani hadiste, yazarın söylediğinin tersi söylenmektedir. Yapmamanızda bir sakınca yoktur değil, yapmanızda bir sakınca yoktur. Hattâ mâ nâfiye (olumsuz edatı) da olabilir ki o zaman "Neden yapmayacaksınız?" anlamını verir.


Altını çizdiğim yerleri dikkatle okuyun ve hadise S. Ateş'in dediği gibi şu cümleyi çıkarın "Yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" ve şu cümleyi ekleyin "Yapmamanız için bir gerek yoktur, yapabilirsiniz"

Ve görün komediyi

Bir de S. Ateş "Beni Mustalık" gazasında öldürülen erkeklerin (hemde kafası kılıçla kesilerek) ve mut'a nikahı (yani 1 günlük nikah) kıyılarak tecavüz edilen kadınların sayısını vermeyi unutmuş. Üstelik kocası öldürülen Cüveyriye'nin aynı gün Muhammed tarafından eş olarak alınmasını ve gerdeğe girilmesini de es geçmiş. Ve şu soruyu sormayı da unutmuş :

Bunları yapanlar insan olabilir mi ?
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18-08-2006, 15:42
jayjay jayjay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Jul 2006
Mesajlar: 368
Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Yanlış başlığıa yazılıyor !!!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-08-2006, 15:59
M.onur M.onur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Jul 2006
Mesajlar: 222
Standart Re: haber: Üfürükle tedavi; Din gerçeği

Harbiden süpermiş. Öyle gidip diyanete sorarsa alacağı cevap bu olur. İyi olmuş lavuğa.

Kardeşim diyanet kimdir ya? İnsan ölüm tehditi aldığında diyanete şikayet edermi?

Lay beside me, tell me what they've done. Speak the words I want to hear, to make my demons run. The door is locked now, but it's open if you're true. If you can understand the me, than I can understand the you.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:20 .