
19-08-2006, 00:39
|
|
|
Bana Değmeyen Yılan...
Sevgili Sargonun ''Vurun Kahpeye''yazısını okuduktan sonra bu başlığı açma gereği duydum. Ve özellikle bizi izleyip üye olmayan arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum.
Bir atasözümüz vardır. ''Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın.''
Öğrencilerime derdim ki: Sınıfa bir yılan girdiğini düşünün. Sırayla teker teker sizi zehirlediğini düşünün. Arkadaşınızın biri zehirlenirken siz de sessiz kaldınız. Peki herkes zehirlendikten sonra sıra size de gelmeyecek mi? En son sen de zehirlenmeyecek misin? Hep birlikte hepsi evet öğretmenim haklısınız derlerdi.
İşte o zaman ne yapmamız gerekir diye sorardım. Elbirliğiyle o yılanı öldürmemiz gerekir dediler. İşte bu kadar...
İşte ülke olarak böyle bir dönemden geçiyoruz. Benim bu ülkenin geleceğinden en ufak bir korkum yok. Bir eğitimci olarak diyorum ki duyarsız bir toplum olduk. Benim tek korktuğum şey bu duyarsızlığımız.
Avrupa kıtası reform ve rönesansı gerçekleştirerek *çağdaş uygar bir düzeye ulaştı.Ve bu gün o ülkelerde böyle din tartışmalarını göremezsiniz. Çünkü onlar biliyorlardı ki bu bilimsel devrimlerle ortaçağ karanlığından çıktılar. *
Bize gelince. Atatürk diye biri çıkıyor. Bu çağdaş uygar avrupayı örnek alarak bir din devleti temeli üzerinde laik bir cumhuriyet kuruyor. Ve dünyada başka da bunun örneği yoktur. Yaptığı bilimsel devrimlerle Türkiye'yi çağdaş uygar bir ülke haline getirmeye çalışıyor. Hedef olarak da muasır medeniyetler seviyesini gösteriyor. Bu gün Atatürk'e dudak bükenler şunu iyi bilsinler ki bu ülke onun eseridir. Bu eseri idrak edemeyenler gözünde at gözlüğü olan nankörlerdir.
Bu gün ılımlı islam devleti modeli büyük ortadoğu projesi çerçevesinde emperyalist ABD ve onların kuklası günümüz hükümeti tarafından sahneye konmuştur. Bu plan içerisinde Türkiye'nin parçalanması da vardır. Aydın insanlar teker teker bu alçakça plan doğrultusunda öldürüldüler. Amaç karamsarlık ve yılgınlık yaratmaktı. Bizler de böyle düşünmekle onların bu oyununa gelmiş olmuyor muyuz?
Karamsarlığa gerek yok. Bunların bu oyununu bozacağız.Bu ülkenin bu potansiyeli vardır. Yeterki duyarlı olalım. Türkiye yolunu çizmiştir. Bu yol demokrasi yoludur. Bu yol çağdaş uygarlık yoludur. Bu yoldan bizi kimsenin döndürmeye gücü yetmeyecektir. Yeterki ''Vurun Kahpeye''lere duyarsız kalmayalım. Yeterki laik demokratik cumhuriyetimize sahip çıkalım. Yeterki bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın zihniyetinden kendimizi arındıralım.
Onun için diyorum ki gün birlik ve beraberlik günüdür. Bu ülke ne Afganistana ne de İrana benzer. Bu ülke Atatürk Türkiyesidir. Bu yılan sadece başını kaldırmıştır. Bu yılanın başını ezmek de bu ülkedeki yurtseverlerin görevidir. İnançlı inançsız yurdunu ve milletini seven herkesi laik ve demokratik cumhuriyeti desteklemeye çağırıyorum. Bu ülkeyi emperyalistlere ve araplara peşkeş çeken bu takiyyecilere karşı mücadele edelim. Bunların maskelerini düşürelim. Gerçek yüzlerini ortaya çıkaralım.
Sonuç olarak sitemizi izleyen duyarlı insanlar elinizi artık taşın altına koyma zamanınız gelmiştir. Hitlerin iktidara geldikten sonra neler yaptığını biliyorsunuz. Humeyninin devrimi yaptıktan sonra neler yaptığını biliyorsunuz. Bu yılan şu an size dokunmuyor. Ama bir gün sıra size de gelecektir. Bunu unutmayınız...
|

19-08-2006, 01:54
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jun 2006
Mesajlar: 211
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Bu konu hakkindaki dusuncelerimi daha sonra yazacagim
bilmek istedigim senin onerin nedir ., ne yapilmasi gerekiyor ,asil bunu biraz acabilirmisin ?
|

19-08-2006, 02:26
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2006
Mesajlar: 129
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
benim küçüklüğümde en küçük bir olayda dahi birçok sivil güç harekete geçerdi şu an sankiherkesin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi...
hiçbir yerde hiç kimse de hareket direniş yok...
bence şu anda yapılacaklar orta uzun vadeli önlemlerden çok şu anki kısa dönemde bekleyen sorunları çözmek adına hemen harekete geçmek ve eyleme girişmektir...
cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu hükümetle gidileceği kesin olduğuna göre ve amerikanın desteği hükümete devam ettiğine göre ve halkın cehaleti ve duyarsızlığı da ortada olduğuna göre bence şu durumda ülkeye sahip çıkması gereken güçler üniversiteler ve sayıları çok fazla olan hükümete muhalif sendika ve meslek odalarıdır...
üniversitelerde öğrenci-öğretim görevlisi boykotlarından eğer sonuç alınamazsa işgale kadar ve sendikalarda grevlere kadar gidilmeli...
geçmiş zamanlardan kalma modası geçmiş yasadışı ve hayalperest görülebilir ama bunlar ve başka şeyler yapılmalıdır...cumhuriyetin gencinin cumhuriyete sahiip çıkma zamanı gelmiştir...zira cumhuriyet tarihinde bu çeşit karanlık dönemlerde harekete geçenler hep üniversite gençliği olmuştur...
|

19-08-2006, 02:34
|
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Sevgili Turok,
Benim bu yazıyı yazmamdaki amaç insanları bilgilendirmek. Ülke sorunlarına duyarlı olmalarını sağlamak. En azından gelsinler sitemize üye olsunlar. Evet duyarlı insanlar olarak biz de varız desinler. İnançlı inançsız demokrasiden yana olan tüm insanlar bir güç birliği oluşturmalı. Farklı inanç ve düşüncedeki insanların aynı çatı altında saygı ve sevgi temelinde bir arada yaşadıklarını herkese göstermek. Bundan hareketle ülkemizde bir demokrasi kültürünü geliştirmeye katkımız olsun istiyoruz.
Hareket noktamız laik ve demokratik cumhuriyet olmalıdır. Gerçek anlamda demokrasi olmalıdır. İnançlarımız bence önemli değil. Önemli olan farklı inançların bu ülkede kardeşçe yaşayabilmeleri. Eğer biz bu sitede bunu başarabilirsek ülkemizin yarınlarına büyük katkımız olacaktır.
Bunun için ne yapılır? İşte bu da ayrı bir tartışma konusu. Bu asgari müştereklerde ilk önce birleşmek lazım. Ondan sonra da ne yapabiliriz. Onu da tartışırız. Sevgiyle kalın...
|

19-08-2006, 02:59
|
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Sevgili Painkiller,
Bu ülkenin harcında Atatürk'ün bilimsel devrimleri vardır. Ve bu devrimlere bağlı bir gücü vardır. Önemli olan bu gücü harekete geçirmek. Biz de site olarak bu gücü harekete geçirmek için ne yapabiliriz? İsterseniz bunu tartışmaya açalım.
Ülke olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Ülkemiz üzerinde büyük oyunlar oynanmaktadır. Atatürk'ün gençliğe söylevi bu şartlarda geçerliliğini korumaktadır. Çünkü o bu ülkeyi gençliğe emanet etmiştir. Ben bu ülkenin gençliğinde damarlarındaki o asil gücü görüyorum. Karamsarlığı, yılgınlığı bir kenara bırakıp üzerimize düşeni yapalım.
İşte isterseniz bunu tartışmaya başlayalım. Ben diyorum ki ilk yapacağımız iş bulunduğumuz yörelerde sitemize üye kazandırma çalışmasıyla başlayalım. Çünkü insanları bilinçlendirmek gerekiyor. Ondan sonra başka neler yapabiliriz. Tartışmaya devam ederiz...
|

19-08-2006, 10:18
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Sn. Ezkamo,
Çekindiğim şeylerden biri, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır.” Bu yüzden yazdıklarınız için öncelikle tarihi bir karıştırmak gerekliliğini görüyorum. Tarihin sayfaları içerisinde kendisine ne derlerse desinler dayatmacı yönetimler kendi bildikleri haricinde başka bir düşüncenin yaşamasına olanak sağlamazlar. Bunun adına ister totaliter rejimler deyin ister komünist rejim ister kapitalist. Demokrasiye gelince. Eğer gerçekten demokratik bir rejim diyorsanız o halde verdiğiniz örnek oldukça saldırgan içerikli bir örnek, sayın hocam (Yılanını başını ezmek). Tarih; bize, halkın gücünün üstünde bir dayatma varsa bile bunun çok kısa bir zaman yürürlükte kalabildiğini gösterir. İlanihaye böyle bir dayatma eşyanın tabiatına ters bir sonuçtur ve semere vermez. Vermiş olduğunuz örnekteki; Hitler, benzetmesi gibi. *
Atatürk; milletimizin içinden gelen ve yine milletimizin ihtiyaçlarına, sorunlarına, çaresizliğine derman bulmuş nadir ve çok önemli kişiliklerden biridir. Çok akıllıdır, inançlıdır, düşüncelidir, önderdir, yapıcıdır, kurucudur v.s. Şahsen benim de hayran kaldığım bir kişidir. Ve tüm içtenliği ve yapıcılığına karşı hataları da olan bir kişidir. Çünkü o bir insandır. Buraya kadar anlaşabileceğimizi ümit ediyorum sayın hocam.
Ancak, bir kurtuluş savaşından ve yeniden ayaklarımız üzerine kalkmaktan bahsediyor isek bu bir kişinin çabası ile olmamıştır. Ben milletim, ben halkım. Benim bir dedem Çanakkale’ye diğeri Sarıkamış’a gitmiş ve geriye dönmemiş. Onların babaları, dedeleri de aynı toprak ve amaç uğruna canlarını veren kişiler. Çanakkale’de 250.000 şehit varken, kurtarıcı olarak bir, iki kişiyi ön plana atmak ve yine kurtuluş savaşında on binlerce kayıp verilirken birkaç kişiyi insanüstü bir varlık misali göstermek ne kadar doğru? Aynı amaç uğruna verilen çaba kolektiftir, kişisel olamaz ve toplumsal oluşumları yine aynı toplumlar yapar, kurtarıcılar değil. Pek tabiidir ki vücutta beyin, çok önemlidir. Yeri tartışılamaz ve tüm organların üstünde hükmedicidir. Ama nihayetinde vücudun en küçük organı bile olmaz ise beyin de varlığını sürdüremez. Var olmuşsak hep beraber olmuşuz ve yine hep beraber var olmaya devam edeceğiz. Bu konuya devam etmeyi düşünüyorum.
Hatalarımızı cehaletimize bağışlayın
|

19-08-2006, 11:02
|
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Sevgili ezkamo, yazın hep sormuş olduğum sorularımı hatırlattı bana; Sessiz çoğunluğu nasıl harekete geçirebiliriz?
Sessiz çoğunluk ne zaman kendi ve barındırdığı azınlıkların hakları için ayakta durabilir?
Peki, toplumun b tepkisizliğinden biz okumuş, bilgili ve kültürlü geçinen gençlik sorumlu değil miyiz?
Ne yapmalıyız?
İnsanların içlerine birşeyelri değiştirebileceklerine dair kendilerine olan güveni nasıl getirebilir, güzel gelecek için umut besletebilir miyiz?
Bunları bizden başka kim yapabilir?
|

19-08-2006, 12:19
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Konuda geçmiş, konuya uygun bir Hristiyan papazın hikayesi geldi aklıma.
Olay Hitler zamanında geçmektedir. Bir papaz anlatıyor.
"Önce komünistleri öldürdüler, nasılsa komünistleri öldürüyorlar dedik sesimizi çıkartmadık.
Sonra Alman ırkından olmayanları öldürmeye başladılar, nasılsa alman'ız dedik sesimizi çıkartmadık.
Daha sonra demokratları öldürdüler, onlarda önekiler gibi yaşananları onaylamıyorlardı. Nasılsa demokratları öldürüyorlar dedik sesimizi çıartmadık.
Sonra aşağılık ırktan olmayan ama azınlık olanları öldürdüler, nasılsa azınlıklardandırlar dedik sesimizi çıkartmadık.
Daha sonra ise öldürülecek kimse kalmamıştı, bir biz kalmıştık ve bizleri öldürmeye başladılar.
Geride ise sesimizi duyuracağımız hiç kimse kalmamıştı"
Ağzıma çok şey geliyor şu tacizle ilgili söyleyecek, sadece kendimi o durumda bir an için canlandırıyorum, sanırım o plaka sahibinin madem yargıda evini öğrenmek isterdim, ispanyol İmam'ın yöntemiyle dövmek geliyor aklıma, ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyor, anlamıda yok...
Sadece anlamaya çalışıyorum, kaynak nereden gelmekte, insanları birbirine düşüren şeyin damarı neresidir!!!
İnsanlar toplumsal bir yaşam içerisinde, birbirlerinin toplumsal yaşam ve gereksinimlerine tecavüz etmedikçe, ibadet gibi tamamen iradi bir olgunun, yeri, zamanı ve ismi, cismi yoktur.
Yinede ucunun kaçırılmaması gereken, ibadetin bir insan edinimi iken, dinlerin asıl kaynağının, beslendiği damarın liderlik ve oradan hareketle yönetme, yönetilme yanıdır. Bir çok kere dinleri liderleri ile tanımlıyor, onlar ile başlatıyor iken, en önemli hatayı, onun geçmişten bu güne gelen bir damarın(ata, ite, ota, süte, ağaca, güneşe vs tapınımın) bir sonucu olduğunu unutuyoruz. Asıl çürütülmesi gereken insanlığın binlerce yıldan ve ilkelce beri gelen bu damarın kendisidir.
Hiç bir din peygamberi ile başlamamıştır, o ondan evvel sürüp gelen din-iktidar olgusunun başka bir biçimde sürüdülmesidir. Yani peygamberler yeni bir şey bulmamakta, zaten meşrulaşmış olanı başka biçimde kendi çıkarlarına uydurmaktadırlar. Her zaman tanrılar ve din, egemen olanın temsili olarak ortaya çıkmakta, her zaman egemen olanın temsil ettiği ve geriye kalanların ise, kurallar ile uyması gereken bir düzlemde olmuştur. Din=yönetim olgusu en güçlü damarı teşkil etmiş ve etmektedir. Geçmiş feodal egemenlikler, iktidar olgusu din ile ve ümmet ile tanımlanmıştır. Sınırlarda ve ülke yönetiminde, hukukda, eğitimde vs belirleyici unsur din ve bağlı ümmetçiliktir.
İçinde bulunduğumuz çağ ise, feodal iktidar anlayışı ile çelişmektedir, yani ümmi bir egemenlikten, milli bir egemenliğe dönüşmüştür. Bence ikiside insanın yapay ve göreceli edinimleri üzerinde olduğu için doğru bir halka değildir. İktidar olgusu ne zaman insani bir düzlemde, hepside insan olanı, tüm insanları(dinlisi ve çeşidinden, rengi ve çeşidine, ırkı ve ayrımına olmadan), insanlığı kapsadığı sürece kimine göre azınlık, kimine göre kabul edilmezlik vs sorunu ortadan kalkacaktır. Yoksa bu ayrımlarda olduğumuz sürece, her ayrım kendi menfaati temelinde iktidar olmayı zorlayacaktır. Bu kaçınılmazdır. Bir tarafın kendinde olan menfaati diğer tarafın ezilmesi ve acı çekmesine dönüşecektir. Birilerinin çıkarı öbürünün kaybı ve hüsranı olacaktır. Önce bu ayrımlardan kurtulup, özü insan olan, insana dönük bilinci edinmemiz gerekir.
Dinlerin tarihine baktığımız da ise, malesef iktidarda iken dahi birbirlerini hınçla boğazladıklarına tanık olmaktayız. Çünkü iktidar paylaşılan bir olgu değil, hükmeden bir olgu olarak ele alındığı sürece, tüm karşıtlar yada türdeş olmayanlar bunu talep edecektir.
Bir müslü müslüman, şeriat içinde yaşamak isteyecektir, bir başka müslüman ise, bu istemleri ya istem doğrultusunda kullanacak yada bu genel kanıyı sömürmenin yoluna gidecektir. Ülkemizde örneği şu anda olduğu gibi fazlasıyla mevcuttur, yönetmek, hükmetmek arzusu, diğer taraftanda bu arzuya sevk edilen toplumları güdülemek ve gütmek olarak çeşitli menfaatlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu menfii faaliyetler toplumun her yanına, iliğine kadar işletilmeye çalışılmakta ve toplum bir yığın örnekler ile yanıt vermektedir.
Çorumda, malatya da daha geçen sene Vanda bırakın Maraşı, sivası, çorumu daha devletin kurumlarında oruç tutmadığı için öldürülen gencecik üniversite, öğrencileri vardır. oysa *oruç tutmadığı için öldürülenlerin, tüm oruç tutanları öldürme hakkı meşruluk kazanmaktadır. Böyle düşünebilirmiyiz, bu doğru olurmuydu!!!!!
Oysa dine uygun bir biçimde yönetilmeyen uygarlıkların ise, yok olacağı, onları bu dünyada tufanlar, acılar, hüsranların beklediği, baş hükmedicileri tarafından allah sözü olarak sabitlenmiştir, inançlı kişi ise bundan, buna inandığı için hakkıyla korkmaktadır. Bu düzlemden ondan gücünü kullanan bir ordu bile yaratmak mümkün iken, bizler hala iktidar olgusunda insan öznesi dışında kalan ne varsa yapay(renk, ırk, dil, cins, innaç vs) olduğunu düşünmeyi başaramadığımız sürecede, bu ilkel yobazların, iktidar olma isteği ve hakkı meşru bir düzlemde olacaktır..
Arsız ve şerf...ce meşru ve hakları kendinde gören bu paranoya islami liderler ve emirleri, dinin kendi öz kaynaklarından beslenmektedir, bundan dolayı bu tür emirleri ne uygular iken nede insanlara baskı uygularken, kendi meşruluğundan bir an için bile tereddüt etmemektedir, işte asıl tehlike, dinlerinin onlara sağladığı meşruluktur ki, bu çözmesi kolay olmayan, ancak gerçekten de dinlerden özgürlüğün sağlanması ile olacak bir şey. Şeriat istemeside, kendi bildiğince hükmetme arzusuda, din=iktidar(öz kaynak) olgusunun yıkılması sağlanmadığı sürece meşruluğunu kaybedecek bir şey değildir. Bir topluluk olarak adlandırılabilecek olan müslimler, kendilerinde bu hakkı meşru ve bir o kadar da hakları olduğunu, dinlerinden hareketle ve ona koşulsuz inandıkları sürece görmeye devam edeceklerdir.Taki en son ilkel(yobaz) müslime kadar. Onun dışında ibadetini, nerde olsa yapabileceğini iyi bilen, bunun kul edinimi ve kulun koşulları ölçüsünde ibadet edeceğini, önemli olanın ibadeti ve allah ile kendi arasındaki münasebeti olduğunu bilen diğer müslimler ise, ayrı bir topluluğu temsil edeceklerdir.
Devlet bir teşkilattır, teşkilatın dini olmadığı gibi ister emirler, ister demirle istersede seçilerek oraya giden kişi sorumluluğundan öte hiç bir şeyi temsil etmez. Bu normal yanıdır ama dinler, bir yönetim ve hükmetme, toplumsal yaşam içerisinde, toplumun genelinden ayrı menfaat ve yönetimde çıkarları olan azınlığın, toplumsal yaşamdaki bu çelişkinin yararına kullanılan bir silah olmaya devam edecektir, çünkü damar budur. Güçlülerin yığınlarla ifade edilecek olan güçsüzlere karşı bir güç timsalidir. İktidar ve yönetme olgusu vardır. Bu damar çürütülmeden gerçek bir ilerleme mümkün değildir. Bu gün kimki dini kullanmaktadır, köşeleri hızlı ve çabuk, geri düşmesi mümkün olmadan, aşağıda ona destek olan milyonlarca kandırılmışın sırtında dönmektedir.
İhlas holdinge bağlı bir işltemede çalıştım ve orada yaşadığım hikayelerden(yönetim olgusu taşıyan) bir kaçını yeri geldiğinde anlatmayı düşünüyorum.
Birleşmek ise genel bir tanımlama kalıyor, ne adına, hangi talepler ile bir araya gelmeliyiz, bunları açmamız gerekir. Mesala
Okullarda zorunlu din eğitimi kaldırılmalı.
Diyanet kaldırılmalı ve tüm başı boş dini kurumlar belirli toplumsal hukuk ile biçimlenmelidir.
Din'in menfii, ticari vs ile kullanımı ve meşrulaştırılmasına hukuki olarak engel olunmalıdır.
Dinin siyasi yada başka, istismar olarak kullanılmasının ne olduğu topluma anlatılmalı, toplum bu konuda bilinçlendirilmelidir, engel olunması sağlanmalıdır.
Namusun görüntüde(işte din temsiller) değil insanın kültüründe ve beyninde olduğu anlatılmalıdır. Kadın ve erkeğin eşit olduğu, herkesin insan olduğu aşılanmalıdır.....
|

19-08-2006, 13:49
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
Hayal kuruyorsunuz hayal.Hadi diyelim hayaliniz gerçekleşti,Akp'yi iktidardan indirdiniz.Yerine neyi,kimi koyacaksınız.Komadan kaldırıp Ecevit'i mi geçireceksiniz yerine?Yoksa hergün amipler gibi bölünerek bissürü küçük particiklerden oluşan bir sol koalisyonunu mu?Sakkın orduyu demeyin,ülke 100 sene daha geri gider.itiraf edin Akp nin yerine koyacağınız hiçbirşeyiniz yok.
|

19-08-2006, 14:38
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
|
|
Re: Bana Değmeyen Yılan...
GENÇLİĞE HİTABE
* * * * Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
* * * *Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
* * * * Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *[align=right:b48611debe] Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *20 Ekim 1927[/align:b48611debe]
m.kara
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:31 .
|