
20-08-2006, 22:57
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Bir Ölümün Kritiği
Yolun açık olsun yiğit *
12/08/2006 *
Bendeniz, oldum olası ölüm karşısında abartılı tepki vermem. Belki yapımdan, belki başta annem olmak üzere birçok sevdiğimi küçük yaşta kaybetmekten dolayı, ölüme bir tür yakınlık duyar, ona kötü gözle bakanlara gönül koyarım. Ölüm karşısında abartılı tepki verenlerden hazzetmem.
Ölüm dediğin ne ki? Hayatın öteki yüzü, değil mi?
Yaşamak, ölmektir. Yaşamak, her an ölümü tatmaktır. Onun için Kur’an: “Her can ölümü tadıcıdır” buyurur. Cümlede “tadıcı”nın karşılığı fiil değil, ism-i faildir. Kûfe ekolüne göre ism-i fail süren fiildir. Yani, devam eden, kesintisiz süregelen. İsm-i failin bir başka ifadesi de “bir şeyi meslek edinmek”tir. Buna göre ayetin açılımı şu oluyor: “Her can her an ölümü tatmaktadır”.
Yüzümüz, altı ay önceki yüzümüz değil. Yüzümüzün tüm hücreleri altı ayda baştan sona yenilenir. Çok azı müstesna, diğer tüm organlarımızdaki hücreler de öyle. Yani, bilinç dışı bir biçimde, ilahi bir kanun gereği, bedenimizde her an milyonlarca hücre ölümü ve doğumu olup bitmektedir.
Her nefes alış bir dirim, her nefes veriş bir ölümdür. Bu ikisi hayatın iki yüzünü oluştururlar. “Yuhyi ve yumit” olan, yani “ölümü ve hayatı yaratan” Allah’ın fiilleri, insanda böyle tecelli eder.
Bütün bu hakikatleri bilmemize rağmen, yine de ölümü sevdiklerimize yakıştıramıyoruz. Duyduğumuzda, “Yok, o değildir canım” diyoruz. Belki dilimiz varmıyor “öldü” demeye. Ölüm hayatın öbür yüzü olsa da, yine de zor geliyor. Hele bu genç ölümüyse, Yunus’un diliyle “Gök ekini biçmiş gibi” bir ölümse, daha da zor geliyor.
Futbolcu Gökmen’in ölümü karşısında verdiğim tepki de, tıpkı böyle oldu.
Kızım, Perşembe gün “Gökmen abi ölmüş, televizyondan izledim” dedi. “Bir yanlışın var kızım, karıştırmış olabilirsin” dedim. Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin Filistin Şiirleri gecesine katılmak için yola çıktığımızda, arabanın radyosundan aldım Gökmen’imin ölüm haberini. İçimi şöyle hafiften bir alaz yaladı geçti. “Ölümü yaratan Rabbe hamd olsun” dedim. “Ahiretin taze misafiridir” dedim. “Yeni varmıştır, yer garibidir” dedim. “Kimbilir, belki de açtır, susuzdur; ilk nevale gönderen biz olalım” dedim. Gönderdik bu taze ahiret yolcusuna manevi nevalelerden: dua ettik, rahmet diledik, okuduk…
İlk kez Güney takımlarında top koştururken sesiyle tanıdım onu. Tefsirimizin ve eserlerimizin düzenli bir takipçisi olduğunu söyledi. Bir Kur’an ve İslam aşığıydı belli ki. Telefondaki sesi, efendiliğini ve sükunetini ele veriyordu. İstanbul’da oynamaya başlayınca derslerimizin müdavimi oldu. Sık sık gelir, duygularını, heyecanlarını, hatta rüyalarını bizimle paylaşırdı. Fıkıhlı yaşar, sualler sorar, aldığı cevapları hayatına tatbik ederdi.
Şer-i şerife göre yaşamak için can atardı. Yaptığı her işte “Allah ne der?” diyenlerden idi. Genç yaşına rağmen halinden akan o sükunet ve sekinet, insana itimat telkin ederdi. Onun bu haline ilk vakıf olduğumda, futbol gibi pek de tekin olmayan bir mesleğin içinde, nasıl olup da bu kadar saf ve temiz kalabildiğine çok şaşırmıştım. Hâlâ da bu sualin cevabını bulmuş değilim. Demek ki, Kur’an’ın o mucizesi her zaman ve her yerde tecelli ediyor: “Sakınanlar, korunurlar”…
Gökmen’in ölümü, bana bir çok şeyi tedai ettirdi. Başta, modernlerin, dünyada daha fazla yaşama tutkusunun ne kadar boş bir iş olduğunu.
Hani, hatırlayın o sloganvari sözleri: Spor yap, sağlıklı kal… Sağlıklı ve uzun yaşamak istiyorsanız, yılda bir kez mutlaka çekap yaptırın… Düzenli beslenme, ömrünüzü uzatır…
İlahi hakikat, modernlerin bu aforizmalarını adeta “ti”ye alıyor. Söyler misiniz; profesyonel bir futbolcu spor yapmıyorsa, kim yapıyor? Çekap ve hekim kontrolü dersen, ha keza. Değil yılda bir, her an k-hekim kontrolündedir profesyonel sporcular. Beslenme de öyle; tüm gıdaları, işin uzmanı diyetisyenlerin kontrolündedir. Onları sermaye olarak koşturanlar, yatırımlarından verim almak için bakımlarında ve beslenmelerinde kusur etmezler.
Gökmen, antrenman için çıktığı sahada düşüyor ve bir daha da kalkmıyor. Sonuç: Kalp krizi. Ve bu sebebi bilinmeyen (veya bilinen) kalp krizleri, genç yaşlı ve hatta çocuk demiyor. Aniden geliyor ve alıp götürüyor. Kalp krizinden ölümler, kanserden ölümlerin 20 katına ulaşmış. Sebebi araştırılıyormuş. Uzmanlar pek de mukni şeyler söyleyemiyormuş. Vs, vs…
Gökmen’in ölümünden bağımsız olarak söylüyorum: Bu bir afet. Modern hayat, insana verdiğinden fazlasını alıyor. İnsanı “dünya hayatına” meftun ediyor, ona daha uzun daha sağlıklı, daha konforlu bir ‘yaşam’ (!) vaad ediyor. Hayatı sigortalamak gibi gariplikler icad ediyor. Ama ölümün bir türlü önüne geçemiyor. Ölümün ilahi kanunları, tek dünyalı modernlerin tüm iddialarını avuçlarına verip, onları şaşkına çeviriyor.
Çift dünyalılar, tek dünyalıların ölüm karşısındaki bu paniğini tebessümle izliyorlar. Eminim ki, Gökmen de bulunduğu yerden tebessüm ediyordur. O “Allah’tan geldik, O’na döneceğiz” diyenlerdendi. Şimdi iman ettiği “ğayb”a kendisi de karıştı. Onu “kayıp” etmedik, o “ğayb” oldu ve yakine erdi. İman ettiği haikatleri, şimdi ruhuyla görüyor, biliyor, yaşıyor.
Yolun açık olsun yiğit. İyi bilirdik; Allah seni iyiler arasına katsın.
Mustafa İslamoğlu
|

21-08-2006, 19:34
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Mar 2006
Mesajlar: 634
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
bende gokmen'e allahi rahmet etsin diyorum...
ezginin gunlugu'ndeki bir sarkida "her ölüm erkendir" sozleri var...yazik oldu gencecik delikanliya..
yukaridaki yazida bir insana,bir gence zamansiz, dramatik olumunden cok, musluman gokmen’e *yakilan bir agit..imanli bir musluman olmasaydi hazret eline kalem almayacakti..din kardesligi devrede..yazardan torpil
hazret yazmis;
Kur’an: “Her can ölümü tadıcıdır” buyurur.
aksini buyuran bir ideoloji, bir din,bir felsefe varmidir efenim?
binlerce yil insanin dogup-öldügünü * kurana koymak ne menem bir seydir..ne dahiyane bir tespittir..
kuran yazmasaydi insanlik ölümlü *oldugunu anlayamiyacakmiydi.?.
Ama ölümün bir türlü önüne geçemiyor
modern hayatin "ölümün önüne gecilecek" diye bir ongorusu yoktur ama
zaman zaman modern tip ölümleri ertelemezmi, geciktirmezmi.
kalp ameliyetlari, beyin ameliyatlari bir oyunmudur...bu yaziyi yazan angut hic mi tip yardimi almamistir..
Bu bir afet. Modern hayat, insana verdiğinden fazlasını alıyor. İnsanı “dünya hayatına” meftun ediyor
bu soylem bize yabanci degil, ilkel cag yasam ozlemleri,
talibanda, aczimendilerde 620 li yillarin daha insanca yasam oldugunu soyluyorlar ve yasiyorlarda...yazar icin afganistan ideal bir ulke *olmali..
Tefsirimizin ve eserlerimizin düzenli bir takipçisi olduğunu söyledi. Bir Kur’an ve İslam aşığıydı belli ki
benzeri bir olay bir gun sonra tekrar edebilirdi...cek futbolcu meduna ayni hazin sonu yasayabilirdi..
bu agit insan oldugu icinmidir *musluman oldugu icinmidir..? o zaman bu yazi kaleme alinirmiydi..?
itirazim, cifte standartlara..itirazim, insanlari inanclarina gore yargilamalara, katagorize etmelerine,
itirazim, biz insanlar, cocuklar *ölmesin derken, musluman cocuklar ölmesin, muslumanlar olmesin diye feryat edenlere..
gözyaslarinda bile takkiye, sevgisizlik,ikiyuzluluk,riyakarlik var..
yalancılar,maymunlar,domuzlar,eşekler,pislikler!aş ağılıklar!canı çıkacasılar,Köpekler,Alçaklar,yabani eşekler,merkepler,susamış develer,geberesiciler,reziller,sapik Kişiler,beyinsizler,kofkütükler,zorbalar,soysuzlar ,Kahrolasılar,yalancılar,
HZ.ALLAH
|

21-08-2006, 19:56
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jun 2006
Mesajlar: 211
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
istavritin yazisina eklenecek bana gore bir sey yok , altina imzami koymakla yetiniyorum
74.17. Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!
74.18. Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
74.19. Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!
74.20. Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse
|

21-08-2006, 22:31
|
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Evet sevgili turok ben de senin yazdığına imzamı koyuyorum.
|

22-08-2006, 00:28
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Çifte standartlara ben de itiraz ediyorum,istavrit.Ama bu durum farklı.Gökmen yazıdan da anlaşılacağı üzre yazarın yakın bir dostu.Dolayısıyla ölen her dost için hissedilebilecek duygular ifade edilmiş.Kur'an her nefis ölümü tadıcıdır der.Bu doğru bir çeviridir.Çoğunlukla bu ayeti her nefis ölümü tadacaktır diye yanlış çevirirler.Birinci çeviride ölümün heran olan ve olacak bir olay olduğu anlamı çıkarken,ikinci çeviride ölümün sanki uzakta olduğu anlamı çıkar.İslamoğlu hoca burada doğru anlamı kullanmıştır.
|

22-08-2006, 01:10
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Hiramusta, işte sizin gibi islamcıların yaptığı bu. Ölüm gerçeğini İSTİSMAR etmek. Hepimiz öleceğiz bu doğru ama bunun Kuran'daki "her nefis ölümü tadıcıdır" ifadesi ile ilgisi ne ? İnsanlara sürekli "işte bak ölüm kapında !" demek ne menem bir ruh halidir ve ne menem bir korkutma taktiğidir kendi dinini kabul ettirmek için ? Kardeşim ölümü kimse Kuran'dan öğrenmedi, insanlar milyonlarca yıldır ölüyorlar ve şimdi yeni bir şey keşfetmişsiniz gibi ha babam bu gerçeği kafaya kazımanın alemi ne ? Sen kendin ölümden çok korkuyorsun diye başkasına da ölüm korkusu pompalamanın ne gereği var ? Kendi korkunu kendine sakla...
Yahu birazda güzel şeylerden bahsedin kardeşim. Açıyorsunuz ağzınızı cehennem kapatıyorsunuz ölüm... Yeryüzünde dolaşan zebaniler gibisiniz....
|

22-08-2006, 10:49
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Ölüm bizim için bir yok oluş değil,sonsuz hayata açılan bir kapıdır.Korkulması gereken ölümün kendisi değil,nasıl öleceğinizdir.Ben ölümden değil,kötü bir insan olarak ölmekten korkarım.
Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber,
Hiç güzel olmasaydı,ölürmüydü Peygamber.
Bu arada Sultan'ül Şuara Necib Fazıl'ı da rahmetle anıyorum.
|

22-08-2006, 12:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Ölümü yaşarkende tadabilirsiniz, üstelik ölmeden.
Hiç doğmadığınız anı düşünün, ölüm var olan için vardır, henüz olmayan için ise yoktur, çünkü yaşam yoktur. Böylelikle görürüzki ölüm yaşamın zıttıdır ve canlı için ölüm, yaşamın zıttına girmesidir. Birisi yoksa diğeri de yoktur... Birinde yaşıyorsanız diğerinde birey adına yaşam yoktur, *kimyasalınız başka canlılara dönüşür yada başkaları için yaşam kaynağı olursunuz. onlarda bununla beslenir onlarda bir başkası için kaynak olur, bu sürüp gitmenin koşulları var olduğu sürecede devam eder.
Ölüm sizi o hiç olmadığınız (doğmadığınız) yere götürür, yaşarken tadacağınız ise artık oraya gidiyor olmanızdır, ve her bilinçli insan buna sebep olacak şeyin doğal olmasını ister, ani ölümler ise, olağan üstü durumlardır ki, bunlarda, kaza, hastalık vs iken, diğer adıda erken ölümdür.
Her ölüm erken ölümdür kimse psikolojik bir çöküntüde değilse ölmek istemez. Aslında hiç kimse istemez, yaşamda kalabilme direnci olmayan insanlarda onu isteyerek istemez.
Yaşadık ve bizler için hiç yaşamadığımıza ve artık ölümünde bizler adına olamayacağına geri dönüyoruz, bu gerçeği *kabullenemeyen insan, ölümsüzlüğe giden yolu, ölümde dahi kendini yaşatarak hayat bulmuştur. Ama gerçek ölüm yaşamın zıttıdır ve orada ölüm vardır, hayat yoktur ve bir birey için ölüm yaşamdan daha kısa süren bir anlık uyku anıdır(tüm ölüm bu kadar), gerisi onun adına, iradesi adına yoktur, bir kez gerçekleşti mi artık onun adına ölümde yoktur, sürüp gidecek bir şey değildir.
Doğmadan önce ne iseniz, ölünce de bir birey olarak o olursunuz, ona dönersiniz hepsi bu. Hiç doğmamış iseniz zaten bir sorun yoktur, ölmenizde mümkün değildir, ama Ölmüş ve karışıma (doğaya ve maddelere) karışmış iseniz yaşamanızda mümkün değildir. Bir kapının iki tarafı gibi. Birinde var iseniz diğerinde yoksunuzdur, kapının diğer tarafına(ölüm) geçmiş iseniz artık kapıda yoktur. Zor olan bunu görmek ve kabullenmektir.
|

22-08-2006, 12:40
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Bir Ölümün Kritiği
Ben ölümden değil,kötü bir insan olarak ölmekten korkarım
Bu nasıl bir mantık yahu ? İnsan hiç kötü bir insan olmaktan korkar mı ? Senin kendine güvenin yok mu ?
Kendini tanımıyor musun ? Üstelik nedir kötü bir insan olmak ?
Bugüne kadar çok fırsat çıktı karşıma tek kalemde büyük voliler vurabilirdim ama hiç aklımdan bile geçmedi bu hatta çevremdekiler bana ap.... dediler.
Kendini bilen bir insan kötü olmaktan korkmaz kardeşim. Bu size aşılanan yanlış bir ahlakın sonucu. Çünkü siz kendi özünüze ait olan doğrulukları hep dışarıdan ithal ediyorsunuz.
Bak adamın biri ne demiş :
İlahlara ve dini kurumlara latif hakikatin kaynağı olarak tapınma! Böyle yapmak tanrı ile kendi arana aracı koymaktır-ki bu seni göğsünde saklı olan hazineyi elde etmek için dışarıya göz diken dilenciye benzetir. Tao'ya tapınmak istiyorsan Önce onu kalbinde keşfet! O zaman tapınman anlam kazanacaktır. Lao-Tzu
Yani kendi öz doğasını bilmeyen ve ona güvenmeyen insanların birer dilenciden farkı yoktur. Sonrada "Müslüman oldum hidayete erdim" gibi abuklamalar izler bunu. İyilik insanın doğasında var, kim sana git onu dışarıdan bul dedi ki ? Üstelik sen kötü bir insan olmaktan değil cehenneme gitmekten korkuyorsun...
Bir de Sultan'ül Şuara Necib Fazıl da kim ? Onun adı Necip Fazıl Kısakürek değil mi?
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yadedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın çın geceler!
Geceler çekmeyin benim için hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın naşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:01 .
|