Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 21-08-2006, 00:56
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Müslümanlar asırlar boyu çeşitli yalanlarla kandırılmış ve bu yalanlara inandırılmışlardır. Bunlardan biri de MİRAÇ'tır.


Miraç, Muhammed'in peygamberliğinin 13. yılında, Recep ayının 27'sinde, uykusuz kaldığı bir gece, sabaha kadar düşünerek uydurduğu sınır ötesi bir palavradır. Bu palavra Sahabe'ler tarafından itibar görmeyince, Ebu Bekir Muhammed'in yardımına yetişmiş, hikayeyi onaylamış ve böylece kabul görmüştür.

Geçmişte bir yazımda Miraç'ı uzun uzun anlatmıştım. Burada sadece miraç'ın kahramanlarından olan BURAK'tan söz edeceğim.

Cebrail, Allah'tan Muhammed'i huzuruna davet emri alınca derhal cennet'e bir Burak seçmeye gider. Cennette 40 bin Burak bulunmaktadır. Cennetteki Burak'lardan biri Muhammed'e aşıktır ve tam 40 bin yıldır aşkı yüzünden hüzün çekmektedir. Durumu bilen Cebrail bu Burak'ı seçer ve eyerleyerek yola çıkar. (Neden kendisinin de binmek için bir Burak almadığı sorulabilir. Cebrail'in herhangi bir ulaşım aracına ihtiyacı yoktur. *Çünkü o astral seyahatleri kolayca yapabilmektedir. Zaten 600 kanadı vardır. Bu kadar kanat'a mesafe mi dayanır?)

Herneyse,

Cebrail yedeğinde aşık Burak ile birlikte Mekke'ye gelir. Burak'ı burada Mikail, İsrafil ve Azrail'e emanet ederek Medine'ye gider. Medine'de Muhammed'e Allah'ın emrini tebliğ eder, göğsünü yarıp kalbini çıkartır. Kalbini yıkayıp, içini ilim irfan doldurduktan sonra Muhammed'i de yanına alarak Mekke'ye gider. (Bu göğüs yarma hikayesi Muhammed'in uydurduğu ilk göğüs yarma hikayesi değildir. Evlatlık verildiği evden, alel acele dedesinin yanına postalanmasına neden olan bir göğüs yarma hikayesi daha vardır. Bu hikayeye göre, oyun oynarken beyazlar giyinmiş kişiler gelmişler ve göğsünü yarmışlardır. Muhammed'in hayatı adli dizide anlatmıştım.)

(Not: Muhammed'in kalbi ilim irfan doldurulup yerine konulduktan sonra, Muhammed'in kıyafeti de değiştirilmiştir. Bunları Muhammed'in ağzından dinleyelim;
"Abdest almaya kolumu sıvarken Rıdvan Cennet'ten bir ibrik Kevser suyu ve bir de leğen getirdi. O sudan abdest alıp vücuduma nurdan bir hülle giydirdiler ve başıma nurdan bir sarık sardılar. Arkama Cebrail nurdan bir burde koydu. Belime kızıl yakuttan bir kemer kuşattı, elime yeşil zümrütten bir kamçı verdi ve ayaklarıma zümrütten nalın giydirdi.")

Uzatmayalım,

Muhammed Mekke'ye geldiğinde Burak'ı görür ve saşkınlık içinde kalır. *Muhammed Burak'ı şöyle anlatmaktadır;

"O Burak'ın cüssesi katırdan küçük hımardan (?-eşek olabilir) büyük ve yüzü insan yüzü gibi. Lisanı Arabi; Her bir azası cevherden. Tırnakları mercandan. Ayakları altından, kuyruğu deve kuyruğu gibi, ayakları da deve ayağı gibi."

Görüldüğü gibi Burak, yürüyen bir kuyumcu dükkanı olmasının yanı sıra, şekli şemali ile de tam bir ucube! Fakat bu ucube konuşabiliyor, hem de ARAPÇA...

Yine Muhammed'in sözleriyle devam edelim;

"Cebrail özengisini tutup 'bin' dedi. Binmek istediğimde serkeşlik etti. Cebrail 'niçin serkeşlik edersin?' dedikte; 'muradım vardır, onun için ettim dedi. 'muradın nedir?' diye sual olundukta. Dedi; 'Niyazım budur ki kabrinizden kalktıkta mahşere giderken benden başkasına binmeyip bana binerek beni mutlu edesiniz'. Ben de kabul edip ona binmeye söz verdim. Sonra Burak'ın ayağı yere dokunmayıp Mekke-i Mukerreme'den, ta Mescit-i Aksa'ya kadar gitti."

Burak neden Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya gider, buradan yükselir de, direk Mekke'den yükselmez bilinmez. Ayrıca Muhammed döneminde *Mescit-i Aksa diye bir yer yoktur. Muhammed'in ölümünden çok sonraları, Miraç hikayesine binaen inşa edilmiş bir yerdir.

Diğer bazı kaynalara göre, güya Muhammed Mescit-i Aksa'nın altında bulunan bir taşın üzerinde Miraç'a çıkmıştır. Mescit-i Aksa da bu taşı korumak üzere inşa edilmiş bir binadır.

İnsanlığın böylesi ilkelliklerden kurtulması umuduyla...

(Kaynak: Tarih-i Taberi)

Ateizm.org sitesinden alınmıştır. Yazan: Oğuz

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21-08-2006, 01:46
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Hadis No : 5554
Ravi: Enes
Tanım: Enes (ra) Malik İbnu Sa'saa (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki, "Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısınında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla [ve hikmetle] dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim [çıkarılıp su ve zemzem ile] yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibril aleyhisselam beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi. "Gelen kim?" denildi. "Cibril!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed (sav)!" dedi. "O'na Miraç daveti gönderildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!" denildi. Derken kapı açıldı. Kapıdan geçince, orada Hz. Adem aleyhiselam'ı gördüm. "Bu babanız Adem'dir! Selam ver O'na!" dendi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra bana: "Salih evlad hoş gelmiş, salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti ve ikinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim?" denildi. "Ben Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti gönderildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Derken bize kapı açıldı. İçeri girince, Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimasselam ile karşılaştım. Onlar teyze oğullarıydı. Hz.Cebrail: "Bunlar Hz. Yahya ve Hz. İsa'dırlar, onlara selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Onlar da selamıma mukabelede bulundular. Sonra: "Hoş geldin salih kardeş, hoş geldin salih peygamber" dediler. Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim ?" denildi. "Cibril'im!" dedi. "Yanındaki kim?" denildi. "Muhammed'dir!" dedi. "O'na Miraç daveti gitti mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı bize açıldı. İçeri girince Hz. Yusuf aleyhiselam'la karşılaştık. Cebrail: "Bu Yusuf tur! O'na selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra: "Salih kardeş hoş gelmiş, salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Cebrail beni dördüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim ?" denildi. "Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "Ona Miraç davetiyesi indi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Kapı açıldı, içeri girdiğimizde, Hz. İdris aleyhisselam ile karşılaştık. Hz. Cebrail: "Bu İdris'tir, O'na selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamma mukabele etti. Sonra bana: "Salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti. Beşinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Kim bu gelen ?" denildi. "Ben Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim ?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti indirildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı açıldı, içeri girince, Harun aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail aleyhisselam: "Bu Harun aleyhisselam'dır. O'na selam veri" dedi. Ben selam verdim, o da selamıma mukabelede bulundu ve: "Salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Cebrail beni yükseltti ve altıncı semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim?" denildi. "Ben Cibril!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti indirildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi, içeri girince, Hz. İbrahim aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail: "Bu baban İbrahim'dir, O'na selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra: "Salih oğlum hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Sidretü'l-Münteha'ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen'in) hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrail aleyhisselam bana: "İşte bu Sidretü'l-Münteha'dır!" dedi. Burada dört nehir vardır: İkisi batıni nehir, ikisi zahiri nehir. "Bunlar nedir, ey Cibril?" diye sordum. Hz. Cebrail: "Şu iki batıni nehir cennetin iki nehridir. Zahiri olanların biri Nil, diğeri Fırat'tır!" dedi. Sonra bana el-Beytü'l-Ma'mur yükseltildi. Sonra bana bir kapta şarap, bir kapta süt, bir kapta da bal getirildi. Ben süt aldım. Cebrail aleyhisselam: "Bu (aldığın), fıtrat(a uygun olan)dır, sen ve ümmetin bu fıtrat (yaratılış) üzeresiniz!" dedi. Resulullah devamla dedi ki: "Sonra bana, her günde elli vakit olmak üzere namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselam'a uğradım. Bana: "Ne ile emrolundun?" dedi. "Gece ve gündüzde elli vakit namazla!" dedim. "Ümmetin, her gün elli vakit namaza muktedir olamaz. Vallahi ben, senden önce insanları tecrübe ettim. Beni İsrail'e muamelelerin en şiddetlisini uyguladım (muvaffak olamadım). Sen çabuk Rabbine dön, bunda ümmetine hafifletme talep et!" dedi. Ben de hemen döndüm (hafifletme istedim, Rabbim) benden on vakit namaz indirdi. Musa aleyhisselam'a tekrar uğradım. Yine: "Ne ile emrolundum ?" dedi. "Benden on vakit namazı kaldırdı!" dedim. "Rabbine dön! Ümmetin için daha da azaltmasını iste!" dedi. Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı. Dönüşte yine Musa aleyhisselam'a uğradım. Aynı şeyi söyledi. Ben, beş vakitle emrolunmama kadar bu şekilde Hz. Musa ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa da Hz. Musa'ya uğradım. Yine: "Ne ile emredildin ?" dedi. "Her gün beş vakit namazla!" dedim. "Senin ümmetin her gün beş vakit namaza da takat getiremez. Rabbine dön, hafifletme talep et!" dedi. "Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafifletmesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah'ın emrine teslim oluyorum!" dedim. Musa aleyhisselam'ı geçer geçmez bir münadi (Allah adına) nida etti: "Farzını kesinleştirdim, kullarımdan hafiflettim de!" [Bir rivayette şu ziyade geldi: "Namazlar (günde) beştir. Ve onlar ellidir de. İndimde hüküm değişmez artık!"] *
Kaynak: Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir *

Sevgili exclusive,
Hadislerden inciler başlığımda miraçla ilgili olarak bu hadisi de almıştım. Hadis uzun ya. Bence okumakta yarar var. Yorumu da okuyanlar yapsın...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21-08-2006, 09:11
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Hocam biraz uzunmuş cidden. Bizimkiler yedi katı tek tek çıkana kadar bana gına geldi. Şimdi bi yorum yazacam ama bu güne kadar hangi hadise yorum yazdıysam hadisin uydurma olduğu söylendi, artık hadislere tenezzül etmiyorum.

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-08-2006, 09:14
jayjay jayjay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Jul 2006
Mesajlar: 368
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Benim asıl merak ettiğim muhammed'in psikolojik durumudur. Muhammed şizofren miydi?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21-08-2006, 09:50
hiramusta hiramusta isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Biraz uzunca bir alıntıdır.sabırla okursanız,konu hakkında sağlam bilgiler edinebilirsiniz.

MESCİD-İ AKSA

Rivayetlere dayalı yorum yapanlar, İsra suresinin 1. ayetinde geçen Mescid-i Aksa’nın, bugün Kudüs’te bulunan tapınak olduğunu ileri sürerek kitaplara bu şekilde yazılmasını sağlamışlar ve insanlara bu yanlışı âdeta dayatmışlardır. Halbuki Mescid-i Aksa sözcüğü, bu mescidin nerede olduğu belli olmadığı hâlde sadece üç rivayette yer alırken, Kudüs’te bulunan tapınağın kastedildiği rivayetlerde ise bu tapınak hep Beyt-ül Makdis adıyla anılmıştır.
Bu rivayetlere geçmeden önce, her Müslüman tarafından mutlaka iyice ve doğru olarak bilinmesi gerektiğine inandığımız aşağıdaki hususları hatırlatmakta yarar görüyoruz:

Uyarı:
Hadis ıstılahında “sahih” demek, mutlak doğru ve sağlam demek olmayıp, o ilmin konulmuş belli kalıplarına kurallarına uyan demektir. Hadis İlmi’nin de belli kuralları vardır. Bu kurallara göre; adalet ve zabıt sahibi kişilerin birbirinden nakilleriyle meydana gelen, kesintisiz senetle rivayet edilen, şazz olmak ve illetli bulunmaktan uzak hadislere “sahih” denir. Bu kurallar içerisindeki hadislerin sahih olduğu söylenebilir ama bu hadislerin kesinkes doğru olduğu söylenemez. Ayrıca muhaddislerden bazısının sahih gördüğünü, bir başkası sahih görmeyebilir.
Hadisçiler, rivayet ettikleri hadislerin “metin tenkidi”ni hiç yapmamışlardır. Yani hadislerin “akla, bilime, Kur’an’a, mütevatir sünnete ve ümmetin icmaına” uygun olup olmadığını hiç dikkate almamışlardır. Herkesin duyup bilmesi lâzım gelen olayları, yalnızca tek bir kişinin rivayet etmesi onların umurunda olmamıştır. Onlar sadece “sahih” tanımı içindeki kriterleri göz önüne almışlar ve rivayetlerin nakil kurallarına uygun olup olmadığına dikkat etmişlerdir.
Bazı mezhepler ise ne yazık ki, Bakara suresinin 143., Âl-i Imran suresinin 110., Enfal suresinin 64., Tövbe suresinin 100., Fetih suresinin 18., Haşr suresinin 8. ayetlerini kendi siyasî görüşleri doğrultusunda çarpıtıp, ayrıca bir çok hadis de uydurarak sahabe sıfatlı kişilerin “udulüne (yüzde yüz güvenilir olduğuna)” karar vermişler, yani sahabenin hatasız, kusursuz, yalansız, yanlışsız, art niyetsiz olduklarını kabul etmişler, onlara dokunulmazlık zırhı giydirmişlerdir. Durum böyle olunca da hiç kimse önüne konulan rivayeti sorgulama cesaretini gösterememiştir. Dolayısıyla yalan ve yanlışın üstüne gidilememiş, “Hazretin böyle deyişinde, böyle yapışında vardır bir hikmet” denip teslim olunmuştur. Halbuki beşerin masumluğu söz konusu olamaz. Ayrıca, İslâm literatüründe “münafık” denilen kesimin, peygamberimizin çevresinde bulunan, bizim de sahabe dediğimiz kimselerden bazılarının oldukları unutulmamalı, bunlar gibi başka “hazret”lerin de o dönemdeki gibi her türlü hainliği, sinsi düşmanlığı yapabilecekleri göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak bu tarz kabuller, hem bazı kimselerin uydurdukları yalanlarla arı duru İslâm dinini yozlaştırma çabalarına destek olmuştur hem de o kimselerin haksız olarak elde ettikleri saltanatlarını ve gayrimeşru icraatlarını meşrulaştırmıştır. Peygamberimiz döneminde sus pus olanlar, iktidarları ellerinden alınanlar da, hırs ve hınçlarını peygamberimizin ölümünden yıllar sonra bu yolla almışlardır.
Bu safsataları gören muhterem din büyüklerimiz ise “bu, yalan veya yanlıştır.” deyip geri itmek yerine, yalanları kılıfına sokabilmek için yüzlerce yalan ve yanlışın daha yapılmasına vesile olmuşlardır.

Rivayetlerdeki Mescid-i Aksa:

Mescid-i Aksa ismi sadece üç rivayette yer almaktadır.

Birinci rivayet; Sahih-i Buharî, 21 kitab, 1. Bab, 1 numaralı hadis: 3.cilt/1130

“...... Ebu Hüreyre’den tahdis etti ki, Peygamber şöyle buyurmuştur: “İbadet için şu üç mescitten başkasına yolculuk edilmez: Mescidi Haram, Mescid-i Rasülüllah, ve Mescid-i Aksâ.”

İkinci rivayet; Sahih-i Buharî 21. Kitab, 8 numaralı hadis:

…Bize Şu’be, Abdulmelik ibn Umeyr’den tahdis etti. O şöyle demiştir: Ben, Ziyâd’ın himayesinde olan Kazaa’dan işittim, o şöyle dedi: ben Ebu Said Hudri’den işittim; o, peygamberden dört şey tahdis ediyordu ki, bu dört şey hem beni hayrete düşürdü, hem de sevindirdi. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Eşi veya bir mahremi kendisiyle beraber bulunmayan kadın, iki günlük mesafeye sefer etmesin.Ramazan bayramının ilk günü ile kurban bayramının dört gününden ibaret olan ramazan ve kurban bayramı günlerinde oruç tutmak yoktur. İki namazdan sonra da namaz yoktur; biri sabah namazından sonra güneş doğup yükselinceye kadar, öbürü ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar. Namaz kılmak için şu üç mescitten başka bir mescide sefer edilmez: Mescidi Haram, Mescid-i Aksâ ve benim mescidim.

Bu iki rivayet aslında aynı olmasına rağmen ravileri farklıdır; birincisi Ebu Hüreyre menşeli iken, ikincide ara ravi Ebu Said el Hudri olmuştur.
Ezrakî’nin tespitlerine göre bu rivayet, saray beslemelerinden Şihab-ez Zühri tarafından o günkü iktidara yaranmak ve iktidara meşruiyet kazandırmak maksadıyla peygamberimizin;
“Ancak üç mescit için sefere çıkılır. İbrahim’in mescidi (Kâbe), şu benim mescidim ve Süleyman’ın mescidi.” şeklindeki ifadesinin,
“Ancak üç mescit için ziyaret seferine çıkılabilir. Bunlar, Mescid-i Haram, şu benim mescidim ve Mescid-i Aksa’dır.”
şekline sokulması suretiyle tahrif edilmiştir. Geniş bilgi Ezrakî’de vardır.

Üçüncü rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 8. Cilt; 134. sayfası (Bu rivayet, Buharî, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace’de çeşitli konularda mükerreren yer almıştır):


İbrahim İbnü Yezid et-Teymî anlatıyor: Babamdan mescidin avlusunun kenarında Kur’ân öğreniyordum. Bu sırada secde âyeti okumuşsam babam hemen secdeye kapanıyordu. Kendisine: “Babacığım yolda niye secde ediyorsun?” diye sordum. Dedi ki: “Ben Ebu Zerr RA’ın şöyle dediğini işittim: Rasülüllah’a yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin hangisi olduğunu sordum: Mescid-i Haram olduğunu söyledi. Ben: Sonra hangisi? dedim, Mescidi Aksâ! diye cevap verdi. Ben İkisi arasında kaç yıl fark var? dedim. Kırk yıl! dedi ve ilave etti: Yeryüzü sana mescittir, öyleyse nerede namaz vaktine ulaşırsan namazını kıl, çünkü fazilet ondadır.”

Bu rivayet Sahih-i Buharî’nin Kitab ül Enbiya’sında 40 ve 98 numara ile yine Ebu Zerr kaynaklı, ama son ravileri farklı olarak da yer almıştır. Fakat bu rivayetlerde de “Mescid-Aksa” adı geçmektedir.
Yukarıdaki üçüncü rivayette dikkat edilmesi gereken nokta; iki mescidin yapımı arasında kırk senenin oluşudur.
Şimdi düşünelim: Bakara suresinin 127. ayetine göre Mescid-i Haram’ı İbrahim peygamber yapmıştır, amenna, tartışılmaz. Peygamberimiz zamanında Kudüs’te mevcut olan mescidi, Davut ve Süleyman peygamberlerin yaptıkları da tarihî bilgilerle sabittir. Yine tarihî bilgilere göre İbrahim peygamber ile Davut ve Süleyman peygamberler arasında yaklaşık BİN-BİN İKİ YÜZ yıl fark vardır. Bu durumda iki mescidin yapım tarihleri arasında kırk sene fark nasıl olur? Buyurun cenaze namazına! Çözün bu sorunu! Acaba peygamberimiz salladı mı? Hâşâ, sümme hâşâ. Sallayanın kim-kimler olduğu ortadadır.
Bu durumda yukarıdaki rivayetlerde konu edilen Mescid-i Aksa’nın, Davut ve Süleyman peygamberler tarafından yapılan Kudüs’teki tapınak olması mümkün değildir.

Rivayetlerdeki Beyt-ül Makdis:

Sahih rivayetlerin tümünde peygamberimizin ve sahabenin, Kudüs’teki mescit için “Beyt-ül Makdis” ifadesini kullandığı görülmektedir.

Birinci rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 17. Cilt, 95. sayfası:

… Rasülüllah’ın azatlısı Meymune RA. anlatıyor: “Ey Allah’ın Rasülü! Bize *Beyt-ül Makdis hakkında fetva ver!” demiştim. Şöyle buyurdular: “Orası mahşer ve menşer yeridir. (İnsanların kıyamet gününde toplanacağı ve defterlerin yayılacağı yer.) Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınacak tek namaz kendi dışındaki yerlerde kılacağınız bin namaz gibidir.”
Ben tekrar sordum: “Oraya gitmeye muktedir olamazsam ne yapmalıyım?” Şu cevabı verdi: “Ona kandil yağı bağışlarsın, aydınlatılmasında kullanılır. Böyle yapan da oraya varan gibidir.”

Not: Bu rivayetin bir çok ta’n noktası vardır. Ama biz bu rivayeti sadece konumuz sadedinde yani “Beyt-ül Makdis” konusunda ele aldığımız için diğer hususlara değinmiyoruz, onları siz değerlendirebilirsiniz.

İkinci rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 17. Cilt, 96. sayfası:
…Abdullah İbnü Amr RA. anlatıyor: Rasülüllah buyurdular ki: “Hz.Davut’un oğlu Süleyman, Beyt-ül Makdis’in inşaatını tamamlayınca Allah’tan üç şey talep etti: Allah’ın hükmüne uygun düşecek şekilde hüküm vermek, kendinden sonra kimseye nasip olmayacak bir saltanat, bu mescide sırf namaz kılmak niyetiyle gelenlerin günahlarından temizlenerek annelerinden doğdukları gündeki gibi olmaları.”
Sonra dedi ki: “İlk ikisi verilmiştir, üçüncünün de verildiğini ümit ediyorum.”

Bu hadiste de görüldüğü gibi, Kudüs’teki mescidin adı o dönemde “Beyt ül Makdis”dir, Mescid-i Aksa değildir.

Beyt-ül Makdis’in kıble olması ile ilgili rivayetler:

Peygamberimiz, vahy gelmeyen bir çok konuda Ehlikitab’ı esas almakta idi. Yani, Ehlikitab’ı müşriklerden üstün tutuyordu. Hatta müşriklere muhalefet olsun diye saçlarının şeklini bile Ehlikitabınkine benzetmişti. Hakkında herhangi bir vahy bulunmayan kıble konusunda da Medine’ye gelince Ehlikitab’a uymuş ve onların kıblesi olan Beyt-ül Makdis’i kıble edinmişti. Rivayetlere göre Medine’de 16-18 ay kadar Beyt-ül Makdis’e yönelerek namaz kılınmıştır. Ancak bu uygulama, peygamberimizin fayda mülâhaza ederek, kendisinin yaptığı bir tercih ve “içtihat”tır. Bazıları bunun vahy ile olduğunu ve sonradan bu vahyin neshedildiğini ileri sürerlerse de bu saçma bir iddiadır. Ama peygamberimiz bu tercihten umduğu faydayı bulamayınca konu hakkında vahy özler oldu. Çok geçmeden özlediği vahy geldi ve kıble Mescid-i Haram olarak belirlendi. Mekke dönemindeki kıble ile ilgili ise iki farklı rivayet vardır. Konunun aslı Bakara suresinin 142-145. ayetlerde yer almakta olup oradan tetkik edilmesi daha uygundur.

Birinci rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 17. Cilt, 26, 27. sayfası:

el-Berâ anlatıyor: Rasülüllah ile birlikte *Beyt-ül Makdis’e doğru on sekiz ay namaz kıldık. Medineye girişinden iki ay sonra kıble istikameti Kâ’be’ye çevrildi. Rasülüllah Beyt-ül Makdis’e müteveccihen namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu. Allah Teala hazretleri, peygamberinin kalbinden geçeni, yani, Kâ’be’ye yönelme arzusunu bildi. Bir gün Cebrail aleyhisselam yükseldi. Rasülüllah, o, *yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahy getireceğini gözetliyordu. Derken Aziz ve Celil olan Allah “Biz senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz.....” (Bakara suresi 144. âyet) âyetini indirdi. Biz, Beyt-ül Makdis’e doğru farzın iki rekatını kılmış tam rükuda iken, bir *adam gelip: “Kıble, Kâ’be’ye doğru çevrilmiştir!” haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. Rasülüllah: “Ey Cibril! Beyt-ül Makdis’e doğru kıldığımız namazların hali ne olacak?” diye sordu. Bunun üzerine de Allah teala hazretleri: “Allah sizin imanınızı ( daha önce Beyt-ül Makdis’e doğru kıldığınız namazları) zayi etmeyecektir.” âyetini (Bakara suresi 143. âyet) inzal buyurdu.

İkinci rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 2. Cilt, 154. sayfası (Bu hadis Buhari’de dört kez, Müslim’de bir kez, Tirmizi’de üç kez, Nesaî’de dört kez yer almıştır):

…el-Berâ İbn-ül Âzib buyurdular ki: Rasülüllah Medine’ye gelince, önce Ensar’dan olan ecdadının- veya dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını on altı veya on yedi ay boyunca Beyt-ül Makdis’e doğru kıldı. Ancak kıblenin Kâ’be’ye doğru olmasını arzuluyordu. Kâ’be’ye doğru kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Rasülüllah ile beraber ashaptan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaati namaz kılıyordu ve tam rükû halinde idiler. Adam onlara: “Şehâdet ederim ki Hz. Peygamber’le Kâ’be’ye doğru namaz kıldık.” dedi. Cemaat oldukları yerde Kâ’be’ye yöneldiler. Müslümanların Beyt-ül Makdis’e doğru namaz kılmaları Yahudileri memnun ediyordu. Yüzler Kâ’be’ye doğru yönelince Yahudiler bundan hiç memnun kalmadılar. Beyinsiz Yahudiler dedikoduya başladılar. *Arkadan hemen şu âyet nazil oldu: “İnsanlar içinden bazı beyinsizler…” (Bakara suresi âyet 142- 145)

Üçüncü rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 2. Cilt, 157. sayfası:

Müslim ve Ebu Dâvud’un Enes’ten rivâyet ettikleri bir diğer hadis şöyledir: Onlar Beyt-ül Makdis’e doğru *yönelmiş halde, sabah namazının rükûunda iken, Benî Seleme’den bir adam kendilerine uğradı ve “Kıble istikameti Kâ’be’ye çevrildi” dedi. Bu sözünü iki kere tekrar etti. Cemaat rükûda iken KÂ’be’ye yöneldiler.

Dördüncü rivayet; Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 2. Cilt, 157. sayfası (Bu rivayet Ebu Davut ve Tirmizî’de yer alır):

İbnü Abbas anlatıyor: Âyeti kerimenin emriyle Rasülüllah kıbleyi Kâ’be’ye yöneltince Müslümanlar sordular: “Ey Allah’ın rasülü, Beytül Makdis’e yönelerek namaz kılmış ve şimdi ölmüş olan kardeşlerimizin namazları ne olacak?” Bunun üzerine Cenabı Hakk şu âyeti indirdi: “ Senin yöneldiğin *istikameti, peygamberlere uyanları, cayanlardan ayırd etmek için kıble yaptık…” (Bakara *suresi 143. âyet.) *

Tarihî kaynaklardaki Mescid-i Aksa:

“Mescid-i Aksa”; “en uzak mescid” demektir. Bu ifadenin kullanılabilmesi için birden fazla mescit olması ve bu mescitlerden birinin merkeze diğerlerinden daha uzak olması gerekir. Aksi hâlde bu ifade dil bilimi bakımından hatalı olur. Nitekim o dönemin Mekke şehrinin tarih ve coğrafyasından bahseden eserlere bakıldığında, karşımıza bu mantığı doğru çıkaran bilgiler çıkmaktadır.
İlk İslâm tarihçilerinden Vakıdî’nin “Kitab-ül Meğazî” ve el-Ezrakî’nin “Ehbar-ül Mekke” adlı kitaplarında derlemiş oldukları bilgilere göre, Mekke’de Mescid-i Haram’dan başka değişik yerlerde mescitler vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke’ye sekiz kilometre mesafedeki CİRANE VADİSİ’nin yukarısında olmasından dolayı “Mescid-i Aksa/ en uzak mescit” denilen mescittir. Bunu Kureyş’ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram’a gelmiş ve Kâbe’yi tavaf etmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz kılmışlardır.
Adını verdiğimiz kitapların eski nüshalarında yer alan bu bilgiler, sonraki nüshalarından çıkartılmıştır. Bu tahrifatın sebebi, Kudüs’teki tapınağı, Kur’an’da sözü edilen Mescid-i Aksa olarak yutturma çabaları olsa gerektir.
Uyarı:
O günkü Mekkeliler, İbrahim peygamberin dininin mensupları idiler. Dinleri tahrifata uğramış olsa da namaz, secde, rükû ve hacc gibi dinî vecibeleri kendi mevcut inançları doğrultusunda yerine getirmekteydiler. Peygamberimizin durumu da aynıydı. Bu husus daima göz önünde tutulmalı, namazın, secdenin ve dolayısıyla da mescidin peygamberimizin elçi oluşu ile ortaya çıktığı düşünülmemelidir. Diğer taraftan, mescit denilince bugünkü şaşaalı mescitler akla gelmemelidir. Örneğin Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî denilince onların bugünkü şekli akla gelip bugünkü yapısı vs. anlaşılmamalıdır. Mescit, secde edilen yer demek olduğuna göre, bu mescitler de, namaz kılmak ya da toplantı yapmak için belirlenmiş olan yerler, yani o çağa göre basit kerpiç yapılar veya ağaçtan yapılma çardaklardır. Önemli olan oranın yapısı değil kullanımıdır. O mescitler bugünkü şaşaalı, debdebeli, şatafatlı şekle sonradan getirilmişlerdir.

Kur’an’daki, çevresi mübarek kılınmış olan Mescid-i Aksa:

Konumuzu aydınlatarak yerli yerince anlaşılmasını sağlayacak olan hususlar, aşağıdaki iki sorunun sağlıklı cevaplarıdır:
- Mescid-i Aksa neresidir?
- Mübarek çevresi neresidir?

Mescid-i Aksa’nın “en uzak mescit” anlamına geldiği ve Kâbe’ye sekiz kilometre uzaklıkta olduğu, yukarıda zikredilen tarihî eserlerden anlaşıldığına göre, burada ikinci sorunun cevabını aramak gerekmektedir.
İsra suresinin 1. ayetinde açıkça Mescid-i Aksa’nın çevresinin mübarek bir yer olduğu ifade edilmiştir. Yani Mescid-i Aksa, mübarek bir yerin kenarındadır. Şu hâlde önce mübarek yerin neresi olduğunu bulmamız ve bilmemiz gerekmektedir. İşte size cevap:

Âl-i Imran; 96: * * * * * *İnsanlar için konulan ilk ev, Bekke (Mekke)’deki mübarek ve âlemlere rahmet olan evdir.

Mescid-i Haram; “Haram bölgenin mescidi” demektir. Yani mescit, haram bölgenin merkezindedir. Bu mescit ise Kâbe’dir.
Buna göre Kâbe merkez kabul edilerek, haram/ mübarek/ bereketli bölge de şöyle belirlenmiştir:
- Kâbe’den Medine yolu istikametine dört mil,
- Kâbe’den Yemen yolu *istikametine altı *mil,
- Kâbe’den Taif yolu istikametine on bir mil,
- Kâbe’den Irak yolu istikametine yedi mil,
- Kâbe’den Ci’rane vadisi istikametine dokuz mil,
- Kâbe’den Cidde yolu istikametine on mil
mesafede olan bölge, haram/ mübarek/ bereketli bölgedir.

Görüldüğü gibi, mübarek yer Kudüs değil, Mekke’deki haram bölgedir. Öyleyse Mescid-i Aksa da Kudüs’te değil, Mekke’deki haram/ mübarek yerin *kenarındadır. Dolayısıyla rivayetlerde söz konusu edilen mescit de Kudüs’teki mescit değil, Mekke’nin kenarındaki bu mescittir. Yani, hakikî Mescid-i Aksa, Mekke’nin civarındadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Kudüs şehri ve civarı Kur’an’da; Rum suresinin 3. ayetinde “Edna -l- Arz/ yakın yer” olarak ifade edilmiş olup, oralara “Aksa” denmemektedir.
Gerçek bu olmasına rağmen yukarıda verdiğimiz rivayetlere tefsir, şerh, haşiye yazanların, hadisin içeriğinden çıkardığımız sorulara (onların anlayışına göre oluşan tutarsızlıklara) kılıf hazırlamak için yaptıkları hokkabazlıkları, tevilleri görmek ve gülmek için metinlerin ister orijinaline ister tercümesine bakılabilir.

Kur’an’daki Mescid-i Aksa’nın neresi olduğu anlaşıldığına göre, bugün Kudüs’te bulunan ve Mescid-i Aksa denilen yapının ne olduğunu da araştırmak lâzımdır:

Kudüs’teki Mescid-i Aksa:

Ana Britannica ansiklopedisinin 22. cildinin 304, 305. sayfalarında, Mescid-i Aksa maddesi karşılığında şu bilgiler verilmektedir:

Kudüs’te, Eski Kent’teki Harem’ş-Şerif’te, Kubbetü’s-Sahra’nın hemen güneyinde yer alan ve İslâm’ın en kutsal yerlerinden biri sayılan cami. … İlk biçiminin Bizans imparatoru I. İustinianos’un (hd 527-565) yaptırdığı bir bazilika olduğu kabul edilir. Hz. Ömer 638’de Kudüs’ü aldıktan sonra yapıyı, değişiklik yaptırmadan camiye çevirtti. Emevî halifesi I. Velid de (hd 705-715) çok büyük bir onarımdan geçirerek baştan aşağı yeniledi. …

Görüldüğü gibi bugün Kudüs’teki Mescid_i Aksa adıyla bilinen yapı tarihî kayıtlara göre peygamberimiz döneminde bir bazilika idi. Bu yapıya Mescid-i Aksa adının ne zaman ve kim tarafından verildiği ise ansiklopedide belirtilmemiştir.

Kudüs’teki Beyt-ül Makdis:

Çoğunluk tarafından yanlış olarak Mescid-i Aksa diye bilinen bu mescit ise Davut ve Süleyman peygamberler tarafından yapılmıştır. Bu mescide Yahudiler “İlya Mescidi”, Araplar “Mescid-i Mukaddes” veya “Beyt-ül Makdis” derlerdi. (“Aksâ” sözcüğü ile “mukaddes” ve “makdis” sözcüklerinin anlam ve yapı yönünden bir bağ ve yakınlığı yoktur, yanılmamalıyız.) Asırlarca da burası bu isimle anılmış, tüm tarih, coğrafya *kaynaklarında, Arap, Acem ve Rum şiir ve nesirlerinde böyle yer almıştır. Bu mescit *bir çok kez tahrip edilmiş ve tekrar yapılmıştır. Son olarak Roma’lı General Titus bu mescidi yıkıp yerle bir etmiştir.
Ana Britannica’da “Kudüs Tapınağı” maddesinde bu tapınakla ilgili şu bilgilere yer verilmiştir:

… Birinci tapınak, Hz. Davut’un oğlu Hz. Süleyman’ın hükümdarlığı sırasındainşa edilerek İÖ 957’de tamamlandı. … Babil kralı II. Nabukadnezar İÖ 586’da … yapıyı tümüyle yıktırdı. … Babil fatihi II. Kyros (Büyük), İÖ 538’de … Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine ve tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verdi. Çalışmalar İÖ 515’te tamamlandı. Özgün yapının gösterişsiz bir benzeri olarak yapılan İkinci Tapınak’ın ayrıntılı plânı günümüze ulaşamadı. … İS 66’da Roma’ya karşı çıkan ayaklanma kısa sürede tapınak üzerinde odaklaştı ve İS 70’de … Romalıların tapınağı yıkmasıyla sonuçlandı. İkinci Tapınak’tan geriye yalnızca batı duvarının bir parçası, bugün Ağlama Duvarı diye anılan bölüm kaldı. …

Beyt-ül Makdis’e Mescid-i Aksa adını kim verdi?

Bazı kaynaklara göre bu isim, Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra’yı yaptıran Abdülmelik bin Mervan (hd 685-705) tarafından politik amaçlı olarak konulmuştur. O dönemde Abbasi ile Emevî hanedanları birbirleriyle mücadele hâlindedir ve Hicaz bölgesi (Mekke, Kâbe) zamanın halifesi Abdullah b. Zübeyr’in kontrolündedir. İşte böyle bir ortamda Abdülmelik bin Mervan, Mescid-i Haram’a alternatif olarak yönetimi altındaki topraklarda bulunan ve Ömer tarafından camiye çevrilen yapının adını “MESCİD-İ AKSA” koymuştur. Abdülmelik bin Mervan’ın koyduğu isim meşhurlaşınca, geriye konumuz olan İsra suresinin 1. ayetinde geçen Mescid-i Aksa’nın, bu mescit olduğunu kitaplara yazdırmak kalmıştır ve bu da pek zor olmamıştır.
O yıllardan bu yana ne yazık ki tüm Müslümanlar bunu böyle kabul etmişler ve bunun aksini söylemek, açıklamak hatta düşünmek bile imkânsız hâle gelmiştir.

Hakkı Yılmaz
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-08-2006, 09:51
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

exclusive *bu yazıyı yazan sahış * *öyle bi yazmışki sanki yanında gibi *sende bu yazı lı kesip pastelemişin. önce sen imam *alimlerinin ve doğru kaynakların kitaplarını *al ve onları oku * istanbuldaysan * *isam * a git *
oradaki sahışlardan önce araştır sonra * kara ver inanıp inanmamaya *
fakat sen bu şekilde bu sahısların yazılarına bakıp *inanırsan sen ne bilim nede başka bir * adı konulacak araştırmacı olursun.gerçekten sitedeki tüm yazı yazan lar malesef * bu senin yazdığın yazılar gibi yüzlerce örnekle *çıkıyorlar sadece *yapılan tek birşey var *oda pazarlamacılık
unutma her zaman her önemli insanın arkasından iftiralar *atılmıştır
doğru yol sadece islamdır
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 21-08-2006, 13:02
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

luci beni gerçekten güldürüyosun madem müslüman oldun iyi güzel hoş zaren satanizmden islama geçiş ileri yönlü bir harekettir bir arpa boyu yol aldın helal olsun ama bari adını değiştir hem müco luk yapıyon hemde şeytanın oğlu diye isim koymuşsun ayrıca müslüman olduğun felan yok traş yapma sohbet odasında sana sorduğumda lucifer nedir diye bana eski yunan tanrısı demiştin oysaki lucifer şeytanın oğlu demek

hem saçmalıyosun adam kabak gibi hadislere dayanarak olayı anlatmış yoksa ex abim sıkmıyo burakın tarifini muhammed sıkıyo

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-08-2006, 13:27
cokgülünc cokgülünc isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 16 Aug 2006
Mesajlar: 58
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Thomas Carlyle:’İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.’

Prof.Dr.H. Mones:’O’nun her sözü bir vecizedir.’

Jane Pelo:’O’nun davasında heyecanı asildi.’

Aleksi Lovazon:’O Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamberdir.’

G’la Faytt:’Ey şanlı arap!Aşk olsun sana....Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’

Raymons Leronge:’14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek hidayet resulüdür.’

Sosyolog V.D.Eratsen:’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’

Prof.Jules Masserman:’Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’

Prof.Dr. Michael Hart:Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir.’

Tolstoy: Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.

Gibson: Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır.

Dostyoyevski: Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.

Batılı aydınlardan dostyoyevski böyle ilan eder
arkadaş uydurma yükseliş diye ilan eder
biz bunu asab taksimatına havale edelimde isteyen gülsün isteyen ağlasın


B. Smith: Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan eleştiriler İslâm Peygamberi için yapılamaz.

Prens Bismark:
Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed. Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.

Geothe: Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.

Shebol: Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.

Bernard Shaw: Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lâzımdır.

Voltaire: Türk kardeşime diyeceğim ki; senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor... senin dinin çok asil.

Lamartine: İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu?

Knematirul: Herkesin itiraf etmekten çekindiği şeyi ben haykırıyorum. Hz. Muhammed hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir devrimcidir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 21-08-2006, 13:59
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

Hz. Ayşe: Ateizm bana çok mantıklı gelmeye başladı.

Hz. Ebu Bekir: Ateist olduğumu hep gizledim, bir politikacı her gerçeği söyleyemez.

Hz. Muhammed: Yavaş yavaş ben de inanmaya başlıyorum, tek korkum bu.

Hz. Ali: Gerçekleri duymak bende şok etkisi yarattı ama öğrendiğim sırrı sonuna kadar sakladım.

Hz. Ömer: Neyseki bazı çelişkileri örtbas etmeyi başardım, az kaldı foya meydana çıkıyordu.

Zekeriya Beyaz: Ben sadece ne yaptıklarını anlamaya çalışıyordum.

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 21-08-2006, 14:12
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: Uydurmanın Yükselişi: Miraç

*

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:43 .