
04-10-2011, 23:42
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Evrim Kuramı ve Yaratılış
EVRİM KURAMI ve YARATILIŞ
(1.BL)
“Ol dedi, oldu” türünden bir yaklaşım, bu oluşun ayrıntılarına, temelinde yatangerçeklere, bir başka deyişle sebep-sonuç ilişkisine dayalı ”neden”,“nasıl” gibi sorulara yanıt vermediğisürece tatminkâr, rasyonel bir kuram olarak öne sürülemez.
DEĞİŞİM-GELİŞİM OLGUSU VE
ORGANİK YAPILANMALARIN ADAPTASYON SORUNU
Dikkat edilirse buraya kadar İslam öğretisinin belli başlı kavram ve buyrukları noktasında pozitif bilimi ve bilim adamlarını olabildiğince işin içine karıştırmamaya özen gösterdik. Meseleleri pozitif bilimin ışığında bir bilim adamı yaklaşımıyla bir çırpıda çözümlemek yerine, daha uzun, daha meşakkatli olanını seçtik. Akıl ve mantık yoluyla açıklamaya çalıştık. Esasen kitabımızın daha en başında “Din nedir” bölümünde dinsel inançları ve skolâstik düşünceyi pozitif bilim temeli üzerine inşa etmenin pek de doğru olamayacağını savunduk. Bütün içtenliğimizle bu savımızın arkasında duruyoruz. İnanca saygı noktasında olabildiğince toleranslı, olabildiğince hoşgörülü olmaya özen gösteriyoruz. Din ve pozitif bilimin ayrı sahalarda kalması ve yekdiğerinin hükümranlık alanlarına müdahale etmemesi gerektiğine inanıyoruz. Çoğu noktalarda birbirine taban tabana zıt bu iki kavramın karşı karşıya gelerek çatışmasında bir yarar görmüyoruz. Ancak böyle bir uzlaşı, tarafların bu konuda, yani birbirlerinin hükümranlık alanlarını ihlal etmemesi konusunda ayni hassasiyeti göstermeleri ile olanaklıdır. Aksi takdirde çatışma kaçınılmazdır… İşte tam da bu noktada, istemeyerek de olsa, İslam öğretisinin ilk insanın oluşumu ve insanların Âdem ile Havva’dan türedikleri inancı noktasında çatışma içine çekiliyoruz. Dinin pozitif bilimin sahasına bu müdahalesi elbette ki karşılık bulacaktır…
Antropoloji bilimi bugüne kadar ne yazık ki ilk insanın oluşumu hakkında ne bir kanıt, ne de doyurucu bir tez ortaya koyamamıştır. Aydınlanma devri biyolog ve doğa bilimcilerinin bu yoldaki çalışmaları bir ölçüde yol gösterici olmakla beraber, yeterli kanıtlarla desteklenemediğinden, başta büyük bir ilgi ve alaka ile karşılanmasına rağmen, bilim ve teknolojinin gelişimine bağlı olarak zamanla cazibesini yitirmiştir. Avrupa da ilk kez “Aydınlanma çağı” adını verdiğimiz 17. ve 18.inci yüzyıllarda ortaya atılan “Evrim” kuramı belki insanın oluşumunu açıklayamamıştır ama gelişim, değişim gibi dar bir anlamda da olsa “evrim” gerçeğini bilime kazandırmakla doğa biliminde yeni yeni açılımlara kapı aralamıştır.
Bir kesimin sözde “tanrı-egemen” bir anlayışı hâkim kılmak adına Darvin’in “evrim” teorisine karşı yürüttüğü acımasız, insafsız, bir o kadar da haksız ve mesnetsiz iddia ve saldırılarına karşın biz, hiçbir zaman evrim kuramını “her şeye rağmen aklayıp paklamak” gibi bir gayretkeşlik içinde olmayacağız. Aksine, “Sezar’ın hakkını Sezar’a” veren bir yaklaşımla gerçeğe, sadece gerçeğe doğru yürümeye çalışacağız.
Öncelikle kabul etmek gerekir ki Darvin’in Evrim kuramı, bu konuda yazılan, çizilenler içinde en kapsamlı tez olarak ileri sürülmesine karşın tatminkâr olmaktan uzaktır ve çözdüğünden fazla sorun yaratmaktadır. Global anlamda evrim, evrenin yaradılışından bugüne her alanda yaşanan ve yaşanmakta olan bir doğa gerçeğidir. Bu anlamda, yani radikal değişimler anlamında bir çekirdeğin toprakta yeşererek ağaca dönüşmesi de kendi ölçüleri içerisinde bir evrimdir. Balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara dönüşümü ise daha girift, daha karmaşık bir olaydır. Kanıtlanma noktasında sıkıntıları vardır.
Bir antitez olarak “Yaradılış” kuramını öne sürenler, haklı olarak böyle bir evrim için bugüne kadar ara geçiş formlarının bulunamadığından söz etmektedirler. İnsan söz konusu olduğunda ise daha da karmaşık bir evrimleşme gündeme gelmektedir. İnsan kendine özgü fiziği ile, kendine özgü biyolojik yapısı ve karakteristik özellikleri ile tüm hayvanlardan çok daha farklı bir konumdadır. Yaradılış kuramcıları tam da burada skolâstik bir yaklaşımla olaya kutsal bir boyut katarak “yaradılış” kuramını gündeme getirmektedirler.
Doğaldır ki, bir konuda yetersiz ya da eksik kaldığınız yerde o eksikliğinizi gidermek, daha doğru bir ifade ile açıklanamayanı açıklamak adına başka savlar devreye girecektir. Şu farkla ki; yaradılış savı bir fikir olarak doğup gelişmedi. Evrim teorisinin yetersizliği ile devreye girmedi. Semavi dinlerin ortaya çıkışıyla dinsel öğretiler temelinde bilinçlenen insanların öteden beri savunageldikleri “mucizevî oluşum” inancı, evrimcilerin çıkmaza girdikleri yerde pekişerek bir karşıt teori gibi ortaya atılmaya başlandı. Yaradılış kuramını ileri sürenlerin aksine, ara geçiş formlarının bulunamamasına karşın, fiziksel evrimin gerçekleşebileceğini düşünüyorum.
Eğer bir tür canlı, ipekböceği örneği birtakım radikal değişimlere uğrayabiliyorsa, türler arası geçiş de pekâlâ mümkün olabilir. Bu bağlamda balıklar sürüngenlere, sürüngenler de kuşlara dönüşebilir. Her şeye karşın yine de bir ortak paydaları vardır; Hayvan olmak… Bu anlamda türler arası geçişin de radikal bir değişim olmakla beraber, tümüyle bir değişim olarak algılanmaması gerekir. Bu itibarla yüz binlerce, belki de milyonlarca yıllık bir süreçte söz gelimi maymunun da fiziksel olarak insana dönüşebilmesi olanaklıdır.
("Tabuların Gölgesinde" adlı felsefe kitabımdan alınmıştır. Her hakkı saklıdır. Hiçbir yerde yayımlanamaz.)
|

05-10-2011, 21:31
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 May 2011
Bulunduğu yer: Uzay
Mesajlar: 1.588
|
|
|
Antropoloji bilimi bugüne kadar ne yazık ki ilk insanın oluşumu hakkında ne bir kanıt, ne de doyurucu bir tez ortaya koyamamıştır.
|
Google ne biliyor musun?
http://tr.wikipedia.org/wiki/Lucy_(fosil)
Tum bilim camiasi bizi kandiriyor deyin de ilk insanin kokeni hakkinda kanit yok demeyin.
Yazinin tamamini okumadim, gerekte yok sanirsam
Science is not only compatible with spirituality; it is a profound source of spirituality.
-Carl Sagan
All ideology is toxic because ideology is a kind of insult to the gift of human free thinking.
-Terence McKenna
|

06-10-2011, 12:57
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Beni eleştirmezden önce "kanıt" ile "kuram" arasındaki farkı öğrensen iyi olur. Antropolojide bu yolda bir kanıt yok. Tümüyle kuramlara dayanıyor. Kısaca kanıt yok, spekülasyon çok. Eğer sen bu konuda bir kanıt ortaya koyabiliyorsan, bizi aydınlat da görelim.
"Yazinin tamamini okumadim, gerekte yok sanirsam" buyurmuşsun. Bir de cümlenin sonuna bir alay işareti kondurmuşsun.
Sen herşeyden önce saygısızsın. Ayrıca sözcükleri bile imla kuralına uygun yazmaktan aciz, karacahilin tekisin.
Yazının tamamını okumaya gerek yok ha! Bence sen okuma. Okumaman okumandan daha hayırlı. Hoş zaten okusan da birşey anlamazsın ya... Üç kelimeyi uç uca ekleyip cümle kurmaktan bile aciz biri benim yazılarımdan birşey anlayamaz.
Bugüne kadar pekçok siteye girip çıktım. Dincisine de, ateist ine de, Marksist Leninist ine de... Oralardaki yobazlığın, şartlanmışlığın bir benzerine burada rastlamakla hayal kırıklığına uğradım.
Ben bu siteyi dürüst, seviyeli bulduğum için buraya geldim. Ne yazık ki gelişimin üstünden üç gün bile geçmeden senin gibi saygısız, seviyesiz, şartlanmış karacahil kişiler yüzünden siteden ayrılmayı bile düşünür hale geldim.
|

06-10-2011, 17:48
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
|
|
Sayın klimanjaro lucy veya ardipithecus sizce kanıt değil mi? Nedir bu canlılar eski maymunlar mı?
Bu arada Ardi iskeleti üzerinde tam 14 yıl çalışıldıktan sonra makalesi yayınlandı.
Sen bizim evrim sitesini biraz daha incele bence. İnsanı hala doğadan ayrı bir yerlere oturtmaya çalışman nafile.
Şartlanmışlık, yobazlık adem havva hikayesini kabul etmemek mi oluyor?
Ortada bir yığın fosil ve kalıntı var. Makaleler var. Genetik ağaçlar çıkarılmış. Şempanzeyle aramızda %2 lik bir fark varken insanın eski bir ape türü olduğunu savunmanın nesi yobazlık oluyormuş????
Bal gibi de insan (hominid) türü eski ape'lerin akrabasıdır. Daha ne kadar kanıtlanabilir ki bu?
Bu itibarla yüz binlerce, belki de milyonlarca yıllık bir süreçte söz gelimi maymunun da fiziksel olarak insana dönüşebilmesi olanaklıdır.
Bu cümlen hatalı. Öncelikle maymun genel bir tür adıdır. İnsan bu genel türün bir varyetesidir. Bizim içinde bulunduğumuz kol kuyruksuz maymunlardır. İnsan bir kuyruksuz maymun türünün değişik bir varyetesidir. Maymun insana dönüşmemiştir. İnsanla şempanze denen bir diğer kuyruksuzun atası ortaktır. Bu atadan bir grup savana yaşamına dahil olarak fiziksel anlamda neotenik bir evrim geçirmiştir. Çatı darlığı yüzünden de nesiller boyunca artan bir çocuksu tip ortaya çıkmıştır. İnsan maymundan dönüşmedi. İnsan hominid denilen eski bir kolun neotenik torunudur.
Dark arkadaş sana hakaret etmemiş sen etmişsin açıkça yazmışsın. Bence sözleriyle karşı tarafı inciten sen oluyorsun biraz.
Konu taylan tarafından (06-10-2011 Saat 17:54 ) değiştirilmiştir.
|

06-10-2011, 18:07
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 May 2011
Bulunduğu yer: Uzay
Mesajlar: 1.588
|
|
kilimanjaro´isimli üyeden Alıntı
Beni eleştirmezden önce "kanıt" ile "kuram" arasındaki farkı öğrensen iyi olur. Antropolojide bu yolda bir kanıt yok. Tümüyle kuramlara dayanıyor. Kısaca kanıt yok, spekülasyon çok. Eğer sen bu konuda bir kanıt ortaya koyabiliyorsan, bizi aydınlat da görelim.
"Yazinin tamamini okumadim, gerekte yok sanirsam" buyurmuşsun. Bir de cümlenin sonuna bir alay işareti kondurmuşsun.
Sen herşeyden önce saygısızsın. Ayrıca sözcükleri bile imla kuralına uygun yazmaktan aciz, karacahilin tekisin.
Yazının tamamını okumaya gerek yok ha! Bence sen okuma. Okumaman okumandan daha hayırlı. Hoş zaten okusan da birşey anlamazsın ya... Üç kelimeyi uç uca ekleyip cümle kurmaktan bile aciz biri benim yazılarımdan birşey anlayamaz.
Bugüne kadar pekçok siteye girip çıktım. Dincisine de, ateist ine de, Marksist Leninist ine de... Oralardaki yobazlığın, şartlanmışlığın bir benzerine burada rastlamakla hayal kırıklığına uğradım.
Ben bu siteyi dürüst, seviyeli bulduğum için buraya geldim. Ne yazık ki gelişimin üstünden üç gün bile geçmeden senin gibi saygısız, seviyesiz, şartlanmış karacahil kişiler yüzünden siteden ayrılmayı bile düşünür hale geldim.
|
Oncelikle ozur dilerim, dun attigim mesajimi yazarken sarhostum ama bir hakaret icerdigini sanmiyorum.Imla hatasina gelince ingilizce klavye kullandigimdan galiba.
Siz tum forumu bir kisi uzerinden yargilarsaniz hata etmis olursunuz.Burada her bilgi seviyesinden, yastan ve mizactan insan var.Ben 2011'de insanin kokenine dair kanit yok denildiginde sinirlenen mizactan bir adamim mesela.Yok demeden once ne kadar arastirdiniz acaba?
Evrime bilim adaminin gozuyle bakmayi bilmezseniz, sunulan kanitlari futbol maci yorumlar gibi yorumlarsiniz.Simdi bulunan fosillerin her yerinden DNA ornekleri aliniyor ve ona gore akrabalik ozellikleri siniflandiriliyor.Mesela kuzenlerimiz Neandertal'ler direk DNA tespitiyle siniflandirilmislardir.Fosilin fenotipine bakip futbol maci yorumlar gibi yorumlanmiyorlar.Bunlar somut, bilimsel kanitlardir efendim.Inanmiyorsaniz saygi duyariz, bunlar yalan diyin dedim bende zaten.Ama kanit yok gibisinden bir yaklasim dogru olmaz.
|
İnsan söz konusu olduğunda ise daha da karmaşık bir evrimleşme gündeme gelmektedir. İnsan kendine özgü fiziği ile, kendine özgü biyolojik yapısı ve karakteristik özellikleri ile tüm hayvanlardan çok daha farklı bir konumdadır.
|
Insanin yasayan en yakin kuzeni sempanzedir.Gen ortakligi %99.5'tir.Hicte ozgun bir yapi degildir insanin fenotipi.Dik yurumesi ve genis kafatasi hacmi disinda sempanzelerin aynisi sayiliriz
Science is not only compatible with spirituality; it is a profound source of spirituality.
-Carl Sagan
All ideology is toxic because ideology is a kind of insult to the gift of human free thinking.
-Terence McKenna
|

06-10-2011, 18:17
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
|
|
|

06-10-2011, 20:43
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 3.058
|
|
İnsanın oluşumuna yönelik kanıt yok derken acaba canlılığın ortaya çıkışına yönelik kanıt yok demeye mi çalışılmış. Bu zaten kavramların birbirine karıştırılmasıdır.
Ancak cümle doğruysa ve insanın evrilimine yönelik kanıt yok deniliyorsa alıntıladığınız kitabın yazarı ile bir görüşün derim. Hatalı bilgiler ile insanları yanıltması yanlış bir davranış. Zira modern insana kadar pek çok fosil bulunmaktadır. Bunlardan en ünlüsü diybileceğimiz "Lucy"yi araştırmanızı öneririm.
Evrim hakkında yazmadan önce konu hakkında bir ön araştırma yapmanın her zaman faydalı olacağı görüşündeyim.
Dinler çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kuruludur. (Stendhal)
SERBEST KALEM
|

06-10-2011, 21:16
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
Bay darkmasturbater,
Bay taylan;
Öncelikle bir konuda anlaşalım; Hayatımın hiçbir evresinde ne bir fikrin, ne bir siyasi partinin, ne de bir ideolojinin ne körü körüne savunucusu, ne eyyamcısı, ne de şakşakçısı oldum. Daima inandığım, doğru bildiğim şeyleri savundum.
Yine "kilimanjaro" kullanıcı adıyla, ya da H.H.T. rümuzu altında değişik sitelerde, farklı platformlarda onlarca, hatta yüzlerce yazı yazdım. Ayni şekilde "Tabuların Gölgesinde" adıyla kurduğum, bilahare kapattığım web sitemde hemen her konuda pekçok yazım çıktı. Bu süreçte zaman zaman sanal ortamın dışında, gerçek hayatta kişilerle, hatta farklı görüş mensuplarının tamamı ile ters düştüğüm olmuştur. Ancak, hangi platformda olursa olsun, kimleri karşıma alacağımın hesabına girmeden inandığım doğruları söylemekten çekinmedim. Sırf insanlara şirin görünmek adına ne "din-iman" diyerek yobazın kuyruğuna takılırım, ne Kemalist'in şakşakçılığını , ne de ateistin borazancılığını yaparım. Hiçbir Allah'ın kulu ne konuştuklarımda, ne de yazdıklarımda vicdanımın sesinden başka ses duyamaz.
"Evrim Kuramı ve Yaratılış" adlı yedi bölümlük bir yazı dizisine başladım. Sizler daha birinci bölümün tamamını bile okumadan belki bir cümlemden yola çıkarak beni "şudur" diye damgaladınız. Ben sizin sandığınız kişi değilim. Hiç olmadım da... Ne "din" denen safsataya inanırım, ne Adem ile Havva'ya, ne de "yaratılış" denen yutturmacaya...
Genelde evrim gerçeğine inanırım. Ancak evrime inanıyor olmam, doğrularının yanısıra yanlışlarınıda kabul etmemi gerektirmiyor. 5 milyon yıl öncesine ait olduğu iddia edilen fosilin bu anlamda hangi sorunu çözdüğünü cidden çok merak ettim. Şahsen ben sözünü ettiğiniz insan iskeletini yaradılışçıların önüne "kanıt mı istiyorsunuz? Alın size kanıt..." diye koyamam. Sonra gülerler bana... Onların istediğini hala anlamadınız mı? Onlar, ara geçiş formları henüz bulunamadığı için evrim kuramını kaldırıp çöpe atıyorlar.
|

06-10-2011, 21:36
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Oct 2011
Bulunduğu yer: Mersin
Mesajlar: 100
|
|
EVRİM KURAMI VE YARATILIŞ
(2.nci bl.)
Yaradılışçılar tüm iddia ve savlarını ağırlıkla ara geçiş formlarının bulunamaması, dolayısıyla türler arası geçişin imkânsızlığı üzerine temellendirmektedirler. Özellikle de Darvin’in bir örneklemesinden hareketle ve bunun psikolojik yansımalarının insanlar üzerinde yaratacağı karşıtlık duygusuna hitabetmek adına özenle seçilerek “atalarımız maymun mu?” sorusu sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Darvin karşıtlarının, her fırsatta ve her platformda “kuramın insanların maymundan türediklerini iddia ettiği!” konusunu işlemeye özel bir çaba gösterdikleri görülmektedir. Ancak hemen belirtelim ki, Darvin’in insanların maymundan türediği yolunda bir iddiası da yoktur. Esasen böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi için elde yeterli bilgi ve kanıt da bulunmamaktadır.
Basite indirgersek, aynı malzemeyi kullanarak değişik yemekler yapabilirsiniz. Yahut aynı yapı malzemesiyle binlerce değişik şekil ve görünümde evler inşa edebilirsiniz. Aynı şeklide bir çam ağacını kereste haline getirir, bundan da masa gibi, sandalye gibi, komodin gibi farklı görünümlü sayısız ev eşyası, araç ve gereç yapabilirsiniz. Kullanılan malzeme aynıdır, sadece görünümleri farklıdır. Bunların hepsi olanaklıdır. Tek bir şey olanaksızdır. Kullandığınız çam kerestesi çürüyüp yok olana dek çam kerestesi olarak kalır ve hiçbir zaman bir metale ya da başka bir şeye dönüşmez. Döllenmiş insan yumurtası zigot, gelişerek sonunda insan olur. Bu radikal değişim sürecinde canlı, zigotun tüm özellikleri ile birlikte gelişir. Bu bağlamda maymunun evrimleşerek insana dönüştüğünü kabul etsek bile akıl, mantık ve diğer insani değerlerden yoksun bir yaratığın, özünde olmayan bu değerleri insana nasıl aktarabildiğinin sorgulanması gerekir. En basitinden bir otun bile yeşerip vücut bulması için bir nüveye, bir tohuma gereksinimi vardır. Özünde insani değerlerin nüvesini taşımayan bir canlının evrimle, olmayan bir şeyi yeşertip geliştirmesi düşünülemez.
Evrim olgusuna daha geniş bir perspektifte bakıldığında, insan da dâhil olmak üzere tüm canlıların, muhtemelen farklı özellikleri olan mikrobik canlıların ekolojik dengelere bağlı olarak ve ekosistemin izin verdiği yönde değişip gelişerek geldiklerini söyleyebiliriz. Şüphesiz ki evrim bir cam fanus içinde akşamdan sabaha gerçekleşen bir olay değildir. Binlerce, hatta milyonlarca yıllık süreçlerde içgüdüsel eğilimlerin de ötesinde, tümüyle hayatta kalabilmek, varlığını sürdürebilmek adına - öze ilişkin birtakım değerleri saklı kalmak kaydıyla - çevreye ve her türlü doğal koşullara uyumun zorunlu kıldığı organik değişim ve başkalaşımın bir sonucudur.
Bu itibarla, global ölçekte statik bir evren olamayacağı gibi, bu anlamda statik bir canlı da olamaz. Ekolojinin değişen dengeleri canlıları da ayni paralelde radikal değişimlere zorlar. Canlıların hayatta kalma, bir bakıma soylarını devam ettirebilme yönünde beliren eğilimleri, değişen ekolojik koşullara uyumunu zorunlu kılar. Burada altını çizmek durumunda olduğumuz husus, her canlı türünün diğer türlerden bağımsız objelerden türemiş olabileceğidir. Bir türün diğer bir türe dönüşmesi tezinin ise, - ara geçiş formlarının bulunamayışı bir yana - dönüşümün neden o türün tüm bireylerini kapsamadığı sorusuna verecek yanıtı yoktur. Örneğin balıklar ekolojik şartların zorlaması ile sürüngenlere dönüşmüşlerse, bu türün bugün hayatta olan bireylerinin bu değişim zorunluluğuna rağmen nasıl olup da bugün hala varlıklarını sürdürebildiklerinin de ayrıca sorgulanması gerekir.
CHARLES DARVIN’İN EVRİM KURAMI VE
EVRİME IŞIK TUTAN YENİ BİR KAVRAM: NATURAL SELECTION
Evrim kuramı üzerindeki çalışmaları ile öne çıkan ve bir yandan bilim dünyasının, diğer yandan tutucu çevrelerin odağı haline gelen İngiliz doğa bilimci Charles Darvin (1809–1882) 1859 yılında “On the origin of species by mean of natural selection or the preservation of favoured races in the struggle for life” (Türlerin kökeni) adıyla yayımlanan ve “asıl yapıtımın özeti” dediği eserinde türlerin doğal seçme (Doğal ayıklama) yoluyla evrimleştiğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Canlı türlerinin doğa ve çevre koşullarına uyum sağlayanlarının evrimleşerek soylarını devam ettirirken, diğerlerinin yok olduğu savına dayanan bu kuram genel olarak insanlar dahil tüm hayvan ve bitkileri kapsar. Darvin’e göre evrim yasalarının temelini oluşturan doğal ayıklama (natural selection) her canlı türünün belirli bir bölgede soylarını devam ettirebilmek için gerekli sayının üstünde çoğaldıkları ve zayıfların elenerek sayısal dengenin korunduğu savına dayanmaktadır. Sırf insanlarla ilgili evrim kuramını ise1871 yılında yayımladığı “insanın türeyişi ve seksüel seçme” (The Descent of man and selection in relation to sex) adlı iki ciltlik eserinde ortaya koyar. Özellikle bu eser bilim dünyasınca, daha çok da kilise çevrelerince tepki ile karşılanır.
Esasen Charles Darvin evrim kuramını ortaya koyan ilk kişi de değildir. Daha önce Montesguieu, Maupertuis ve Diderot adlı Fransız düşünürler ile Fransız biyoloğ Lamark’ın evrim teoremi üzerine çalışmaları bilinmektedir. Charles Darvin’in dedesi Erasmus Darvin’in de (1731–1802) “Zoonomia or the laws of organic life” (Zoonomi, ya da organik yaşamın yasaları) adlı 1794–96 yıllarında yayımlanan yapıtında türlerin belli bir amaca yönelik olarak değişen doğa koşullarına uyum sağlayarak evrimleştiklerini yazmaktadır. Charles Darvin’in bütün bunlardan bir ölçüde de olsa esinlendiği kuşkusuzdur. Darvin’in evrim kuramı birtakım farklılıklarla birlikte dedesi Erasmus’un kuramını tamamlar niteliktedir. Yirmi yıllık çalışmanın ürünü olan “Türlerin kökeni” ve daha sonra yayımladığı “insanın türeyişi” adlı eserlerinde, iddia edilenin aksine, hiçbir zaman insanın maymundan türediğini savunmamaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz maymun-insan örneklemesi gelişigüzel bir örneklemedir. Fakat her nedense evrim teorisine karşı olanlar böyle bir yakıştırmayı uygun bulurlar!
("Tabuların Gölgesinde" adlı felsefe kitabımdan alınmıştır. Her hakkı saklıdır. Hiçbir yerde yayımlanamaz.)
|

06-10-2011, 21:41
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 3.058
|
|
Öncelikele ara formlar konusunda bir anlaşmaya varmak gerekli. Evrimde, evrim karşıtlarının iddia ettiği gibi yarım yamalak farklı canlıların karışımından oluşan ucubeler yoktur.
İnsana yönelik fosiller dediğiniz zaman geçmişte bulunan her bir fosil zaten ara formdur. Ancak evrim konusu, evrim karşıtlarının ortamı bulandırabilecekler tek bölüm olan fosiller konusuna indirgenemez. Moleküler biyoloji ve genetik bilimi ile elde edilmiş ve akrabalık derecelerini ortaya koyan onca kanıtı görmezseniz evrimden bahsedemezsiniz.
Dinler çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kuruludur. (Stendhal)
SERBEST KALEM
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:10 .
|