jadi´isimli üyeden Alıntı
Cok duzeylisin Albatross, ustteki iletine verecek bir karsilik bulamiyorum. Ben seni sadece Avrupali sosyalistler gibi medeni ve demokrat bir bicimde muhalefet etmeye davet ettim. Bu soylemi akp yandasi olmak seklinde algiliyorsunuz cunku ilkel bir perspektife sahipsiniz.
Hrant'in katilinin kim oldugu bellidir ve o adami olduranlerin hepsi ergenekon davasindan icerideler. Bugun Turkiye'de Sevan Nisanyan gibi kabul edilmesi imkansiz tabulara dokunan yazarlar ise yasamaya devam edebiliyorlar. Halk bu gelisimi ve iyilesmeyi goruyor ve sizin gibi muhalifleri nispet akp'ye her seferinde daha cok oy veriyor. Akp'nin oylari iki secim sonra %70' e vurur gibi tahmin ediyorum bu durumda senin ustune daha fazla varip sikinti vermenin anlami da yok. Zaten kaderin hezeyanlar icerisinde kafani taslara vurarak gececek
|
İstiap haddi denen bir şey var ama. Böylesine absürt ve alakasız cevaplar icap eyliyorsanız hiç yazmayın, gölge de etmeyin.
Yukarıda gerekçeler sunmuşuz. Bir tanesine aklı başında ve anlamlı bir cevabı hala göremedik. Bilmiyorsanız da bir zahmet yazmayıverin.
Hrant'ı valilik makamında tehdit eden ajanlar mı ortaya çıkarılmış?
Hrant'ı kendi makamında tehdit ettiren vali mi yargılanmış?
Hrant'ın öldürüleceğini, hatta ne zaman-kim tarafından olacağını bilen istihbarat müdürleri mi yargılanmış?
Olay şuna benziyor:
Kadının biri töre'ye kurban gider. Fail 17 yaşında bir gençtir.
Cinayet mekanı, kasabanın mobese kameraları da olan merkezi.
Cinayetin işleneceğini bölge emniyet amirleri bilir, hatta maktul ihbar eder ama korunmaz ve cinayet işlenir.
A. Cinayet olur olmaz polisler gelir, deliller toplanır(?)
B. Cinayet anını gören civar mobese kayıtlarından bir kısmı birilerince silinir.
C. 17 yaşındaki faile yardım ettiği bilinen 2-3 kişi daha görgü şahitlerince görülür ama araştırılmaz.
D. Toplanan cüzi deliller ve kamu oyu yankısı nedeniyle mevzunun devletle de iş yapan nüfuzlu bir korucu aşiretinin ''aile meclisi kararı'' olduğu bilinir; ama bu mevzuda deliller-tanıklar görmezden gelinir.
E. Resmi görevlilerin açıklamasına göre 17 yaşındaki genç, ablasının babası ve ailesine saygısızca hareketleri ile kendine bir tartışma sırasında hakaret etmesini içine sindiremeyip cinayeti işlemeye karar vermiştir.
DAVA SÜRECİ
* Dava boyunca gerek kolluk güçleri gerekse savcılık olayın üzerine yeterince gitmez.
* Kadının, ailesinin kendisini tehdit ettiğine dair ihbarları görmezden gelinir.
* Kadının aile meclisi tehditlerini anlattığı arkadaşlarının tanık ifadeleri görmezden gelinir.
* Failin babası, dayısı ve yakınları maktuleye zerrece üzülmemiş; bilakis, failin yaptığı eylemi olumlayan, tebrik eden davranışlar içinde olmuşlardır.
* Mahkemeye gidiş gelişlerde de maktulenin aleyhine tanıklık etmişler, maktulenin oğullarını kışkırttığına bizzat tanıklık etmişlerdir.
* Dava sonunda , maktulenin kardeşini ağır tahrik etmesi nedeniyle gencin bir anlık gafletle cinayeti işlediği hükmüne varılmıştır.
SONUÇ
Davanın meydana geldiği tarihlerden önce meclis çalışmaları ve yürütme erkleri, ''namus ve töre cinayetlerinde tahrik indirimi'' mevzuatını kaldırmış hatta aile meclisi kararlarına ciddi cezaları gündeme getirmişlerdir.
Düzenlemelerin ''yüzeysel'' olması ve arkasında ciddi bir siyasal-çözümcü reform olmaması nedeniyle pratikte yargı ve devlet cinayete bir biçimde ortak olmuştur.
Töre ve namus ahlaki paradigmasını bizzat hedef almayan bir zihniyet devrimi gözetilmediği için ''erkek devlet'', ''ahlaklı ve namuslu aile''(?)nin arkasında durmaya devam etmiştir.
Soru:
Bu modele bakarak ve Hrant davasıyla ilgili bilenen verileri göz önünde tuttuğumuzda iktidarın bu konuda ''sorumsuz'' olduğu nasıl iddia edilecektir?
Mülki ve kolluk gücü amirlerinin hiçbiri dava kapsamında yargılanmamışken, delillerin bir şekilde karartıldığı anlaşılmışken ve iktidarın davaya ilişkin kayıtsızlığı bakiyken
geleneksel ''devlet refleksi''nin tevarüs etmediği gibi bir sonuca nasıl ulaşacağız?
O yüzdendir ki bu cinayetin sorumlusu ''kurumsal korumacılık ve geleneksel refleksleriyle'' iktidardır.
Namus cinayetlerinde temel güdü olan ''ailenin-kurumun bekası'' anlayışı, failleri bizzat iktidar olmasa dahi, belli parametreler ve alışkanlıkları ortak biçimde paylaşıp korumacı davrandıkları için iktidarı da ''fail'' yapar.
Kerameti kendinden menkul, sonuçları itibariyle ''kadük-hükümsüz'' kalmaya(şu haliyle) amade bir dava sürecini de müstakbel örnek sıfatıyla anamazsınız. Zira sivilleşme ve iktidarın sivillere geçmesi, ''devlet'' karşısında eleştirel ve korunan birey, anlayışını hakim ve egemen görmediği sürece kadüktür.
İktidara geldiği günden bugüne polis alımlarında %80'lik artış kaydeden bir zihniyet, TMK VE TCK gibi anti-demokratik ve otoriter yasalarla ''polisiye devlet''e doğru evrilmektedir.
90 sürecinin ''olağanüstü hal gazeteciliği''ni ise ''hurriyet grubu''ndan ''zaman grubu'' devralmıştır.
Muhafazakarlar o derece ileri gitmişlerdir ki, özellikle KCK operasyonları sürecinde davayı eleştirilen tüm liberalleri tehdit etmeye başlamışlardır.
Büşra ve zarakolu tutuklamaları gibi örneklerde görüldüğü üzere, yalnızca bizzat kürt siyasetçiler değil, kürtlere yakın yahut onlara destek veren isimler de artık hedef tahtasındadır.
Ergenekon ve kck çoktandır iktidarın muhalif tüm grupları hizaya çekip ayar verme operasyonudur.
Bunları düzgün gerekçelerle eleştiren insanları ''ergenekonculuk''la suçlamaksa düpedüz faşistliktir.