Öncelikle bu soruya yanıt vermeden şu sorunun yanıtını merak ediyorum: Neden siteye giremiyoruz? Ben bu siteye eskisi gibi
http://65.18.198.4 adresinden girdim.
Şimdi soruna gelince, bu tür utopik şeylerin günlük hayatta yeri yoktur. Neden olmadığını İskenderiyeli matematikçi ve filozof
Hypatia'nın hayatından açık bir şekilde görüyoruz.
Bu kadın filozofun yaşadığı dönemde gücü sıfırlanmış ve artık yok olmaya yüz tutmuş Mısır'da her anlamda büyük bir dönüşüm yaşanıyordu.
1. Dinsel Dönüşüm: M.S. 325'te 4 büyük kanonik İncil'in kabul edilmesinden sonra Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı seçmiş ve İskenderiye ile birlikte tüm Mısır'daki insanların Paganizm'den Hristiyanlığa geçmesi için büyük bir baskı uyguluyordu. Tabii ki Hrıstiyanlığa geçmeyenlerin cezası, kırbaştan tutun, ateş üzerinde yürümeye ve ölüme varan ağır işkenceler idi.
Aslında Roma İmparatorluğu'nun Hrıstiyanlığı seçmesi kendi emperyalist tutumları için yalnızca bir maske idi. Bilirsiniz, daha önceden
Hz. İsa'yı çarmıha geren bu güruh, sırf insanların çoğu Hrıstiyan oldu diye bu çoğunluğun yönetimini ele geçirmek için din olarak zorunlu olarak Hrıstiyanlığı seçti.
Bu nedenle Mısır'da ataları tarafından yapılan tapınakların çoğu yıkılırken, kullanımda olan şaşalı tapınakları kiliseye dönüştürdüler. Bu dönüşümü bugün bile görebilirsiniz. Örneğin Eski bir Mısır tapınağındaki Haç işaretini...
Peki İskenderiye'de ne oluyordu?
Orası da bu yağmadan nasibini aldı. İskenderiyeliler ya Hrıstiyanlığı seçecekler ya da sürülecek veyahut da ölümü göze alacaklardı. O günlerde İskenderiye'de olanlar tıpkı bugünkü gibi ülkemizde olanlar gibiydi. Yani bir taraf seçmek zorundaydınız ve eğer taraf seçmezseniz bertaraf olmayı göze alacaktınız.
İşte Romalılar, İskenderiye'deki bu yağmayı din özgürlüğü altında yapıyorlardı. Oysa yapılan tam bir vahşet idi.
Unutmayalım; bugün ülkemizde de yaşananlar tam anlamıyla budur.
2. Bilimsel Dönüşüm: İskendiye'de bilimsel dönüşüm diye bir şey asla olmadı. Orada olan tek şey, yukarıdaki dönüşüm altında binbir rezillik idi.
İskenderiye Kütüphanesi'nde
Hypatia ve öğrencileri Astronomi ve Matematik Grek metinlerini okuyor ve kendilerini eğitiyorlardı. Örneğin,
Hypatia, bir öğrencisine;
"Öklit'in ilk önermesi nedir?" sorusuna, öğrenci;
"Eğer 2 şey 3.'ye eşit ise, hepsi birbirine eşittir (Örneğin a ve b sayıları c'ye eşit ise, a=b=c ve diğerleri de bunlara eşittir)" yanıtını veriyordu.
Bu soru-yanıttan da anlaşılacağı gibi, onlar matematikte
Öklit'in
"Elemanlar" adlı yapıtını okuyorlar ve bundan dersler yapıyorlardı.
Astronomi'de ise o günkü Dünya'nın yörüngesinin nasıl bir şekil olduğu üzerine idi. İskenderiyeli'ler, Dünya'nın evrenin merkezinde olduğu ve Güneş ile birlikte herşeyin Dünya'nın çevresinde döndüğüne inanıyorlardı. Fakat diğer taraftan da, M.Ö. 280'de Güneş, Dünya ve Ay hakkında bir gözlem yapıp, evrenin merkezinde Güneş olduğunu ve Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü söyleyen Grek Astronomu ve Matematikçisi
Aristarcus'un fikri de tartışılıyordu.
Arşimet,
"Kum Hesabı (The Sand Reckoner)" adlı eserinde
Aristarcus'un Güneş merkezli evren modelini söylemiş ama, bu fikrin o günkü Astronomlar tarafından reddedildiğini bildirmişti. Çünkü eğer durum böyle olursa, Dünya üzerindeki herşeyin uzaya saçılacağı gibi garip bir mantığa sahiplerdi. Yani
Arşimet, bize o günkü astronomların Dünya'nın yerçekiminden habersiz oldukları açılıyor. Bunun için
Sör Isaac Newton'un gelmesi bekleniyor.
Newton, 5 Temmuz 1687 tarihinde yayımladığı
"Philosophiae Naturalis Principia Mathematica" adlı eserinde özetle şu 3 yasayı vermiştir:
1. Yasa:
Bir cisim üzerine dengelenmemiş bir dış kuvvet etkimedikçe, cisim hareket durumunu (durağanlık veya sabit hızlı hareket) korur.
2. Yasa:
F=ma: Bir cisim üzerindeki net kuvvet, cismin kütlesi ile ivmesinin çarpımına eşittir.
3. Yasa:
Her etkiye karşılık eşit ve zıt bir tepki vardır.
Bunlar "
Newton'un Hareket Yasaları" olarak bilinir. İşte
Arşimet zamanındaki astronomların aslında bilmediği şey, bu 3 yasa idi. Çünkü bunlardan 2. yasa kuvveti açıklarken, 3. yasa bu kuvveti dengeleyen başka bir kuvvet olduğunu, bunun da
"yerçekimi kuvveti" olduğunu ve 1. yasa da bunların dengelendiğini açıklar
Bilirsiniz;
Galileo, 1633'te "
eppur si muove (ama dünya yine de dönüyor)" dediği için Engizisyon Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştı. Fakat bu büyük mücadeleden galip çıkan taraf, Hrıstiyanlar değil
Hyptia taraftarları oldu.
Bu arada,
Hypatia'ya da ne olduğunu bildirerek bu bölümü kapatalım.
M.S. 391'de, 4 Büyük Kanonik İncil'in kabul edilmesinden 66 yıl sonra, Doğu Roma İmparatoru
I. Theodesius'un atadığı İskenderiye valisi fanatik bir Hrıstiyan tarafından başından taşla yaralanınca yakalanarak idam edildi. Fakat aşırı fanatik Hrıstiyanlar, bunu unutmadı ve intikam almaya yemin ettiler.
HYPATIA: O, tarihin gördüğü en etkileyici ve ilgi çekici kadınlarından biriydi. Hem belinden aşağıya uzanan sarı saçlarıyla göz kamaştıracak, nefes kesecek kadar güzel, hem de adını matematikçi, filozof ve astronom olarak tarihe yazdıracak kadar zeki bir kadın. Ve ne trajiktir ki ölümüyle bile unutulmayacak bir kadın.
Aşırı fanatik Hrıstiyanların gazabından o da kurtulamadı ve İskenderiye Kütüphanesi'nin yakılmasından sonra üzerine çullanan onlarca erkeğin darbeleriyle son nefesini verdi. Cesedi sokaklarda sürüklenip, eti kemiklerinden midye kabukları yardımıyla ayrıldı. Ve Hrıstiyanlar, onun adını sıradan bir filozof olarak anarak tarihin çöplüğüne attılar.
Yukarıdaki bilgileri size "
Agora, 2009" filminden özet olarak verdim. Bu filmin sonunda,
Hypatia, Dünya'nın bir elips üzerinde döndüğünü keşfeder.
Oysa
Hypatia'nın bu keşfi 17. yüzyılda Alman matematikçisi ve astronomu
Johannes Kepler (1572-1630) tarafından tekrar keşfedildi. "
Kepler'in Gezegen Yasaları" olarak bilinen kanunlar şunlardır:
1. Yasa: Her gezegen, merkezi, odakların birinde bulunan Güneş etrafında döner. Güneş ise merkezlerinden birinde bulunduğu bir elips üzerinde hareket eder.
2. Yasa: Bir gezegeni güneşe bağlayan çizgi eşit zaman aralıklarında eşit alanlar tarar.
3. Yasa: Bir gezegenin yörüngesel periyodunun karesi, dolandığı elipsin ana eksen uzunluğunun küpü ile doğru orantılıdır.
Şimdi bu sonuçlara göre geçmişte neler olup bittiğini öğrenebilmek şu sonuçları çıkartmamız ve bilmemiz gerekiyor:
1. M.Ö. 280'de:
Aristarcus, yaptığı bir astronomik gözlem çalışmasında Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü söyler.
Arşimet ise, bu gözlem sonuçlarını
"Kum Hesabı" adlı çalışmasında bize bildirir.
M.S. 1633'te ise
Galilei Galileo, ilk teleskopu icat ederek bunun doğru olduğunu kanıtlar.
2. M.S. 391'de:
Hypatia, dikdörtgenler prizması şeklindeki bir kum havuzunun üzerinde şu çizimi yapar:
Hypatia, bu kum havuzunda odakları F1 ve F2 noktalarına birer uzun çubuk dikerek ve daha sonra bunlara birer ip bağlayarak şu inanılmaz çıkarımı yapıyor: Şekildeki Planet'in olduğu yerde Dünya'yı düşünür ve Dünya'nın durduğu yere P noktası dersek; Güneş'in Dünya'dan bir büyük, bir küçük şekilde görülmesinden hareketle |PF1|+|PF2| toplamının sabit olması gerektiği (ki bu durumda P noktası şekildeki elipsi çizer.
Hypatia da P noktasındaki çubuğu kum üzerinde gezdirince bir elips şeklinin çoktığını görüyor), dolayısıyla Dünya'nın Güneş etrafında dönerken, bir elips etrafında döndüğü hükmüne varıyor. Çünkü başlangıçtaki varsayımında Güneş'i F1 ya da F2 odaklarının biri üzerinde olan bir elips üzerinde düşünmüştü.
Hypatia, bu çıkarımı
Apollonius'un
"Konikler" adlı eserini okumuş ve
"Apollonius'un Koniği" üzerinde çalıştıktan sonra yapmıştı.
İşte
Hypatia'nın bu keşfi 17. yüzyılda
Kepler tarafından
"1. Yasa" olarak tekrar bulunmuş ya da keşfedilmiştir.
Not: Hypatia'nın bu deneyi
"Agora" filminin (ki bu, bir meyhane adı değil) sonunda dile getirilir ve bu deneye ilişkin çalışmanın kayıp olduğu söylenir. Yani buradan böyle bir deney ve çalışmanın, varsa bile, günümüze kadar ulaşamadığı sonucu çıkar.
Şimdi senin ayet hakkındaki açıklamalarına bakınca, aklıma ilk olarak bunlar geldi.