
06-09-2006, 15:03
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: ADALET
Ağustos ayının başında bir ekibimiz Nijer'in bir kasabasına sağlık taramasına gitmişti.İlginçtir,orada hiçbir hastalık vakasıyla karşılaşmadılar.İnsanlar açtı ve ölenler açlıktan ölüyordu.İki çeşit yiyecekleri vardı.Birisi birçeşit darıdan elde edilen un,diğeri de keçi sütü.Sonuçta sağlık taraması yapılamadı,toplu sünnet yapılıp geri dönüldü.Eğer birşey sorgulanacaksa,ben burda Allah'ın adaletini değil,yeryüzünde adaleti tesis etmek için görevlendirilen insanın adaletini sorgularım.Allah bütün insanların ihtiyacını giderecek rızıkları yeryüzüne yaymıştır.Sorgulanması gereken bu rızıkların ,bir Afrikalının 24 katı kadar fazla doğal kaynak tüketmesine yolaçan batı emperyalizminin hırsızlığına göz yuman insanlığın adalet(sizliğ)idir.Psiko abi,seni anlıyorum ve seninle birlikte ağlıyorum.
|

06-09-2006, 15:04
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Feb 2006
Mesajlar: 56
|
|
Re: ADALET
gücün yalaka şahsiyetine kendini öldürecek kadar hem de..
hangi söz ona ışık olabilir
yaşamda yanılgılarımızın getirilerini iyi çekeriz
eşekliğin bu kadar artarak baki olduğu bu memlekette
ne diye mum gibi yanıp kendimi bitireyim
ben bu eşeklerin insan olan çocuklarına yanar kahrolurum..
|

06-09-2006, 17:16
|
|
|
Re: ADALET
Sevgili Psiko,
Ben adalet konusunda senin gibi düşünmüyorum. İnsanlık olarak geçmişe göre epey yol aldığımızı düşünüyorum. Elbette bunun yanında adaletsizlikler de olacaktır. Her ülkenin anayasasına ve *hukuk kurallarına baktığımızda *temelinde adalet kavramının olduğunu görüyoruz. Ama ülkeden ülkeye bu kuralların farklı uygulandığını görüyoruz. Yani o ülkenin adalet sisteminin devreye girdiğini görüyoruz. Bunun uygulayıcısı da insan olduğuna göre elbette hatalar da olacaktır. Ama bu hataların istisna olduğunu düşünüyorum.
Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bu adalet kavramının kültür seviyelerine bağlı olarak dejenere olduğunu görüyoruz. Hem yönetenler hem de yönetilenler tarafından. Ülkemizde olan durum da budur. Aslında ülke olarak millet olarak bu konuları konuşmamız gerekirken biz halen şeriatı tartışıyoruz. Aydın bir insan olarak ülkem adına ulusum adına utanç duyuyorum. Bu ülke bunu hak etmiyor. Ülkeyi bu duruma düşürenler kahr olsun. Başka da ne diyeyim.
İşte onun için gerçek anlamda demokrasi diyorum. *Demokrasi nedir? Azınlık haklarının güvenceye alınmasıdır. Özgürlüktür. Haktır. Hukuktur. Adalettir. Eşitliktir...Demokrasiyi kurum ve kurallarıyla işleten ülkelerin çağdaş uygar bir düzeyde olduklarını görüyoruz. Bilgi çağını yaşadıklarını görüyoruz.
Ama diğer ülkelere baktığımızda bunun tersini görüyoruz. Açlık, yokluk, sefalet, cehalet, savaşlar diz boyu...Buna bağlı ne hak ne hukuk ne adalet ne de eşitlik göremezsiniz. Bunu görebilmeleri için geleceği görebilecek Atatürk gibi bir lider çıkacak da bunlar o bataklıktan ancak kurtulabilecekler. İşte ülke olarak o bataklığa biz de çekilmek isteniyoruz. Onun için de ülke olarak millet olarak bir demokrasi mücadelesi bizi bekliyor. Sızlanmak yerine mücadele etmek gerekiyor.
Sitemizdeki adaletten bahs etmişsin. Sitemizi anlayabilmek için arkadaşlarımın başka sitelere de üye olmalarını istiyorum. Biz burada kişisel hareket etmiyoruz. Sen de işin içindesin. Bir düşünce doğrultusunda hareket ediyoruz. Bu sitede ateistlerin de banlandığını sen iyi biliyorsun. Kurallara uymayan kim olursa olsun bu konuda taviz vermeyeceğimizi her kes bilmelidir. Ama biz düşünce olarak buraya gelen hiç bir üyemizi kaybetmek istemeyiz. Sorogren de dahildi. Kendisine bilidiğin *gibi hoşgörülü olduğumuzu düşünüyorum. Defalarca uyarılmıştır. Ama bu arkadaşımız kurallara hiçe saymıştır. Sonunda da isteğiyle ayrılmıştır. Kendi tecihidir. Saygı duyarız. Gönül isterdi ki aramızda kalsaydı. Kendisi bize karşı her zaman önyargılı yaklaşmıştır. Ama biz hiç bir zaman bu arkadaşımıza önyargılı yaklaşmadık.
Tekrar önemle belirtmek istiyorum. Amacımız sitemizin bilgi amaçlı düzeyli bir site olması. Saygı ve sevgi temelinde tartışmak. Bu yapıldığı sürece herkese adaletli davranacağımızı bilmenizde yarar vardır. Ve adaletli olduğumuzdan en ufak bir kuşkum yoktur site olarak. Bunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Aynı zamanda eleştiriye de açık olduğumuzu burdan belitmek istiyorum.
Sevgili Psiko,
Daha yolun başındayız. Karamsar olmaya gerek yok. İnsan olarak sorumluluklarımız var. Ben bu sorumluluğumun gereği olarak bu sitedeyim. Senin de böyle düşündüğünü biliyorum. Ülkemizdeki demokrasi mücadelesine bağlı bu olay. Eğer gerçek anlamda demokrasi gelirse sıkıntılarımızın azalacağı düşüncesindeyim. Onun içinde diyorum ki sevgili dostum demokrasi mücadelemize devam....Sevgilerimle...
|

06-09-2006, 18:32
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: ADALET
Degerli Psiko kardesim,
* Benim ateistligi benimsememe en buyuk etken bahsettigin adaletsizlik neden olmustur. Kucuk yaslarimda basladim dusunmege, Insanlarin birbirine yaptiklari, dunyadaki adaletsizlige goz yuman bir tanri fikri ters dusuyordu benim mantigima. Kendisine saflikla inanalarin soy kirimina ugramasina cekimser kalacagini anlayamiyordum cocuk aklimla.
*Sonra, egitim gordukce bunun tabiatin bir duzeni oldugunu anladim. Buyuk baligin, kucuk baligi devamli yuttugunu gordum, ve buna karisanin olmadigini farkettim.
* Sende, ve diger bircok uyede gordugum gibi, insanlik hisleriyle dolu olanlar, daha dogrusu, akli ve mantigi sihatli olanlar tarafindan kabul edilmez bir durum oldugunu, birey ilarak birseyler yapmamiz gerektigine karar verdim.
*Sen kendi capinda, bizler de kendi capimizda bu gorevi zaten yapiyoruz. Bu sitede vakit harcayip yazismamiz bile bunun ispatidir.
* * Insanin dogal yapisinda olan bencillik ve acgozlulugune karsi, aklimizla mucadele ediyoruz. Umitsizlige kapilmadan bu savasi, olumumuze kadar surdurmeliyiz.
* Hepinizi seviyorum ulennnn.(Sorogren de dahil.)
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

06-09-2006, 20:52
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Apr 2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 94
|
|
Re: ADALET
sevgili ezkamo geçmişe göre epey yol aldığımızımı düşünüyorsun. aşağıdaki slaytı bir çoğunuz izlemişsinizdir.
* * * * * * * http://www.ekincaglar.com/coin/flash-tr.html
* * *belki 10 000 yıl önceki insan topluluklarında adaletten bahsedebiliriz, herkes aynı yaşamı yaşıyordu. şimdi bi düşünelim 100 yıl önce mi zayıflar daha çok eziliyordu. yoksa şimdi ekonomik yönden zayıf olanlar mı daha çok eziliyor. şu an dünyanın hiç bir yerinde yüzde yüz adalet olan bi şey yok. kimi açlıktan ölüyor kimi altın klozet kullanıyor(bkz:jennifer lopez)
UĞRAŞ, DİDİN, DÜŞÜN, ARA, BUL, KOŞ, ATIL, BAĞIR
DURMAK ZAMANI GEÇTİ
ÇALIŞMAK ZAMANIDIR.
t. fikret
|

07-09-2006, 07:24
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Jul 2006
Bulunduğu yer: urfa
Mesajlar: 2
|
|
Re: ADALET
Tarih esas olarak şimdiye kadar kabileler, kültürler, sınıflar ve ulusların deneyimlerine tanık olmuştur. Dünyanın bu yüzyılda fiziksel olarak birleşmesi ve üzerinde yaşayan herkesin birbirine bağımlı olduğunun kabul edilmesiyle birlikte, artık insanlığın tek bir halk olarak tarihi başlamaktadır. İnsan karakterinin uzun ve yavaş bir şekilde uygarlaşması, sunduğu maddi avantajlar açısından inişli çıkışlı ve kabul etmek gerekir ki, adaletsiz ve düzensiz bir gelişme göstermiştir. Buna rağmen, geçmiş çağlar boyunca gelişen bütün genetik ve kültürel çeşitliliğin zenginliğiyle donanmış olan dünya sakinleri, şimdi bilinçli ve sistemli bir şekilde geleceklerini tasarlama sorumluluğunu üstlenmek üzere ortak miraslarını kullanmaya davet edilmektedirler.
Uygarlığın gelişimindeki bir sonraki aşamanın vizyonunun, sosyal ve ekonomik kalkınmaya yönelik yaklaşımların şimdi temelini oluşturan tutum ve varsayımların derinlemesine gözden geçirilmeden şekillendirilebileceğini düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Böyle bir yeniden değerlendirmenin, politika, kaynakların kullanımı, planlama süreçleri, uygulama yöntemleri ve organizasyon gibi pratik konuları içermesi gerekeceği çok açıktır. Ancak, bu işlem devam ettikçe izlenecek uzun vadeli hedefler, gerekli olan toplumsal yapılar, sosyal adalet ilkelerinin kalkınma açısından sonuçları ve sürekli değişimin gerçekleştirilmesinde bilginin doğası ve rolü gibi temel konular kısa sürede ortaya çıkacaktır. Gerçekten de, böyle bir yeniden inceleme, insan doğasının anlaşılması konusunda geniş bir fikir birliği arayışına girmek zorunda kalacaktır.
Yirminci yüzyıl biterken, maddeci yaşam kavramının yarattığı sosyal ve ekonomik kalkınma yaklaşımının, insanlığın gereksinimlerini karşılayabileceği inancını sürdürmek artık mümkün değildir. Bu yaklaşımın yaratacağı değişimler konusundaki iyimser tahminler, dünya sakinlerinin küçük ve giderek de yok olan bir azınlığının yaşam standartlarını dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunun yaşadığı yoksulluktan ayıran ve sürekli büyüyen uçurumun içinde kaybolmuştur.
Beklenmeyen bu ekonomik kriz ve bu krizin neden olduğu sosyal çöküntü, insanın doğası konusunda önemli bir kavram yanlışlığını yansıtmaktadır. Çünkü, mevcut düzenin uyarılarının insanlarda yarattığı karşılık sadece yetersiz olmakla kalmayıp, dünya olaylarının karşısında neredeyse konuyla ilgisizdir. Toplumun kalkınmasının, sadece maddi koşulların iyileşmesinin ötesinde bir amaç edinmedikçe, bu hedeflere bile ulaşamayacağını görmekteyiz. Bu amaç, yaşamın ve motivasyonun, sürekli olarak değişen bir ekonomik tablodan ve insan toplumlarının 'kalkınmış' ve 'kalkınmakta olan' diyerek yapay bir biçimde zorla bölünmesinden daha üstün olan içsel boyutlarında aranmalıdır.
Kalkınmanın amacı yeniden tanımlandığında, başrol oyuncularının bu süreçte oynayacakları uygun rollere ilişkin varsayımları gözden geçirmek gerekecektir. Hangi düzeyde olursa olsun, hükümetin önemli rolü herhangi bir açıklama gerektirmemektedir. Ancak, gelecek kuşaklar eşitlikçi felsefeye ve buna ilişkin demokratik ilkelere övgüler sunan bir çağda, kalkınma planlarının insan kitlelerini esas olarak yardım ve eğitimden yararlananlar olarak görmesini çok güç anlayacaklardır. Katılım bir ilke olarak kabul edilmesine rağmen, dünya nüfusunun çoğunluğu sadece ikinci derecede önemli konularda karar verme yetkisine sahiptir ve bu kararlar da, bu çoğunluğun ulaşamadığı kurumlar tarafından konulan ve genellikle de gerçeğe bakış biçimleriyle uyuşmayan birtakım hedeflerle belirlenen bir dizi seçenekle sınırlıdır.
Bu yaklaşım, açıkça olmasa da, kurumlaşmış din tarafından da desteklenmektedir. Pederşahi geleneklerin yükü altında ezilen yaygın dini düşünce, insan doğasının içsel boyutlarında ifade bulan bir inancı, maddi koşulların aşılmasında insanlığın ortak yeteneğine güvenme duygusuna dönüştürme yeteneğinden yoksun gözükmektedir.
Bu tür bir tutum, zamanımızın belki de en önemli sosyal olgusunun değerini gözden kaçırmaktadır. Eğer dünya hükümetlerinin Birleşmiş Milletler sistemi ortamında yeni bir küresel düzen kurmaya çalıştıkları doğruysa, dünya insanlarının aynı vizyonun heyecanını duydukları da aynı ölçüde doğrudur. İnsanların bu olguya verdikleri karşılık, toplumsal değişim için yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda hareket ve kuruluşların aniden olgunlaşma dönemine girmesi şeklinde olmuştur. İnsan hakları, kadınların gelişimi, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın toplumsal gereksinimleri, önyargıların yenilmesi, çocukların ahlak eğitimi, okur-yazarlık, temel sağlık hizmetleri ve yaşamsal bir dizi kaygıların herbiri, dünyanın her köşesinde giderek artan sayıda insanın desteklediği kuruluşların acil desteğini talep etmektedir.
Çok sayıdaki sıradan insanların geçirmekte olduğu ve uygarlık tarihinin perspektifinden bakıldığında son derece ani olan bir değişim, dünyamızın geleceğinin planlanmasında insanlığa verilen role ilişkin temel sorular uyandırmaktadır.
Dünya nüfusunu, ortak kaderi konusunda sorumluluk üstlenmeye çekebilecek bir stratejinin temeli insanlığın birliği bilinci olmalıdır. Gündelik konuşmalarda aldatıcı bir şekilde basit gözükse de, insanlığın tek bir halktan oluştuğu kavramı, günümüz toplumunun kurumlarının çoğunun işlevlerini yerine getirme yöntemlerine meydan okumaktadır. Sivil hükümetin muhalefet kavramına dayalı yapısı, birçok medeni yasayı şekillendiren taraf tutma ilkesi, sınıflar ve diğer sosyal gruplar arasındaki mücadelenin yüceltilmesi, ya da modern yaşamın geneline egemen olan rekabet ruhu şeklinde olsun, çekişme, insan ilişkilerinde en önemli etken olarak kabul edilmektedir. Bu kavram, yaşamın geçen iki asır süresince giderek güçlenen maddeci yorumunun toplumsal örgütlenme içindeki bir başka ifadesidir.
Bireyin yaşamı için doğru olan şeylerle insan toplumu için doğru olanlar arasında benzerlikler vardır. İnsan türü, evrim sürecinin ulaştığı en son aşama olan organik bir bütündür. İnsan bilincinin, bireylerin akıllarının ve dürtülerinin sonsuz çeşitliliği aracılığıyla işlemesi, onun temel birliğini hiçbir şekilde zedelemez. Gerçekten de, birliği homojenlikten veya tekdüzelikten ayıran şey, doğasındaki çeşitliliktir.Ve çeşitlilik içinde birlik ilkesi, insan ırkının şimdi görülmekte olan bu olgunluğu sayesinde tam olarak ifade edilecektir. Sosyal kurumlaşma süreci, aile yaşamının sağlamlaşmasının ilk zamanlarından beri, birbiri ardına klan ve kabile gibi basit yapılardan ve değişik biçimlerdeki şehir toplumlarından, son olarak ulus-devletlerin ortaya çıkışına girmiş ve herbir aşama insanın kapasitesinin kullanılmasında yeni fırsatlar zenginliği getirmiştir.
ADALET; şimdi doğmakta olan insanlığın birliği bilincini, küresel toplum yaşamının gerekli yapılarının güvenle kurulmasını mümkün kılacak ortak bir iradeye dönüştürebilecek olan tek güçtür. Dünya insanlarının giderek her türlü bilgiye ve çeşitli düşüncelere ulaşabildiklerine tanık olan bir çağ, adaletin, başarılı bir sosyal düzeni yöneten ilke olduğu iddiasıyla karşılaşacaktır. Dünyanın kalkınmasına yönelik öneriler, adaletin gerektirdiği ölçütlerin tarafsız ışığına giderek daha büyük bir sıklıkla tutulacaktır.
Bireysel düzeyde ADALET; insan ruhunun, her insanın doğruyu yanlıştan ayırmasını sağlayan yeteneğidir.Çünkü adalet, her bireyin başkalarının gözleri yerine kendi gözleriyle görmesine, komşusunun veya ait olduğu grubun bilgisi yerine kendi bilgisiyle bilmesine izin vermektedir. Adalet kişinin yargılarında tarafsız davranmasını, diğer insanlara olan davranışlarında eşit olmasını gerektirir ve bu nedenle de, yaşamın günlük olaylarının değişmeyen ve hatta kişiden bazı şeyler bekleyen bir yoldaşıdır.
Topluluk düzeyinde ise, adil olma kaygısı ortak karar alırken vazgeçilmez bir pusuladır, çünkü düşünce ve eylemde birliğe ulaşılmasını mümkün kılan tek araçtır. Geçmiş çağlarda adalet adı altında gizlenen cezalandırıcı ruhu teşvik etmenin aksine, adalet insanın gelişiminin başarılmasında bireyin ve toplumun çıkarlarının ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlı olduğu bilincinin pratik ifadesidir. Adalet insan ilişkilerinde yol gösterici bir kaygı olduğu ölçüde, değişik seçeneklerin soğukkanlılıkla incelenmesine ve uygun yolların seçilmesine izin veren bir meşveret ortamını teşvik edecektir. Bu tür bir ortamda hileye ve taraf tutmaya yönelik her zaman var olan eğilimlerin karar verme sürecini saptırma olasılığı çok küçük olacaktır.
Adalet kavramının sosyal ve ekonomik kalkınma için anlamı çok derindir. Adalet kaygısı, gelişmenin tanımlanması işini, insanlığın genelinin refahını ve hatta bütün dünyayı, teknolojik atılımların ayrıcalıklı bir azınlığa sunacağı avantajlar adına feda edilmesi eğilimlerinden korur. Tasarım ve planlama aşamasında, sınırlı kaynakların bir toplumun zaruri sosyal ve ekonomik öncelikleriyle ilgisi olmayan projelerde kullanılmasını önler. Herşeyin ötesinde, sadece insanlığın ihtiyaçlarını karşıladığı görülen ve amacında adil ve eşitlikçi olan kalkınma programları, bu programların uygulanmasını sağlayacak insan kitlelerinin bağlılığını kazanmayı umut edebilir. Toplumun her üyesi ve aslında toplum içindeki her grup, herkese eşit olarak uygulanan ölçütlerle korunduğundan ve aynı çıkarlara sahip olduğundan emin olduğu takdirde, dürüstlük, çalışma isteği ve işbirliği ruhu gibi gerekli insani özellikler, muazzam boyutlu ortak hedeflerin gerçekleştirilmesine başarıyla dönüştürülebilir.
Bu nedenle, sosyal ve ekonomik kalkınma stratejisi üzerinde yapılan tartışmaların özünde insan hakları konusu yatmaktadır. Böyle bir stratejinin şekillendirilmesi, insan haklarının geliştirilmesi kavramının, uzun bir süreden beri tutsağı olduğu yapay ayrılıkların pençesinden kurtarılmasını gerektirmektedir. Her bireyin kendi kişisel gelişimine yardımcı olan düşünce ve hareket özgürlüğüne sahip olması kaygısı, günümüz yaşamının birçok alanını ciddi bir biçimde yozlaştıran bireysellik inancına bağlılığı haklı gösteremez. Öte yandan, toplumun bir bütün olarak refaha ulaştırılması kaygısı da, devletin insanlığın refahının kaynağı olarak ilahlaştırılmasını gerektirmez. Tam aksine, içinde bulunduğumuz yüzyılın tarihi bu tür ideolojilerin ve bunların neden oldukları taraflı faaliyetlerin, hizmet etmeyi amaçladıkları çıkarların başta gelen düşmanları olduğunu büyük bir açıklıkla göstermiştir. İnsan hakları konusunda duyulan kaygının bütün yönleri, ancak insanlığın organik birliği bilincinin sağladığı bir meşveret çerçevesi içinde yasal ve yaratıcı bir şekilde ifade edilebilir.
Sevgili abim psikokemoterapi;
Seni mahsun,üzgün görmeye dayanamam bilirsin,insan sevgisi,barış ve adalet aşığı güzel abim benim.
Biliyorum biraz uzun oldu ama ADALET önemli bir kavram onun için bu kadar detaylı yazmak zorunda kaldım umarım beni anlarsın.
Bahaeddin
|

07-09-2006, 08:47
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Jul 2006
Bulunduğu yer: urfa
Mesajlar: 2
|
|
Re: ADALET
Toplumun kurumları, dünya insanlarının bilinçlerinde gizli olan potansiyelleri ortaya çıkarmayı ve yönlendirmeyi, yetkinin kullanımının, hızla olgunlaşan bir insan ırkının gelişen çıkarlarıyla uyum içinde olan ilkelerle yönetildiği ölçüde başaracaklardır. Bu gibi ilkeler, yetki sahibi olanların, davranışlarını yönetmeye çalıştıkları kimselerin güvenini, saygısını ve içten desteğini kazanma; çıkarları, alınan kararlardan etkilenen herkesle açıkça ve mümkün olan en geniş biçimde meşveret etme; hizmet ettikleri toplumların gerçek ihtiyaçlarını ve arzularını gerçekçi bir biçimde belirleme; üyelerinin güçleri de dahil olmak üzere, toplumun kaynaklarının uygun bir biçimde kullanılması için, bilimsel ve ahlaki gelişmelerden yararlanma zorunluluğunu içermektedir. Etkin yetki kullanımının hiçbir ilkesi, bir toplumun üyeleri ve o toplumun idari kurumlarının üyeleri arasında birliğin yaratılması ve bunun korunmasına öncelik verilmesi kadar önemli değildir. Bununla çok yakından ilişkili olarak, her işte adaletin araştırılmasına gösterilen bağlılık konusunu bir önceki yazımda belirtmiştim.
Bu tür ilkelerin sadece, ruhta ve yöntemde esasen demokratik olan bir kültürün içinde işleyebileceği açıktır. Ancak, bunu söylemek, demokrasinin adını her yerde küstahça kullanan ve geçmişte insanın gelişimine bulunduğu etkileyici katkılara rağmen, bugün kendisini, kendi yarattığı kinizm, kayıtsızlık ve yozlaşmanın batağında bulan partizan ideolojileri desteklemek değildir. Toplum, kendisi adına ortak kararlar alacak olan kişileri seçerken, aday gösterme, aday olma, propaganda ve kandırma gibi oyunların sergilendiği politik tiyatroya ihtiyaç duymamakta ve bunlardan bir yarar da görmemektedir. İnsanlar giderek daha eğitimli oldukça ve kendilerine sunulan programların gerçek kalkınma çıkarlarına hizmet ettiğine giderek artan bir ölçüde inandıkça, kararlar verecek olan kurumlarının seçimini gittikçe mükemmelleştirecek seçim yöntemlerini belirlemek de onların elinde olacaktır.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Bahaeddin
|

07-09-2006, 09:28
|
|
|
Re: ADALET
Abim benim...
Adaleti anlatırken ,unuttuğumuz gerçekleri hatırlattın bizlere
Hüzünle birlikte sitemde kokuyor cümlelerinde;sana katılıyorum
İki cümlede ben yazayım dediğimde, topicin kilitlendiğini farkettim. Hafiften bozuldumda ayıptır demesi.Farklı sesler,farklı düşünceler kanımca farklılığımızdı bizim.Sağlık olsun ne diyelim
|

07-09-2006, 10:01
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Re: ADALET
psikokemoterapi hocam;
Gemisini yürüten kaptandır, her koyun kendi bacağından asılır, bana değmeyen yılan bin yaşasın, sen sadece kendini kurtar.....
Böyle uzayıp gidiyor, sonra bir yerde bakıyorsunuz ki Adalet denen kavramın hayat bulmasının nedeni adaletsziliğin varlığı oluyor. Sonrasında ise Adaleti sağlamaktan bahsediyoruz; oysa adalet var olduğu sürece ve insan olarak onu arzuladığımız anlar olduğu sürece adalet hiç bir zaman tek başına olmayacaktır, her zaman yanında onu vareden adaletsizlik ile dolaşacaktır, hatta kolkola girecektir.
Adaleti sağlamak için çalışmak doğrusu adil değildir, biz adaleti ortadan kaldırmadıkca da hiç bir şey kazanılmayacaktır. İnsana göre kıstasların, yere coğrafyaya göre kıstasların isterse adilce(neye kime göre adil) olsun yapıldığı her ortamda adaletsizlik de var demektir, olmayada devam edecektir. Adaleti kazandığımız yada edindiğimiz her yerde adaletsizliğide var etmişiz demektir...
Adaletsizliği yok edelim, ama bu tüm insanlığın bilince etmesinden önce yapılacak bir şey değildir, malesef insanlığın elinde hiç bir zaman sihirli bir değnek olmadı, adalet için, özgürlük için ne kadar sihirli değneklere, hokus pokuslara atfedilmiş şeyler olmuşsada, bu insanlığın bilince etmesini ertelemekten, onu hayali dahi olmayacak olan körlüğe ve karanlığa sevk etmekten, kendi iradesini hiçe saymaktan başka bir şey yapmamıştır.
Nerede olursa olsun, insanın insana olan ayrıcalıkları var olduğu sürece, ayrıcalıklı olanların adil davranması dahi sözkonusu olsa, orada adalet yok demektir. Önce ayrıcalıklarımızdan vazgeçmeyi başarmamız gerekiyor. Edindiğimiz hiç yer, kazandığımız hiç bir yetenek yada haklar, bizi ayrıcalıklı davranmaya yada ayrıcalıklı bir konuma gelmeye sevk etmemelidir. Ortada olan 3 elmayı paylaşmak yerine, şu elmanın en güzelini şeyhime ayırayım dediğimiz yerde adalet bitmiştir.
Site dinlerden özgürlük sitesi, uygun bir şey söylemek gerekirse, dinini yaymak için, kendini yücelten, ben herkesin evveliyim, her şey benim yüzüm suyum hürmetine diyen insan mantığında olmamalıyız, bu doğrusu kendisi için bir ayrıcalık sağlama çabasıdır. İşte adaletsizlik buradadır ve bu adaletsizlik yok edilmeden özgürlük kazanılmayacaktır. Hak hukuk olmayacaktır, toplum içerisinde kişileri utandırma(küfürbazlar, onlar maymundur, eşek gibidir, namus yoktur onlarda vs) ve böylelikle sırf utanmama adına dahi olsa kişinin seçimini istemediği tarafa yaptırma çabası ve illede kullanılan bu aciz yöntem dahi bir ayrıcalık, başkalarının haklarını, iradesini hiçe sayma çabasıdır. Korku ile değilse, utandırarak, utanmama adına dahi olsa kişinin tercihine baskı uygulamak, bir amaç yokmu, bir ayrıcalık çabası yok mu?..
Ayrıcalık olmamalı, kim olursa olsun hiç kimseye ayrıcalık yok, toplum aç ise vekilide aç gezecek, toplum 300-400 asgari ücrete tabi ise vekilide o kadar alacak, toplum yemeğe ekmek bulamıyor, günlerden bir gün şansına payına düşen kuruyemiş ile bayram ediyorsa vekilide edecek, nemli, ıslak sağlıksız ve tehlikeli mantarlı evlerde yaşıyor ise vekilide yaşayacak, sözde toprağı herkesin olan ve adına vatan deyip masalların uydurulduğu bir yerde Zonguldağın kömürü, Divriğinin demiri, Bergamanın madeni ismi parmakla göserilecek 3-5 yerli yada yabancı kişinin kendi özel tasarrufu olmayacak, olmadığı gibi kazmanın sapını kavrayan herkesin, ayrıcalıksız herkesin ortak zenginliği olması varken, 3-5 kişi o toprakların sahibi zavallı insanları çalıştırıp onları yoksulluğa kendiside aradan parsayı götürmeyecek, ama bu 3-5 kişinin tamam götürmeyim demesi ile değil malesef, kendi toprağında, kendi yurdunda hatta dünyasında köle olmamasının bilincine varacak olan insanlığın bu kazanıma ulaşması ile ilgilidir.
Şükrü Erbaş'ın bir şiiri aklıma geldi, aklımda olan kadarı ile "Televizyonda her gün verilen/ başbakanın demecinden sonra verildi/ Oktay Rıfat'ın ölüm haberi/Oktay Rıfat sanki her gün ölecekmiş gibi"
Bazen çoğunlukla hırslı anlarımız oluyor, sakin olmadığımız ama o andada düşüncemizi ifade etmek durumunda olduğumuz anlar oluyor, ama gülmek kadar doğaldır insanın kızması, durulması ama arzu edilirki bu anlar en doğal en saf en temiz halleri ile olsunlar. Bir insanın çalışıp çalışmadığını masasından anlarsınız, ürün sepetinden, boş bomboş ise ortada ürün yok ise, bir yerde fikir alışverişinin olup olmadığını ise tartışmalardan anlarsınız, tartışma var ise orada üretim-paylaşım var demektir yeterki kriterleri çerçevesinde olsun, içerik korkulacak bir şey değildir.
Adaletsizliği yok etmek için burası ve bunun için buradasınız hocam, adalet için değil, ben izne gidiyorum 2 hafta sonra herkesin aldığı terapiden bende terapimi almak isterim
|

07-09-2006, 12:07
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Jan 2006
Mesajlar: 709
|
|
Re: ADALET
Aziz dostum Psiko,
hüzün ne kadar güzel, *
ağlayan, gözyaşı döken,
yüreği burkulan insanlar
ne kadar engin.
Birde bunlar karşısında duygulanamayan,
“Allah öyle istemişse ben ne yapabilirim?”
veya
“Ben gücüm yeterse,imkanım olursa bir eyler yapmaya çalışırım.”
deyip kıyıya çekilen insanları düşün.
O zaman duygu seli içinde olan insanların
hüznünün değeri ortaya çıkıyor.
Üç anorakla,üç paltoyla,
üç ekmek arası köfteyle bütün açları doyuramaz,bütün çıplakları soğuktan
koruyamazsın ama,
insanlığın meşalesine bir kibrit çöpü kadarda olsa odunu atmış olursun.
Umulur ki *o meşale belki bir gün bütün insanları ısıtır.
Bu adaletsizliklerde Allah’ı/Yaratanı sorgulamanı doğru bulmadım Psiko dostum,
zaten sen de böyle düşünmezsin.
Hüznün girdabı bazen farklı yere savurur,
yanlış yerlere tutundurur insanı.
Bu işlerde Allah yok,evrensel kanunlar var.
Bunlar tabiatteki fiziki kanunlar,
insan toplulukları içindeki sosyo ekonomik düzenler.
Bu işlerin mesulü insan.
İnsan vücudunun ısısı 36/37 derecedir,
bundan bilmem 10-15 derece aşağısına kadar
vücut şu kadar saat kendini korur,sonra üşüme titreme başlar.
Şu dereceden sonra da uyuşma ve donma olur.
Sonrası..
kapıyı çalar ölüm.
Peki Allah nerede..
Allah’ın
112 Hızır acil servisi
veya Deniz Feneri Derneği yok.
O donmakta olan insana bir melek doktor yollamaz 1112'si ile,
veya yanmayan sobasına 1 ton linyit göndermez.
Öyle olsaydı çok farklı bir yaratılış olurdu ki,
pek de manası kalmazdı insan olmanın ve yaşamın.
Yaratıcıyı bu kadar küçük işler içinde aramak,
ona insani vazifeleri yüklemek
sence ne kadar doğru?
Bu iş,
“Madem beni yarattı, gelsin ayakkabımı da boyasın bakalım..
O zaman inanırım O’na” ya
kadar iner yoksa.
Bu iş insanların hak-adalet ve paylaşım duygularının gelişimi,
kültürün ve demokrasinin,sosyal devlet anlayışının yerleşmesi ile alakalı.
Cahiller bazı olaylarda,münevverlerden daha doğru görüşlere varır.
Bizim garip Cemal’imiz de dünki yazısında Mevlana’dan,
hani sanki bu konuyu hissetmiş gibi bazı alıntılar yapmış.
“Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin,ben de senim.
Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız.
Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?
Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor?
Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz.
Fakat neden böyle şaşıyız?
Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler,
yoksulları böyle hor görürler?
Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür?
Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz ne demek.”
Hüznün seni güzelleştiriyor, olgunlaştırıyor Psiko.
Aldostu.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:01 .
|