Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 10-01-2012, 00:10
DEMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEMAN DEMAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Aug 2011
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 354
Standart CHP'li Vekil: Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP'dir

CHP'li Vekil: Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP'dir
10-11-2011
ilkehaber.com

10 Kasım 2011 Perşembe 08:59
CHP Tunceli Milletvekili Aygün, 'Dersim olayları' konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı.

CHP Tunceli Milletvekili Aygün, 'Dersim olayları' konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Olayların sorumlusunun devlet ve o dönem iktidarda olan CHP olduğunu kaydederek, "CHP, Kılıçdaroğlu döneminde bu konuda tarihiyle yüzleşiyor. 'Bunu CHP yaptı' deyip, bunun üzerinden bir politika üretmek de doğru değil, çünkü o dönem başka parti yoktu." dedi.

CHP'li Hüseyin Aygün, Cumhuriyet tarihinin en acı sayfalarından biri olan 'Dersim olayları' konusunda uzman bir isim. 'Dersim 1938 ve Zorunlu İsyan' ile '0.0.1938, Resmiyet ve Hakikat' kitaplarının yazarı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun davetiyle milletvekili adayı olan ve Tunceli'den seçilen Aygün, 73 yıl önce yaşanan olaylarla ilgili resmî tezlerin gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Zaman'a konuşan Aygün, Dersim meselesinin 500 yıllık bir konu olduğunu belirtti. "Dersim, etnik kimliği ve dinî inançları bakımından farklı özellikler taşıyan, bu farklılık sebebiyle de 500 yıldır yok edilme siyasetiyle karşı karşıya kalan bir bölge." diye konuşan Aygün, "Cumhuriyet, esasen o politikada bir değişiklik meydana getirmiyor; önce merkezleşme yönünde kararlar alınıyor, bölgeyi merkezî yönetime bağlama yönünde bazı raporlar hazırlanıyor. Bu raporlar, 500 yıllık Dersim sorununu barış içinde çözmeye yönelik öneri getirmiyor. 1937-1938'de jenosite (soykırım) varan bir operasyonla Dersim meselesi tarihe havale edilmiş oluyor. Ama böyle de bitmiyor, bu sorun devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Ordu harekat yapınca insanların kendini korumak için silahlandığını aktaran CHP'li vekil, "Resmiyette ise bir isyan olduğu ve devletin de bunu bastırdığı tezi savunuluyor. Çünkü Başbakan'ın deyimiyle '50 bin insanın öldürüldüğü' bir operasyonun meşrulaştırılması için orada bir isyan oluşturulması gerekiyordu. Dersim isyanı, sonradan icat edilmiş bir şeydir, öyle bir şey gerçekte yoktur." dedi. Dersim katliamının sorumlusunun devlet ve o dönemin CHP iktidarı olduğunu vurgulayan Hüseyin Aygün, şöyle devam etti: "Ancak CHP'de bu konuda kendi tarihiyle yüzleşme ve uygulanan politikaların toplumun önünde saydam bir şekilde tartışılması yönünde bir tavır alındığını Kılıçdaroğlu döneminde görüyoruz. Tabii 'bunu CHP yaptı' deyip, bunun üzerinden bir politika üretmek de doğru değil, çünkü o dönem başka parti yoktu zaten."

Mustafa Kemal Atatürk'ün 'katliamdan haberdar olmamasının mümkün olmadığını da dile getiren Aygün, "Bu dönem boyunca izlenen bütün politikalarda Atatürk devletin başındadır. Fakat Aleviler, bütün bu dönemi Mustafa Kemal'den ayırmak için onun 'büyük lider' kimliğine de gölge düşmemesi için fotoğrafını alıp Hazreti Ali ile yan yana asmışlardır. Bu katliamdan haberdar olmadığına kendilerini inandırmışlardır." yorumunda bulundu.

KÜRT SORUNU BAĞIŞ VE DİYALOGLA ÇÖZÜLÜR

Kürt sorununa da temas eden Hüseyin Aygün, çözümün barış ve diyalogla olacağına inandığını dile getirerek, "Öcalan'la yapılan görüşmeler çok değerlidir ve bu sürecin yeniden başlaması gerekir. Ama örgütün de silah kullanmayacağını inandırıcı bir şekilde topluma ve hükümete anlatması lazım. Birbirimizi öldürmeden konuşmalı, çözüm aramalıyız. Hükümet aslında görüşmeler yaparak, müzakere yaparak bu iradeyi ortaya koydu. O yolun devam etmesi gerekir." şeklinde konuştu. Sorunun çözümünde 'kırmızı çizgi' söylemini de yanlış bulduğunu aktardı.

Ergenekon süreci derin devleti felç etti

Hüseyin Aygün, Ergenekon ve Balyoz davasını da değerlendirdi. "Ergenekon diye bir gizli örgütün, yapılanmanın olduğunu biliyorum." diyen Aygün, operasyonun başlamasıyla yasadışı eylemlerin bittiğini, bölgede faili meçhullerin neredeyse durma noktasına geldiğini anlattı. 'Veli Küçük'lerin tutuklandığı dönemi olumlu bulduğunu' belirtirken, "Derin devlet ve gizli kontgerilla çekirdekleri felç oldu. Gerçekten kontgerillanın tasfiyesinin, derin devlete son verme adımı olarak görüyordum." diye konuştu. Ancak yapılan son tutuklamaları eleştirerek şunları kaydetti: "Ahmet Şık'ların, gazetecilerin, Ergenekon'dan kuşku duyduğunu söyleyenlerin, eser yayınlayanların tutuklanması nedeniyle ben biraz sulandığını düşünüyorum. Daha çok 'muhalifleri tasfiye etme hareketi' gibi duruyor. Dolayısıyla çok büyük bir fırsatın heba edildiği görüşündeyim."
-------------------------------------------------------------------------------------------

Aleviler, Alevilik tarihi boyunca hep, BARIS´tan yana olmuslardir, sebepsiz yere kan akitmamis, kan davasi ve kin gütmemislerdir, ama bu kendi katillerimize ASIK olmak ve ilelebet ASIK kalmak icin bir neden degildir, olmamalidir...
Bugünkü Kürt sorununun sorumlusu ise, yine ebedi sef basbugdur. Bunca akitilan kan yine onun tek dil tek din ve tek millete dayandirdigi tek tipci, türkcü devlet politikasinin eseridir...
Dersim Jenosidiyle ve Kürt sorunuyla devlet bir an evvel yüzlesmelidir. Dersim soykiriminda cagdas demokratik bir devletin yapmasi gereken ne varsa yapip, Kürt meselesinide devletin artik bariscil ve siyasi yöntemlerle, cözümlemeye calismasi gerekmektedir...
Sn. Hüseyin Aygün´e sevgi ve saygilarimi sunarim...

"Ben senin yalanlarınla ve hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun"...Pir Sêy Rıza

4 MAYIS: DÉSIM JENOSİDİNİ ANMA GÜNÜ

https://www.facebook.com/Alevism

https://www.facebook.com/BirAlevininKimlikMucadelesi
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-01-2012, 00:12
DEMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEMAN DEMAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Aug 2011
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 354
Standart

DERSİM 38 DÜNVE BUGÜN - Dersim 38 ve arşivler -
Seyfi MUXUNDİ

“CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, “Dersim Katliamı’nın sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır” Tunceli milletvekili Sayın Hüseyin Aygün Dersim Katliamı üzerinde yaptığı açıklama birçok insan üzerinde etki yaparken CHP içerisindeki Milliyetçi kafaları daha çok rahatsız etmiş . Bu tavırları ile de adeta Türkiye’nin en gerici partilerin dahi en gerisine düşmelerine sebep olmuştur. Deyim yerindeyse “Takke düşmüş kel görünmüştür.” Neymiş Atatürk hedef alınıyormuş. Birileri hedef alınıyor diye gerçeklerden kaçalım mı? Niye hoplayıp zıplıyorsunuz. Daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım.
Sabiha gökçen Atatürk’ün manevi kızıdır. Kendi kitabında açıkça belirtmiştir.
“ Eskişehir’de Tayyare Alayı’nda staj gördüğüm günlerden birinde uçuştan indiğimde bölükteki fevkaladelik dikkatimi çekti. Hemen sordum. Bizim bölüğün Dersim Harekatı’na katılma emrinin geldiğini söylediler. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Derhal bölük kumandanımıza koştum o bölükte olduğuna göre, elbette ben de gidecektim. Ancak kumandan hiç de beklediğim cevabı vermedi. Alay kumandanına başvurmamı söyledi sadece....
Bu sefer alay kumandanına koştum. Evet, gidebilirdim. Ama özel müsaade lazımdı. Bir kadın pilotun askeri harekata katılmasına tek başına karar veremiyordu. Bunun içinde vakit yoktu. Çünkü bölük ertesi gün gidecekti. O zamanın tayyareleri bir kalkışta çok uzun mesafeyi katedemedikleri için orada inecek, yeniden havalanacaklardı. Bunu bir fırsat saydım ve benimde Ankara’ya kadar arkadaşlarımla uçabilmem için izin istedim. Bu masum isteğim kabul edilince bende bölükle birlikte yola çıktım.
Ankara’ya vardığımda hava kararıyordu. Hemen Çankaya’ya koştum. Atatürk beni karşısında görünce, önce hayret etti. Arzumu anlamıştı. Daha doğrusu kendisine isteğim iletilmişti. Bu bakımdan ben daha birşey söylemeden Atatürk konuşmaya başladı. Benim böyle bir harekata katılmamın güçlüğünü dile getiriyordu.
Sabiha GÖKÇEN, sakin görünüşlü bir insandı. Heyecanını fazla belli etmeyen, tatlı bir konuşma üslubu vardı. O günde öyle yapmış olmalıki, Atatürk onun dileğine hayır diyememiş, fakat şu uyarıda da bulunmayı ihmal etmemişti : “ Bak GÖKÇEN, seni çok takdir ederim. Orada da görevini başaracağına inancım tam. Ancak çarpışacağın insanların eline düşersen, sana fena muamele etmelerinden korkarım. Buna çok üzüleceğimi bilirsin.”
Sabiha GÖKÇEN birden gürlemiş, “ emin olunuz” demiş, “ kendimi onlara diri diri teslim etmem.”
İşte bu anda Atatürk birden tabancasını uzatmış, hiç birşey söylemeden...(Sabiha gökçen anıları)
Genç havacı kızımız gerçekten Dersim Harekatı’na katılarak, erkek pilot arkadaşları gibi görevini başarıyla yerine getirmişti. Şimdi CHP’nin ve Atatürk’ün bundan haberdar olmaması mümkün mü? Bir zat manevi kızının beline silah bağlayan bir Dersim katliamından habersiz olabilir mi?
Dersim'de halkın üzerine bomba yağdıran Sabiha Göçken’e 28 Mayıs 1937'de Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle gösterdiği üstün başarı nedeniyle Türk Hava Kurumu'nun bir numaralı övünç madalyası (Murassa Madalyası) verilmişti. Dersim belgelerinde bu durum şöyle anlatılıyor: “Demananlı aşiret reisleri nezdinde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin, havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak lüzumu üzerine Tayyare Alay Komutanı komutasındaki 15 uçaklı bir filo, Kırklar Dağı - Darboğaz der yolu - Zel Dağı - Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçizeken köyünü bombaladı. Bu taarruzda özellikle Sabiha Gökçen'in attığı 50 kiloluk bir bombanın Keçizeken köyünde ve kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu.”CHP’nin ve Atatürk’ün bundan haberdar olmaması mümkün mü? diyenler Dersim’de katliam yapan ordu kimin ordusu idi. Ordu erleri kimin emrindeydi. “Vur” emrini veren komutanların milliyet kimliği ne idi. Kimin adına, kim için öldürüyorlardı. Bu acımasız operasyon Hangi mecliste kara alınmış, hangi içişleri, Milli Savunma bakanı ve diğer bakanlar önermiş ve Hangi Cumhurbaşkanına onaylatılmış, hangi Genelkurmaya tebliğ edilmiş. her şeyden önce bunu en son onaylayan Cumhurbaşkanı kim olduğu neden üzerinde durulmamaktadır.
Alevilerin uğradığı kıyım ve katliamların sorumluluklarını Çıkar ilişkileri temelinde kendisine bağlı kıldığı Alevi dedeleri aracılığıyla devlet sistemine değil; bireylere fatura edilmiştir. (Örnek olarak 38 Dersim Katliamı’nı Celal Bayar’a fatura edilmiş. “Ötekilerin hiç haberi yoktu” gibi.” Bunun sistemli ve bir devlet politikası olduğu yapısı hep kapatılmış ve örtülmüştür. Bireylere mal ediliş inandırılmaya çalışılmıştır. Yok efendim “Mustafa Kemal son anda yetiş ismet Dersim yok oluyor.” Yok “son anda Fevzi Çakmak yetişmeseydi Celal Bayar Dersim’ yok edecekti.” Gibi düzmece komik iddialarla M. Kemal hayranlığı ve İnönü hayranlığı yaratmışlardır. Oysa herkes bilir ki Bir operasyon kararı alındığında bütün meclis ve bakanlar kurulu kararından sonra Cumhurbaşkanına onaylatılır ve Genel Kurmaya Tebliğ edilir. Bu soy kırımın başında zaten bunlar var idi. Şimdi sorumlu ve suçlu kim herkes şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.
Artı katliam başlangıcı 1937 ve Pertek Halk evi hangi tarihte ve kim açtığını neden fotoğraflarda bakılmamakta. (İnternette bile bu fotorafları görebilirsiniz)
Seyit Rıza’nın asıldığının ertesi gün kim Elazığ’a geldi.
Bugün ve 12 Eylülde olanları sadece oradaki komutanları sorumlu tutmak doğru değil ise o dönemi de sadece Celal Bayar’a mal etmek birilerini korumak değil mi?
Herkes kendi ile yüzleşmeli ve geçmiş için özür dilemesini bilmeli.
Elbette ki Dersimliler bugün kalkıp o dönemin suçlusunu bugünkülerde aramıyor ve bir intikam peşinde değillerdir. Dersimliler dünü herkes bilirse yarın için benzer hataların yaşanmasına müsaade etmezler fikrindedirler.
Geçmişi bilmeyen geleceğe yön veremez.
Oh ne ala yapılsın ve sonra unutulsun. Yıllar sonra tekrar aynı şeyler yaşansın.
Her şeyden önce Dersimlilerin bazıları neden bunun üzerini kapatmaya çalışıyor. Bu da bir başka düşündürücü sayfa.
Bir arşivdir tutturulmuş gidiyor. Farz edelim arşiv açıldı. Ne olacak arşivlerde. Kırk bin insanın katliamında mı söz edecek yoksa “üç beş şaki Dersim’de temizlendi ve Dersim huzura kavuştu” mu diyecek. “Gaz bombaları mağaralara atılıp çoluk çocuk fare gibi zehirlendi”(İhsan Sabri Çağlayan) mi diyecek. Yoksa “üç beş ele başı yakalanıp gerekli ceza verildi” mi diyecek. Sürgüne gönderilen insanların “ iki ailenin dahi yan yana olmadığı farklı, farklı yerlere ve de imana gelsinler diye camilere yakın yere yerleştirildiklerini mi yazacak yoksa “daha iyi, huzurlu, güvenilir ve medeni bir ortama gönderildiği” mi yazılacak. Daha Elazığ Hüseynik kampında açlık sefaletten ölenlerin yaşamlarını mı yazacak yoksa “daha iyi karınlarının doyduğunu” mu yazacak. (O sürgün dönemleri -ki ikinci dünya savaşı yıllarıydı- ekmeğin karne ile dağıldığının yılları içerisinde olduğunu hatırlatalım) Arşivlerde “şakiler öldürülüp çocuklar ve kadınlar da emniyetli yerlere yerleştirildi” mi diyecek. Yoksa “çoluk çocuk kadın demeden ağır makineye verildi” mi yazılacak. 1936 dan itibaren daha ortada bir şey yok iken silah toplanıp insanlar silahsızlaştırıldı mı yazacak yoksa “işimizi kolaylaştırmak için önce silahları elinde alıp ondan sonra halettik” mi diyecek. Silahsız bu savunmasız insanlara karşı Dersim isyanı mı yoksa Dersim Katliamı tanımı mı yazılacak. Osmanlıdan ağzı yanan Dersimli fişleniyor şüphesi ile nüfusa kaydını yazmamıştır. Bu nedenle kayıtsız katledilen insanların sayısı mı verilecek yoksa birkaç yüz kişilik bir arşiv mi çıkacak. Hasbel kader nüfus kaydı yapılan ve Dersim Katliamında ölen insanın kütükte düşürülmesi hanesinin karşısına “eceli ile öldü” mü yoksa “Kurşuna dizildi” mi yazıldı.
Oysa:
Gerçek arşiv Dersim halkıdır. Gerçek arşiv yazarların araştırmacıların yaşlılarla yaptığı röportajlardır. (Bu röportaj sahiplerinden biri de sayın Kılıçdaroğlu’dur.) Gerçek arşiv benim, sensin, odur. Gerçek arşiv dedemin, ninemim ve senin dedenin ninenin anlattıklarıdır. Gerçek arşiv o dönem orada askerlik yapanların anlattıklarıdır.
Başbakandan tutun, muhalefet partilerine kadar bir “arşiv” tutturmuş gidiyorlar. Arşiv açıktadır. Açık arşivleri görelim. Dersimli onlarca yazar vardır. Açın onların araştırmalarını okuyun. Hala ölmemiş onlarca canlı tanık var. Hala binlerce büyüklerinin anlattıklarını aktaracak ikinci kuşak var. Var var var.
Erdoğan Kılıçdaroğlu üzerinde siyaset ve rant sağlamaya çalışıyor. Biz bunu biliyoruz. O asla Dersimliyi sevmedi sevmez de. Herkes bunu biliyor. Sağır ve dilsizler dahi bunu biliyor. İş böyle diye O katliamı unutalım mı? Geçmişin hataları bir daha tekrarlansın diye üstünü mü örtelim?
Hüseyin Aygün arkandayız ve seni destekliyoruz.

SEYFİ MUXUNDİ

"Ben senin yalanlarınla ve hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun"...Pir Sêy Rıza

4 MAYIS: DÉSIM JENOSİDİNİ ANMA GÜNÜ

https://www.facebook.com/Alevism

https://www.facebook.com/BirAlevininKimlikMucadelesi
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10-01-2012, 00:13
DEMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEMAN DEMAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Aug 2011
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 354
Standart

Saygideger Seyfi Muxundi, yazinizin tümüne yürekten katiliyorum ve sizin gibi bende arsivlerin acilmasinin bu vahsi katliama bir aciklik getirecegini sanmiyorum. Dolaysiyla arsivlere takilip kalmamaliyiz, cünkü hicbir devlet yaptigi katliamlari ince detaylarina kadar belgelemez, birgün bu belgelerin ortaya cikacagini hesaba katar ve yasattiklari vehameti, iskence ve cinayetleri kamuoyundan gizlemeye calisirlar, devlet adamlarini, milli kahramanlarini bir cani olarak göstermezler...
Sizinde dediginiz gibi, gercek arsiv, Dersim halki, özellikle bu vahsi katliamdan sans eseri kurtulmus Sehitlerimizin yakinlaridir, CANLI TANIKLARDIR...

Saygilarimla...

Hüseyin Aygün
09.01.2012

Arkadaşlar merhaba, bugün Başbakanlık Arşiv Müdürlüğü'nün açıkladığı ve sayfamızda paylaştığımız 3 adet belge ve özellikle birinde yer alan "Seyit Rıza'nın silahını bırakarak kayıtsız şartsız teslim olduğu" yönündeki Erzincan Jandarma Komutanlığı mektubu ile ilgili çeşitli mailler alıyorum, görüşlerim: 1) Söz konusu mektuptaki bilgi gerçeğe uygun görünmektedir 2) Yaşlılarımızın "katliam dursun, daha fazla kan akmasın diye Seyit Rıza Erzincan Valisi ile görüşmeye gitti" görüşü doğrulanmıştır 3) Seyit Rıza "canını kurtarmak" için değil "teslim olması" halinde hükümetin askeri harekâta son vereceğini ve daha fazla kan dökülmeyeceğini düşündüğü için gitmiş görünmektedir 4) Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi tarihinin yıllardır devam ettirdiği "Seyit Rıza yakalandı" söyleminin gerçek dışı olduğu bir kez daha görülmüştür, Seyit Rıza eli silahlı bir isyancı değil, hükümetle görüşmeye gitmeye hazır sıradan bir mazlum Dersimlidir 5) Yayınlanan öteki belgede yer alan "askeri harekât 1932'de yapılacaktı, bütçe uygun olmadığından ertelendi" görüşü de bir "isyan" olmadığını, "planlı bir katliam" yapıldığını yeniden kanıtlamıştır, herkese saygı, sevgi..

http://www.huseyinaygun.org/gundem/y...slim-oldu.html

Pir Sey RIZA, Dersim´in onurudur, gururudur. Asimilasyona dimdik karsi duran, Dersim´in özerkligini korumaya calisan büyük önderimizin önünde saygiyla egiliyorum...Pir Sey RIZA, ebedi sef basbugun imha etmeye calistigi Dersim Alevi-Kirmanc halkini teslim olarak kurtarmaya calismis, ama ne yazikki basarili olamamistir, cünkü bu katliamin fermani 4 Mayis 1937 de bir bakanlar kurulu toplantisinda coktan alinmisti ve onun idamindan sonra hunharca uygulanmaya konmustur. Buda bu katliamin planli ve projeli oldugunu gösteriyor. Dersim´li olan sn. Aygüne sevgi ve saygilarimi iletiyor ve "tunc elli" olmus, yani asimile dogmus, milletvekillerin onu örnek almalarini tavsiye ediyorum...

"Ben senin yalanlarınla ve hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun"...Pir Sêy Rıza

4 MAYIS: DÉSIM JENOSİDİNİ ANMA GÜNÜ

https://www.facebook.com/Alevism

https://www.facebook.com/BirAlevininKimlikMucadelesi

Konu istatistik tarafından (10-01-2012 Saat 01:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-01-2012, 00:33
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart

sevgili deman o yöredeki PİR ve ŞEYH'in ne olduğunu anlatırmısın(biliyorsan) herhalde bu kavramlar senin içinde kutsiyet arzediyor

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-01-2012, 00:36
DEMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEMAN DEMAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Aug 2011
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 354
Standart Seyit Rıza silahını bırakıp kayıtsız şartsız teslim oldu

Seyit Rıza silahını bırakıp kayıtsız şartsız teslim oldu

DEVLETİN ‘ÇOK GİZLİ' BELGELERİ DERSİM'DEKİ ACI GERÇEĞE IŞIK TUTUYOR
1938'de gerçekleşen katliama gerekçe gösterilen isyan ve Seyit Rıza'nın başkaldırısı devletin gizli belgelerinde yalanlandı. Bu belgelere göre, Seyit Rıza silahını bırakıp teslim olmuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum" demiş ve ardından yoğun bir Dersim tartışması başlamıştı. Erdoğan aynı toplantıda 9 Ağustos 1939 tarihli bir belgeyi de göstermiş ve buna göre 13 bin 806 kişinin öldürüldüğünü belirtmişti. Devletin arşivlerinde konuyla ilgili döneme ait çok sayıda belge olduğu da biliniyordu. Ve Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, geçen hafta belgeler üzerindeki gizlilik kararını kaldırarak kamuya açıkladı.
Atatürk'ten İnönü'ye kadar
Yaklaşık 350 belge bugün halka, araştırmacıya, gazetecilere açık. Bunca belge bin 500 sayfadan fazla evrak demek. Hemen tamamı "çok gizli" veya "gizli" damgası taşıyan belgelerde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakanlar İsmet İnönü, Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya, Şükrü Saraçoğlu, bölge komutanları Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve özellikle 1938'de etkili hale gelen Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay'ın imzaları var.
Tezleri çürütecek belgeler
Bu çapta bir evrakı incelemek ve kısa sürede yazı dizisine çevirmenin zorlukları ortada. Dersim konusunda kalem oynatabilmek için bugüne kadar yazılmış yüzlerce kitap, binlerce makale, son dönemde sayıları hızla artan sözlü tarih çalışmalarına hakim olmak, dahası devletin o dönemki politikalarına, atmosferine, iç ve dış meselelere bakışına ait ciddi bilgiye de ihtiyaç var. Dolayısıyla yazı dizimizde daha çok sözü belgelere bırakarak, devletin o soğuk ve duygulara neredeyse hiç yer vermeyen bürokratik yazışmalarından en çarpıcı olanları küçük açıklamalarla sizlerle paylaşacağız. Kesin olan şu ki, bu belgelerin ortaya çıkması, bugüne kadar iddia edilen tezlerin kimisini çürütecek.
Gizli bilgi Ankara'ya ulaştırıldı
Dersim denlince en çok konuşulan isim olan Seyit Rıza'nın dramatik idam sahnesi kadar idama giden yoldaki atılan adımlar da çok sayıda tartışmayı beraberinde getirdi bugüne kadar. Bir taraf idam edilmesinin meşru olduğunun gerekçelerinden birisi olarak Seyit Rıza'nın yakalanmasını gösterirken; bir taraf da yakalanmadığını, görüşmeler için kendisinin geldiğini iddia etti bugüne kadar. Devletin kendi gizli ve o günkü belgesi ise 74 yıl sonra bu tartışmayı sonlandırıyor: Seyit Rıza yakalanarak ele geçmedi. Kendisi teslim oldu! İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın, 12 Eylül 1937'de çift hilalden oluşan "çok gizli" damgasıyla Başbakanlığa geçtiği ve altında kendi imzası bulunan mesajda şunlar yazıyor: "1-Seyit Rıza'nın bizzat ve Hüseyin ve Battal oğlu Riza namındaki iki avanesile kayıtsız şartsız ve silahsız olarak dün 11/Eylül/937 saat (22)de Erzincan Jandarmasına teslim olmuş olduğu Erzincan Jandarma mıntıka komutanlığından bildirildiğini saygılarımla arzederim. 2- Yüksek Başvekalete, Riyaseti Cumhur Katibi Umumiliğine, Gnkur. Bşk.lığına arzedilmiştir.
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya..."
Büyük sürgünün işaretleri verilmişti
Dersim üzerine Cumhuriyet'ten sonra 30'dan fazla rapor yazıldı. En eskisi 1924'e kadar giden bu raporların kimisinin gizli kaldığı da belgeler açıklanınca ortaya çıktı. Bu raporlarda yol ve köprü yapımı başta olmak üzere halkın dağlık araziden ovalara ve hatta başka illere taşınması, otoritenin sağlanması için ciddi askeri harekat ilk akla gelen çözümler olarak hemen bütün raporlarda sıralanıyor. Daha 1928'de bile Dersim'den ovalık bölgeye kaydırılan 215 aile bulunmaktaydı. Raporu yazan Birinci Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören ailelerin kazalara göre listesini de yapmıştı.
Sefillikten başka nasibi olmayan halk
DÖNEMİN Sağlık Bakanı Ahmet Hulusi Alataş Zonguldak Valiliğine 8 Aralık 1937'de bir yazı yazar. Yazıda, Dersimlilere yönelik bakış açısı daha ilk paragrafta kendisini ele vermektedir: "Reisicumhur Atatürk'ün bu defa yapmış oldukları Şark seyahatinde uğradıkları Tunçeli'ndeki yüksek müşahadeleri neticesinde bu havalide yalçın dağlar arasında sıkışan tek tük ziraate elverişli vadilerin bu mıntıkadaki halkı geçindirmeğe kafi gelmediği anlaşılmış ve çıplak kayalar içinde sefil ve bedbaht bir payat sürmekten başka nasibi olmayan Dersim halkının bundan sonra da aynı vaziyette bırakılmaması takarrur etmiştir..." Bakan, Dersim halkının Zonguldak maden ocaklarında çalıştırılması için şehirde "iki oda, bir hol ve bir heladan müteşekkil planlı" evlerin bulunduğu yeni mahalleler kurulması için planlamanın başlamasını istemektedir.
Bütçe olsa ilk operasyon 1932 yılında yapılacaktı
Devletin Dersim'le ilgili hazırladığı ve bugün gün yüzüne çıkan raporlardan birisi de 1930'lu yılların başında da bölgeye bir operasyon düzenlenmesinin düşünüldüğünü gösteriyor. 1930-35 yılları arasında Milli Savunma Bakanı olan Zekai Apaydın'ın 15 Nisan 1932'de Başbakan İsmet İnönü'ye yazdığı "çok gizli" anlamına gelen çifte hilal damgalı, ayrıca "çok mahrem ve aceledir" ibareli yazısında aslında 1932'de bir harekat düşünüldüğü ama bütçe yetersizliğinden yapılamadığı belirtiliyor. Bakan, "Dersim mıntıkasında icrasına lüzum görülen tedip harekâtı için yeni sene bütçesinin müsaadesizliği ve bu hususta Heyeti Vekilenin kararı da alınamadığı malumu sanileridir" diyor. Bakanın harekât yapılamıyorsa bile hiç olmazsa Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın önerileri doğrultusunda kimi önlemler alınmasını istediği yazının ekinde. Türkiye'de 170 milyon liralık 1932 yılı bütçesinin yüzde 30'unun borç ödemelerine; yüzde 30'unun da savunma harcamalarına gittiği düşünülürse 2 milyon lira önemli bir maliyet getirmekteydi.
(Star, 9 Ocak 2012 Pazartesi)





"Ben senin yalanlarınla ve hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun"...Pir Sêy Rıza

4 MAYIS: DÉSIM JENOSİDİNİ ANMA GÜNÜ

https://www.facebook.com/Alevism

https://www.facebook.com/BirAlevininKimlikMucadelesi
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dersim Olayları dersimmm Tarih 366 11-08-2018 13:57
Dersim İsyanı'nda Unutulanlar ! theatre Politika 1 19-11-2009 16:29

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:09 .