Fethullahçılar 12 Eylül'ü Nasıl Selamladı: İbretlik Bir Yazı
‘Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz'
Sızıntı, 12 Eylül'den hemen sonra darbe için neler yazmış?
13 Ocak 2012 Cuma 00:46
Fethullah Gülen hareketinin 34 yıllık yayın organı Sızıntı dergisinin 2. yılında, Ekim 1980'de yayınlanan 21. sayısında "SON KARAKOL" başlıklı başyazıda 12 Eylül darbesi ele alınmış. Yazıda "ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz" deniyor...
Karakol, sükunet'in, huzur'un ve emniyetin remzidir. Orada düzen, orada huzur ve onda gözlerin uyanık oluşu, umumi emniyet ve muvazenenin en büyük teminatıdır. Orada kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir.
Anadolu yıllar yılı, kendine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü. Geçmiş asırlarda, dünya emniyet ve muvazenesinde, en şerefli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur.
Sonra sırasıyla, onun livaları, sancakları birer birer kopup gitti. Fakat o, bütün rasanetiyle mevcudiyetini muhafaza etti ve yerinde kalabildi. Değişen bayraklar, yırtılan sancaklar yanında, asalet ve özünü koruma sadece ona müyesser oldu.
Bütün bir geçmişiyle, ellibin defa, temiz bünyesine mikroplar saçıldı. Ve gülendam kameti yüzlerce defa ırgalandı; ama o, hiçbir zaman tamamıyla yerinden sökülemedi ve mağlup edilemedi.
Haçlı zihniyetinin hortlatılmasından, Cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar hareket varsa hepsi denendi; fakat hasımlarımız hesabına beklenen netice elde edilemedi. Düşman cefadan usanmıyor; karakol da "bu can bu uğurda' deyip dayanıyordu.
Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç bir kaç defa hazan gördü ve kurtlanan koca gövdesi bir kaç defa kabuğunu yeniledi; ama o, hiçbir zaman devrilmedi. Semasının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, milli - ruh kadranında, kendine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabiliyordu.
Bu efsanevi ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen binbir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt'teki, Kosova'daki ve Çanakkale'deki aşılmaz ve anlaşılmazlığıyla kendini korumuştu.
O'nun bu heybetli görünümü az dahi olsa ruhuna cemre düştüğü ve köküne yabancı bir kurdun, bir "dâbbet-ül arz ‘ın musallat olduğu ana kadar devam etmişti. O günden sonra ise, artık o, içten içe yanan ve kömürleşen bir ulu çınar haliyle, kendini yenileyemiyor ve dirilemiyordu. Yaşlanmıştı. Vefasız dostları, amansız hasımları vardı.
‘Dost bîvefa, felek bîrahm, devran bîsükün, Dert çok, derman yok, düşman kavi, talih zebun"
Tam bu binbir kâbusun kol gezdiği dönemde idi ki; ortalığı bütün şiddetiyle beşincikol faaliyetleri kapladı. Erotik (1) düşünceye masumiyet hil'ati giydirildi. Şehvet, en merğub bir meta haline getirildi ve gençlik bir hezeyan topluluğu oldu. Artık kendi ruh köküne bağlı olanlar ‘dogmatist ve formalist (2) olarak damgalanıyor; millet ve vatanını sevmek ayıp sayılıyordu. Bir ‘Şirzime-i kalil' (3) Allahın günü, çalakalem, milli ruhu ibtizal (4) edici yazılar yazıyor, milleti kendinden kaçar ve kendine yabancı hale getiriyordu.
Bu olup bitenler karşısında, temiz Anadolu halkı, ya kendine has sabit ve tahammül içinde beklemede veya hüsn-ü niyetin verdiği duru anlayışla, bütün bu acaiblikleri ‘suskunlukla karşılamaktaydı.
Birer ruh sefaleti ve aşağılık duygusu timsali, zavallı entelijansiyamızın durumu ise, tamamen yürekler acısıydı. Ona göre şahsiyet gamzeden öze ait her nağme ordubozanlık; müstağriblik hesabına söylenen her türkü, Türke yücelik kazandıran bir madalyaydı.
Bu türlü kendinden kaçışlar ve harici asimilasyonlarla iç değişiklikler, endişe verici buudlara ulaşmıştı. Ve artık millet teknesi, sağa sola yalpa yapan bir vapur gibi, batması her an mukadder görünüyordu. Dillerde binbir yabancı türkü, dudaklarda binbir öldürücü şarap.. Kimi erotizmle sarhoş; kimi libido ile kimi existansiyalizmden meded umuyor; kimi hezeyan felsefesine dilbeste. Durmadan mihrab değiştiriliyor ve mabuddan mabuda (!) koşuluyordu. İşte tam bu esnada, yabancı bir kısım eller, hipnoz" görmüş bu ruhları metrolara bindirip harıl harıl kendi dünyalarına taşımağa başladılar. Cinnet nöbetleri içinde bütün bir nesil, Hasan Sabbahın yalancı cennetlerine benzeyen bu cennetlere davet ediliyordu.
Dün bir şaşkınlık içinde Mehlika Sultana aşık toy delikanlılar yerinde, bugün eli kan üstü kan, bağrı kan ve ne yaptığını çok iyi bilen kanlıdeli bir nesil vardı. Artık dıştaki kargaşa ve hercümerce başka sebep aramağa gerek var mı? Tatmin edilememiş, doyurulamamış ve hatta terkedilmiş bir neslin, çeşitli kamplara ayrılması ve birbirini kıran kırana öldürmesi gayet normal değil mi?.. Bu güne kadar onun iç inkırazını sezebildik mi? Onu soysuzlaştıran sebeplere inebildik mi? Halbuki, ona canavarlık öğreten tiranlar karşısında, siyanet meleği gibi onun yanında olmalı değil miydik.. Heyhat!. Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında, sessiz ve infialsiz kaldık.. Evet.. Bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiçbir şey anlamadık.
Sahnenin bu rengarenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün göz bağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızla yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi temin etti. Aslında, buna bir (sezmek) demekte uygun değildir.
Bu düşmanı kıskıvrak yakalama.. Ve bir zaferdir. İçtimaî bünyenin harici bir kısım eracifden temizlenme, arındırılma düşüncesiyle onu aslına irca zaferidir. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en mualla yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs ve sezişe, bir evvelki sene selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri Mehmetçik'e teşekkürler sunulmuştu.
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rehnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar (5) berteraf edilebilsin.
Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.
____________________
(1) Erotik: Şehvani
(2) Dogmatist ve formalist: Kesin fikir beyan eden ve şekilci kimse
(3) Şirzime-i kalil: Küçük, ehemmiyetsiz cemaat
(4) Ibtizal: Verilen bir nimetin kadrini bilemeyip kötüye kullanma
(5) Seretan: Kanser.
İslamcı tedrisattan geçmiş ''dinazorların'' 12 eylül ve darbelerle neden hesaplaşamıyacakları; hesaplaşma denenin neden ve nasıl kavramın gerçek-hakiki anlamıyla hesaplaşma olamıyacağı üzerine birçok kereler yazdık, söyledik, fikrimizi paylaştık.
Zaman zaman bizi komploculukla ve darbecilikle itham etmeye çalışanlar olduysa da bu tarihi vesika gerçekte kimin DARBECİ(ERGENEKONCU) olduğuna dair ibretlik bir belgedir.
Lütfen satır aralarında verilen mesajları iyi okuyunuz!
Özellikle 12 Eylülle birlikte yükseltilen(sosyolojik anlamda siyasal bir retorik olarak örgütlenen) siyasi-kültürel pasajları göreceksiniz.
12 Eylül rejimine büyük bir minnet ve heyecanla selam duran Darbe çocukları bugün Ergenekon vasıtasıyla darbelerle hesaplaşıyor(?)
Gerçekte Neo-İslamcı hareketin 12 eylül ve vesayet rejimiyle hesaplaşması CHP'NİN ATATÜRK'le hesaplaşması kadar yüksek ve olası bir ihtimaldir.
Düzgün ve seviyeli bir biçimde tartışmak isteyenler, ''peki ama yaşananlar nedir'' diyecek olursa, meramımızı sakin bir biçimde anlatmaya devam edeceğiz...
Çünkü biliyorlardı, 12 Eylül sonrası din derslerinin zorunlu olacağını, komünizm tehlikesine karşı yeşil kuşakların yetiştirileceğini, imam hatiplerin sayısının artılacağını, siyasi dergilerin tümünün yasaklandığı bir dönemde Sızıntı dergisine yol verileceğini bunları biliyorlardı.
Onlar aslında hiç de askerin siyasete müdahale etmesine karşı değiller; bilakis askerin kendileri aleyhine siyasete müdahale etmesine karşılar.
Yazı ihtilalden bir ay sonrasına ait.İsraille yaşanan krizde bile ''İsrailli yetkililerden izin alınmalıydı'' diyebilecek kadar otoritelerle ilişkilerini sıcak tutmaya önem veren bir cemaatin 12 Eylülcülere selam durması şaşılacak bir durum değil.
Diğer yandan şimdilerde halkın en az % 90'ının olumsuz baktığı Evren Paşa ve 80 ihtilali o yıllarda halkın %90'ı tarafından coşkuyla karşılanmıştı.Malum anayasa oylamasından bahsetmiyorum,gerçekten de hava böyleydi,''kardeşin kardeşi öldürdüğü o kara günler'' sona ermişti.
İhtilale üzülenler sadece cezaevinde yakını bulunanlar yada bu ideolojilerin takipçileriydi.
İster inanın ister inanmayın Kenan Evren ve ihtilal halk tarafından kahraman gibi karşılanmıştı,mitinglerinde yer bulmak bile çok zordu.80 öncesi gerçekten çok kötü zamanlardı,içsavaş başlamıştı ve ''kurtarıcılar'' sonunda gelmişti.
Tabi bu psikoloji 1983'e gelindiğinde değişmeye başladı,cezaevinde mahkumlara yapılanlar,insan hakları ihlalleri günyüzüne çıktıkça 80 ihtilali sıradan insanlarca da sorgulanmaya başlandı.
Hesaplaşma dedikleri 90 yaşındaki Evren le Şahinkaya. Peki emirleri uygulayan valiler emniyet müdürleri nerede? Çiller ve Mehmet Ağar la neden hesaplaşılmaz. Susurluk raporunda hasır altı edilen Fettullah Gülen le alakalı 5 sayfalık rapor nerede ,onunla neden hesaplaşılmaz?
Her zaman olduğu gibi halkın gazı alınacak değişen hiç bir şey yok.
Fethullah Gülen, Kenan Evren'in, 12 Eylül sonrası seçmeli din derslerini zorunlu hale getirmekle çok yararlı bir iş yaptığını söylüyor Gülen, "Bu iş, öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir - hiç sevabı olmasa da bu icraatı ona yeter, Evren cennete gidebilir" diyor
Fethullah Gülen'le 11 gün - 10 / MEHMET GÜNDEM
Çok eskiye gitmiyoruz, beş-altı sene evvele.
Gülen eşittir Akp mi? Tam değil belki, ama mümkün olsa da cemaati Akp'den çıkarmak mümkün olsa, geriye Akp diye pek bir şeyin kalmayacağı fazlaca aşikar.
Bu cemaati diğerlerinden ayıran ve esasında başarısının da temel sırrı olan şey, mevcut yapılara kolayca eklemlenme yeteneğidir. Nesrin Topkapı misali, bir o yana bir bu yana... Haa, işe yarıyor mu? Elbette, yoksa nasıl açıklarız mevcut ahvalimizi?
Çünkü biliyorlardı, 12 Eylül sonrası din derslerinin zorunlu olacağını, komünizm tehlikesine karşı yeşil kuşakların yetiştirileceğini, imam hatiplerin sayısının artılacağını, siyasi dergilerin tümünün yasaklandığı bir dönemde Sızıntı dergisine yol verileceğini bunları biliyorlardı.
Onlar aslında hiç de askerin siyasete müdahale etmesine karşı değiller; bilakis askerin kendileri aleyhine siyasete müdahale etmesine karşılar.
Ben Türkiye Cumhuriyetini anlamakta zorluk yaşayan biriyim. Tsk'nın yaptığı darbelerle içten içe buğday hasadı gibi kimleri hasat ettikleri açık ve netken hasat edilenler ne diye Tsk yı savunur anlayamıyorum...Hasad edilmeyenler ise yıllardır Tsk düşmanlığı yapmaktalar...Bu nasıl bir toplumsal çelişkidir?
Bence bu bir anlık darbelerden daha önemli bilinçli yapılan bir psikolojik savaş, düşmanları dost gibi gösterip dostlarıda düşman gibi gösterme anlayışı dostunu düşmanını göremeyen şizofren dolayısıyla toplumu stratejisiz brakmaya yönelik yapılmış darbelerden de önemli yıllara yayılmış bir darbe...
Yıllarca 'Tam Bağımsız Türkiye' diye bağırmış kişilerin amerikancı Tsk ya kendilerini yamamak istemeleri onlardan tanrısal bir kudret beklemelerini görmek sanırım körlükten öte birşey...
1980 psikolojisini yaşamasamda 28 şubatı falan çok iyi hatırlayan biri olarak bu tongalara ister istemez insanlar çekiliyor, ve her ne hikmetse her darbeden sonra muazzam bir amerikancı ortalığı silip süpürüyor...
Amerikancının dinine imanına ırkına bakılmıyor,amerikancı olsunda çamurdan olsun...Ben Erbakan'ın tamamen anti amerikancı olduğu için indirildiğini düşünenlerdenim...Gerici, irticacı falan hepsi bahane...Erbakan amerika'nın stratejilerine tehdit oluşturmasaydı indirilmezdi...
1 oldu tutmadı, 2 oldu olmadı, 3 oldu vurmadı, iyi ama bu adamların her darbe icraatından sonra olanlar belli...karışmasalardı millete braksalardı daha iyi olacaktı...İyi ama bu adamlar neden sürekli karışıyor ahmakça?Harp eğitimi almış kişilerin bu kadar taktiksel ve stratejik hatalar yapacağın düşünmek bu adamların gerçekten bir ahmak olduğunu gösteriyor...Ki bence ahmak değiller çünki bu kadar ahmak olmak imkansız birşey...Eğer gerçekten ahmaklarsa vay halimize bu beyinsizlerle barzaniyle savaşsak 3 gün bile dayanamayız çünki adamların yaptığı icraatlara bakılınca 1 saat sonrasını bile göremyecek bir vizyon eksikliği ve ahmaklık söz konusu...
Son olan olayları incelediğimzde ordunun kendi içinde anti amerikancı temizlik yaptığı çok açık ve net, bir şeylere hazırlanılıyor ama göreceğiz...Yakında kokusu çıkar...Ordu eskiden sözde Atatürk diyordu, icraatlarıyla desteklemese bile, artık Atatürk kelimeside tsk'nın lügatından çıktı...
Darbeler hep dincilerin elini guclendiriyor ama cuntacilara yaltaklananlar nedense hep kemalistler ve sosyalistler oluyor. En son 28 Subat darbesini alkislarken avuclari patlayacakti neredeyse. Gercekten askerin yetkilerinin kisitlanmasini ve demokratikletiklesmeyi talep edenler, halki orgutleyip sivil mucadele verenler ise sadece cemaatler oldu bugune kadar.
Cemaatlerin demokratiklesmeden korkulari yok, sizin gibi halktan kopuk degiller, bilakis orgutlenmeye onem verdikleri icin her turlu hukuki mucadeleyi de veriyorlar. Okullari, dernekleri, dersaneleri, kadin orgutleri, kendi iclerinde bir yardimlasma bilincleri var. Butun bunlari gormezden gelip toplumun dindarlasmasini zorunlu din dersine baglamak ancak bizim koftiriklere nasip olurdu.
Dindar partilerin yukselise gecmesinin zorunlu din dersi veya imam hatiplerle bir ilgisi yoktur. Ilk yukselis, shp'nin yerel belediyeleri kazanmasindan sonrasiyla baslar. Bu parti iktidar oldugu dort yil boyunca "sifir hizmet-sonsuz yolsuzluk" felsefesini benimsemisti. Daha sonrasinda biliyorsunuz, Ciller, Yilmaz, Demirel. Ecevit, Sezer esliginde ergenekon koalisyonlari kuruluyordu. Yolsuzluk, teror, kontrgerilla faaliyetleri almis basini gitmisti. Ozellikle 28 subat sonrasi bankalarin hortumlanmasi ve yasanan korkunc kriz, sonrasinda gelen Dervis...vs. Korkunc yillardi.
Ozellikle kotu yonetim ve yolsuzluk konusunda o kadar futursuz davranildi ki, insanlar "dindarlara oy verelim, en azindan ahiret korkulari oldugu icin bu kadar arsizlik yapmazlar" dusunmeye basladi. Dindar partilerin yukselisi bu sekilde baslar. Ikincisi, donemin refah partisi ve Istanbul'da RTE gercekten iyi bir baskanlik sergileyip sehrin sorunlarini cozuyordu. Iste o asamada adamin secilmis baskanligini elinden alip hapse attilar. Sonra 28 subat yapildi zaten
Su an 90'li yillarla kiyasladigimizda hayal bile edilemeyecek bir noktadayiz. Ergenekoncular temizleniyor. Birkac yil icerisinde ab'ye girecegiz. Artik dunyanin gelismis ulkeleri kategorisine dahil ediliyoruz...vs. Ama kemocularla solcular hayiflaniyor. Neden? 90'li yillara geri donmeyi, islami gecmisi olan bir hukumete tercih mi ediyorlar yoksa? Bunun icin rabitaya bile yatabilirlerdi
Darbeler hep dincilerin elini guclendiriyor ama cuntacilara yaltaklananlar nedense hep kemalistler ve sosyalistler oluyor. En son 28 Subat darbesini alkislarken avuclari patlayacakti neredeyse. Gercekten askerin yetkilerinin kisitlanmasini ve demokratikletiklesmeyi talep edenler, halki orgutleyip sivil mucadele verenler ise sadece cemaatler oldu bugune kadar.
Cemaatlerin demokratiklesmeden korkulari yok, sizin gibi halktan kopuk degiller, bilakis orgutlenmeye onem verdikleri icin her turlu hukuki mucadeleyi de veriyorlar. Okullari, dernekleri, dersaneleri, kadin orgutleri, kendi iclerinde bir yardimlasma bilincleri var. Butun bunlari gormezden gelip toplumun dindarlasmasini zorunlu din dersine baglamak ancak bizim koftiriklere nasip olurdu.
Dindar partilerin yukselise gecmesinin zorunlu din dersi veya imam hatiplerle bir ilgisi yoktur. Ilk yukselis, shp'nin yerel belediyeleri kazanmasindan sonrasiyla baslar. Bu parti iktidar oldugu dort yil boyunca "sifir hizmet-sonsuz yolsuzluk" felsefesini benimsemisti. Daha sonrasinda biliyorsunuz, Ciller, Yilmaz, Demirel. Ecevit, Sezer esliginde ergenekon koalisyonlari kuruluyordu. Yolsuzluk, teror, kontrgerilla faaliyetleri almis basini gitmisti. Ozellikle 28 subat sonrasi bankalarin hortumlanmasi ve yasanan korkunc kriz, sonrasinda gelen Dervis...vs. Korkunc yillardi.
Ozellikle kotu yonetim ve yolsuzluk konusunda o kadar futursuz davranildi ki, insanlar "dindarlara oy verelim, en azindan ahiret korkulari oldugu icin bu kadar arsizlik yapmazlar" dusunmeye basladi. Dindar partilerin yukselisi bu sekilde baslar. Ikincisi, donemin refah partisi ve Istanbul'da RTE gercekten iyi bir baskanlik sergileyip sehrin sorunlarini cozuyordu. Iste o asamada adamin secilmis baskanligini elinden alip hapse attilar. Sonra 28 subat yapildi zaten
Su an 90'li yillarla kiyasladigimizda hayal bile edilemeyecek bir noktadayiz. Ergenekoncular temizleniyor. Birkac yil icerisinde ab'ye girecegiz. Artik dunyanin gelismis ulkeleri kategorisine dahil ediliyoruz...vs. Ama kemocularla solcular hayiflaniyor. Neden? 90'li yillara geri donmeyi, islami gecmisi olan bir hukumete tercih mi ediyorlar yoksa? Bunun icin rabitaya bile yatabilirlerdi
Dini cemaatlerin, 2 saatlik zorunlu din dersi yuzunden guclenmedigini, kendi gerekcelerimi siralayarak ifade ettim. Bunun cemaatci olmakla ne alakasi var?
Ama eger soracak olursan, cemaatin ve diger dini olusumlarin, sizden cok daha demokrat ve orgutlu olduklarini dusunuyorum. Tepeden inmeci degiller . Bugune kadar darbelere en cok onlar karsi cikti. Cunku butun darbeler ataturkculuk ve laiklik adina yapildi. Gecmiste solcularin kemalizme karsi kayda deger bir karsi cikislari oldugunu sanmiyorum. Bunu sadece islamcilar ve Kurtler yapmistir. Bu kadar bariz gercekleri inkar etmenin kimseye bir faydasi oldugunu sanmiyorum
Ama verdiğiniz yanıtlardan doğrusu kafam karıştı tam emin olamadım.
Peki şunu soralım o zaman bu Cemaatlerin içinde bulundunuz mu, yaşadınız mı, nereden biliyorsanız son derece demokratik olduklarını (kendi içlerinde demokrasiden söz ediyorum), neye dayanarak söylüyorsunuz bunları? Açıklayıcı, aydınlatıcı bir yanıt bekliyorum sakıncası yoksa.