
07-02-2012, 07:47
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Devrimci Ahlak ve Dinsel Ahlak
Aç olan adam çalacaktır. Evde iki çocuğu sefil durumda olan adam gasp edecektir. Bunu ahlak nutuklarıyla ya da koyu imanla önlemenin olanağı yoktur. Zaten bu haldeki bir adamı din ve ahlak kullanarak durdurmak evdeki çocukları sefalete sürüklemek, dolayısıyla da ahlaksızlık yapmak anlamına gelir. Din ahlakı koşulları ve güç ilişkilerini dikkate almayan genellemeci ve zaman-mekan üstü ''ilahi'' tutumu nedeniyle kolaylıkla afyon görevi görebilmekte ve ezilen sınıfların sefaletini egemenler için sürdürülebilir kılabilmektedir.
Açsanız, olanaklarınız yoksa, ölmemek için arkadaşınızı bile yersiniz. Çünkü ahlak koşullardan, bu dünyadan, insan ilişkilerinden doğar. Gökten inmez. Din ise ahlakın temelini tersine döndürerek saptar. Aslında kendisi dünyanın tersine dönmüş kavranışını yansıtmaktadır. Ahlakın koşullara ve dünyaya olan bağını yoksamak onu dogmalaştırır.
Açlığın olduğu yerde ''ahlak'' olmaz. Açlığı bitirmek, ayrımcılığı, baskıyı bitirmek ancak bunun maddi koşullarını bitirmekle mümkündür. Bu devrimci değişim insan ilişkilerini daha sağlıklı ve uyumlu bir hale getirerek en ileri ahlaksallığı yansıtır. Devrimci ahlak, ahlakın doruğudur. Ali'nin dediği gibi ''Aç adamın dini olmaz'' ise burada ahlak ve dinin maddi koşulların ürünü olduğunun beyanı yok mudur?
Din ahlakında bol bol soyut(gerçek yaşamı görmezden gelerek idealize edilmiş) bir ahlaksal sistem vaaz edilir. Fakat tarih dinlerden kaynaklanan zulümlerin, savaşların, yağma ve talanların, bağnazlıkların, ırk ve cinsiyet ayrımlarının tarihidir bir anlamıyla da. O halde o kadar ahlak nutku içinde bu kadar ahlak dışılık nasıl ortaya çıkmıştır? Buna neden olan temel düşünce kalıbı şudur: ''Hakikat bizdedir, ahlak ve kusursuzluk bizdedir. Bizim dışımızdakiler kafirdir, kötü insanlardır, mutlak bir cehalet içindedirler. Cehennemde de -kimseye zarar vermemiş insanlar olsa bile inanmadıkları, bizim gibi düşünmedikleri için- yanacaklar, işkence göreceklerdir.''
Kitaptan birkaç örnek de verelim: ''İnkâr edenler ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte Allah onların bütün amellerini boşa çıkarır.'' (Muhammed, 1)
''(Deki: Size en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı [dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükâfatı] inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar için, kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız. [İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz çünkü amelleri boşa gitmiştir, tartıya girecek makbul şeyleri kalmamıştır.]) [Kehf 103, 104, 105]''
''Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır; ama yanına varınca, umduğunu bulamaz.'' (Nur 39)
''Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa gider.'' [Bekara 217]
''Kâfirlerin [iyi olarak] yaptığı bütün işler, kıyamette boşa gider.'' [Tevbe 17]
''İmansızın ameli boşa gider.'' [Maide 5]
''Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa gider.'' [Hud 16]
Sanırım bu kadar örnek yeterlidir. Mesele bir kez bu şekilde ortaya konunca onca ahlak vaazına karşın nasıl olup da kötülüklerin ortaya çıkabildiği netleşir. Farklı görülen herkes, iyi ve ahlaklı insanlar olmalarına karşın sadece farklı düşündükleri için böyle cezalara layık kimseler olarak değerlendirildikten sonra dinsel ahlakın pek de eşitlikçi ve insani olduğunu söyleyemeyiz. Din, inanmayan iyi ve ahlaklı insanların da içine atılıp yakılacakları bir cehennem kurgusuna sahiptir.
Din ve ahlak arasındaki bir diğer gerilim de dinin özeleştiriye kapalı yapısından kaynaklanır. Kendini eleştiremeyen ve eleştiriye de kapalı olan, çünkü Tanrısal kaynağı gereği kusursuzluk iddia eden din, yapacağı olası yanlışları göremez. Bu durumda, günümüzde de sıkça karşılaştığımız üzere, onca acıya sebep olmuş dinin inananları gözünde hala kusursuz kalabilmesi durumu oluşur. Din, sahip olduğu mükemmeliyet iddiası ve eleştiriye kapalı tabiatı vesilesiyle, sebep olduğu ya da katkı koyduğu acılara inananlarını körleştirir.
Bir diğer mesele de ahlakın dinsel dünyada tasavvur edildiği gibi mutlak, zaman ve mekan üstü olmayıp maddeye-dünyaya bağımlı ve dolayısıyla da değişken olmasıdır. 1400 yıl önce kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde islamın kadınlara dönük ahkamı ahlaklı olabilir ama günümüzün eşitlikçi olanakları ve perspektifiyle kıyaslandığında oldukça geri ve yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Din, zaman ve koşullar karşısında değişmesi ve gelişmesi gereken ahlakı dondurup kalıplaştırarak günümüz ahlakının karşısına 1400 yıl önceki bir ahlaksal dogma koyar ve bunu savunur.
Bu arada bir parantez açıp ahlak dışılığın illaki ahlaksal düşkünlük anlamına gelmediğini, daha ileri bir ahlakı savunanların da mevcut ahlak sistemince ahlak dışılıkla itham edildiklerini, bu açıdan devrimcilerin peygamberlerle ortak bir kaderi paylaştıklarını da belirtelim.
Son mesele, dinde ve dinsel ahlakta temel alınanın insan ve insan mutluluğu, özgürlüğü, rahatı değil Tanrı ve Tanrı'nın memnuniyetini sağlama olmasıdır. Tanrı, yapısı gereği ''düzen getirendir'' ve onu memnun etmenin insan mutluluğuyla çeliştiği her durumda din ahlakı insanı mağdur eder. Çünkü din ve dinsel ahlak insan için değil Tanrının olası öfkesini yatıştırmak için vardır.
Din, yapısı gereği dışlayıcı ve ötekileştiricidir. Cehennem kavramı bunu anlatır. Filinstinli müslümanlar için üzülen ve çaba gösteren devrimcileri dünyanın her yerinde görebilirsiniz ama işkencedeki bir devrimciyi aklına getiren dindar pek azdır. Aslında bu durum da kitabın mantığına uygundur. Örnekleyelim;
''Kâfirler öldürülmez ki ölsünler, Cehennemdeki azapları da hiç hafifletilmez.'' [Fatır 36]
''Onlar, Cehennemin bekçilerine, 'Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin' derler. Hâlbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.'' [Mümin 49, 50]
Devrimci ahlak, ahlaklı insan ilişkilerinin koşullarını oluşturarak dinde baş aşağı duran ahlakı ayakları üzerine oturtur. Devrimci ahlak bu dünyada ve insan içindir. Devrimci ahlak, cehennemden korktuğu için kötülükten uzak duran ve cennet umduğu için iyiliğe yönelen insan tipinin de üzerinde, herhangi bir ödül ya da cezaya gereksinim duymadan insanlık bilinciyle iyi olan insanı esas alır. Devrimci ahlak, insanlığın ahlaksal tarihinin doruğunu temsil etmektedir.
Sosyalizm söz konusu olunca bürokratik diktatörlükleri dikkate alıp diğer her söylenene kulaklarını tıkayarak onu canavarlaştıranlar ne hikmetse din söz konusu olunca, tarihte yaşanan ve gerçekleşenlere rağmen dini kitapta idealize edildiği gibi ''mükemmel'' kabul etmek yoluna gider ve bunda hiçbir çelişki görmezler. İdealize edilen dindar tipinden aykırı düzen her gerçek dindar bir sapma olarak değerlendirilir. Kitapta idealize edilenin gerçek dünyaya tekabül edemediği ve etmesinin de mümkün olmadığı görmezden gelinir. Ahlakın maddi koşullarla bağını gözardı eden din, koşulların değiştirilmesi gereğini de kaçınılmaz olarak ıskalayarak ahlakı gerçekleştirmekten çok ahlaksızlık düzeninin sürmesine harç görevi görür.
|

09-02-2012, 19:51
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Apr 2010
Mesajlar: 31
|
|
dinsel ahlak oksimorondur.
soğuk sıcak demek gibi bir şey...
|

11-02-2012, 18:58
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
|
|
Toplum tarafından genel kabul görmüş normlar bir yönüyle evrensel onay almış normlardır ve toplum- birey ikileminde karşılıklı birleştirici, huzur ve barış getiren bir görev üstlenir yada bu etkenlerin görev üstlenmesi beklenir. Ahlaklı davranış Kutsal kitaplar ve dinsel bilinçle ortaya koyulsa da din dışı bireylerin de bu yazılı olmayan toplumsal normlara uyduğu, uyulması gerektiği yada bu yöne doğru yol aldığı gözlenmekedir.
Sayın Jolly Jocker;
Ahlak, birey-birey ilişkisi, bireyin ortakyaşarlarıyla yada toplumla olan ilişkisi üzerine toplum tarafından yada dinsel metinler üzerinden veya bu iki etken kaynaklı bir sistematik olduğu düşünülürse, ahlakı din, tanrısal zihniyet kaynaklı görmenin belirli genel görüş olduğu, din dışı bireylerin kendi algısı ve toplumsal düzene göre geliştirdikleri, geliştirilen sistematiğe uyumluluk temelinde davranış göstermesi bir yana, ahlakı "devrimci, sosyalist" olarak algılayıp betimlemek biraz tuhafıma giden bir durum oldu -benim için. Bireyin dünya görüşünü "sosyalist devrimci" ideoloji temeline göre seçip temellendirmesi doğal bir durumdur. Ancak unutulmamalıdır ki, belirli ideolojilerin dışında yer alan toplumsal normlarla dünya genelinde kabul görmüş dinsel metinlerin sunduğu ahlaksal görüş ve kurallar birbirinden ayrı ve bağıntısız düşünülemez. Bir biriyle uyumlu ve bağıntılı bir resim çizdiği hemen hemen her cevre tarafından kabul görür.
Ahlakın "devrimci" olan yada "devrimci olmayan" bir tanımlama içerisinde sıkıştırılmasından doğan sorun bir yönüyle ahlakın belirli siyasi ideoloji patentli gösterilmesi olarak algılanabilir. İnsanın kendisinden gelen ahlaklı davranışı "hümanist değerler" temelinde de ele alabilirdiniz. Ancak bunu yapmak yerine bunu sosyalist görüşe uyaramaya çalıştınız. Neden "devrimci ahlak" olarak tabnnımladığınızı sorarsam belki olası yanlış anlamaları da ortadan kaldırabiliriz. Bu tanımlamadan kastınız yoksa idealist- idealist olmayan kaynaklı karşıtlık üzerinden kurma isteğiniz olarak mı görmeliyiz. Eğer öyleyse, idealist görüşlerin de insan ürünü olduğunu unutuyorsunuz izlenimi doğurur.
Kısacası İdealist ve materyalist yaklaşımların aynı insan türü tarafından bireyin kendisi ve ortakyaşarları temelinde oluşturduğu, kimilerinin ahlaksal davranışları inandığı tanrı(lar) uğruna yansıtması, kimilerinin de insan ilişkilerini temel aldığı görülebilir. Tanrısal zihniyet temelinde hareket eden insanoğlunun da sadece tanrı için ahlaklı olmaya çalıştığını sanmıyorum. Çevrenizde gözlemlediğiniz idealist insanların, toplumsal normlara uymasının birincil temeli "devrimci olmayan idealist ahlak" mıdır?
Sanmıyorum.
Örneğin insan öldürmenin yanlış olduğu kabul edilir ve yasalarca insan yaşamı korunur, kollanır. Hırsızlık için de aynı şey geçerlidir, başkalarına maddi ve manevi zarar vermek de. Siz yukarıda çalmanın nedenselliğini sorguluyor ve "açsa çalacak tabi" önermesiyle destekliyorsunuz. Yanlış anladıysam özür dilerim ve lütfen düzeltin. Bu mesaj "ihtiyaç içerisindeyim, o halde başkalarının malını, yiyeceğini, giyeceğini de çalabilirim" e de çıkabilir. Yada ihtiyaç içerisinde bir bireyin genel ahlaksal ilkelere uymaması gerektiğini de doğurabilir. Neticede insan birey toplum ilişkisinde düzenleyici normlar değil midir? Ahlak devre dışı mı kalacak?
|

13-02-2012, 00:09
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Sayın Natan,
Spinoza ahlak ile etiği ayırır. Ona göre ahlak; yapısı gereği metafizik unsur taşıyan, zaman ve mekan üstüleştirilmiş iyi ve kötü kalıplarına(yani 'iyilik' ve 'kötülüğe') dayanan bir sistemdir. Etik ise, -benim ''devrimci ahlak'' adıyla tanımladığım gibi- insanın varoluş ve eyleyiş gücünü, yani potansiyellerini ve arzularını gerçekleştirebilmek amacını kıstas alan dinamik bir değerler bütünüdür. Spinoza'da etik ve ahlak birbirinden farklı ve karşıt anlamlara geliyor. Ona katılıyorum. Etikten taraftarım. Devrimci ahlak derken de etiği kastettim. Onun terminolojisini benimseyerek daha fazla açıklayacak olursam;
Ahlak dogmatiktir. Koşulları ve sosyal rolleri dikkate almadan insanlardan ''iyi'' olarak tanımladığı kalıplara uymalarını bekler. Bu da, çoğunlukla havada kalan bir temenni olmanın ötesine gitmez. Çünkü insanlar ahlaksız oldukları için değil o koşullar içinde yaşadıkları ve o sosyal rollere göre yetiştikleri için öyle davranmaktadırlar. Asıl önemli olan ahlakı düzeltmek değil koşulları ve rolleri değiştirmektir. Ahlak tümüyle gereksiz ve boş birşeydir. Ahlak demek, bireyin kafasına yerleştirilen polis demektir. Ahlak, gereksiz suçluluk duygusudur. Kafadaki polis ve gereksiz suçluluk duygusu, ezilenin isyanını gerçek polislerden daha etkili biçimde bastırır. Önce kafadaki polisi yenmek, suçluluk duygusundan kurtulmak, yani ahlaksal dogmaları bir kenara bırakmak gerekir. Bunu niçin istiyoruz? Bireyin varoluş ve eyleyiş gücünü artırmak, yani onun tam özgürlüğünü sağlama olanaklarını yaratmak için istiyoruz. Sağlıklı koşullarda kendini gerçekleştirebilen bireyler sağlıklı bireylerdir. Sağlıklı bireylerin yetiştiği bir sistemde de ahlaksal vaazlara gerek yoktur zaten.
Bireyin değer yargılarını belirleyen şey yine kendisidir. Kendi özgürlüğü, ihtiyaçları, arzularıdır. İnsanlar için insanların dışında bir kaynaktan geldiği iddia edilen iyi-kötü paketleri kabul edilmemelidir. Böylesi, bir yabancılaşma anlamı taşıyacaktır. Ahlak insan toplumunun kendine yabancılaşmasıdır. Sınıflı toplumun ürünüdür. Çıkar çatışmaları olduğundan ahlak icat edilmiştir. Herkes birbirine girmesin diye. Çıkar çatışmaları aşıldığında ahlaka gerek kalmaz.
Kısaca ve kabaca söylersem; ahlaka gerek yoktur. Ahlak, devrimi yapamayan, kurtulamayan ezilen insanların sistem için tehlikesiz halde tutulmasına yarayan, tümüyle egemenlerin işine gelen bir yığın dogmadan oluşur. Bireysel özgürlük, insanı merkeze koyan anlayış(hümanizm) ve değiştirme iradesi(devrimcilik) varsa ahlaka gerek yoktur kanaatindeyim.
Tüm insanları bağlayan, her durumda geçerli bir iyilikler ve kötülükler listesi olamaz. Neyin iyi ve neyin kötü olduğu insanların çıkarlarına, tahakküm ilişkilerine ve sosyal rollere göre değişir. Bunu görmezden gelirsek, ahlak adına, bizi mağdur eden bir sisteme tepkisiz kalıyor durumuna düşebiliriz. Tıpkı din gibi, ahlak da bir afyondur. Sürü psikolojisidir.
Zamana, koşullara ve bireylerin çıkarlarına göre değişen bir iyi ve kötü tanımı yapılabilir. Ama çıkar ilişkilerini, zamanı ve mekanı dikkate almadan soyut ve hep geçerli bir iyilik ve kötülük tanımı yapmak saçmalıktır. Oysa ahlak, tam da bu saçmalığa dayanır. İyi ve kötü vardır ama iyilik ve kötülük yoktur.
Sevgilerimle...
Konu Jolly Jocker tarafından (13-02-2012 Saat 00:21 ) değiştirilmiştir.
|

31-12-2016, 01:13
|
 |
Super Moderator
|
|
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
|
|
*guncelleme
Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath
Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett
Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel
Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot
İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan
Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe
ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:15 .
|