En baştan belirteyim, konu biraz uzun olduğu için aklıma geldikçe ve zaman bulabildikçe yazacağım. Bu yüzden kesik kesik ve geniş zaman aralıklarıyla yazabilirim. Keza, konunun yapısı gereği, belli bir evreye dek hiçbir şey anlaşılmayabilir.
Yine baştan belirteyim, gnostik hıristiyanlık bildiğimiz hıristiyanlığa hiç benzemez. Bildiğimiz hıristiyanlıkça büyük bir nefretle kitlesel olarak öldürülecek, engizisyon mahkemelerinde işkence edilip diri diri yakılacak denli aykırıdır.
Son bir uyarı, gnostisizm söz konusu olunca kelimeler bir yerden sonra kifayetsiz kalır. Yanlış anlamaların sık rastlanabileceği, herşeyin iç içe geçmiş gibi çok karışık görünebileceği, deli saçması izlenimi veren şeyler anlatacağım. Ama hepsinin temelinde şaşılacak denli sade ve hayran olunacak kadar iyi düşünülmüş bir kurgu vardır. Öyle ki, kurguyu anlayanlar, artık geleneksel dinlere dönüp bakmazlar. Zira onlarınki bunun yanında çok basit ve sönük kalır.
Fakat bu uyarılar okuyucunun hevesini kırmamalıdır zira konu benim gibi bir materyalistin bile fevkalade ilgisini çekecek denli zengindir. Açıkçası, eğer mistik şeylere inancım olsaydı inanç olarak kesinlikle gnostisizmi benimseyeceğimi belirtmeden edemem. Zira bu kadar sağlam kurgusu olan başka bir felsefe daha görmedim(diyalektik materyalizm dahil!).
Gnostisizmdeki başat ilke ''Kendini bil'' ilkesidir. Kendini bilmek isteyen insan gnostisizmdeki bir diğer temel soruya gelir: Ben kimim?
Ben kimim?
Harika sorulardan biridir bu. Çünkü söyleyeceğin herşey sana dair sonradan kazanılan sıfatlar, özellikler v.s.'dir ama 'özdeki' seni bir türlü tanımlamazlar. Bu soruya ilkin adımızı söyleyerek cevap vermeye kalkarız ama adımız sorulmuyor. Adımız sonradan koyuldu. O ada sahip olan şey soruluyor. ''Benim adım şu'' diyoruz ya, işte bu cümlede ''benim'' diyen o ''ben'' nedir, bu soruluyor.
''Ben kimim?''
Ben dediğimiz şey biyolojik ve kültürel etkenlerden oluşuyor. Özellikle de kültürel olarak giydirilerek bir kimlik ve dolayısıyla benlik ediniyoruz. Fakat bu tümüyle suni-yapay bir benlik. Kültürce inşa ediliyor. Özdeki esas ''ben''in ne olduğunu cevaplamıyor. Kimliksiz kişinin benliği olur mu? Sanmıyorum. Hepimiz kültürel olarak giydiriliyoruz. Ben dediğimiz şeyi o giysilere bakarak tanımlıyoruz. ''Benim mesleğim'', ''Benim dinim'', ''Benim cinsiyetim'', ''Benim arzularım'', ''Benim ellerim'', ''Benim adım'', ''Benim düşüncelerim'', ''Benim bedenim'', ''Benim gururum'' v.s. bunlar ben değil, ben dediğimiz şeye ait olanlar. Peki ben kimim?
Biz kendimizi sahip olduklarımızla tanımlıyoruz, kültürel giysilerimize bakarak benlik inşa ediyoruz kendimize. Oysa biz o giysileri giyeniz, biz düşünce ve arzularımızın, davranışlarımızın öznesi olan şeyiz. Peki nedir bu? ''Ben'' dediğimiz şeyden tüm bunları çıkarınca ne kalıyor geriye? İşte mesele burada. Geriye birşey kalmıyor. Geriye bir boşluk kalıyor. Ama bu, kendi başınayken hiç olan, fakat başka şeyleri fark edebilen, yani kendi varlığını ortaya koymak için başka şeylere muhtaç olan bir boşluk. Bu bir varlıktan evvel, bir potansiyeli tanımlıyor. Herşeyi deneyimleyen ve her canlıda aynı olan adsız tanık. Bir gizem bu. Bilinen adıyla söylersek ''bilinç'' bu. Ben dediğimiz şey aslında bir yanılsamadır. Kişileştirilemeyen bir bilinçtir. Bu bilinç hepimizde aynıdır. Fakat farklı bedenler içinde, farklı deneyimler edinerek kendine bir benlik kurar.
''Bir ben var benden içeri'' deniyor ya, benden içeri olan o ben, benliksiz bir ben. O ben, ben değil aslında. Kişileştirilemeyen bir ortak bilinç. Herşeyi anlayan bir bilinç. Anlayacak, farkında olacak nesneler ve deneyimler olmadığında, yani kendiyle başbaşa kaldığında, bilinçsiz hale gelen bir bilinç. Derin uyku durumu. İşte ''Kendini bil'' denirken bilmemiz istenen 'kendimiz' budur. Bunun adı gizemdir. onu bilmek ise Gnosis durumudur. Bu Gizem, yani herşeyi kavrayan ve kendiyle başbaşa olduğunda paradoksal biçimde bilinçsizleşen ortak bilinç, diğer deyişle boşluk, gnostisizmdeki Tanrıdır. Bu bilinç her birimizin derininde olduğundan, her birimiz birer Tanrı olmaktayız. Gnostisizm, yaşamı bilincin keşfine dönüştüren bir kendini bilme yoludur.
Elbette kendiyle başbaşayken derin uyku durumunda olan ve paradoksal yapısı gereği gnostik üstatlarca ''parlak karanlık'' gibi sıfatlarla tanımlanan Gizem'in, kişilik sahibi olmasıyla kendini ayırt eden Tanrı kavramıyla tanımlanması sakattır. Fakat gnostik yolda kişinin birşeyler anlamasına yardımcı olmak için söz konusu gizemden bir kişi gibi bahsedilerek ona Tanrı denmiştir. Gizeme elbette cinsiyet atfedilemez ama günün hakim kültürü de göz önünde bulundurularak yine insanların rahat anlaması ve ilişkilenebilmesi için Gizem'den yer yer Baba diye bahsedilmiştir.
İsa'nın gnostik Tomas İncilinde, ''Size hiçbir gözün göremediği, hiçbir kulağın işitemediği, hiçbir elin dokunamadığı, insan zihninin kavrayamacağı şeyi vereceğim'' derken vaad ettiği şey budur. İsa bize kim olduğumuzu söylemeyi, bizi esas benliğimiz olan Tanrısal Gizemle tanıştırmayı vaad etmektedir.
Gnostikler, gnosisin sözle anlatılarak değil, ancak -o dönemin de popüler metoduyla- mitsel hikayelerle anlaşılabileceğini söylemişlerdir. Bu yüzden pagan gnostik mitlerin Yahudi bir versiyonunu yaratmışlardır. İsa miti, benzerine pek çok başka yerde rastlanılan mitlerin bir kopyası ve sentezidir. Elbette İsa diye biri yoktur. Gnostikler bunu biliyordu. İsa'yı, kişiyi gnosise uyandıran bir hikayenin kahramanı olarak tasarladılar. Önemli olan İsa'ya inanıp itaat etmek değil, onun hikayesinde kişinin kendini görmesi ve bu efsanevi figürle özdeşleşmesiydi. Hikayenin ana mesajı ''Hepiniz bir İsa olabilirsiniz'' idi. Fakat zamanla iş çığırından çıktı. Topluluğun genişlemesi, üstatların her inisiyeyle temasını zorlaştırdı ve öğreti dejenere olmaya başladı. Dejenere kesimler, bu mitsel hikayeyi tarihsel gerçekliği olan bir hikaye olarak kavradı. Böylece dünya tarihinin en zorba dinlerinden birinin temeli atılmış oldu. Gnostik hikayede işin sadece zahirini gören ve batını dışlayan, gnosisi reddeden, İsa'yı tarihi bir kişilik ve bir Rab olarak kabul edenlere Literalistler diyeceğiz. Çünkü hikayeyi literal anlamıyla almış ve inanmışlardır. Mesajı ıskalamışlardır.
İsanin yasamadigindan bahsedilir. Elbette incilde anlatilan olaylar hic yasanmamistir. Ancak biri gelmis ve birseyler ogretmis sonuc olarak oldurulmus olabilir. Josephus ve bazi kilise tarihcileri pek cok mesihten bahseder. Gelmisler, birseyler anlatmislar ve gitmisler/olmusler.
Gnostizim nedir? Nasil olusturulmustur?
Amaci nedir? İsterseniz buradan baslayabilirsiniz.
Gnostik yazilar gibi mistik, mitolojik efsane urunleri bizim icin neden onemlidir? Sonucta insanlarin desteksiz atislari ve uydurmalari degil midir?
İsanin yasamadigindan bahsedilir. Elbette incilde anlatilan olaylar hic yasanmamistir. Ancak biri gelmis ve birseyler ogretmis sonuc olarak oldurulmus olabilir. Josephus ve bazi kilise tarihcileri pek cok mesihten bahseder. Gelmisler, birseyler anlatmislar ve gitmisler/olmusler.
Gnostizim nedir? Nasil olusturulmustur?
Amaci nedir? İsterseniz buradan baslayabilirsiniz.
Gnostik yazilar gibi mistik, mitolojik efsane urunleri bizim icin neden onemlidir? Sonucta insanlarin desteksiz atislari ve uydurmalari degil midir?
Bu sorulara son derece detayli ve doyurucu yanitlar icin 2 kitap tavsiye etmek istiyorum...
Bu konuda merak ettiginiz "neden/nicin, nasil, ne zaman" ise ve tarihsel anlamda yanitlar ariyorsaniz:
Aradiginiz daha cok Gnostisizm felsefesi ve Incil`in Gnostik aciklamasi ise yine Ayna Yayinevinden cikan, yukardaki kitabin devami niteliginde olan "İsa ve Kayıp Tanrıça"(Timothy Freke & Peter Gandy)
kitaplarini yurekten tavsiye ederim. Hristiyan iken okudugum bu iki kitap bana gercekten cok sey kazandirmisti.
Konu anthemoessa tarafından (20-03-2012 Saat 08:00 ) değiştirilmiştir.
Amaci nedir? İsterseniz buradan baslayabilirsiniz.
Gnostik yazilar gibi mistik, mitolojik efsane urunleri bizim icin neden onemlidir? Sonucta insanlarin desteksiz atislari ve uydurmalari degil midir?
Gnostisizm nedir?
Gnostisizm ''Ben kimim?'' sorusuna cevap arayan çok eski bir felsefedir. ''Kendini bil'' diye öğütler. İnsanla doğa arasında bir bütünlük olduğunu iddia eden, panteist bir felsefedir. Gnosis düşüncesini temel alır. Hallac'a ''En el Hakk'' dedirten 'şeyin' adıdır gnosis. Buna göre 'aydınlanma' bir takım dinsel dogmalara itaat ve sorgusuz imanla değil, kişisel gelişimle elde edilebilir. Aslında gnostisizmi bir din olarak görmemek lazım. Çoğu kere dinlerle ve din mantığıyla çelişen bir felsefedir bu. Gnosis üç tür bilgiden biridir. Öğrenimle elde edilebilen bilgi(mathesis) ve ızdırapla/deneyimle elde edilebilen/öğrenilen bilgiden(pathesis) farklı olarak; gnosis, sezgi veya tefekkür yoluyla elde edilebilen bilgidir. Bu daha çok sanat yapmadan önce gelen o ilhama, esine benzeyen; sezgisel, anlık bir bilgidir. Uyanış ya da farkına varış denebilir. O halde gnostisizm de insanın farkındalık düzeyini geliştirmeyi hedefleyen bir yol olarak tanımlanabilir.
Nasıl oluşturulmuştur?
Bol tefekkür eden birileri sonunda bu farkındalık düzeyine erişmiş, ama bunun başkalarına anlatımla öğretilemeyeceğini düşündüklerinden çeşitli inisiyasyon yolları, hikayeler, mitler, şiirler-nefesler v.s. yazmışlardır. Yazarken tümüyle hürdürler ve yazdıkları şeyin gerçek olmayıp gnosisi fark ettirmeyi amaçlayan bir alegori olduğunu bilirler. Bunların yazdığı çoğu şey sonradan dinleşmiştir. Bunlar farkında olmadan din kuran adamlar aslında. Dinin insan hayatında ne kadar etkili olabildiğini göz önünde bulundurursak, din kurabilme, dinsel tınılı hikayeler yazabilme gücünün ne kadar önemli olduğunu da fark edebiliriz belki. Dine inananlar var, inanmayıp reddedenler var; bir de o dini kuranlar var! İşte gnostikler bu sonuncuyu da yapabilmiş. Bu yüzden ilgimi cezbediyorlar.
Tabi bunlar çoğunlukla yeni bir metin kurgulama yerine, varolan dinlerin içine girip, o dinin sırlarını bildiklerini v.s. iddia ediyorlar. Her dinin içine dalıp, ortak bir öz olduğunu ve kendilerinin bunu bildiğini iddia edebiliyorlar. Bu niye önemli? Önemli çünkü hem tüm dinleri birleştirip, sadeleştirip, zararlı kısımları ve ayrılıkları törpüleyip zararsız hale getirebilme olanağını veriyor(üstelik dindarlardaki 'uluhiyet' hissini fazla ürkütmeden) hem de ''hepsindeki ortak özü'' alıp 'posayı' atıverme imkanı veriyorlar. Ortak öz dediği de kendi felsefesinden başka birşey değil. Dini, hatta dinleri, inanlarını çok da ürkütmeden, benzer bir dinsel heyecan sunup faş ediyorlar. Geçmiş yüzyıllarda, ateizmin söz konusu olmadığı tarihlerde dine muhalefet etmenin ancak bu gnostik gruplar içerisinde mümkün olduğunu da görmek gerekiyor. Mevcut dinin farklı-gnostik bir okumasıyla o dini bambaşka bir hale sokabiliyorsun. Bu büyük bir olanağa işaret ediyor. Gnostisizm söz kousu olduğunda, ''Aman canım bu da diğerleri gibi metafizik bir saçmalık işte!'' diyen kestirmeci anlayışları hoş bulmuyorum. Pek çok olanak sunuyor gnostisizm.
Bizim için neden önemli olsun?
Neden önemli olabileceğine yukarda biraz değindim, devam edeyim. Gnostisizm önemli çünkü insanı neredeyse bir boş kağıt gibi ele almamıza imkan tanıyor. Diyor ki insana, ''Soyun!'' Tüm kültürel giysilerini çıkart diyor. İnancını, geleneğini, kültürünü, ahlakını, hatta cinsiyetini, ırkını, sınıfını, malını mülkünü, hatta benliğini bırak diyor. Bunun yolunu öğretiyor. En temelde herkesin ''bilinçsiz bir bilinç'' olduğunu, bir hiç ya da boşluk olduğunu öğretiyor. Bu çok önemli birşey ve beni cezbeden şeylerin başında geliyor. Çünkü bir insanı yıkıp baştan kurma olanağını veriyor. Temeldeki boşluğu ele almak demek, insanı boş bir beyaz kağıt gibi ele alabilmek demektir. Sevmediğin herşeyi silip sevdiğin herşeyi işlemenin imkanını sunar. Devrimin, en radikal haliyle bireyde yapılmasına olanak veren bir anlayış bu. Bu yüzden çok güzel. Bireyin dönüşümü için önce maddi koşulların dönüşümünü şart koşan indirgemeci materyalist okumanın da alternatifini sunuyor. Üstelik daha da devrimcileşerek.
Şunu da belirtmek lazım. Gnostisizmin tüm hikayelerini v.s. çıkarırsan geriye evren rüyası gören, bu rüyada kendine de istemeden birçok beden ve benlik inşa etmiş olan evrensel bir tek bilinç bulursun. Herşeyin temelinde bu benliksiz bilinç vardır der gnostisizm en özet halinde. Bunun dinsel bir tarafı yok. Bilinç lafı yanıltmasın. Boşluk, hiçlik de diyebilirsin ona, o zaman ''herşeyin temelinde hiç var'' demiş olursun, karşında nihilizmi görürsün. İnsanın benliği sahteyse bu demektir ki insan yaşamında kendi kendini inşa etmektedir. Özneyi kuran öznelliktir. Yani varoluşu özünden önce gelmektedir. Gnostisizm buradan varoluşçulukla bağlantılanır. Panteist yapısı gereği Spinoza ve Bruno'yla da bağlantılanabildiğini söylememe gerek yok herhalde. Beden ve dünya tali ise, temelde boşluk(benliksiz bilinç) varsa, o halde dünyevi şeylere(dine ve ahlaka da) kendini kaptırmamalı insan sonucuna ulaşılır. Buyurun, Nietzche'nin ahlakı sürü psikolojisi olarak gören tanımından farklı bir sonuca mı ulaştık? Keza bilinç sadece farkındalıktır gnostisizmde, düşünceler ise insanın varolma kaygısı, etrafıyla ilişkileri, emeği ve sınıfsallığıyla şekillenir. İtirazı yok gnostisizmin. Hatta buna kapı açıyor. Buyurun, buradan da marksizmle bağlantılanabildik. Tanrıyı insanda bulmasıyla insanı merkeze alan bir bakış açısının yolunu açıyor. Buyurun size en hakikisinden hümanizm! Evet, bu aslında hiç de dinsel bir felsefe değil. Felsefenin dinin içine daldığı ve içine dışına çıkarıp onu kendinde erittiği birşey. Diyalektik materyalizm gibi bir takım genellemeleri var evet. Ama bu dogmatizm değil. Aksine, herşeyin temelinde benliksiz bir bilincin, bir boşluğun bulunması, bu boşluğun herşeyle dolabilmesi gnostisizme müthiş bir elastikiyet kazandırıyor.
Gnostikler gnosisi uydurdukları bir takım hikayelerle veriyorlar insanlara. Ama gnostisizmde hayatın kendisi zaten esasında gnosis olan bir hikaye. Gnosisin keşfi, insanın bu hikayede figür olmadığını, bu hikayeye ait olmadığını, hikayeyi çevreleyen asıl özne olduğunu, hikayenin biricik tanrısı olduğumuzu öğretiyor. Bunun bireye verdiği dünyayı değiştirme kudreti de beni fena cezbediyor ne yalan söyleyeyim. Öyle bir farkındalık ve algılama şekline sokuyor ki insanı, radikal biçimde özneleşiyor, aktifleşiyor insan. İpleri mecburen eline alıyorsun. Kolay değil, kelimenin gerçeğe en yakın anlamıyla diyor ki ''Sen Tanrısın!'' İşte bu yüzden önemli gnostisizm.
Şunu da belirtmek lazım. Gnostisizmin tüm hikayelerini v.s. çıkarırsan geriye evren rüyası gören, bu rüyada kendine de istemeden birçok beden ve benlik inşa etmiş olan evrensel bir tek bilinç bulursun. Herşeyin temelinde bu benliksiz bilinç vardır der gnostisizm en özet halinde. Bunun dinsel bir tarafı yok. Bilinç lafı yanıltmasın. Boşluk, hiçlik de diyebilirsin ona, o zaman ''herşeyin temelinde hiç var'' demiş olursun, karşında nihilizmi görürsün. İnsanın benliği sahteyse bu demektir ki insan yaşamında kendi kendini inşa etmektedir. Özneyi kuran öznelliktir. Yani varoluşu özünden önce gelmektedir. Gnostisizm buradan varoluşçulukla bağlantılanır. Panteist yapısı gereği Spinoza ve Bruno'yla da bağlantılanabildiğini söylememe gerek yok herhalde. Beden ve dünya tali ise, temelde boşluk(benliksiz bilinç) varsa, o halde dünyevi şeylere(dine ve ahlaka da) kendini kaptırmamalı insan sonucuna ulaşılır. Buyurun, Nietzche'nin ahlakı sürü psikolojisi olarak gören tanımından farklı bir sonuca mı ulaştık? Keza bilinç sadece farkındalıktır gnostisizmde, düşünceler ise insanın varolma kaygısı, etrafıyla ilişkileri, emeği ve sınıfsallığıyla şekillenir. İtirazı yok gnostisizmin. Hatta buna kapı açıyor. Buyurun, buradan da marksizmle bağlantılanabildik. Tanrıyı insanda bulmasıyla insanı merkeze alan bir bakış açısının yolunu açıyor. Buyurun size en hakikisinden hümanizm! Evet, bu aslında hiç de dinsel bir felsefe değil. Felsefenin dinin içine daldığı ve içine dışına çıkarıp onu kendinde erittiği birşey. Diyalektik materyalizm gibi bir takım genellemeleri var evet. Ama bu dogmatizm değil. Aksine, herşeyin temelinde benliksiz bir bilincin, bir boşluğun bulunması, bu boşluğun herşeyle dolabilmesi gnostisizme müthiş bir elastikiyet kazandırıyor.
Gnostikler gnosisi uydurdukları bir takım hikayelerle veriyorlar insanlara. Ama gnostisizmde hayatın kendisi zaten esasında gnosis olan bir hikaye. Gnosisin keşfi, insanın bu hikayede figür olmadığını, bu hikayeye ait olmadığını, hikayeyi çevreleyen asıl özne olduğunu, hikayenin biricik tanrısı olduğumuzu öğretiyor. Bunun bireye verdiği dünyayı değiştirme kudreti de beni fena cezbediyor ne yalan söyleyeyim. Öyle bir farkındalık ve algılama şekline sokuyor ki insanı, radikal biçimde özneleşiyor, aktifleşiyor insan. İpleri mecburen eline alıyorsun. Kolay değil, kelimenin gerçeğe en yakın anlamıyla diyor ki ''Sen Tanrısın!'' İşte bu yüzden önemli gnostisizm.
Jolly Jocker ilginç bilgilere sahip bir arkadaşmış...
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
Gnostisizm ''Ben kimim?'' sorusuna cevap arayan çok eski bir felsefedir. ''Kendini bil'' diye öğütler. İnsanla doğa arasında bir bütünlük olduğunu iddia eden, panteist bir felsefedir. Gnosis düşüncesini temel alır. Hallac'a ''En el Hakk'' dedirten 'şeyin' adıdır gnosis. ...
Pek iyi bir şeye benzemiyormuş bu gnosis, neticede Hallac 'ın başını yaktı bu sevda.
Tabi işin esprisi bir yana, işin içinde olmaya uç bir söz gelebilir bu, kulağa hoş gelebilir, lakin bunlar ZANDIR, gerçekte bu iş halkın anladığı gibi değildir, halk sanır ki bu işler böyledir, bu son noktadır, haldir, cezbedir eyvallah ama hal ve cezbenin tasavvufta bir yeri olması onu sonda yapmıyor. Aksine çokta kusurlu yapıyor.
Bu temelde üzücü bir hikaye, bir söz dedi diye şeri hükümleri işletenler, kendilerini ilah yerine koyduklarını görmemezlik edip, Mansuru kolayca idam ediverdiler.
Oysa Mansur Tanrıyım da demedi, Hakk 'ım dedi, işin içine iftira da kattılar yani.
Kendilerini gizli Tanrı ilan eden mollaların, kurbanıydı Mansur.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.