
16-03-2012, 04:03
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Namus, Bekaret, Ataerki, Kadın-Erkek İlişkileri
Gözlemlediğim ve ''bilince çıkarmanın'' gerekliliğine inandığım bazı şeyler var. Bunlar sıraya konmamış düşünceler, tespitler, notlar biraz da. Paylaşmak istiyorum;
1) Erkek egemenliğinin kökeninde, kadın cinselliğinin bastırılması, kadının nesneleşmesi, özneleşme olanağının da ancak kadınlıktan taviz verdiğinde sunulması yatıyor düşüncesindeyim. İlişkiye girmek isteyen ya da aşkına karşılık bulmak isteyen ama reddedilince şiddet gören pek çok kadın var. Neden? Çünkü ataerkil zihinde kadın reddedemez. O nesnedir, erkek öznedir. ''Erkek, kadını düzer.'' Bu cümlenin öğelerine bakalım; ''düzer''(yüklem); kim düzer?-->erkek(özne!); neyi düzer?-->kadını(nesne!). Olay aslında bu kadar açıktır. Özne nesneyi dilediğince tasarruf eder. Burada nesne olarak görülenin kendi arzusunu dile getirmesi, özne(erkek) tarafından bir gurur meselesi haline dönüştürülebiliyor. Zira diğer öznelerce(erkeklerce) nesnesine(kadınına) sahip çıkamadığına dair sosyal eleştiri alıyor. 'Malına' sahip çıkamayanı kimse 'adam' yerine koymaz değil mi? Benzer bir durum kadının aşık olduğu ya da ilişkiye girdiği durumlarda da yaşanıyor. Kadın, arzulara sahip bir özne olduğunu belli ettiğinde cezalandırılıyor, damgalanıyor, bastırılıyor. Çünkü ataerkil kültürde norm olan onun nesneleşmesi.
2) Doğal-biyolojik kökeni olmayıp tümüyle kültürel bir gerekçesi olduğunu düşündüğüm toplumsal cinsiyet kalıplarının(kadınlık ve erkeklik rol modellerinin) etkisi kadının nesneleşmesinde çok büyük. Bu kalıplar kız ve oğlan çocuklarına doğdukları andan itibaren giydiriliyor. Erkeğin cinselliğe daha hevesli ve girişken olması gerektiği fikri, kadının ''kendini ağırdan satması'' fikriyle, ''hafif ve kolay kız'' görüntüsü vermemesi gerektiği fikriyle destekleniyor. Bunun kaçınılmaz sonucu, kısa zamanda ''erkek''in seks düşkünü, ''kadın''ın ise aseksüel bir imaj edinmesi olabiliyor. Erkek cinsellik konusunda teşvik edilip kadına tam tersi bir tavır konulunca, kısa sürede arzulamak erkeklikle, erkeğe dair bir özellik olarak; arzulanmak ise kadınlıkla, kadına dair bir özellik olarak toplumun algısına kazınmaya başlıyor. Kadının cinsel arzuları olduğunu bilmeyen erkekler türeyebiliyor. Erkekleri potansiyel tecavüzcü sanan kadınlar da... Erkek arzu üreten, kadın ise arzuyu belli etmeyen olunca kısa sürede erkek özne kadın ise nesne olarak algılanıyor.
3) Bekaret kültürünün ortadan kaldırılması elzem. Zira bekaret sevgi/aşk ile cinselliği birbirinden ayırıyor. Bunun en büyük mağduru aslında erkekler oluyor. Zira sevdikleri kadınla cinsellik düşünmüyor, bunu sevmedikleri bir kadınla yaşıyorlar. Çoğu kez hayal ederken bile bu şekilde gerçekleşiyor. Bunun iki sonucu oluyor;
a) Sevgisiz cinsellik algısı gündelik söyleme de yansıyor ve cinsel ilişki ''becermek'', ''düzmek'' v.b. sözcüklerle ifade edilmeye başlanıyor. Bu tür sözcükler sevgi ile cinselliği bağdaştıramayan anlayışı daha da güçlendiriyor. Cinsellik sevgi ve dolayısıyla empatiden yoksun yaşanınca kolaylıkla bir şiddet biçimine de dönüşebiliyor. Taciz ve tecavüz olayları artıyor. Bu noktadan sonra da, cinsellik erkeğin kadını kullanıp attığı, sevgisiz, karşısındakini nesneleştirmeye dayanan, bencilce, paylaşım değil adeta bir üste çıkma kavgası gibi olan, bir ''kirletme'' aracına dönüşüyor. Cinselliğin böyle bir anlam edinmesi, bekaret algısını kutsallaştırıyor.
b) Erkek, sevdiği kadını ''kutsal'' görmeye başlıyor ve cinselliği onunla ilişkilendirmekten kaçınıyor. Sevdiği kadın, onun gözünde ''dokunursa zarar görecek birşey'' olarak görünmeye başlıyor. Bu durum bazı kadınlara kendini özel hissetiriyor olabilir ama kadın için tam bir mazoşizmi getiriyor aslında. Zira kutsallaştırılmak cinselliğine yasak konmasından, sevgi ile seksin ayrıştırılmasından kaynaklanıyor ve kadın, cinselliği yasaklanan biri olarak yoğun bir ayrımcılık ve psikolojik baskı altına giriyor. Arzuları olmayan bir nesneye indirgeniyor, özne olmaktan çıkıyor. Kadın, sevdiği biriyle bekaret kaygısı ve kendine yönelik içine işlenen bedensel saflık algısıyla cinselliğini sürekli bastırıyor. Her bastırılan şey gibi o da sağlıksız bir yönden patlak veriyor, bireyde başka sorunlara yol açıyor. Kadına cinselliği yaşaması için nikah şartı getirilerek, bunu sevdiği biriyle o an(arzularken) yaşaması engelleniyor ve kadın kendine yabancılaşıyor. Kendi arzularına, isteğine, ''ruhuna'' yabancılaşıyor. Gerçekte varolmayan bir ''bedensel kutsallık'' için.
4) Ataerkil kültürlerin bireyselliğin gelişemediği kültürler olması tesadüf olmasa gerek. Sosyal kontrol bireyi psikolojik olarak kuşatıyor ve duygusal yönden bir başkasına bağımlı hale getiriyor. Birey olamamış aşıklar, sadece biz duygusu ediniyorlar. Hal böyle olunca aldatma ya da ayrılık onlar için tam ortalarından bölünmelerine sabap olan, onları yarım ya da sakat bırakan, korkunç birşey gibi görünüyor. Kıskançlık ve tepki en yüksek safhaya çıkabiliyor. Sonucunda acı olaylar yaşanıyor; şiddet, cinayet v.s...
5) Ataerkil kültür ve mülkiyetçi-rekabetçi sistem birleşince insanlar için kendileri olmak değil sahip olmak öne çıkıyor. Özneler kendilerini ne kadar sahip olduklarıyla tanımlar hale geliyorlar. Erkek de kadına sahip olma düşüncesine kapılıyor. Ona yapılmış bir saldırıyı kendine yapılmış biliyor. Bu belki kadının hoşuna gidiyor ama erkeğin tahakkümüne veriyor onu. Bir erkek olmadan hakkını arayamayacak aciz biri konumuna düşürüyor. Bu algı toplumda gelişiyor. Kadın ve erkek sağlıklı özneler olmayıp sadece erkekler özneleşebildikleri için(o da hastalıklı biçimde), namus algısı, yani çoğu kez cinsellikle ilişkilendirilen sosyal kontrol sadece kadınla ilişkilendiriliyor. Kadının 'sahibi' ise kadını kendi namusu olarak algılıyor. Sonrası malum...
6) Bu dertlerin devası kadının özneleşmesidir. Bu, ancak kendi arzularını belli etmesiyle(istediklerini ve istemediklerini belli etmesiyle); cinselliğini savunması, yaşaması ve görünür kılmasıyla; bunları yapacak örgütlülüğe ya da dayanışma ağına sahip olmasıyla ve hem kadın hem de erkeğin birey olabilmesiyle sağlanabilir ancak. Kadınlık ve erkeklik kalıplarından çıkarak, özgürce eylemekle olabilir ancak. Sen sensin, o da o. Sen onun sahibi değilsin. O da senin 'namusun' değil. Herkes kendinden sorumludur. Ne sen o olmadan bir hiçsin ne de o sen olmadan. O da tıpkı senin gibi arzulayan bir özne. Bekaret kutsal değil. Hatta zararlı. Çünkü sevgiyi ve cinselliği ayırıyor. Kadın cinselliğini bastırıp, erkek cinselliğini sevgisizleştiriyor. Cinselliğin şiddete dönüşmesine yol açabiliyor. Cinsellik, iki bağımsız bireyin birbirini arzuladıkları bir paylaşım. Bir ''kullanıp atma'' aracı değil. Oğlan çocuklarına da bunun sevdiğiyle yaşanması, sevmediğiyle deneyimlemekten ise uzak durulması gerektiği mutlaka öğretilmeli. Erkek ergenin, cinsel deneyim için sevdiği kız yerine -örneğin- geneleve gitmesi kendisi açısından tam bir travma aslında. Bütün algılarını sakatlıyor. İnsanların birbirlerine dokunmasından, birbirlerini sevmelerinden korkmak ve cinselliğin sevgi dışı bir eylem olarak görülmesi kaçınılmaz olarak büyük toplumsal sorunları, erkeğin saldırganlaşmasını, kadının ezilmesini, taciz ve tecavüzleri, sağlıksız bir toplum yapısını doğuruyor.
Konu Jolly Jocker tarafından (16-03-2012 Saat 04:14 ) değiştirilmiştir.
|

16-03-2012, 15:09
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Feb 2011
Bulunduğu yer: mezopotamya
Mesajlar: 29
|
|
arkadasim gercekten cook güzel ifade etmisin hep evliligi bize görev olarak ögretmisler,onun icin biz erkekler hep ariyistayiz,asik oldugun birisiyle bile ilskiye giremiyorsun sevgiyi baska evliligi ayri ögremisiz,bizi kegida mahküm etmisler,ama yeter artik demek lazim.
|

02-04-2012, 00:38
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Şeriatla yönetilen ülkelerde, örneğin İran'da tüm insanlara ama özellikle kadınlara dönük felaket bir baskı var. Bırakın örtünmemeyi, renkli tesettür kullanmak bile suç. Yüzüne kezzap atılan çok sayıda kadın var.
İran da şehirleşmenin yaygın olduğu, belli bir ekonomik gelişmişliğe sahip, özel mülkiyet ve piyasanın, yani kapitalizmin bulunduğu bir ülke. Ama şeriat var! Demek ki, ''kapitalistleşme varsa şeriat olamaz'' mantığı sakat.
İran'da da gördüğümüz günümüz şeriatı özellikle kadın üzerinde baskı kurmasıyla kendini ayırt ediyor. Rejimin can damarı ve başlıca hassasiyeti adeta kadınlara yaşamı zindan etmek. Bu açıdan, şeriatı aslında bir çeşit kadın düşmanlığı olarak da tanımlayabiliriz.
Tabi sadece kadınlar değil, Batı tipi giyinen erkekler de hapı yutuyor. Afganistan'da ise erkeklerde sakal bırakma zorunluluğu var. Şeriatta özgürlük yok. İnsan dışılık, zorbalık, hak ihlalleri, vicdansızlık, kadın düşmanlığı var. İslamın şeriatı tek kelimeyle iğrenç ve aşağılık birşey.
Egemenlik insanlarda değil Allah denen bir hayalette. Nasıl yaşayacağınız, 1400 sene evvel bir bedevinin yazdığı sözde kutsal bir kitapta yazanlardan ibaret. Toplumsal ve düşünsel ilerleme 1400 yıl önce durdurulmuş. İnsanların giyimleri bile sürekli denetleniyor ve en küçük aykırılık cezalandırılıyor. İran'da evlenme yaşı dokuz! Çocuklara tecavüz etmek meşru yani! ''İslam ahlakı'' denen şey bu tür ahlaksızlık ve sapkınlıklarla dolu. Ve imanla vicdanları körelmiş yığınlar bu sapkınlığı gözü kapalı savunuyor.
|

02-09-2012, 10:02
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
Guncelleme.
|

02-09-2012, 19:28
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 08 Aug 2012
Mesajlar: 1.085
|
|
çok güzel bir yazı, adeta kendi düşüncelerimi okudum çok sağol böyle bir yazı yazdığın için.
Merak ediyorum acaba bu problemler için neler yapılabilir, yani bunca acıyı çeken toplumlar nasıl özgür kılınabilir.
Onlar doğuştan bu ortamda yetişmiş, Türkiye'de böyle birşey olsa eminim isyan çıkar ama orda olmuyo işte, isyan batıcı hükümetlere karşı çıkıyor sürekli, kendi elleriyle kendi özgürlüklerini yok ediyorlar.
Cezayir buna bir örnek, yakında Suriye ve Mısır ve diğer arap ülkeleri yavaş yavaş Suudi Arabistana dönücek ve ne yazıkki durdurmak için hiç bişey yapamıyoruz çünkü bu batılı devletlerin çok hoşuna gidiyor, nede olsa geri kalmış cahil bir ülkeyi sömürmek onlar için çok güzel onlar ışık hızıyla ilerlerken diğerleri yerinde sayıyor ve sadece onların ürettiklerini tüketiyorlar.
Herkez kendi ülkesini düşünüyor arkadaşlar müslümanlar ise sadece öteki tarafı.
|

06-09-2012, 23:12
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Sep 2012
Mesajlar: 45
|
|
Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı
Şeriatla yönetilen ülkelerde, örneğin İran'da tüm insanlara ama özellikle kadınlara dönük felaket bir baskı var. Bırakın örtünmemeyi, renkli tesettür kullanmak bile suç. Yüzüne kezzap atılan çok sayıda kadın var.
İran da şehirleşmenin yaygın olduğu, belli bir ekonomik gelişmişliğe sahip, özel mülkiyet ve piyasanın, yani kapitalizmin bulunduğu bir ülke. Ama şeriat var! Demek ki, ''kapitalistleşme varsa şeriat olamaz'' mantığı sakat.
İran'da da gördüğümüz günümüz şeriatı özellikle kadın üzerinde baskı kurmasıyla kendini ayırt ediyor. Rejimin can damarı ve başlıca hassasiyeti adeta kadınlara yaşamı zindan etmek. Bu açıdan, şeriatı aslında bir çeşit kadın düşmanlığı olarak da tanımlayabiliriz.
Tabi sadece kadınlar değil, Batı tipi giyinen erkekler de hapı yutuyor. Afganistan'da ise erkeklerde sakal bırakma zorunluluğu var. Şeriatta özgürlük yok. İnsan dışılık, zorbalık, hak ihlalleri, vicdansızlık, kadın düşmanlığı var. İslamın şeriatı tek kelimeyle iğrenç ve aşağılık birşey.
Egemenlik insanlarda değil Allah denen bir hayalette. Nasıl yaşayacağınız, 1400 sene evvel bir bedevinin yazdığı sözde kutsal bir kitapta yazanlardan ibaret. Toplumsal ve düşünsel ilerleme 1400 yıl önce durdurulmuş. İnsanların giyimleri bile sürekli denetleniyor ve en küçük aykırılık cezalandırılıyor. İran'da evlenme yaşı dokuz! Çocuklara tecavüz etmek meşru yani! ''İslam ahlakı'' denen şey bu tür ahlaksızlık ve sapkınlıklarla dolu. Ve imanla vicdanları körelmiş yığınlar bu sapkınlığı gözü kapalı savunuyor.
|
Evet işte bu. Çok akıcı anlatmışsın arkadaş. Bizim kadınlarımızın değerini bile, " onlar - bazıları - birileri " ölçüyor. Gerçekten aşağılık bir durum.
|

12-09-2012, 15:17
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2012
Mesajlar: 232
|
|
Eğer bir tanrı varsa , ve herşeye kadırse , su anda beni acilen hemen hiç beklemeden peygamber ilan etsin , zira feminist duygularım şaha kalktı ....
|

18-04-2013, 03:33
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Apr 2013
Mesajlar: 16
|
|
Geç olmuş lakin not düşeyim; tespitlere katılmakla birlikte; formülde ekonomik altyapının eksik olduğunu düşünmekteyim. Başlıktaki "erkek egemen" toplumun sermaye birikim süreciyle "egemen" olduğunu sanıyorum. Meselenin başlangıcında din ve kültür ile birlikte bugüne kadar ulaşan bu ekonomik eşitsizlik yatmakta.
|

24-09-2013, 17:47
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 25 Dec 2012
Mesajlar: 146
|
|
Güncelleme.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:02 .
|