
15-04-2012, 15:54
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Apr 2012
Mesajlar: 1.172
|
|
İnsanın huzursuzluğunun nedeni
Dostlar,
İnsan daha doğduğu andan başlayarak bir kimlik arayışına itilmektedir. Öyleki yeni doğmuş bir bebeğin kulağına ezan okunması veya vaftiz edilmesi, nufus kağıdı verilerek nere vatandaşı olduğunun yazılması, insan ölene kadar devam etmektedir.
Çocuk iken o kişiye ailesi ne olacağını dahi telkin edebilmekte, sen doktor olacaksın, mühendis olacaksın denilmekte, ve diplomalarla bu telkin gerçekleşmiş olarak kabul görmektedir. Yaşam boyunca bir benlikten diğerine
ya kat, kat ya da, sökülen benliklerin yerine yenilerini koyarak, devam eder. Ana,baba oluruz, öğrenci,öğretmen, manav, kasap, doktor, mühendis, memur oluruz. Ancak hepsi de bu kimliklerin geçici bir niteliktedir.
Emekli olunca biraz olsun bu geçici kimliklerden kurtulur gibiyizdir.
İşte bu kimlik arayışı insanı mutsuzluğa iten ana nedendir. Toplumsal olarak konuya bakıldığında da ulusların birinin diğeriyle olan anlaşmazlıklarının altında esas bu neden yatmaktadır. Toplumların egoları bu konuda baş rolü oynamaktadır.
Bu kişisel olarak da insanı mutsuzluğa iten gizli bir hastalıktır. Dikkat edersk eğer, egosunun hapisanesinden kurtulabilenler ancak bu dünyada mutlu olarak gezinirler. Çünkü onların kimlik arayışları çoktan durmuş, onlar egonun gerisindeki, gerçek doğalarına kavuşmuş kişilerdir.
Ego daima bir kimlik arayışındadır. Çünkü kendisi sahte bir görünümde olduğundan bu durumunu bilmekte ve kendine devamlı olarak, varlığını sürdürecek bir kılıf aramaktadır...
Gerçek doğamız olan saf bilinç hali içimizdeki TANIK olup, doğuşumuzdan ölümümüze kadar hiç bir yargılamada bulunmadan sadece gözlemcilik yapar.
Gerçek doğamızın farkında olmamız dileklerimle,
|

15-04-2012, 22:22
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
farkin farkina varanlardansiniz.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

16-04-2012, 00:01
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Jun 2010
Bulunduğu yer: Dünyalı:))
Mesajlar: 53
|
|
Yerinde bir tespit tesekkurler paylasim icin  Onceden, yani ateist olmadan ve ateistlige gecis doneminde olum sonrasi beni huzursuz ederdi. islam çuvalini giyerken yargilanmaktan korkardim. Tam ateizme gecis doneminde ise, hersey olumle sonlanacaksa yasamin hicbir anlami yok, diye umutsuzluga kapildim. Simdi ise oldukten sonrs hak ile hak olacagim diye huzurluyum. Ben evrenin var ile yok arasindaki parcasiyim, iste hak ile hak olmak! Bence yasama karsi bagimliliklar insani huzursuz yapiyor. Sanki her zaman birseylere, birilerine bagimli yasamak zorundaymisiz gibi... ask gibi mesela. Ama isin en temel kurali, insanin, butunlugun farkina varabilmesinde bence. En temel söylemle, insan ne zaman ki ölümle yasam arasinda bir fark olmadigini algilayarak yasar, iste o zaman huzurlu ve ozgur bir insana donusebilir. Sorun=Bağimlilik  Saygilarimla
|

16-04-2012, 00:03
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Sesli´isimli üyeden Alıntı
Dostlar,
İnsan daha doğduğu andan başlayarak bir kimlik arayışına itilmektedir. Öyleki yeni doğmuş bir bebeğin kulağına ezan okunması veya vaftiz edilmesi, nufus kağıdı verilerek nere vatandaşı olduğunun yazılması, insan ölene kadar devam etmektedir.
Çocuk iken o kişiye ailesi ne olacağını dahi telkin edebilmekte, sen doktor olacaksın, mühendis olacaksın denilmekte, ve diplomalarla bu telkin gerçekleşmiş olarak kabul görmektedir. Yaşam boyunca bir benlikten diğerine
ya kat, kat ya da, sökülen benliklerin yerine yenilerini koyarak, devam eder. Ana,baba oluruz, öğrenci,öğretmen, manav, kasap, doktor, mühendis, memur oluruz. Ancak hepsi de bu kimliklerin geçici bir niteliktedir.
Emekli olunca biraz olsun bu geçici kimliklerden kurtulur gibiyizdir.
İşte bu kimlik arayışı insanı mutsuzluğa iten ana nedendir. Toplumsal olarak konuya bakıldığında da ulusların birinin diğeriyle olan anlaşmazlıklarının altında esas bu neden yatmaktadır. Toplumların egoları bu konuda baş rolü oynamaktadır.
Bu kişisel olarak da insanı mutsuzluğa iten gizli bir hastalıktır. Dikkat edersk eğer, egosunun hapisanesinden kurtulabilenler ancak bu dünyada mutlu olarak gezinirler. Çünkü onların kimlik arayışları çoktan durmuş, onlar egonun gerisindeki, gerçek doğalarına kavuşmuş kişilerdir.
Ego daima bir kimlik arayışındadır. Çünkü kendisi sahte bir görünümde olduğundan bu durumunu bilmekte ve kendine devamlı olarak, varlığını sürdürecek bir kılıf aramaktadır...
Gerçek doğamız olan saf bilinç hali içimizdeki TANIK olup, doğuşumuzdan ölümümüze kadar hiç bir yargılamada bulunmadan sadece gözlemcilik yapar.
Gerçek doğamızın farkında olmamız dileklerimle,
|
Görüşlerimiz çok benzeşiyor. Senin felsefen nedir? Budist falan mısın?
Yazdıklarına dört ekleme yapmak istiyorum.
1- Egodan kurtulmak, egoyu silip atmak demek değildir. Kontrol altına almak, hükmetmek demektir. münzevi bir yaşamı yüceltmek değil, dünyaya batmadan kontrollü ve dolu dolu bir yaşamı savunmaktır. Duygularını yaşa ama esiri olma.
2- Benliği aşmak kaçınılmaz olarak ''şu benim, şu senin'' düşüncesini aşmayı da beraberinde getirecektir. Hepimiz Bir isek, herşey herkesindir. Buradan eşitlik ve özgürlük toplumu doğar. O halde demektir ki benliği aşıp ortak Bir'i farketmeyi öğreten felselefeler yapıları gereği komünist özellik gösterir.
3- İnsanlar, sadece meditasyonla aydınlanamazlar. Bunu ancak tek tek bireyler yapabilir. Bencilliği gerektiren bir toplumsal sistemde meditasyon da biryere kadardır. Ancak yetenekli kişiler üstünde etkili olur. Egoyu dizginlemenin daha etkili bir yolu da bencil bir toplumsal sistemden çıkıp paylaşma ve dayanışmaya dayanan bir toplumsallık inşa etmektir. Bu tür bir toplumsallıkta bireyler egoyu aşmaya çok daha müsait olacaktır.
4- Hükmetme ve tahakküm etme isteği egoya dairdir. Egonun aşılması, hükmetme takıntısını aşmayı ve tahakküme alınmayı normal görmeyi bırakmayı gerektirir. Sonuç, en radikal haliyle bireysel ve toplumsal özgürlük talebidir. Bu öğreti yapısı gereği anti-otoriterdir.
Bu dört madde ruhsal olmaktan çok dünyevidir. Bu yüzden bu öğreti bir din kapsamına sıkıştırılamaz.
|

16-04-2012, 00:17
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Apr 2012
Mesajlar: 1.172
|
|
Zaten bir özümüz yok ki!
Sevgili Jolly Jocker,
Görüşlerimizdeki benzerlik bize güç verir. Düşünce yapımda Budistlerin izleri de var, Hinduların izleri de var. Hatha yoga ile 20 yıldır uğraşmaktayım. Şimdilerde çok beğendiğim öğretmen de Eckhart Tolle. Tabii biz pek çok kişiden birşeyler alıyoruz. Bir zaman onları terennüm ediyoruz. Ancak bir zaman sonra, bakıyoruz onlarda da uygun olmayan, yani kendi aklımıza uymayan ögeler var. Bu defa dümeni yine kırmış mı oluyoruz, bilemiyorum...
Sevecenlikle kalın,
|

16-04-2012, 01:41
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Sevgili Sesli,
Yogayla meditason arasındaki farkı nasıl tariflersin?
|

16-04-2012, 20:57
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Apr 2012
Mesajlar: 1.172
|
|
Meditasyon denilince,
Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Sesli,
Yogayla meditason arasındaki farkı nasıl tariflersin?
|
Sevgili Jocker,
Yoga Patanjali ustaya göre 8 aşamalıdır.
1-Yama
2-Niyama
3-Asana
4-Pranayama
5-Pratyahara
6-Dharana
7-Dhyana
8-Samadhi
Yama denilenler ahlaki kurallardır. Mesela Hırsızlık yapmayacaksın, hırsızlık bizdeki anlamından farklıdır Yani sana verilmeyene el sürmeyeceksin .
hiç bir canlıya ne sözle ne de fiili olark bir incitici davranışta bulunmayacaksın. Daha başka yama maddeleri de vardır.
Niyama ise kişisel ilkeler bütünü Bunda da mesela temiz olacaksın, cinsel bakımdan enerjini gerekisz yere sarfetmeyeceksin. v.s.
Asana denilenler bedensel duruşlardır.
Pranayama da nefes çalışmaları ve nefese egemen olmakla ilgili çalışmalardır.
Pratyahara da algı organlarından gelen uyarıcılara karşı duyumsuz olabilmek...
MEDİTASYON = (Dharana+ Dhyana + Samadhi ) denilen bilinç durumlarını içermektedir.
Yani Meditasyon yoganın üç aşamasını içermektedir. Meditasyonsuz yoga olmaz.
sevecenlikle kalın,
|

16-04-2012, 23:20
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Mar 2009
Mesajlar: 1.840
|
|
Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı
Görüşlerimiz çok benzeşiyor. Senin felsefen nedir? Budist falan mısın?
Yazdıklarına dört ekleme yapmak istiyorum.
1- Egodan kurtulmak, egoyu silip atmak demek değildir. Kontrol altına almak, hükmetmek demektir. münzevi bir yaşamı yüceltmek değil, dünyaya batmadan kontrollü ve dolu dolu bir yaşamı savunmaktır. Duygularını yaşa ama esiri olma.
2- Benliği aşmak kaçınılmaz olarak ''şu benim, şu senin'' düşüncesini aşmayı da beraberinde getirecektir. Hepimiz Bir isek, herşey herkesindir. Buradan eşitlik ve özgürlük toplumu doğar. O halde demektir ki benliği aşıp ortak Bir'i farketmeyi öğreten felselefeler yapıları gereği komünist özellik gösterir.
3- İnsanlar, sadece meditasyonla aydınlanamazlar. Bunu ancak tek tek bireyler yapabilir. Bencilliği gerektiren bir toplumsal sistemde meditasyon da biryere kadardır. Ancak yetenekli kişiler üstünde etkili olur. Egoyu dizginlemenin daha etkili bir yolu da bencil bir toplumsal sistemden çıkıp paylaşma ve dayanışmaya dayanan bir toplumsallık inşa etmektir. Bu tür bir toplumsallıkta bireyler egoyu aşmaya çok daha müsait olacaktır.
4- Hükmetme ve tahakküm etme isteği egoya dairdir. Egonun aşılması, hükmetme takıntısını aşmayı ve tahakküme alınmayı normal görmeyi bırakmayı gerektirir. Sonuç, en radikal haliyle bireysel ve toplumsal özgürlük talebidir. Bu öğreti yapısı gereği anti-otoriterdir.
Bu dört madde ruhsal olmaktan çok dünyevidir. Bu yüzden bu öğreti bir din kapsamına sıkıştırılamaz.
|
4. maddeye katılıp katılmamakta kesin olmamakla beraber altına imzamı atarım.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:56 .
|