Konu başlığı biraz detaycı geldi sanırım
Türkiye'nin son 62 yılını ; genel olarak Atatürk'den sonrasını irdelemek için daha doğrusu Atatürk'den sonrasında gördüklerimi kendimce yorumlamak için bu başlığı attım. Konu temel olarak , politik gelişmeler, siyasetin işleyişi, hükümetlerin stratejileri üzerine olacak.
Tek partili dönem;
Demokrat Parti'nin iktidarını ilan etmesiyle bitti biliyorsunuz.
Ben 1921 ve bu tarihe kadar olan Tek Parti iktidarında yapılanları uzun uzadıya anlatmak istemem; fakat kısaca değinmenin önemli olduğunu düşünmekteyim.
Demokrat Parti kuruluşuna son 8-10 yıl kalasıya kadar, yani 1938'li yıllara kadar; Atatürk önderliğindeki CHP ( Önceki Adıyla CHF ); şimdiki siyasetçilerin sık sık sorgulamaya çalıştığı, eleştirilerinde kendilerince doğru gördükleri ispatlarla çok eleştirildi. Ama; gerçekten tarafsız olarak o tarihleri irdelediğimizde; "çok ileri demokrasi" olarak gördüğümüz Batı'lı ve Okyanus Ötesi ülkelerin dahi hem yapmaya cesaret edemediklerini yaptığını, hemde bu yaptığı yenilik ve devrimleri - bir halkın desteği ile, çok kısa sürede ve birdaha tarihte eşine rastlanmamış biçimde ortaya koyduğunu görürüz.
Kadın Hakları , Toprak ve Mülk Hakları , Eğitim ve Seçim Hakları , Bireyin Temel Hakları (Barınma, Sağlık, Mal Edinme, Seçme ve Seçilme vs... ) , tek parti döneminde büyük ölçülerde sağlanmış olsada; sonraki hükümetlerin kabaran "ileri demokrasi" damalarına yeterince kan pompalayamamış olacak ki; sürekli olarak şimdilerde eleştirilmektedir.
Ben söylediklerimin arkasındayım; Atatürk zamanının Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin belkide o süre zarfında yaptıklarını sonrasında yönetime geçen 62-63 yıllık iktidarlar - tüm icraatleri ve Türk Halkı'na kazandırdıkları ile gözönüne alındığında, yarısı kadar faydalı olamamışlardır ülkeye.
Ben ülkeye faydalı olmak anlamını ; her zaman için refah düzeyini, ekonomisini, temel haklarını Halk'a en iyi biçimde kazandırmış olmak olarak anlarım. Gerisi, bence laf-u güzaf.
Ve nihayetinde; büyük önder'in ardından milli şef yönetiminde, aksaklıklarda kendini göstermeye başlar. Ve, bu aksaklıkları fırsat bilen dış güçlerin beslemesi iç fesat ve şer odakları ( ben genelini öyle görüyorum. ) , Atatürk zamanında bulamadıkları fırsat ve şartları hemen değerlendirir ve şimdikilerin sık sık başvurduğu " madur " edebiyatı nidaları ile kendi partilerinin kurarlar. Bu artık, ülkenin çağdaş , ilerici ve hoşgörülü kimliğinin sonu için " sonun başlangıcı " olmuştur benim için.
Demokrat Parti'nin temellerini attığı özü sağ görüşlü iktidarların , her iktidarları döneminde ; hiç çekinmeden , sıkılmadan siyaset içerisinde kullandığı Din'i konularda, halkın yumuşak karnı olan manevi değerleri önüne siper yapması, bu iktidarların ve iktidar yandaşlarının ekonomik ve mevkii olarak apaçık çıkarları olduğu görünür.
Adnan Menderes'in siyaset anlayışında, iktidarını korumak için Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde yaygın olan Aşiret mensuplarının "şıh ve şeyh" sıfatına nail önderlerinin ellerini, eteklerini öpmesi - bu sayede tek bir eylem ile, geniş kitlelere hitap edenleri biranda kendine çekmesi - dini istismarın geçmiş tarihdeki en net örneğidir.
"
Not : Genel olarak DP iktidarı öncesi - sonrasında din ve dini konularda, din kavramlarının ülke yönetimine adapte edilişini
buradan geniş anlatımlarla öğrenebilirsiniz arkadaşlar. Ben sadece kısaca bir örnek vermiştim.
" devamı gün içinde gelecek..."