Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun > Turan Dursun

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-09-2012, 07:33
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart Müslümanlık ve Nurculuk

TURANDURSUN
Müslümanlık
ve
Nurculuk
Nurculuk hiristiyanlığa atılan ilk adımın adı vede dinlerarası diyalogda müslümanları hiristiyanlaştıramanın adıdır.
Unutmayın ki din haramilerin sizden istediği inamınızdır.
ÖNSÖZ
Bugün halkımızın büyük bir kısmını meşgul eden ve tesiri altına almış olan, Bedi-üz-Zaman Said-i Nursi'nin eserlerine karşı bende bir tecessüs belirdi. Gerek Risale-i Nur talebeleri (Nurcular) ile yaptığım te-maslardaki intibalar, gerekse elime geçen bazı eserlerini karıştırmak suretiyle edindiğim bilgiler beni bu mevzuda derinliğine bir araştırma yapmaya sevk etti. Böylece Risale-i Nur'ları, Kur'an-ı Kerim ayetleriyle mukayese etmek suretiyle, onun Kur'an-ı Kerim'e, zıt düşen taraflarını ortaya koymaya çalıştım.
Bu araştırmalardan edindiğim bilgilerden hayretten hayrete düştüm. Büyük bir halk kitlesini arkasından sürükleyen ve bugün devletin karşısına umulmaz bir yara olarak çıkan Nurcular hakkında şöyle düşünmekten kendimi alamadım: Bu kadar ağdalı, müsbet ilmin zıddı, gramer hataları ile dolu, aklı selime zıt düşen fikirleri benimseyenler, ya körü körüne bir inanç içerisine girmişler veya Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri hiç karıştırma lüzumu duymadan okudukları bu saçmalıkları hak olarak kabul etmişler, onun esiri durumuna düşmüşlerdir.
İsrâ Suresi'nin 9. ayetinin anlamı şöyledir:
"Gerçek bu Kur'an (insanları) öyle bir şeye (yola) doğrultup götürür ki o, en adil ve doğru yoldur. Güzel güzel amel (ve hareketlerde bulunan mü'minlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler o."
Kur'an-ı Kerimrm insanları yönelttiği belirtilen "en gerekli, en doğru olan yol" birçok ayetlerde belirtilen "Sırat-ı Müstakim" doğru yoldur. İnsanlar bu yola çağrılır.
Acaba bu yol "Sırat-ı Müstakim" hangi yoldur?
Çeşitli ayetlerin ışığı altında hemen söyleyebiliriz ki, bu yol bilim (akıl ve nakil) yoludur. Çünkü Kur'an-ı Kerim her şeyden önce akla ve nakle önem verir. Her ikisinin gayesi de insanın saadetini, selametini, mutluluğunu temindir.
Din, insan mutluluğunu, ruhi kuvvetleri geliştirerek, manevi kıymetlere dayanan bir ahlak nizamını cemiyete yerleştirmekle sağlar. İslam düşünürleri dini tarif ederlerken "Aklı olanları kendi istekleriyle en iyiye, en doğruya, en güzele doğrudan doğruya ileten bir ilahi kurumdur" diyerek dinin temelinde aklın olduğunu, yani gerçek din anlayışının akıl temeline dayanması gerektiğini belirtmişlerdir.
Bu durumda şunu belirtmek isterim ki; akıl, görünürler, duyulurlar âleminin sınırlarını aşacak bir kudrete sahip olmadığı için onun gücü maddi âlemde kendini gösterir. Bu bakımdan Allah'a ve Ruh'a ait meselelerde iman ile işbirliği yapmadığı zaman, ilahi kontrolden uzaklaşmış ve gerçekten sapmıştır. Ruhlara ilahi kanunlar akılla beraber yerleştiği zaman insanlar mutlu olmuşlardır. Fakat aklın faydacılığı ve materyalist çıkarcılığı rehberlik ettiği müddetçe insanlar birbirlerini canavarlar gibi boğazlama yoluna sapmışlardır.
Din yolu ve din anlayışı, paranın iki yüzü gibi ele alınması gerekirken esas çığnndan saptırıldığı zaman insanlara yararlı olmaktan çıkmış, zararlı olmaya başlamışür. Bugün vitrinlerimizi dolduran, perde ve sah-nelerimizde temsil edilen yüzlerce eserin ne kadarı gerçeklere uygun, İslam ve Türk ananelerine bağlı gerçek tarih sahnelerini dile getirmektedir?
İslam dininin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını dile getiren binlerce eser kaleme alınmıştır. Hatta bunların çoğu yabancı dillere tercüme edilmiştir. Buna karşılık
bozuk düşünceli, kendisini hurafenin girdabından kurtaramamış, birtakım sahte ve sapık fikirleri ile peygamberlik iddiasında bulunacak kadar ileri giden fikir yoksunları da çıkmıştır.
İşte akıl yolundaki ışık ve dengeyi saptıranlar, bilerek veya bilmeyerek dine en büyük darbeyi indirmeye çalışmışlardır. Kendi çıkarları uğruna koskoca bir din müessesesine leke sürmekten çekinmemişlerdir. Nitekim Said-i Nursi de bunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dikkat ve rikkatle incelendiği zaman birbirinin tekrarından başka bir şey olmayan; haddi zatında hiçbir şey anlaşılmayan ağır ağdalı gramer hataları ile dolu eserlerinde bunu görmek her zaman mümkündür.
Elinizdeki bu kitabı bir bütün olarak okuyup incelediğiniz zaman göreceksiniz ki, Said-i Nursi'nin kitaplarında yer alan düşünceleri, İslam dininin en başta yer verdiği akıl temelinden tamamıyla uzaktır. Risale-i Nur ve Nurculuk hiçbir zaman gerçek din anlayışı ile bağdaşmamıştır, bağdaşamaz da.
Kur'an-ı Kerim ayetleriyle bol bol karşılaştırma imkânı bulacağınız bu kitapta yukarıda zikredilen hususları açıkça müşahede edeceksiniz. Allah ve Onun Resulünün söylemiş olduğu hususları Said-i Nursi kendi çıkarına nasıl tevil etmiş; bu imkânı bu eserde görmeniz mümkün olacaktır.
Velhasıl bu kitabı okurken, bir yandan Said-i Nursi'nin nasıl bir emel peşinde koştuğunu görecek, bir yandan da Risale-i Malarda yazılı olanları ayetlerle karşılaştırma imkânı bulacaksınız.
Nurcuların kendisi hakkında yazdıklarını nasıl tasvip etmiş, kendi kendini nasıl göklere çıkarmış; bu hususları bitaraf olarak izah etmeye çalıştık.
Bu kitap özellikle saf Müslümanların uyarılmasına yararsa ne mutlu bize. Çalışma bizden başarı Allah'tan.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-09-2012, 07:34
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

BİRİNCİ BÖLÜM
GİRİŞ
Nurculuk denen akımın ne olduğunu anlamak için 3 konu hakkında bilgi sahibi olunması şarttır. Bu 3 konudan birincisi: Said-i Nursi. İkincisi: Risale-i Nur. Üçüncüsü: Nur Şakirtleri (Nurcular).
Bu konularda çok şeyler söylenmiş ve yazılmıştır. Değişik açılardan konular üzerinde durulmuştur.
Biz de, dinimiz açısından değerlendirme yoluna gideceğiz. Acaba gerek Said-i Nursi, gerek Risale-i Nur ve gerek Nurcular, dinimize uygun bir çizgide mi bulunuyorlar? İşte bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağız.
Said-i Nursi Kimdir?
Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğmuştur. Kısa bir süre, Molla Mehmet Emin adında bir hocada okumuş ve bu adamdan aldığı yanm yamalak bilgilerle kendini erişilmez bir "âlim" saymıştır. Sonradan yazdığı risalelerinden de anlaşıldığı gibi, edindiği yetersiz bilgilerin büyük bir değer taşıdığını sanarak büyüklük taslamaya başlamış, şuna buna rastgele sorular sorup mahcup etme çabalarına girişmiştir. Gösterişe ve riyaya çok düşkün olması yanında, hayalci de olan Said-i Nursi, kurmaya çalıştığı "Medrese-tüz-Zehra" adlı medreseye yardım toplamak için İstanbul'a gitmiş ve burada birtakım siyasi işlere girişmiştir. "İttihad-ı Muhammed-î" fırkasının
5
kurucuları arasında yer alan Nursi, bir ara Akıl Hastanesine de yatırılmıştır.
13 Mart sanıklarından biri olarak da yargılanan Said-i Nursi, her ileri adımın karşısına çıkmış, İttihat-Terakki'ye, Jön Türklere ve Batı'ya yönelenlere düşman olanların safına katılmış, Volkancılann safında türlü fesatlıklar yapmaya çalışmıştır. 31 Mart'a temel olan görüşlerini, "Di-van-ı Harp" önünde de tekrarlayan Nursi, bu görüşlerini 1957'lerde de yaymaya çabalamıştır.
Kurtuluş Savaşı'nda, bu savaşın amacının Halifeliği yaşatmak olduğunu sanarak savaşı desteklemiş, Dürrizade Fetvasına karşı Anadolu hareketine katılanları savunmuştur. Ama Ankara'ya gidip de Mustafa Kemal'le görüşünce, savaşın gerçek amacını anlamış, karanlık emelleri için bu savaştan bir yarar sağlayamayacağını düşünerek harekete karşı çıkmıştır. Ankara'dan ayrılarak Van'a gitmiş ve orada Risale-i Nur adı altında saçmalıklarla dolu kitapçıkları yazmaya başlamıştır. Kürt isyanı sırasında Barla'ya sürgün edilen Nursi, daha sonra Kastamonu'ya ve Emir-dağı'na sürülmüştür. Saçmalıklar yüklü kitapçıklarını buralarda da yazmaya devam eden, üstelik bazı saf Müslümanlar gözünde bir Müslüman kahramanı olarak tanıtmayı başaran Said-i Nursi, birbirinin tekrarı olan 130 parça risale yazmıştır. Kitapçıklarının Kur'an-ı Kerim derecesinde olduğunu, hatta bazı risalelerinin birçok surelerden daha veciz ve daha anlamlı bulunduğunu iddia etmekten çekinmeyen Said-i Nursi, 1960 yılında Urfa'da ölmüştür.
6
Said-i Nursi, çarpık görüşlerini dinimize mal etmek için durmadan çaba harcamış ve bu yolda özellikle iki zümreden yararlanmıştır. Bunlardan biri; saf ve Müslümanlığı gerçek anlamıyla bilmeyen imanlı zümre; öteki de, az çok her şeyi kavrayan, bilen fakat, menfaatlerini dinin de imanın da üstünde tutanlardan meydana gelen zümredir. Nurculuk akımı, işte bu iki zümre arasında yayılmış ve dinimizin de milletimizin de başına bela olan bir durum almıştır. Said-i Nursi, Nurculuğu bu iki zümrenin omuzları üstüne kurmuş ve ölünceye kadar, hiçbir din ve iman kaygısı taşımadan geliştirme çabasını göstermiştir. Bugün bazı saf Müslümanlar, Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü bilmedikleri, bilemedikleri için, onun Müslümanlığa taban tabana ters düşen görüşlerinin yayılmasında, farkında olmayarak rol almış bulunuyorlar. Oysa Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü, nasıl bir riyakâr olduğunu ve aşağılık emellerini gerçekleştirmek için kutsal dinimizi nasıl kendine alet ettiğini bilseler, onun yaydığı karanlık akıma yardımcı olmaz, tersine karşı çıkarlardı. Amacımız, Said-i Nursi'nin kim olduğunu, gerçekte neler yaymaya çalıştığını bu saf Müslümanlara anlatıp onları uyarmaktır.
Said-i Nursi'yi kısaca anlatmak gerekirse şöyle denebilir: Said-i Nursi, karanlık emellerini gerçekleştirmek için dinimizi alet eden, gerçekte dinin temel ilkelerine bile inandığı şüpheli olan, riyakâr bir insan olarak yaşamış ve hayatının sonuna kadar bu tutumunu sürdürmüştür.
7
SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN-I KERİM AYETLERİNDEN KENDİSİ VE RİSALE-İ NUR İÇİN ÇIKARDIĞI MÂNALAR VE RİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ
a) Kur'an-ı Kerim Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar
Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:
"Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."
Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:
"Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."1
"Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli 3 işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."2 (Ek:l)
Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı 8
olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.
Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17. (Ek: 1)
9
Ek: l'de fotokopisini gördüğünüz bu ifadelerle Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."
Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir? Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?
Soruların karşılığını okurlarımıza bırakarak başka örnekler verelim:
Hûd Suresi'nin 112. ayetine, "Ey Muhammed emrolunduğun gibi doğru hareket et", anlamındaki bir cümleyle başlanır. Said-i Nursi Tann'dan doğrudan doğruya emir aldığını anlatmak ve kendisine bir peygamber süsü vermek için, bu ayetle kendisine hitap edildiğini ileri sürüyor.
Aynı surenin 105. ayetinde, "...İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır", anlamında bir cümle bulunmaktadır. Said-i Nursi bu cümlede mutlu anlamına gelen Said sözüyle de kendisinin kastedildiğini iddia ediyor. Ve amacına ulaşmak için cifir oyunlarına baş-vurarak iddiasını şöyle ispatlamaya çalışıyor:
".. 'İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır', anlamındaki âyetin cifır yönünden sayı değeri 1303 eder. Hûd sûresinde 'Emrolunduğun gibi hareket et', anlamında bir âyet olduğu gibi şûra sûresinin 2. âyetinde de aynı anlamda bir âyet vardır. 'Vav'la başlayan Şûra süresindeki âyetin cifır yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte 10
bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih (1303) de ise, Risale-i Nurlar müellifi (Said-i Nursi) nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci âyetin tarihi ise O müellif (Said-i Nursi) nin Hârika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı, tahsili bitirdikten sonra ders vermeye başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü âlimlerinin yanında o 3 ayın mahsulü fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir âlim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevap vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."3 (Ek: 2)
Bunları iddia eden, Said-i Nursi'nin kendisidir.
O'nu, kendisinden öğrenmeye devam edelim:
Said-i Nursi'ye göre Said-i Nursi, bakın ne büyük bir âlimmiş...
Said-i Nursi, kendisini şöyle tanıtıyor:
"İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhûlislâmlık'a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya, 6 kelimeyle son derece beğenilen bir cevap veren;
"Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip, üstün çıkan;
"... Gerek Avrupa Filozoflarına, gerek Üleması'na ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan sorulan eksiksiz cevaplandıran;
"Bütün ömrünü bu milletin mutlu olması için harcayan;
"100'den çok kitap yazarak ve Türkçe yayınlayarak bu milleti aydınlatan... bir marifet ehli olan kişi..."4
Bu sözler başkası tarafından söylenmiyor, Said-i Nursi'nin kendisi tarafından yazılıp kitabına konuluyor (!) yani; Said-i Nursi kendisinde böyle meziyetler bulunduğunu kitaplarında anlatıyor.
Said-i Nursi demek ister ki: "Ne Şeyhülislâmlıkla ne de

11
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-09-2012, 07:36
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

okuldan yetişmiş olanlar arasında benden daha büyük bir âlim bulunmadığı için İngiltere'den gelen Bilim Kurulu'nun bütün sorularına ben cevap verdim. Ve ben bütün bilim adamlarına meydan okudum. Hangi ilimden olursa olsun sorulan, bana yöneltilen soruların hepsine cevap
verdiğim için yapılan ilmi tartışmada herkese karşı üstün çıktım, ne Avrupa Filozofları ne İstanbul uleması bana yetişebildi, ben işte böyle bir âlim böyle bir marifet ehliyim."
Evet, Said-i Nursi, açık açık böyle diyor, bunu anlatmaya çalışıyor. En'âm Suresi'nin 161. ayetinde Peygamberimize şöyle hitap edilir:
"De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola iletmiştir."
Said-i Nursi bu ayetle de kendisine hitap edildiğini iddia ediyor. Ve şöyle ispatlamaya çalışıyor:
"Bu âyetin sayı değeri 1316 eder ki; Risale-i Nur yazarı (Said-i Nursi) nin Nurları hazırladığı tarihi gösterir."5
Demek ki, Said-i Nursi'ye göre; Tanrı bu ayetle Said-i Nursi'ye sesleniyor. Çünkü Said-i Nursi'nin nurları hazırladığı tarihle bu ayetin cifir yönünden sayı değeri aynı rakamları ifade ediyor; aynı tarihe denk geliyormuş!..
O zaman Said-i Nursi'ye göre ayetin anlamı şu demek oluyor: "Ey Said-i Nursi de ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola iletmiştir."
Said-i Nürsi, bu ayet hakkında yaptığı yorumla; bir yandan kendisine Peygamber süsü vererek Hz. Muhammed'in yerine koyuyor ve bir yandan da doğru yolda olduğuna Allah'ın ayetini şahit gösteriyor, daha doğrusu alet ediyor.
Bakara Suresi'nin 269. ayetinin anlamı şöyledir:
"Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona büyük iyilik edilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır."
Aynı surenin 151. ayetinin anlamı da şöyledir:
12
5Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67.
6Aynı kitap, s.67-68.
13
"Nitekim biz size aranızdan, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmekte olduklarınızı bildirecek bir peygamber gönderdik."
Said-i Nursi bu ayetleri de kendi hakkında yorumluyor ve bu ayetlerde; "Kendisine anlatılan, hikmet verilen, kitabı hikmeti öğreten ve herkese bilmediği şeyleri bildiren" kişinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Bu iddialarını da cifır hesaplarıyla ispatlamaya çalışıyor.6
O zaman Said-i Nursi'ye göre ayetlerin anlamı şu demek oluyor:
"Allah hikmeti Said-i Nursi'ye vermiştir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona büyük iyilik edilmiştir. Nitekim biz size aranızdan, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmemekte olduklarınızı bildirecek bir Peygamber, Said-i Nursi adlı bir zat gönderdik "
Said-i Nursi, Hûd Suresi'nin, "Onlardan kimileri bedbaht (Cehennemlik), kimileri de Said=mutlu (Cennetlik)tirler" anlamındaki 105. ayetini tekrarlıyor.
Said-i Nursi, bir yandan ayette geçen Said kelimesiyle kendisinin anlatıldığını ileri sürerken, bir yandan da cennetliklerden olduğunu kabulleniyor.
Tevbe Suresi'nin 33. ve Saff Suresi'nin 8. ayetinde şöyle buyurulur:
"Onlar istiyorlar ki, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürsünler. Oysa Allah kâfirler hoşlanmasalar bile, nurunun tamamlayıcısıdır."
Said-i Nursi'ye göre:
"Bu Nur, Risale-i Nur'un nurudur. Daha doğrusu Risale-i Nur'un kendisidir. Bu nuru ağızlarıyla söndürmek isteyenler de Said-i Nursi'ye ve kitabına karşı olanlardır."7
Said-i Nursi bunu ispatlamak için de şöyle diyor:
5Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67.
6Aynı kitap, s.67-68.
14
"'Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah nurunun tamamlayışıdır.' anlamındaki cümlenin sayı değeri 1316 ya da 1317'dir. Bu sayıda Avrupa Müstemlekeler Bakanının, Kur-an'ın ışığını söndürmeye çalışmasına karşılık Risale-i Nur yazarının O nuru parlatmaya çalıştığı tarihe denk geliyor. Bu kadar âyetlerin sayı değeri de aynı tarihin denk gelmesi, işaretten de ötede bir anlam taşır ve Risale-i Nur'un yazan (Said-i Nursi) nin Kur'an âyetlerinde sözü edildiğini açıkça gösterir."8 (Ek: 3)
Yalnızca bu ayetler değil; Nur kelimesinin yer aldığı başka ayetler, hatta Peygamberimize seslenen birçok ayet de, Said-i Nursi ve Risale-i Nur hakkında inmiş gibi gösteriliyor Said-i Nursi tarafından.
b) Din Büyüklerinin Kitaplarından, Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar
Said-i Nursi, Kur'an-ı Kerim ayetlerinden başka, Ulu kişilerin sözlerinde de kendisinin ve Risale-i Nur'un konu edildiğini ileri sürer. Yani geçen Ulu kişiler'de Said-i Nursi ve kitabını haber vermişlerdir gelecek nesillere! Bununla ilgili de birkaç örnek vermeyi uygun görüyorum:
Hazreti Ali Said-i Nursi İçin Ne Demiş (!)?
Hazreti Ali, Kaside-i Cel Celûüye 'sinde bakın neler söylemiş, Said-i Nursi'ye seslenerek (!):
"Ey Değeri Yüce Olan İsm-i A'zam'mı Taşıyan kişi!
"Dövüş korma! Savaş; çekinme!"9
Said-i Nursi, bu sözlerle kendisine seslenildiğini nereden mi biliyor? Bunu Said-i Nursi şöyle açıklıyor:
"Kaside-i Cel Celûtiye'de okumadığım birkaç sayfa vardı. Kitabı açarken o sayfaları atlıyor, okuduklarımı ilâveten iki sayfa daha okuyordum.
"Ne var ki; kitabı her açışımda, okumak istemediğim sayfalar arasında bulunduğu halde; bu kasideyle başlayan
5Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67.
6Aynı kitap, s.67-68.
15
sayfa açılıyordu kendiliğinden. Ama ben yine de okumuyor; atlıyordum. Bu durum, 70 kez hadda belki 100 kez böyle oldu. Yani: -Ey Değeri Yüce Olan İsm-i A'zam-ı Taşıyan kişi! seslenişiyle karşılaştım. İşte o zaman hayret içinde hayret ettim.
"Bir aralık; acaba bu sayfa neden açılıyor onu da okursam ne olur diye düşündüm. Baktım ki Kaside-i Cel Celûtiye-yi okumaktaki asıl amacı bu sayfa gösteriyormuş. Bunun üzerine daha önce o sayfayı okumamakla ne kadar hata ettiğimi anladım. Ondan sonra okumaya başladım.
"Bu sayfa yine kendiliğinden açıldı birçok kez. Ve ben durumu arkadaşlara anlattım. Onlar da hayret içinde hayrette kaldılar.
Dedim ki bu durum Cel Celûtiye'nin bir kerametidir. (Yani sayfa, benimle ilgili olduğunu, bir keramet olarak bildiği için, kendiliğinden açılıyor ben seninle ilgiliyim demek istiyordu.)
"Sayfanın kendiliğinden açılması, "beni yaz, kaleme al!" demekti. Bir işaret içindi inanmıyanlara, inandırmak için yazdırmak istiyordu kendisini. Şükürdü bu, benim davama da büyük bir delil durumundaydı. .. Tam zamanında imdadımıza yetişmişti.. Davam için de-' lilsiz kaldığım bir zamanda, açılan sayfadaki hitaplanyla elimden tutmuştu. Hazreti Ali: 'Ey değeri yüce olan İsm-i A'zam'ı taşıyan ki-şi! Dövüş korkma! savaş; çekinme!' diye seslenmişti bana.
"Birinci mısra ile başlayan 3-4 satırda 3-4 tane kuvvetli delil ve belirti vardır ki, -Ey Değeri Yüce Olan... İsm-i A'zam'ı Taşıyan! şeklindeki genel hitabıyla özellikle Bana sesleniyor!.."10
Said-i Nursi bu açıklamasından sonra; o 3-4 delili (!) de Cifır yoluyla belirtmeye çalışıyor. Yani kelimelere sayı değeri vererek yorumlar yapıyor kendine göre. Tıpkı yukarıda ömek olarak verdiğimiz ayetlerde yaptığı gibi...
10

5 Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67.
6Aynı kitap, s.67-68.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-09-2012, 07:37
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

15

Cifır'in ne demek olduğunu, ileride ayrıca göreceğiz.
Said-i Nursi, Delil adını verdiği saçma sapan şeyleri sayıp dökerken;
"...1353 yılında İsm-i A'zam-ı taşıyan kişinin kendisi olduğunu ve taşıdığı İsm-i A'zam'la kendisini nasıl korunduğunu ve Ey Yüce İsm-i A'zam-ı taşıyan kişi hitabındaki harflerin sayı değerlerinin, bu tarihi nasıl tutuğunu, hattâ aynı sayı değerleriyle; Molla Kürt, Molla Said, Bedi gibi Said-i Nursi'nin lakaplarının birbirine nasıl uygun düştüğünü..."11 de anlatmaya çabalar.
Yine Hz. Ali, Kaside-i Ercuze'sinde geleceğin bazı olaylarından haber vermiş. Sonra özellikle Said-i Nursi'ye seslenerek (!) şöyle demiş:
"-Ey Molla Said; Ey Said-i Kürdi; Ey Bediüz-Zaman! O zamana yetiştiğinde, o zamanın belalarından kurtulman için sana ders verdiğim İsm-i A'zam'la dua et! Biz, Peygamberin Ailesi olarak, sıkıntılı zamanlarda yardımcı çıkarıp imdada koşuyoruz!"12
Hazreti Ali, böyle söylemiyor ama; Said-i Nursi, böyle yorumluyor. Çünkü işine öyle geliyor.
Abdulkadir Geylâni de, Said-i Nursi'den ve eserlerinden söz ederek (!) Said-i Nursi'ye şöyle seslenişleri olmuş:
"-Ey Müridim! sen, zamanın Abdulkadir Geylânisi ol! Tanrıya içtenlikle yönel, Said ve mutlu olarak yaşarsın!"
Said-i Nursi, bu cümlelerle kendisinden bahsedildiğini birtakım Cifır oyunlarıyla açıklayarak; kimler tarafından korunduğunu anlatır:
"...Ben müridimi, bütün korktuklarına karşı korurum! Bütün şer ve fitnelerden koruyacak bir bekçisiyim onun."
Bu beytin yorumu şöyle yapılıyor:
"-14. yüzyılda Elkürdi lakabıyla anılan Molla Said, benim mü-ridim'dir. O fitne ve belâ çağının bütün şer ve fitnesinden, Allah'ın izniyle onun koruyucusuyum.


10 Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s. 119-120.
11 Aynı kitap, s. 120-129.
12 Said-i Nursi, Lem'alar, Sinan Matbaası, İstanbul, 1958, s.417-418.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30-09-2012, 07:38
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

16

"Evet bu beyt, Hürriyetten 20-30 sene sonraya işaret eder. Gavs'ın, yani Abdulkadir Geylani'nin Müridi (Said-i Nursi), 20 belâ'dan, olağanüstü bir şekilde kurtulmuştur. Bu kurtuluş, gizli bir kurtarıcı aracılığıyla olmuştur."13
"Müridim, ister doğuda, ister batıda olsun; hangi ülkeyi dolaşırsa dolaşsın; mutlaka korurum onu!"
Bu beyt de şöyle yorumlanıyor:
"-O Gavs'ın müridi olan Said-ül-Kürdi Rusya'da esirken, Asya'mn Doğu-Kuzeyi'nden, türedilerin eliyle Asya'nın Baü'sına sürgün edildiği sırada, Sibirya dolaylannda firar etmişti. Dolayısiyle çok yer gezmişti. Çok ülke dolaşmıştı. İşte o zaman, Tann'nm izniyle ona yardım ettim. İmdadına yetiştim. Demek istiyor Abdulkadir Geylâni.
"Gerçekten de, Hz. Gavs'ın müridim dediği Said-i Nursi, 3 yıl esir kalmış, Asya'nın Doğu-Kuzey'inde, nice korkunç durumlardan kurtulmuş. 3-4 aylık mesafeyi kaçarak çiğnemiş ve kaçarak kurtulmuştur. Bu arada birçok şehir gezip görmüştür."14
"Ey Benim nazmımı okuyan, onu oku; korkma! sen, gerçek bir yardımın çevresi içinde korunmaktasın!"
Bunun yorumu da şöyle yapılıyor:
"Abdülkadir Geylâni, Bediüz Zaman Molla Said adıyla bilinen ve Düzenli Virdler'ini okuyan Mürid'ine der ki: Benim nazmımı, yani tutumumu ve karakterimi gösteren ve cihadlarımı isbatla-yan sözlerimi oku. Benim sözlerimden maksat, senin Risalelerindir. Özellikle, Sözler ve Mektubat adlı risalelerindir!.. Bunları şerbetçe ortaya koy; korkma!"15
Bakın daha neler anlatıyor Said-i Nursi:
"Yani-ben müridimin koruyucusuyum! anlamındaki cümle, Cifır yoluyla, 1336'yı gösterir. Demek Hazreti Abdülkadir Geylâni, bu tarihte gelecek müridi'ni, Tanrı


10 Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s. 119-120.
11 Aynı kitap, s. 120-129.
12 Said-i Nursi, Lem'alar, Sinan Matbaası, İstanbul, 1958, s.417-418.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-09-2012, 07:41
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

17
"Evet bu beyt, Hürriyetten 20-30 sene sonraya işaret eder. Gavs'ın, yani Abdulkadir Geylani'nin Müridi (Said-i Nursi), 20 belâ'dan, olağanüstü bir şekilde kurtulmuştur. Bu kurtuluş, gizli bir kurtarıcı aracılığıyla olmuştur."13
"Müridim, ister doğuda, ister batıda olsun; hangi ülkeyi dolaşırsa dolaşsın; mutlaka korurum onu!"
Bu beyt de şöyle yorumlanıyor:
"-O Gavs'ın müridi olan Said-ül-Kürdi Rusya'da esirken, Asya'mn Doğu-Kuzeyi'nden, türedilerin eliyle Asya'nın Baü'sına sürgün edildiği sırada, Sibirya dolaylannda firar etmişti. Dolayısiyle çok yer gezmişti. Çok ülke dolaşmıştı. İşte o zaman, Tann'nm izniyle ona yardım ettim. İmdadına yetiştim. Demek istiyor Abdulkadir Geylâni.
"Gerçekten de, Hz. Gavs'ın müridim dediği Said-i Nursi, 3 yıl esir kalmış, Asya'nın Doğu-Kuzey'inde, nice korkunç durumlardan kurtulmuş. 3-4 aylık mesafeyi kaçarak çiğnemiş ve kaçarak kurtulmuştur. Bu arada birçok şehir gezip görmüştür."14
"Ey Benim nazmımı okuyan, onu oku; korkma! sen, gerçek bir yardımın çevresi içinde korunmaktasın!"
Bunun yorumu da şöyle yapılıyor:
"Abdülkadir Geylâni, Bediüz Zaman Molla Said adıyla bilinen ve Düzenli Virdler'ini okuyan Mürid'ine der ki: Benim nazmımı, yani tutumumu ve karakterimi gösteren ve cihadlarımı isbatla-yan sözlerimi oku. Benim sözlerimden maksat, senin Risalelerindir. Özellikle, Sözler ve Mektubat adlı risalelerindir!.. Bunları şerbetçe ortaya koy; korkma!"15
Bakın daha neler anlatıyor Said-i Nursi:
"Yani-ben müridimin koruyucusuyum! anlamındaki cümle, Cifır yoluyla, 1336'yı gösterir. Demek Hazreti Abdülkadir Geylâni, bu tarihte gelecek müridi'ni, Tanrı
buyruğuyla koruyacağını bildiriyor.
"Evet biçare Said olarak ben de derim ki:
"İnsanlığın başına gelen en büyük bela olan dünya savaşı sırasında, ben çok sıkıntılar geçirdim. Tehlikelerle karşı karşıya kaldım. İşte Hazreti Abdülkadir Geylâni'nin gösterdiği Arabî tarihte, ya da biraz önce şaşılacak şekilde kurtuldum. Kurtuluşum bir harikaydı. Bir kez öyle oldu ki: Aynı dakikada 3 kurşun birden geldi bana. Tam ölecek yerlere yöneldi kurşunlar. Sonra bana üçü de isabet ettiği halde, tesir etmediler!
"Bitlis'in düşmesi sırasında, bazı öğrencilerimle birlikte; bir Rus taburunun çemberine düştük. Bizi sardılar her yanımızdan. El-El ateş ettiler bize. 4 tanesinin dışında bütün arkadaşlarım şehid oldu. Sonra çemberi dört yanından yararak çıktık.
"Bir yere geldik: Yine onların içine düştük. Onlar, üstümüzde çevremizde bulunuyor; sesimizi, hattâ öksürüğümüzü bile işitiyorlardı. Ama bizi göremiyorlardı! 30 saat çamurlar içinde o durumda kaldık. Ben yaralıydım da. Fakat, kalbimde bir ferahlık vardı. Ve muhafaza edildim.
"Bunun gibi çeşitli tehlikelerde, büyük yardımcı Abdülkadir Gey-lâni'nin gösterdiği tarihte, gerçekten Tann'sal bir korunma içinde olduğumu anlıyordum. Tanrı, o kutsal üstadını, bir koruyucu Melek gibi, koruyuculuğuma vermişti. İşte Abdülkadir Geylâni'nin ben müridimin koruyuçuşuyum! anlamındaki cümlesi, benim ma-caralanmı gösteriyor. Benimle birlikte arkadaşlarımın durumlarına işaret ediyor... Ben onu her türlü şer ve fitneden korurum! anlamındaki cümle de, Cifır hesabıyla, 1344 tarihini gösterir. Bü tarihten şimdiye kadar çok önemli fıtne'den, bela'dan kurtuldum. İşte bu kurtuluşlarımın, gaybi bir yardım sayesinde olduğunu ve o şekilde

15 Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s. 151.
18
kurtulduğumu,bir nimeti anmak için ilân ediyorum!
"Sonra: 'Müridim, ister doğuda, ister batıda olsun; hangi ülkeyi dolaşırsa dolaşsın; mutlaka korurum onu!' Beytinin gerçek anlamı şudur:
"-Müridim, doğuda esir olduğu zaman da... Ben onu koruyacağım!
"Bu cümlenin, Cifır hesabı 1337'yi gösterir. Ben bu tarihte de Rus esaretinde tek başına bulunuyordum. Ve tek başıma Pptrograd'ın 1 ay mesafe doğusunda bir aylık mesafeden kaçtım. Gizli koruyuculuk altında, birçok ülkeleri dolaştım.
"Ta Varşova.. Avusturya., yoluyla İstanbul'a geldim...'•Hazreti Gavs'ın, yani Abdülkadir Geylâni'nin de söylediği gibi, doğu esaretinde ve yaptığım gezilerde; Tanrı'nın izniyle her yardım istediğimde yardım görüyordum. Demek ki, Tanrı izniyle Abdülkadir Geylâni, koruyucu melek gibi bu yardım görevini yapmış. Dua ederek yapmış bu yardımı bana.
"-Müridim batıda da olsa korurum onu... anlamına gelen cümlenin Cifır hesabıyla değeri: 1351'dir... İşte Abdülkadir Geylâni'nin işaret ettiği bu tarihte yani 1351'de Müslümanlık belirtilerinde önemli değişmeler olmuştu. O sırada ben bütün gücümle; Müslümanlık belirtilerini korumaya hizmet etmek bakımından kendimi görevli saymıştım. İşte o manevi kargaşadaki fırtınalar, bizi sarsmadı. Tenvin sayılırsa o zaman cümlenin değeri 1292 eder ki, bu tarih, benim dünyaya geldiğimden bir yıl öncesini gösterir. Ya da anamın karnında olduğum tarihe işaret eder...
"Cümle, 1314 tarihini de gösterir. Abdulkadir Geylani'nin bu müridi, 1314 tarihinde de önemli bir tehlikeden kurtulmuştur. Şeyhinin yardımıyla. Abdulkadir Geylâni bu tarihe işaret eden cümlesiyle:O önemli tehlikede, onun imdadına yetişeceğim demek istiyor.
"Eski talebelerim bilirler ki: 1314 ile 1315 ya da 1316 yıllarında 2 minare yüksekliğinde dağ gibi bir taştan ibaret olan Van Kal'esi'nde çok eskiden kalma bir İn'in kapısına gidiyorduk. Ayağımdan kunduralar kaydı. İki ayağım birden sürçtü. Tehlike; yüzde yüzdü. Çünkü hiçbir dayanak kalmamıştı. Tutunabileceğim hiçbir şey yoktu. İşte tam o sırada büyük bir dayanağa basmışçasına kendimi toparlayıp, 3 metrelik bir kavis çizerek mağaranın kapısına atılmışım... İşte Abdulkadir Geylâni kasidesinde, hayat maceralarının önemli noktalarına işaret ettiğine göre: bu cümlesiyle de başımdan geçen bu tehlikeli olaya işaret ediyor demektir... Bütün bunlar tesadüf işi olamaz elbette.. ."16
Abdulkadir Geylâni, bir "münacaaf'ında da şöyle diyormuş:
"-Kurtuluş kıyısına çıkan, Tann'nın kendisine yaklaştırdığı Said'dir. Yok olup giden de, Tann'nın kendisinden uzaklaştırdığı ve azap vereceği bedbaht kişidir."
Said-i Nursi'ye göre: Bu kurtuluş kıyısına ulaştığı belirtilen kişi, kendisidir. Yani Said-i Nursi'dir. Ve yine Said-i Nursi'ye göre: Abdulkadir Geylani'nin bu ifadesi, "Said" ve "Şaki"den söz eden ayetin bir çeşit tefsiri durumundadır.17
Said-i Nursi, kendisinin "Bir nefer iken müşirlik, yani mareşallik makamına yükseltildiği"ni anlatıyor18 ve Ulu kişiler tarafından, "Parmakla gösterildiği"ni yazıyor.19
Abdulkadir Geylâni, şu beyitiyle de Said-i Nursi'ye sesleniyormuş:
"-Bütün korku ve kötü durumlarda, benim yardımıma yönel, yönel ki, sana eşya içinde himmetimle yardım edeyim!"
Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s. 151-153.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30-09-2012, 07:43
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Aynı kitap, s. 155. 18/4)7» kitap, s. 157. 19 Aynı yerde.
Said-i Nursi'ye göre: "Bu beytin başındaki kelime, '-Ey Said!' kelimesiyle aynı Cifır değerinde birleşiyor ve aynı tarihi gösteriyormuş. Yalnızca bir yıl fark varmış arada. Biri, 1293; öbürü de 1294'müş. Bu ta-rihler de, Said-i Nursi'nin doğum ya da çocukluk yıllarına raslıyormuş. Beytin öteki kelimeleri de Cifır hesabına vurulduğu zaman, yine Said-i Nursi'yle ilgili olduğu meydana çıkarmış."20
Said-i Nursi, kendisinin Abdulkadir Geylâni'den falan aşağı kalmadığını anlatmak için, Abdulkadir Geylani'nin olduğunu ileri sürdüğü şu şiiriyle ispatlamaya çalışıyor:
"-Said-i Nursi, Ey Müridim! sen zamanın Abdulkadir'isin!"
Said-i Nursi devamla şöyle diyor:
"-Bu şiirin Cifır hesabıyla değeri: 1309 dur. Bu tarih, bu acayip yüzyılın başlangıcıdır. Aynı zamanda; yaşayan Said'in medreselerde 10 yıl okunan ilimleri, 3-4 ayda, harika biçimde okuyup öğrendiği bir tarihtir."21
c) Kur'an-ı Kerim Ayetlerinden
Risale-i Nur İçin Çıkardığı Mânalar
Risale-i Nur'un doğruluğuna ve değerine, Tanrı Kur'an-ı Kerim'de; Peygamber, hadisinde; Hazreti Ali ve birçok ulu kişiler kasidelerinde, kitaplarında "imza
basmış"lardır. (Çeşitli risalelerde bu iddia aynen yer alıyor. Yeri geldikçe örnekler verilecek.)
Said-i Nursi'ye göre: Tanrı Kur'an-ı Kerimin çeşitli ayetleriyle Risale-i Nur'u (!) haber vermiştir. Ve Said-i Nursi, ayetleri kendine göre şöyle açıklıyor:
'"Allah göklerin ve yerin nurudur' anlamındaki bir cümleyle başlayan nur âyetindeki nur, risale-i nur'dur."
Bu ayet, Said-i Nursi'ye göre; Risale-i Nur'a 10 parmakla işaret ediyormuş.22
Ayetin Türkçe anlamı şöyledir:
"Allah, göklerin ve yerin nurudur.
"O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir. Cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu, ne yalnız doğuda ve ne de yalnız baüda bulunan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile yağın kendisi aydınlatacak olur. Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini, nuruna ka-vuşturur. Allah insanlara örnekler verir. O, her şeyi bilir."23
Said-i Nursi'nin Cifır yoluyla yaptığı yoruma göre; bu ayetin anlamı şöyle oluyor:
"Allah'ın Nuru olan Risale-i Nur, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık, bir cam içindedir. Cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Risale-i Nur ne yalnız doğunun, ne yalnız batının malıdır. O, bereketli bir zeytin ağacı gibi olan Said-i Nursi'den ya da doğrudan doğruya Kur'an-ı Kerim'den yakılır. Ri-sale-i Nur, hiçbir aydınlatma kaynağı olmasa bile aydınlatır. Risale-i Nur, bir elektrik gibidir. Risale-i Nur, nur üstüne nurdur. Allah dilediği için Said-i Nursi'yi Nur'una kavuşturmuştur."24
Said-i Nursi diyor ki:
"Bu âyete göre: Risale-i Nur da, onun yazan da ateş dokunmadan yanan bir elektriğe benzer.
"Risale-i Nur neden bir elektriğe benzer? Çünkü O, ne doğunun bilgilerinden, ne de batının felsefe ve fenlerinden gelmiştir. O, Doğunun da Batı'nın da üstünde bulunan, Kur'an-ı Kerim'in geldiği yüce arş mertebesinden alınmıştır."25 (Ek: 4)
Said-i Nursi, Asa-yt Musa (Meyvenin üçüncü meselesi Emirdağ çiçeği, Arap harfleriyle teksir), s.86.
Nûr Suresi, ayet 35.
Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.58-59.
Aynı kitap, s.60, sat.3-6. (Ek: 4)
Said-i Nursi, kendisinin neden elektriğe benzediğini de açıklarken aynen şöyle diyor:
"Risale-i Nur Müellifi (yani kendisi) de ateşsiz yanar! Tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır Âlim olur."26 (Ek: 5)
Yani Said-i Nursi'ye göre, ayetle işte bu anlatılıyor.
Said-i Nursi, daha sonra: "Ancak 15 yılda okunabilecek kitapları, sadece 3 ayda okuduğunu" yazıyor.27
Yani demek istiyor ki: "-Elektrik, ışığını herhangi bir yerden almadan nasıl yanıyorsa; ben de herhangi bir kimseden ışığını almadığım bir ilim tahsil etmiş bulunuyorum. 3 ay gibi kısa bir zamanda ancak 15 yılda okunabilecek kitapları okuyup öğrenmiş olmam bunu gösterir. Ben, ışığımı görünmez bir kaynaktan alıyorum. Tıpkı elektrik gibi.
Yine Said-i Nursi'ye göre: "Bu âyet, Said-i Nursi ve Risale-i Nur'a işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda; gerek Risale-i Nur'un ne zaman yazılıp meydana getirileceğini, ne zaman yayılıp dünyayı aydınlatacağını, hatta adının ne olacağını, hangi bölümlerden meydana geleceğini, bölümlerde neler bulunacağını; gerek bukitabın yazarının kim olacağını, yazarın ne zaman dünyaya geleceğini, adının hatta lakabının ne olacağını, çocukluk devresinin nasıl geçeceğini, ne zaman Arapça'ya başlayacağını ve sonra hangi yoldan âlim olacağını da anlatıyor. Bunların hepsi, bu âyette bildiriliyormuş."
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 30-09-2012, 07:45
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Hûd Suresi'nin 110. ayetiyle de Risale-i Nur'a. işaret ediliyormuş.
Bu ayetle Said-i Nursi'ye sesleniyor ve dolayısıyla Risale-i Nur doğrultusunda hareket etmesi isteniyor kendisinden, ayetin Türkçe anlamı şöyledir: "-Sana nasıl buyuruyorsa o çizgide yürü."
Said-i Nursi'ye göre:
"Bu âyet, Risale-i Nur'un doğmasına yarayacak ilimlerin, kendisi tarafından ne zaman okunmaya başlanacağını 'Cifır' yoluyla haber veriyormuş."28
Hûd Suresi'nin bu özeti Risale-i Nur'un doğrultusuna işaret edi-29
yormuş/'
Yani Allah Said-i Nursi'ye seslenerek şöyle diyormuş:
"Sen, Risale-i Nur'un çizgisinde, istikametinde ol."
Ankebût Suresi'nin 69. ayetiyle de, Risale-i Nur'a. işaret ediliyormuş. Ayetin Türkçe anlamı şöyledir:
"Onlar ki bizim uğrumuzda Cihad yaptılar, onları dosdoğru yolumuza ileteceğiz."
Said-i Nursi'ye göre, "bu âyet, Cifır yoluyla, Said-i Nursi'nin besmeleye başladığı bu birinci yaşama girdiği tarihe de işaret ediyor. Bir yandan buna işaret ediyor, bir yandan da; Said-i Nursi'nin bir mücahit olarak ortaya çıkacağı tarihi gösteriyor."30
Hicr Suresi'nin 87. ayetiyle de Risale-i Nur'a işaret ediliyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"And olsun ki sana her zaman tekrarlanan yedi âyetli

26Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), sat. 13-14. (Ek: 5)
27Aynı kitap, s.60.
28Aynı kitap. s.62.


24
kitabın yazarının kim olacağını, yazarın ne zaman dünyaya geleceğini, adının hatta lakabının ne olacağını, çocukluk devresinin nasıl geçeceğini, ne zaman Arapça'ya başlayacağını ve sonra hangi yoldan âlim olacağını da anlatıyor. Bunların hepsi, bu âyette bildiriliyormuş."
Hûd Suresi'nin 110. ayetiyle de Risale-i Nur'a. işaret ediliyormuş.
Bu ayetle Said-i Nursi'ye sesleniyor ve dolayısıyla Risale-i Nur doğrultusunda hareket etmesi isteniyor kendisinden, ayetin Türkçe anlamı şöyledir: "-Sana nasıl buyuruyorsa o çizgide yürü."
Said-i Nursi'ye göre:
"Bu âyet, Risale-i Nur'un doğmasına yarayacak ilimlerin, kendisi tarafından ne zaman okunmaya başlanacağını 'Cifır' yoluyla haber veriyormuş."28
Hûd Suresi'nin bu özeti Risale-i Nur'un doğrultusuna işaret edi-29
yormuş/'
Yani Allah Said-i Nursi'ye seslenerek şöyle diyormuş:
"Sen, Risale-i Nur'un çizgisinde, istikametinde ol."
Ankebût Suresi'nin 69. ayetiyle de, Risale-i Nur'a. işaret ediliyormuş. Ayetin Türkçe anlamı şöyledir:
"Onlar ki bizim uğrumuzda Cihad yaptılar, onları dosdoğru yolumuza ileteceğiz."
Said-i Nursi'ye göre, "bu âyet, Cifır yoluyla, Said-i Nursi'nin besmeleye başladığı bu birinci yaşama girdiği tarihe de işaret ediyor. Bir yandan buna işaret ediyor, bir yandan da; Said-i Nursi'nin bir mücahit olarak ortaya çıkacağı tarihi gösteriyor."30
Hicr Suresi'nin 87. ayetiyle de Risale-i Nur'a işaret ediliyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"And olsun ki sana her zaman tekrarlanan yedi âyetli
26Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), sat. 13-14. (Ek: 5)
27Aynı kitap, s.60.
28Aynı kitap. s.62.
25
fatihayı ve büyük Kur'an'ı verdik."
Bu ayet hem Fatiha suresine, hem de onun bir aynası durumunda olan Risale-i Nur'a işaret ediyormuş.
Şu halde Said-i Nursi'ye göre ayetin anlamı şu demek oluyor:
"-Ey Said-i Nursi, sana Kur'an'ın Ünlü 7 temelini parlak bir şekilde isbatlayan ve Fatihanın, nuruna mazhar bir aynası olan Risale-i Nur'u verdik. "31
En'âm Suresi 120. ayetiyle de Risale-i Nur'a işaret ediyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"-Yahut ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine halk içinde dolaşıp yayacağı bir nur verdiğimiz kimse, hiç çıkmayacağı bir karanlıkta bulunan kimseye mi benzer?.."
"Said-i Nursi, Risale-i Nur gelmezden önce bir ölü gibiydi. Ama Risale-i Nur gelince onunla dirildi. Sonra yine Said-i Nursi, Dünya Savaşı'nda, maddi ve dehşetli bir ölümden "harika" bir şekilde kurtuldu. Bir de, Felsefe ve gafletten gelen manevi bir ölümden kurtuldu...
"Bu âyet, Said-i Nursi'nin birinci doğum yıldönümüne de işaret eder. Kısacası: Bu âyet, birçok 'tabaka'lar içinde bir 'işaret tabakasından, Risale-i Nur'a, onun yazarına, yazarın yaşadığı yüzyıla ve Risale-i Nur'un yazılmaya başladığı zamana işaret, hatta delalet yoluyla bakar."32
Bakın daha ne açıklamalar yapıyor, Said-i Nursi:
"Bu âyetin kuvvetli işaretini hem güçlendiren, hem de güzelleştiren 3 münasebet birden Ramazan'da kalbime geldi. Kesin bir kanaat verdi ki, 'Ölü İken' sözüne tam münasip olan Said'dir. Bu âyetin, Risale-i Nur'un Tercüman'ı olan Said-i 'ölü iken' sözüyle nitelemesinin hikmeti odur ki: Ölüm muammasını ve tılsımını o açmış. Ölümün dehşetli yüzünün altında, iman ehline çok uysal ve güleç bir nurlu hakikat bulunduğunu keşfedip isbat

26Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), sat. 13-14. (Ek: 5)
27Aynı kitap, s.60.
28Aynı kitap. s.62.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-09-2012, 07:47
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

25

etmiş. Ve ölümle dolu fani hayatta boğulan sapıklara ebedi hayat dolu bir geçici ve zahiri ölümle karşı koyar... Sapıklar, meşru olmayan arzularının helâl görmesiyle süslenirken, Risale-i Nur ölümü karşı çıkarıp, hayatın tadını da, süsünü de paramparça eder... İşte bunun içindir ki, ölümün bu büyük hakikati, Risale-i Nur'da son derece önemli ve geniş bir yer almıştır. Hattâ çoğu saldırılarında, ölümü elinin altında tutup, sapıkların başına vurur. Akıllarını başlarına getirmeye çalışır.
"İkinci anlatacağım münasip şey:
"Tarikatçıların, özellikle Nakşilerin 4 temel ilkelerinden en başta gelen ölüm rabıtası'dır.
"Bu ölüm rabıtası, eski Said-i Yeni Said'e çevirmiştir ve her düşünce hareketinde yeni Said'e yoldaş olmuştur."33
Said-i Nursi şöyle devam ediyor:
"Öyleyse âyetin özel işaretine tam tamına uyan biri varsa o da Said-i Nursi'dir. Onun sabrı, doğruluğunun bir kerameti'dir.
"Ben namazdan sonra bu açıklamayı yazarken, S iddik Süleyman'ın Halefi: Emin, Sümri'nin, bu âyetiyle ilgili parçayı aldığını ve Ra-mazan'ın feyzinden onun izahı gibi nurlar istediğini gördüm. Yazdığımı Emin'e gösterdim. Şaşırarak: 'Bu, hem Sabri'nin, hem de Risale-i Nur'un bir kerametidir' dedi. Bu âyetteki Kur'an muvazenesini düşünürken, Hûd süresindeki: Onlar ki mutsuz oldular... bölümüne karşılık olarak: (Ve onlar ki, Said oldular. İşte onlar Cennettedirler! Mutlaka Cennete girecekler!) âyetindeki muvaze-ne=uygunluk aklıma geldi, dikkatimi çekti...
"Sabri'nin mektubu yoldayken, yani daha bana gelmeden önce; o mektubun manevi etkisiyle bu âyeti düşünürken şu sonuca vardım:

26Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), sat. 13-14. (Ek: 5)
27Aynı kitap, s.60.
28Aynı kitap. s.62.



26
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-09-2012, 07:48
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

"Risale-i Nur'un bu derece kuvvetli Kur'an işaretlerine ve şakirtlerinin bu kadar değerli Kur'an müjdelerine ve en ulu kişilerin iltifatlarına mazhar olmasının sırrı ve hikmeti vardır. Bu sır ve hikmet de, karşılaşılan belanın büyüklüğü ve korkunçluğudur. İşte bu yüzden; Risale-i Nur, Hiçbir eserin erişemiyeceği bir kutsal takdir almıştır Kur'an 'dan...
"Kur'an işaret eder ve müjdeler ki; Risale-i Nur'un dairesi içine girenler, tehlikede olan imanlarını kurtarırlar. Bu imanla kabre girerler ve cennete girecekler... "34 (Ek: 6)
Hadîd Suresi'nin 28. ayetiyle de Risale-i Nur'a işaret ediliyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"Ve Allah size bir nur yaratsın ki, siz o nur'la yürüyesiniz."
Said-i Nursi'ye göre; "bu Nur da; Risale-i Nur'dur." O zaman ayetin anlamı şu demek oluyor:
"—Ve Allah size yolunuzu aydınlatan, yürümenizi sağlayan Risale-i Nur'u verecek."
Yunus Suresi'nin 82. ayeti de Risale-i Nur'a işaret ediyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"-Ve Allah hakkı, kelimeleri'yle yerine getirecektir."
Said-i Nursi'ye göre; "Bu âyetteki 'Kelimeler' sözüyle, Risale-i Nur anlatılmak isteniyor. Risale-i Nur bütünü içindeki 'Sözler' adlı Risale'nin Arapça karşılığı da 'Kelimeler'dir." Öyleyse ayetin anlamı şu oluyor:
"Ve Allah, kelimeleri yani Risale-i Nur'la hakkı yerine getirecektir."
En'âm Suresi'nin 161. ayeti de Risale-i Nura işaret ediyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"De ki, Rabbim beni, doğru yoluna iletti."
Said-i Nursi'ye göre; "bu âyetteki 'doğru yol' sözüyle de, Risale-i Nur anlatılmak istenmektedir. Sonra bu âyette Cifır yoluyla öyle bir tarihe işaret ediliyor ki, bu tarih Risale-i Nur yazarının, Nurları hazırlamaya çalıştığı, tahsil


26Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), sat. 13-14. (Ek: 5)
27Aynı kitap, s.60.
28Aynı kitap. s.62.


27
yaptığı tarihe denk geliyor."
O zaman ayetin anlamı şu oluyor:
"—Ey Said-i Nursi de ki, Rabbim beni doğru yol olan Risale-i Nur'a kavuşturdu."
Lokman Suresi'nin 22. ayeti de Risale-i Nur'a işaret ediyormuş. Ayetin Türkçe anlamı:
"İyilik yaparak kendini Allah'a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur..."
Said-i Nursi'ye göre; "bu âyette sözü edilen 'en sağlam kulp', Risale-i Nur'dur."
O zaman ayetin anlamı şu oluyor: "Kim iyilik yaparak Risale-i Nur okursa o, en sağlam kulpa sarılmış olur."
"Kime hikmet verildiyse, ona hayırdan çok şey verildi demektir."
"Allah onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Ve onları arıtır."
"Sizi arıtır ve size kitabı ve hikmeti öğretir"
anlamındaki ayetler de Risale-i Nur'a işaret ediyorlarmış.
Said-i Nursi'ye göre; "Âyetlerde belirtilen 'Hikmet' sözüyle anlatılmak istenen, Risale-i Nur'dur."
Buna göre ayetlerin anlamları şu oluyor:
"Kime Risale-i Nur verildiyse, ona hayırdan çok şey verdi demektir."
"Allah onlara kitabı ve Risale-i Nur'u öğretir. Ve onları arıtır."
"Allah sizi arıtır ve size kitabı ve Risale-i Nur'u öğretir."
Âli İmran suresinin 7. âyeti de Risale-i Nur'a ve Nurculara işaret edermiş, bu âyetin Risale-i Nur ve Nurcularla ilgili kısmı;
"O'nun yorumunu bir Allah, bir de ilimde ileri gitmiş olanlar bilirler."
anlamındaki cümleymiş.
Said-i Nursi'ye göre: "Âyetteki 'ilimde ileri gidenler' sözüyle anlatılmak istenen; Risale-i Nur ve onun şakirtleri,

32
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Nurculuk islamın içinde bir tarikatmıdır yoksa yeni bir dinmi? xcan İslam 19 08-08-2012 22:17
Islamist Muslumanlik evrensel-insan İslam 80 12-10-2010 19:24
Muslumanlikta Dogan Bir Bebegin Islam Ve Muslumanlik Sorumlulugu Ne Zaman Baslar? evrensel-insan İslam 42 16-04-2010 04:35
İslam, Nurculuk ve Said Nursi pante İslam 61 22-04-2009 22:00
şeyh sait= saidi nursi=nurculuk=fethullahcılık İslam 24 21-12-2005 13:48

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:57 .