Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dünya Dinleri, Mitoloji & Antik Uygarlıklar > Dünya Dinleri

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 26-10-2006, 13:11
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Yaratılış Efsaneleri

Vaktim oldukça farklı Yaratılış Efsanelerini bu başlığa taşımak istiyorum. Özellikle sargon ve spartakus arkadaşlarım da buraya desteklerini ve yorumlarını eksik etmezlerse sevinirim.

SUMER YARATILIŞ EFSANESİ

İlk olarak her taraf büyük bir su idi. Bu suyun Nammu adında bir Tanrıçası vardı. (benim notum: İlk Sumer döneminde Anaerkil bir yapı vardı. Hatta kadınların çok eşliliği söz konusuydu sanırım bunun etkisiyle Tanrılardan ziyade Tanrıçalar revaçtaydı) Bu Tanrıça gök ile yeri kaplayan Evren dağını doğurdu. Bu dağın tepesi gök, alt kısmı yerdi. Gök Tanrısı An ve Yer Tanrıçası Ki'nin birleşmesinden oğulları Hava Tanrısı Enlil meydana geliyor. Enlil gök ile yeri ayırıyor. An göğü, Ki de Enlil ile yeri alıyor. Enlil ile Bilgelik ve Suların Tanrısı Enki, yeri, bitkiler, ağaçlar sular ve hayvanlarla donatıyor. Tanrı enlil ile Tanrıça Ninlil'den Ay Tanrısı oluyor. Ay Tanrısı Nanna ile Tanrıça Ningal'den de Güneş Tanrısı Utu ve Bereket Tanrıçası Venüs yıldızını simgeleyen İnanna meydana geliyor. Bundan sonra yeryüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar yaratılıyor.

Tanrılar çoğalınca kendi işlerini yapamaz oluyorlar ve Baştanrılara durumlarından yakınarak işlerine yardımcı istiyorlar. Bilgelik Tanrısı çamurdan kendilerine benzer şekilde insanı yapıyor. Ana Tanrıça da ona can veriyor ve böylece insan yaratılmış oluyor."

M.İ.Çığ'ın Ortadoğu Uygarlık Mirası kitabının 168.s.'ndan aktardım.

Üstteki Sumer Yaratılış Efsanesi ile Kur'an ayetleri arasındaki paralelliği sanırım fark etmeyecek yoktur. "Gök ile yerin ayrılması", "Yer yüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar İslam'da melek şeklini almış.", "İnsanın çamurdan yaratılışı." "İnsanın Tanrıların suretine benzer şekilde yaratılışı.", "Tanrının çamura can verişi. (Ruh üfleyişi)."

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-10-2006, 15:03
coolfire coolfire isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 16 Oct 2006
Mesajlar: 9
coolfire - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

buda eski turklerin yaradılış hikayelerinden... çok uzun biliyorum ama okursaız ilahi din denen dinlerdeki özellikle yasak elma olayına benzer şeylere rastlayabiliyosunuz(10 ve 11. paragraf)... buda dinleri mitlerin doğurduğu konusundaki tartışmalarda önemli bir yer ediyor :wink:

Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz şeklinde , suyun üstünde uçuyorlardı.

Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin ilahlardan daha güçlü olduğunu sandı, daha yüksekte uçmak istedi.

Ama uçamadı ve suya düşüp dibe doğru dalmağa başladı. Neredeyse boğulacaktı; "Bana yardım et!" diye bağırıp Kara Handan yardım istedi.


Kara Han izin verdi ve insan su yüzüne boğulmadan çıktı. Ondan sonra Kara Han: "Sağlam bir taş olsun!" dedi; suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile İnsan, bu taşın üstüne oturdular. Kara Han İnsana: "Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!" diye emir verdi, insan bu emri yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han'a götürdü.


Kara Han, insanın getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve serperken de: "Yer olsun!..." diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, böylece yer yüzü yaratılmış oldu. Kara Han, insana yi-, ne: "Suya dal ve suyun dibindeki topraktan çıkar!.." diye emir verdi, insan suya daldığı zaman, bu sefer, kendim için de toprak alayım, diye düşündü, iki avucuna da toprak doldurdu, birindekini Kara Han'dan gizlemek için ağzına attı, sakladı. Maksadı, Kara Han'dan saklayıp kendine göre bir yer yaratmaktı.


Bu düşünceyle avucundaki toprağı getirip Kara Han'a uzattı. Kara Han, bu toprağı da suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ne var ki Kara Han'ın suya serptiği toprak gibi, insanın ağzının içine sakladığı toprak da büyüyüp genişlemeğe başlamıştı. Bunu düşünmeyen insan korktu, soluğu kesilecekti, neredeyse Ölecekti. Kaçmağa başladı. Ama nereye kaçsa yani başında Kara Han'ın varlığını hissediyordu, ondan kaçamıyordu. Çaresiz kalınca yalvarmağa başladı.


Kara Han, insana: "Ağzındaki toprağı ne için sakladın?" diye sordu, insan: "Kendim için yer yaratmak niyetiyle saklamıştım." diye cevap verdi. Kara Han da: "Öyleyse at ağzından da kurtul!" dedi. insan, ağzında sakladığı toprağı attı. Bunlar yere dökülürken küçük tepeler meydana geldi. Bunun üzerine Kara Han: "Şimdi sen artık günahlı oldun" dedi; "Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarım senden saklayanlar ise benim olsunlar!..."


Bu sırada, yer yüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşermişti. Kara Han bu dalsız budaksız ağacı görünce hoşlaşmadı ; "Dallan, yaprakları olmayan ağaca bakmak hoş değil, bu ağacın dokuz dalı birden olsun!..." dedi. Dalsız budaksız ağaç bir anda dokuz dallı oluverdi. Kara Han bunu görünce: "Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!.." dedi.


Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duymuştu. Nedir acaba? diye bakınıp düşünürken vardı Kara Han'a gürültünün sebebini sordu. Kara Han da: "Ben bir Hakanım sen de kendince bir Hakansın. Duyduğun gürültüyü yapan insanlar benim insanlarımdır." diye cevap verdi. Erlik bu milleti kendisine vermesi için Kara Han'a rica ettiyse de Kara Han: "Hayır!" diye karşıladı; "Sen git kendi işine bak!"


Erlik'in canı sıkıldı. "Hele dur bir gidip şu milleti göreyim" diye kalabalığın yanına vardı. Orada, insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha bilmediği bir çok güzel yaratıklar vardı. Erlik: "Kara Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar burada ne yiyip ne içiyorlar?" dîye düşünmeğe başladı. O düşüne dursun , insanlar ağacın meyvelerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnız bir yanındaki meyvelerden yiyorlar, öte yandakilere ellerini bile sürmüyorlar. Gidip bunun sebebini sordu, insanlardan aldığı cevap ise: "Tanrı bize o yandaki meyvelerden yemeyi yasak etti, biz de bunun için o meyvelerden yemiyor ancak, irin verdiği güneşin doğduğu yandaki meyvelerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, o yasak yandaki meyveleri ye-mememiz için bekçilik ediyor."


Bu cevap Erlik'in canını sıkacağı yerde sevindirdi. Ağacın çevresindeki insanların arasında bulunan Doğanay (Törüngey) denilen bir adam buldu ve ona: "Kara Han size yalan söylemiş. Asıl size yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir; daha tatlıdır, göreceksiniz" dedi. Bu sırada uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve yılana ağaca çıkmasını söyledi. Yılan da ağaca çıkıp yasak meyvelerden yedi. Doğanay'ın karısı Ece (Eje) yanlarına gelmişti. Erlik, Doğanay'la Ece'ye de meyvelerden yemeleri için ısrar etti. Doğanay, Kara Han'ın sözünü tutarak yasak meyvelerden yemedi ama karısı Ece dayanamadı, yedi. Meyve çok tatlı-idi. Alıp, kocasının ağzına sürdü o anda Doğanay ile Ece'nin tüyleri dökülüverdi, birden utanmağa başladılar, kaçışıp her biri bir ağacın ardına saklandılar.


Bu işler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han: "Doğanay!. Ece!. Doğanay! Ece!" diye haykırmağa başladı. "Neredesiniz?"


Doğanay'la Ece: "Ağaçların arasındayız" diye cevap verdiler. "Sana görünemeyiz. Utanıyoruz."


Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın Öfkesi içinde her birine ayrı ayrı cezalar verdi: "Şimdi sen de Erlik'ten bir parça oldun" diye yılana verdi ilk cezasını; "İnsanlar sana düşman olsun, seni görünce vurup, ezip öldürsünler!" dedi.


Ece'ye döndü: "Sen Erlik'in sözüne uydun, yasak meyveyi yedin, öyleyse cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın, doğururken de türlü eza cefa ve acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın!"


Doğanay'a da şöyle diyerek cezasını verdi: "Erlik'in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Madem Erlik'in sözüne uydun öyleyse onun adamları onun ülkesinde yaşar, karanlık dünyasında bulunur. Benim ışığımdan mahrum kalır. Benim sözümü dinlemiş olsaydın benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek. Tek başına ne yaparsan yap."


Erliğe de kızdı: "Benim adamlarımı neden aldattın?" diye sordu öfkeyle. ,


Erlik: "İstedim vermedin" dedi; "Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp döğüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım."


Kara Han da: "Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!" diye Erlik'i cezalandırdı.


Bu iş de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok" dedi; "Artık yüz yüze 'gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul'u (Maytere) göndereceğim."


Gök Oğul gelip insanlara bir çok şeyler yapmasını öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ayrıca ot köklerini, yenebilecek bir kısım otlan yemeyi insanlara öğretti.


Bu böylece sürüp giderken Erlik Gök Oğul'a yalvarıyordu: "Ey Gök Oğul, bana yardım et, Kara Han'dan izin iste, yanına çıkmak dileğimi söyle, yardım et bana!" ,


Gök Oğul, Erlik'in bu dileğini Kara Han'a iletti ise de Kara Han aldırış bilş etmedi; Gök Oğul tam altmış yıl yalvarma-sına devam etti. Bunun üzerine, altmış yılın sonunda Kara Han Erlik'e haber gönderdi: "Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin." dedi. Erlik söz verdi. Bunun üzerine, Kara Han'ın huzuruna çıktı, baş eğdi: "Beni kutsa, bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım" diye yalvardı.


Kara Han buna da izin verdi, îzni koparan Erlik kendisi için gökler yaptı Adamlarını başına topladı, yaptığı göklere yerleştirdi, kendisi de başlarına geçti, çok kalabalık oldular. .
İlâh Kara Han (Kayra Han) ın en sevgili kullarından olan Ulu kişi bu durumu görüp üzülmüştü. Üzüntü içinde düşündü: "Bize bağlı, bizim öz insanlarımız yer yüzünde cefa çekip yoruluyor; Erlik'in adamları ise göklerde keyfedip duruyor. Bu iş, bir işe benzemez."


Bu üzüntülü düşünce içinde, biraz da Kara Han'a gücenmiş olarak, Erlik'e savaş açtı. Ne var ki Erlik daha güçlü çıkıp karşı geldi ve ateşle vurup Ulu kişiyi kaçırdı. Ulu kişi doğrulayıp Kara Han'ın huzuruna çıktı. Kara Han'ın: "nereden geliyorsun?" diye sorması üzerine Ulu Kişi: "Erlik'in adamlarının gökyüzünde oturması, buna karşılık bizim iyi insanlarımızın yer yüzünde yorgun argın yaşamaları ağınma gitti, bu çok kötü bir durum diyerek Erlik'in yandaşlarım yere indirmek göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaş etmek istedim. Fakat gücüm yetmedi, o beni kaçırdı" diye üzgün ve ağlamaklı cevap verdi.


Kara Han üzülmemesini söyledi. "Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez" dedi. "Erlik'in gücü senden fazladır. Ama bir gün gelecek senin gücün Erlik'in gücünden daha üstün olacak..."


Bu söz üzerine Ulu Kişi'nin yüreği "ferahladı rahat rahat uyudu.


Bir gün geldi Ulu Kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu Kişiyi yanına çağırttı ve: "Var git, güçlendin gayri; Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin" dedi. "Kendi gücümden sana güç verdim."


Ulu Kişi önce hayret etti: "Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim ben?"


Kara Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi. Ulu Kişi kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri taşların kayaların üstüne düşenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.


Durum böyle olunca Erlik varıp Kara Han'dan kendine bir yer istedi. "Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin, benim barınacak bir yerim kalmadı" dedi. Kara Han Erlik'i yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. "Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi. Erlik bunun üzerine: "Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver; bedenleri senin olsun canları benim işime yarasın" diye bir istekte bulundu. Kara Han : "Hayır, onları da sana vermeyeceğim" dedi; "İstiyorsan kendin yarat." Böylece yaratma iznine kavuşmuş olan Erlik eline bir çekiç, bir körük ve bir örs alarak vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Sırasıyla kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yer yüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han gelip Erlik'in elinden çekici, örsü ve körüğü aldı, ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han kadını yakalayıp yüzüne tükürdü. Tükürür tükürmez, kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen tüyü bir işe yaramayan Kurday denilen kuştur.


Kara Han erkeği yakalayıp onun da yüzüne tükürdü, o da bir kuş olup uçtu, adına Yalban Kuşu dediler.


Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: "Ben size mal verdim, aş verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim." dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: "Gün Aşan, sen, içki içip aklını yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.


İnsanlar! Size yardım ettim, sizden kötü ruhları uzaklaştırdım. Onlar insanlara yaklaşırlarsa insanlar onlara yiyecek versinler, ama o kötü ruhların yemeklerinden yeme-sinler, yerlerse onlardan olurlar. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim beni unutmayınız, geri gelmez sanmayınız. Tekrar geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.


Ağca Dağ! Gözlerini dört aç! Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi'ye söyle, o güçlüdür. Gün Aşan, sen de iyi dinle, kötü ruhlar yerin altındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar, çıkarlarsa hemen Gök Ogul'a git ve haber ver, ona güç verdim, kötü ruhları kovar.


Alma Ata ayı ve güneşi bekleyecek. Ulu '"işi yer yüzünü ve gök yüzünü koruyacak Gök Oğul ise iyilerden kötüleri uzaklaştıracaktır."


Bunlan söyledikten sonra Kara Han uzaklaştı.


Ulu Kişi Kara Han'ın öğütlerini bir bir yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı; tüfeği barutu icât etti, sincap o vurdu.


Sonra bir gün geldi Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:

"Bugün beni rüzgâr uçuracak, alıp götürecektir!"


Ulu Kişi'nin dediği gibi rüzgâr geldi, aldı Ulu Kişiyi uçurdu götürdü. Ağca Dağ bunun üzerine insanlara: "Ulu Kişi'yi ilâh Kara Han yanına aldı. Onu bulamazsınız artık, beni de bir gün gelecek yanına çağıracak, nereye isterse oraya gideceğim. Siz öğrendiklerinizi unutmayın, Kara Han böyle istedi" dedi.


İnsanlar kendi hâline bırakıp o da gitti.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-10-2006, 13:50
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

Coolfire katkın için teşekkür ediyorum. Ama keşke biraz özet şeklinde yazsaydınız.

BABİL YARATILIŞ EFSANESİ

Evrende ilk önce üç türlü su var. Biri tuzlu, adı Tiyamat. İkincisi tatlı, adı Apsu. Üçüncüsünün nasıl olduğu belli değil, o da Mummu adında.

Mummu ile tatlı su Apsu, Bilgelik Tanrısı Ea'nın yaverleri, ondan bilgi ve hikmet alıyorlar. Tiyamat ile Apsu karı koca. Onlardan Tanrılar ürüyor.. Bunların başında Gök Tanrısı Anu (Sumer'de An), Yer veya Bilgelir Tanrısı Ea (Sumer'de Enki) geliyor.

Tanrılar çoğaldıkça işleri ve dolayısıyla gürültüleri artıyor. Bu da Tiyamat ve Apsu'yu rahatsız ediyor. Apsu ve Mummu, Tiyamat'a bunların yok edilmesini öneriyorlar. Ea bunu haber alınca Marduk ve karısı Tunika'yı yaratıyor ve Apsu'yu zararsız hale koyuyor. Tiyamat bir deniz ejderi Kingo ile evleniyor. Tanrılar ikiye ayrılıp savaşa hazırlanıyorlar. Ea ile onun taraftarları Tiyamat'a karşı duramıyorlar. Marduk ortaya atılıyor. Eğer Tiyamat ve yandaşlarını yenerse Tanrıların başı olmak koşuluyla savaşacağını söylüyor. Tanrılar bunu kabul edip ona çeşitli güçler veriyorlar. Onu rüzgar ve şimşekle donatıyorlar.

Tiyamat Marduk'u yutmak üzere ağzını açtığında Marduk rüzgarı içine dolduruyor ve üzerine bir ağ atıyor. Ok ile kalbini parçalıyor ve vücudunu ikiye bölüyor. Onun yarısı gök, yarısı yer oluyor. (Başlangıçta su olan Tiyamat ikiye bölünüp yer ve göğü oluşturuyor, İslami inanışla ve diğer destanlardakine paralel bir efsane) Bundan sonra göğe güneşi, ayı yıldızları koyuyor. Tiyamat ile birlikte öldürdüğü Kingo'nun kanı ve damarlarından insanı yaratıyor. (İnsanın Tanrıya benzerliği bu efsanede de var) Böylece marduk gögün ve yerin hakimi oluyor. Bundan çok memnun olan Tanrılar, Marduk'a gökte Esagila mabedini, Babil'de de onun bir benzerini yapıyorlar. Marduk'a da 50 ad veriyorlar. (Allah'ın esma-ül hüsnası gibi)

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28-10-2006, 14:39
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

Zuni (Güneybatı ABD Kızılderilileri) Mitolojisi

Zuni mitolojisinde Awonawilona yaratıcı tanrıdır. Bulut ve okyanusları yaratır. Okyanus yeşil alglerle kaplıydı, bunlar sertleşip yarılmış ve gök-baba Awitelin Tsita ile dünya-ana Apoyan Taçu'yu oluşturmuştur. Awitelin Tsita ile Apoyan Taçu Dünya'daki tüm yaşamın ebeveyni, sebebidirler.

İnanışa göre ilk insanlar yer altı dünyasındaki dört mağaradan gelmiştirler. Arz su ve canavarlarla kaplı tehlikeli bir yerdi. Güneş'in çocukları insanlara acımış ve arzı yıldırımlarla kurutup sertleştirmiş, onların zamanına (yani bugüne) kalan hayvanlar dışındaki çoğu hayvanı taşa dönüştürmüştürler. Böylece arz insanlar için yaşanabilecek, uygun bir yer olmuştur.

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 28-10-2006, 14:47
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

Kızılderili'ler Ortadoğuya uzak olmaları sebebiyle epeyce farklı bir mit çıkmış ortaya. Teşekkürler Ex.

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28-10-2006, 16:01
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

Aslında daha fazlasını bulmaya çalıştım ama ancak bu kadarını bulabildim. Şu dünyada canavarların dolaşması ve dünyanın insan için uygun bir yer haline getirilmesi amacıyla bu canavarların taşa dönüştürülmeleri kısmı çok ilginç.

Bence bu bi mucize. Kızılderili mitolojisi dinazorlara ve bunların fosilleşmesine işaret etmiş. Harun yahya daha iyisini bilir tabii, mesela 4 mağara hikayesi de kesin bişeye işaret ediyodur da benim aklım yetmiyo o kadarına

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 28-10-2006, 16:17
exclusive exclusive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Dec 2005
Mesajlar: 1.123
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

Mısır Mitolojisinde Yaratılış.

Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun kara sularıyla dolu olduğuna inanırlardı. İlk tanrı, Re-Atum, aynı Mısır karasının Nil'in taşan sularından her sene ortaya çıkışı gibi sudan (yükseldi ve) ortaya çıktı.

Heliopolis yaradılış efsanelerine göre , Atum/Ra tek bir erkek tanrı olduğu için , ancak masturbasyon yolu ile başka varlıkları meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre , Atum/Ra “ erkeklik organını elleri arasına alıp , fışkırtarak ikizleri meydana getirdi : Şu ve Tefnut .”

Adını “kaldırmak” anlamına gelen bir sözcükten alan Şu, Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. Şu, havayı sembolize etmektedir.

Tefnet ise Şu’nun ikiz kardeşi olduğu gibi aynı zamanda karısıdır. Kökeni daha eskiye hatta Güneş kültüne dayandığı zannedilen Tefnet daha çok havadaki nemi ve yağmuru sembolize eder. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber , Güneş’in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.

Şu ve Tefnut'un iki çocuğu olduğu zaman dünya yaratıldı: Nut (gök) ve Geb (yer). Şu ve Tefnut karanlıklarda gezerken kaybolunca insanlar yaratıldı. Zira Re-Atum gözünü onları aramaya gönderdi ve onlara kavuştuğunda döktüğü sevinç gözyaşları insanlara dönüştü.

http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r_mitolojisi

http://www.hermetics.org/Eski%20Misir.html

m.kara
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 28-10-2006, 21:05
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

K.C., başlığını biraz geç gördüm. Yaratılış öyküleriyle ilgili ilk yazında birşey dikkatimi çekti. Daha önce burdaki bir ayrıntıyı düşünmemiştim.

Bu suyun Nammu adında bir Tanrıçası vardı. (benim notum: İlk Sumer döneminde Anaerkil bir yapı vardı. Hatta kadınların çok eşliliği söz konusuydu sanırım bunun etkisiyle Tanrılardan ziyade Tanrıçalar revaçtaydı)


Anaerkil dönemde tanrıçaların tanrılarla eşit hatta doğurgan/yaratıcı güçlerinden dolayı daha yukarda olduğunu biliyoruz. Ancak senin yazını okurken "su" konusu aklıma takıldı. Gerçekten birçok yaratılış öyküsünde başlangıçta su vardır. Bu bir "arketip" olarak dünyanın birbirinden uzak köşelerindeki destanlarda bile karşımıza çıkar.

Önce "arketip" sözcüğünü açıklayayım. Daha önce yazmıştım ama unutulmuş olabilir. Eliade, birbirinden farklı ve uzak topluluklarda benzer öykülerin çıkmasını "arketip"lerle açıklar. İnsanların benzer tarzda sembolize etme özelliğinden kaynaklanır bu. Psikolojinin ve psikanalizin gelişmesiyle bugün "arketip"ler hakkında daha da fazla bilgimiz var. Tufan öyküsü tipik bir arketipdir. 300 değişik toplumda tufan öyküsü var ve aslında yokoluş ve yeniden doğuşu sembolize eden bir doğal felaket anlatımıdır. Her tufanda gemi yoktur ama doğal felaket vardır.

Peki "su" ne anlam taşıyor. Buna cevabı da yine psikanalizden bulabiliriz. Freud'un rüyalar üzerine 2 ciltlik son derece ilginç bir çalışması var. Rüyalarda kullanılan sembolleri çözümlemeye çalışıyor. Hastalarını kendi rüyalarını yorumlayabilmeleri için eğitip iyileştirmiş bu şekilde. Freud'a göre rüyalarda su görmek genellikle "doğum"la ilişkilidir.

Çeşitli mitolojilerde de hep "başlangıçta su var"dır. Başlangıçta su olmasının sembolik anlamı ise toplumun anadan gelmesidir. Evet hepimiz ana rahmindeki sudan geldik. Sonradan yumurta, alak şeklinde biçimler de alıyor bu tabii. Kuran'da insanın "alak"tan yapılması tabiri, muhtemelen eski anaerkil arap inanışlarından kalma birşey.

Su aynı zamanda arıtıcı da bir güç. Su ile arındırma hıristiyanlıkta vaftiz, İslam'da abdest biçimini almadan önce de var. Doğan çocuklar yüzlerce değişik kültürde suya batırılıyor.

Yaratılış efsaneleri konusunun biraz dışına çıktım ama bundan sonrakilerde yine yaratılışa dönerim.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12-11-2006, 10:58
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

ESKİ MISIR YARATILIŞ EFSANESİ

İlk önce bir ruh şeklinde olan Ra geniş bir boşluğa yayılmış. Bir zaman sonra Ra kendisinin benzerini görüyor vee ona 'Amon' diyor. Bu evrenin ışığı ve bilinci oluyor. Onun yaratma gücü ile Shu Hava Tanrısı Tafnat da Ateş Tanrıçası oluyor. Shu, yani Hava Tanrısı, uçsuz bucaksız su olan Nunu'dan yumurta şeklinde çıkan tepeyi ikiye bölüyor.
(Benim notum: lütfen bu yumurtanın bölünmüş halini tasavvur edin. Üstte kalan kısım sizce de bir kubbeye benziyor mu? Gök kubbe? ) Üstü Tanrı Nat adı verilen gök, altı Geb adı verilen Tanrıça oluyor. Bundan sonra Amon-Ra Yeraltı Tanrısı Osiris ile sevgi, güç ve bereket veren Tanrıça İsis'i var ediyor. Bundan sonra Selh adlı yok edici Tanrı ve Neftis (Nephthiys) adlı İsis'e yardımcı Tanrıça yartılıyor. Görüldüğü gibi Havva'nın kız erkek ikiz çocuklarını andırıyor bunlar. Amon-Ra daha sonra her çeşit canlıyı çift çift yaratıyor. (notum: Çift yaratma Kur'an'daki ayetlerle paralel bir hikaye) İnsanlar da onun gözyaşlarından meydana geliyor. (gözyaşı yani sudan yaratma)

* * Bir başka efsaneye göre ise Khnum adındaki Tanrı insanları çamurdan yaratıyor. (Cyrus Gordon. The Commen Background of Greek and Habrew Civilizations, Canada 1965, s.62) (Kur'an'da insanın yaratılışı ile ilgili farklı bilgiler bulunması (su, nutfe, çamur, toprak, balçık gibi) efsanelerdeki farklılıklardan kaynaklanıyor sanki)

FENİKE YARATILIŞ DESTANI

Başlangıçta çetin bir rüzgarla kaos vardı. uzun süre sonra bu ikisi birbirine karıştı ve yumurta biçiminde bir kitle meydana geldi. Bu da ortadan ayrıldı. Gök, yer, yıldızlar ve hayvanlar böylece yaratılmış oldu.


Her iki efsanede de yumurtanın ortadan ayrılmasını görüyoruz. Böyle bir yumurtanın üstte kalan kısmı gerçekten gök kubbe tasvirine uygun. Gerçekte kubbe şeklinde olmadığını bildiğimiz bir gök için neden böyle bir isim kullanıldığını bence bu efsaneler çok güzel izah ediyor.

Mürselat suresi:
* * * * 8. Hani o yıldızlar silindiği vakit. *
* * 9. o gök kubbe açıldığı vakit, *
* * * 10. dağlar savrulduğu vakit,

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 12-11-2006, 11:27
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Yaratılış Efsaneleri

İRAN YARATILIŞ EFSANESİ

Ahura Mazda iki ruhu olan bir Tanrı. Ruhun biri iyi, diğeri kötü. Bu Tanrı önce göğü, sonra suyu, sıra ile dünyayı, bitkileri, davarı, insanı, son olarak da kendisini yaratıyor. *

(Buradaki Tanrı tasviri de, yaratılanların sırası da İslamdakine oldukça benziyor. En son kendisini yaratıyor derken bir çelişki varmış gibi görünüyor. Ben onu 'en son kendi bedenini' yaratıyor şeklinde yorumladım. Kendisi baştan beri iki ruhlu bir tanrı. Sonradan yaratılan, kendisinin belki görünürlüğünü sağlayan bir şekil, bir beden olabilir)
Gök bir yumurta şeklinde parlak bir maden. Tepesi sonsuz aydınlık olan gök, sanki bir ev veya kale gibi. Herşey bunun içinde yaratılıyor. Gök bir yere dayanmıyor. Yer, yumurtanın sarısı gibi onun içinde.
(işte bu cümleler Kur'an'da olsaydı dünyanın bir küre şeklinde olduğunu bin yıllar önce Kur'an söylemiştir diyebilirdik rahatlıkla. Kuran değil ama İran mitolojisi söylemiş. Burada benim dikkatimi daha çok çeken kısım ise 'Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi. Bu şimdiki bilgilerle bize çok olağan gelen hatta aksi düşünülemeyen bir durum. Ancak Kur'andaki 'göklerin direksiz oluşu' bir mucize gibi gösterilirken sanırım bu direksizlik durumunun ilham kaynağı İran Yaratılış destanındaki '
Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi olabilir. Normal bir akılla düşünüldüğünde, veya bu konuda hiçbir bilimsel bilgisi olmayan bir kişi göğe baktığında 'yahu bu direksiz nasıl durabiliyor' gibi bir cümle sarfetmez zannımca. Kur'an'daki bu cümlenin kaynağının eski inanışlar olduğunu düşünüyorum ki bu efsane de onlardan biri.)
Göğün özünden su yaratılıyor. Bu suyun içinden de yer. Sonra madenler, dağlar yerden yükseliyor. Sonra bitkiler çıkıyor. Göğün ışığı ve tazeliğinden de insan ve boğa yaratılıyor. Ahura Mazda'nın ilk yarattığı insan Gayomart, güneş gibi parlıyor ve uzunluğu ile genişliği eşit. Bunun tohumundan kadın ve erkek var oluyor. Fakat Gayomart kötü olan Ahriman tarafından öldürülüyor. Ölünce tohumları dökülüyor. Bunun bir kıbmını yer alıyor. Bu tohumlar 40 yıl yeraltında kaldıktan sonra bitki gibi, kadın, erkek olarak yerden çıkıyor.
(Bu kısmı Fâtır suresi 9. ayetine benzettim: *Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yer yüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.) *

İnsan şekline gelince Ahura Mazda onlara "Siz insan ve yerin annesi, babasısınız. Aklınızla ve doğrulukla çalışın, düşünün, konuşun ve ne iyi varsa onu yapın, cinlere ibadet etmeyin!" diyor. Onların da 50 yıl sonra çocukları oluyor.
(S.N. Kramer. Mythologies of the Ancient World içinde M.Y. Dresden, "Mythology of Ancient Iran" New York 1961, s.333)

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:43 .