Limnoscelis ve Tseajaia: Az önceki verdiğimiz ve “anthracosaur” (sürüngen benzeri amfibi) denen sınıfa ait olan Proterogyrinus‘tan türediği belirlenen bu iki tür, Geç Karbonifer Dönemi'nde (299 milyon yıl önce) yaşamışlardır. Artık çok daha fazla sürüngensi özellik göstermektedirler: Cranium denen beyni koruyan kafatası kısmı sürüngenlerinkine benzemektedir. Ayrıca çene kemikleri de sürüngenlerinki gibidir. Ve son olarak, sürüngenlere geçişin en muhteşem görseli olarak, sürüngenlerinki gibi; kafatasının tepesinin (cerebral ventrum) arka (dorsal) kısmında, omuriliği (spinal cord) koruyan yapı, ilk defa amfibilerle sürüngenler arası geçiş türlerinden gözlemlenmiştir.

Limnoscelis (Fosil)

Limnoscelis (Fosil, Döküm)

Limnoscelis (Çizim Rekonstrüksiyon)

Tseajaia (Fosil)

Tseajaia (3d Rekonstrüksiyon)
Sürüngenlerin evriminde, çok keskin bir çevresel gruplaşma görülmektedir. Karaya çıkan ve temelli olarak yaşamaya başlayan amfibiler, farklı bölgelerde yaşama sonucu farklı 2 gruba ayrılırlar:
Bu gruplardan ilki, bizim bugün “aort” dediğimiz damarı geliştirmeye başlar, üstelik bunlardan vücudun 2 tarafında da birer tane geliştirir ve kafatası güçlenir. Ayrıca bu türün devasa, “Otic Notch” denen bir yapı geliştirdiği gözlenir. Bu yapı, ilkel bir kulak zarına da sahiptir ve duyma kabiliyetini büyük ölçüde arttırır. Denizde “duymak” önemli değildir ancak karada yaşayan canlılar için “duyma” organı hayati anlam ifade eder. Bu yüzden Doğal Seçilim de, “doğal” olarak, bu tip bir yapının gelişimini “destekler”. Daha sonra bu yapıları geliştiren grup, yine 3 alt gruba ayrılır: Anapsidler, Diapsidler ve Eurapsidler. Bunların ilki günümüz kaplumbağalarını, ikincisi dinozorlar ve bir önceki yazımda anlattığım üzere kuşları, sonuncusu ise “ichthyosaur” denen devasa “su sürüngenlerini” oluşturmuşlardır. Bu son grup, yunuslar ve balinaların karadan suya dönüşümne paralel olarak oluşmuştur ancak malesef soyları Cretaceous döneminde tükenmiştir.
Bahsettiğimiz diğer ana grup ise, vücutlarının sadece sol kısmında tek bir aort geliştirir. Kafatasını yine güçlendirir ancak ilk gruptan farklı bir metotla. Aynı şekilde Otic Notch geliştirir. Ancak kulak yapısı, ilk gruptan farklıdır ve iki tarafta da birer tane, orta kulak ile iç kulağı birleştiren pencereciklerden bulunur ki bu da Evrim’in mükemmel bir kanıtıdır. İşte bu grup, Synapsid Sürüngenler denen gruptur ve bu gruptan daha sonra farklılaşan Therapsid Sürüngenler denen grup, memelileri oluşturacak olan gruptur! İlk gruptan belirgin bir şekilde, farklı bir yol izlemişlerdir ve çok daha büyük bir beyin yapısı, daha güçlü bir kulak ve daha güçlü dişler geliştirmişlerdir.
Elimizde bu geçişlere ait onlarca tür mevcuttur ve geçişler çoğunlukla eksiksizdir! O kadar fazla sayıda fosile sahibiz ki, burada hepsini vermemiz mümkün değil, hepsini vermeye kalkmak yazının anormal uzamasına ve okumanın imkansız olmasına sebep oluruz. Ancak şimdi size, “Daha Fazlası” başlığı altında, Sürüngenler arası çeşitliliğe ve Evrim’e en azından birkaç isim sunacağız. Bu sayede amfibilerden sürüngenlere evrim konusunda bol bol kanıt görebileceksiniz. Dilerseniz, internet üzerinden bu türlerin de fotoğraflarına ulaşabilir, aklınıza takılanları bize iletebilirsiniz.
Gaffney ile Meylan’ın Benton 1988′de yayımladıkları makalede Captorhinus denen ve sürüngenlerin bir kısmının kaplumbağalara evrilmesine ait olan bir türün fosillerinden bahsedilmektedir.
Ayrıca Lee’nin 1993′te yayımladığı makalede, sürüngenlerden kaplumbağalara doğru çok daha fazla fosil kaydından bahsedilir. Bunlar arasında Scutosaurus (Orta Permiyan döneminde yaşamıştır), Deltavjatia vjatkensis (Permian döneminde yaşamıştır), Proganochelys (Geç Triassic döneminde yaşamıştır) ve daha henüz isimlendirilmeyen ve Erken Jurassic döneminde yaşamış daha pek çok fosili gösterebiliriz.
Evans’ın 1988 yılında yayımladığı araştırmasında Evrim’in muhteşem bir geçiş zinciri görülmektedir: Sürüngenlerin “diapsid” denen ve kafatası ikiye bölünmüş yapıda olan canlılara (Örnek: dinozorlar, yılanlar, timsahlar, vb.) evriminin ufak tefek eksikler haricinde eksiksiz bir geçişi:
Hylonomus ve Paleothyris: Yukarıda da açıklanmış olan amniyotlar (4 ayaklı, omurgalı ve omurilikli canlılar).
Petrolacosaurus ve Araescelis: Bilinen ilk diapsidler. Hylonomus‘a göre çene kemiğinde bir gelişme olmamıştır ve ona benzer diş yapısına sahiptir; bunun yanısıra tamamen kendisine ait dişlere de sahiptir. Hala kulak zarı yoktur.
Apsisaurus: Erken Permian döneminde yaşamış tipik bir diapsid. Köpek dişlerinin artık kaybolduğu görülmektedir.
Claudiosaurus: Geç Permian döneminde yaşamış ve neo-diapsid olarak tanımlanan gelişmiş bir tür. Halen ilkel bir boyun omurgasına ve kemikleşmemiş bir göğüs kafesine sahiptir. Çok büyük ihtimalle; kertenkeleler, yılanlar, timsahlar ve kuşların ortak atasıdır.
Planocephalosaurus: Erken Triassic döneminde yaşamıştır. Kertenkeleler ve yılanları oluşturan gruba aittir. Bazı kafatası kemikleri, dişler ve ayak kemikleri yok olmaya başlamıştır.
Protorosaurus ve Prolacerta: Erken Triassic döneminde yaşamışlardır. Çok büyük ihtimalle ilk archosaur’lardandır kuşların ve timsahların atalarıdır. Ancak archosaurlarla kuzen olabilecekleri de düşünülmektedir.
Proterosuchus: Erken Triassic döneminde yaşamıştır. Kesin olarak bilinen ilk archosaurus’tur.
Hyperodapedon veTrilophosaurus: Geç Triassic döneminde yaşamışlardır. Proterosuchus‘a göre gelişmiş olan erken archosauruslardandır.
Sizlere daha sürüngenlerin kendi içlerindeki evrimlerini gösteren kanıtlar da sunmak isterdik ama şimdiden yazı çok uzadı, çok uzun olduğunda okumanın çok zorlaştığına dair eleştiriler geldi, ondan elimizden geldiğince kısa tutuyoruz. Ancak bu yazılar, Evrim’in kanıtları olmadığını iddia edenlerin hepsine yetecektir. Daha da devam edecek yazılarımız aynı hızda zaten, bunları daha ayrıntılı işleyebiliriz bu yazı dizisi dahilinde.
Bitirmeden sadece isimlerini verelim, aynı sınıf altındaki evrime örnek olsun, isteyenler basit Google aramaları sonucu bu türlere ait bilgiler edinebilirler:
De Ricqles’in 1983′teki makalesine göre: Captorhinus, Protocaptorhinus, Eocaptorhinus ve Romeria
Ayrıca Horner et. al (1992) makalesine göre:
1) Styracosaurus ve Pachyrhinosaurus arasındaki pek çok tür fosili,
2) Lambeosaurus ile Hypocrosaurus arasında bulunan 50 tür fosili!
3) Stegoceras ile Pachycephalosaurus arasındaki geçiş fosili,
4) Tyrannosaurus ile Daspletosaurus arasındaki geçiş türü fosili.
Son olarak da, Carroll’ın 1988′de yayımladığı makalenin 367. sayfasında görebileceğiniz Ianthosaurus, Ophiacodontidae’lerle Edaphosauridae’ler arasındaki muhteşem bir geçiş örneğidir.
Yazımızı burada noktalıyoruz.
Umarız faydalı olmuştur.
Saygılarımızla.
ÇMB (Evrim Ağacı)