Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 24-11-2012, 23:43
Shawstein - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Shawstein Shawstein isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Nov 2012
Mesajlar: 182
Standart Dinler ve Özgürlük

İnsan çok karmaşık bir organizmadır, buna karşı gebelik süresi oldukça kısadır, bu nedenle insan yavrusu uzun süreli bir ebeveyn bakımına muhtaçtır. Psikanalizin kurucusu Freud ve diğer gelişim psikologları tanrı inancının kişinin erken dönemlerinde anne-baba-çocuk ilişkilerinden kaynaklandığını söyler; erken yaşlarında anne kucağı kişinin korunduğu, beslendiği, sıcak ve güvenli bir ortamdır, özellikle eski çağlarda çocuk için adeta bir cennettir. Baba ise çocuğun karnını doyurması için ihtiyacı olan yiyecekleri veren ve ona yaşanabilir çevreyi sağlayan koruyucu bir gücün simgesidir. Tüm bunlar için çocuğun yapması gerekense sadece onlara itaat etmektir. Doğal süreçte çocuk her zaman anne-baba tarafından korunur; gök gürültüsü, vahşi bir hayvan sesi, gecenin soğugu ya da karanlığı gibi genel olarak aklının almadığı ancak çaresiz kaldığı ve korktuğu doğa olayları karşısında sığınacağı tek yer anne ve babasıdır. Çocuk büyüdüğünde bu ortamdan mahrum kalır ve içinde bu huzurlu ortamı kaybetmenin neden olduğu derin boşluklar açılır, bu boşlukları dolrurmak ve yeniden huzur bulmak için hayal gücünü kullanarak kendini tatmin edecek fikirlere sarılır, her zaman yanında olacak ve sığınabileceği ilahi bir varlığı yaratır, bu aslında yüceltilmiş bir babadır.

Eski dönemlerdeki baba kavramını tekrar hatırlayalım; o dönemlerde baba, topluluktaki en güçlü kişidir, tüm kadınlara sahiptir, topluluğu korumak ve liderliğini yapmak onun sorumluluğundadır, bu durum erkek çocuklar arasında bir rekabet yaratır, aynı zamanda babaya karşı kıskançlık ve onun yerine geçme arzusunuda beraberinde getirir. Erkek çocuklar babanın yerini almak için kıyasıya bir mücadele içerisine girişir, bu rekabet bazen kardeşlerin birbirlerini öldürmesiyle sonuçlanabilir. Baba, eski gücünü yitirdiğinde ise; çoğunlukla önce doğan erkek çocuğun diğerlerinden daha güçlü olmasının getirdiği avantaj ile en büyük erkek çocuk babayı yenerek ya da öldürerek topluluğun yeni lideri olur. Önceleri, baba kendisine rakip olabilecek yaşta olan erkek çocukları kovmakta çözüm bulur ve bir süre erkek çocuklar babaya rakip olabilecek bir yaşa gelmeden önce kovulur, ancak bu çözüm olmaz; kovulan çocuk intikam almak için bir savaşçı olarak geri döner ve babayı öldürür. Bu kez çözüm kendisine rakip olabilecek yaşta doğan erkek çocukları öldürmekte bulunur. Ve bu kural, zamanla ilk erkek çocuğunun öldürülmesi geleneğine dönüşür. Bu tarihsel arzulara yakın zamanda bir kaynak olarak Osmanlı padişahlarının tahtın, dolayısıyla gücün kendilerinde kalması için erkek çocuklarını öldürmesini ve kardeşler arasındaki kavgaları gösterebiliriz.

Bu noktada dinlerin ve tanrıların nasıl ortaya çıktığını hatırlayalım:

Krişna (MÖ.5000): Krişna hint tanrısı Vişnu'nun sekizinci kez dünyaya gelişidir. Kötü bir kralın kardeşinin oğludur ve bir hapishanede doğar. Kötü kral kardeşlerinin çocuklarından biri tarafından öldürüleceğini haber alır ve kardeşlerinin çocuklarını öldürtür. Ancak Krişna bir sepet içerisinde nehire bırakılmıştır, bu sepeti çoban bir aile bulur, onu büyütür ve Krişna sonunda kötü kralı öldürüp babasının intikamını alır.

Ra (MÖ.5000): Ra dünyaya firavun olarak gönderilmiştir, onun önderliğinde Mısır yokluğun, hastalığın olmadığı bolluk içerisindeki bir cennet olarak şekillenmiştir. Ancak Mısır halkı zamanla ona saygı göstermeyi ve yarattığı cennet için şükran duymayı unutur. Bunun üzerine Ra kendisini hatırlatmak için Sehmet adında bir canavarı insanları katletmek için kullanır ve halk ona saygı göstermeyi tekrar hatırlar. Daha sonra Ra yorulur, güçsüz düşer ve tekrar gökyüzüne dönerken yerini oğlu Horus'a bırakır.

Osiris (MÖ.1000-1500): Isis ve Osiris hem ağabey-kızkardeş hemde karı-kocaydılar (eski mısırda firavunlar sadece kendi kızkardeşleri ile evlenirlerdi), Osiris Mısır'a çiftçilik ve hayvancılığı öğretmişti, böylece Mısır halkına medeniyeti getirmişti daha sonra diğer ülkeleri ziyaret için ayrıldı, Mısır'ı bir büyücü olan eşi ve kız kardeşi Isis'e emanet etti. Ancak kardeşi Set onun yokluğunda bir oyun hazırladı, tam olarak Osiris'in vücut ölçülerine uygun muhteşem bir tabut hazırlattı (firavunların altın tabutları olduğunu biliniyor), Osiris geri döndüğünde Set onun için hazırlattığı tabutu denemesini istedi ancak Osiris tabuta girdiğinde tabutu kitledi ve Nil nehrine attı. Olan biteni öğrenen Isis eşini nehirde arayıp buldu, tekrar diriltti ve çocukları Horus doğdu, Horus amcası Set'i yenerek babasının intikamını aldı.

Musa (MÖ. 1000-1500): Mısır firavunu Ibrani bir erkek çocuk tarafından öldürüleceğinin haberini alır ve tüm Ibrani erkek çocukların öldürülmesi emrini verir, ancak bir anne köle olarak doğan çocuğunu bir sepete koyar ve Nil nehrine bırakır, firavunun ailesi nehirdeki çocuğu bulup onu evlat edinir, Musa firavunun ailesinden biri olarak büyür ve daha sonra firavuna karşı savaşarak köle yapılan insanlarını kurtarır.

Her hikayenin bir diğerinden alıntı yapmasını bir kenara bırakırsak; ana tema her zaman büyük bir lideri, toplum önderini, babasının intikamını alan güçlü bir erkek çocuğu anlatır. Tüm tanrılar geçici olarak bu dünyada bulunurlar ve daha sonra yerlerini kendisinden sonra gelen oğullarına bırakırlar, ya da aynı tanrının tekrar vücut bulması olarak anlatılırlar. Tüm bu hikayeler insandaki tanrı inancının yüceltilmiş bir baba olduğunu doğrular niteliktedir, toplum ya da oğul yüce bir babanın cennetinde yaşar ve babanın tek istediği saygı ve itaattir.

Yunan mitolojisindeki tanrılarda bu fikri doğrular; Akhilleus yaşamış en büyük savaşçı olarak nitelenir bu büyük isminden dolayı aynı zamanda tanrının oğlu olduğuna inanılır ve efsaneye göre ölümlü olmasını engellemek için annesi tarafından kutsanır ancak kimi hikayeye göre kutsal suya kimine göre kutsal ateşe sadece topuğu değmemiştir, bu nedenle sol topuğuna isabet eden bir ok ile tesadüfen ölür. Aynı şekilde Zeus çapkın bir tanrıdır, yeryüzüne insan kılığında iner ve bir çok kadınla birlikte olur, tanrı olmasına karşın babadır, güçlüdür ve bereket ile özdeşleşmiş yağmur ondan beklenir.

Freud tanrının baba olduğu fikrini ortaya attığında henüz Mısır tarihi hakkında detaylı bilgilere ulaşılmamıştı ve bu hikayelerin çoğu aydınlatılmamıştı, çalışmalarını daha çok afrika ve asya kabilelerinin inançları üzerinden yürüttü, buna rağmen aynı sonuca ulaştı, ancak bugün Mısır tarihi hakkında çok kesin bilgilere ve yapılan kazıların sonucunda bir çok kanıta sahibiz. Günümüz dinleri aynı efsaneleri anlatır, aynı isimleri peygamber olarak niteler, bu anlamda Islam dinide Arap kültürüne uyarlanmış bir anlatımı benimsemiştir ancak bu anlatımlarda Mısır tanrılarına ve hikayelerine çokça yer vermiştir.

Zamanla doğa koşulları, dolayısıyla insan korkuları ve arzuları değişti, güncel bir korku olan ölüm ve insan arzularının kendini tatmin için ürettiği cennet kavramlarına bir bakalım:

Antik Mısır: Ölen kişin kalbi tartılır, eğer iyilik tüyünden hafif gelirse Isis ile birlikte bir sonraki yaşama geçmesine izin verilir, ancak daha ağır gelirse o kişi Ammit tarafından yenir ve ruhu sonsuza dek huzur bulamaz (Ammit; su aygırı, timsah ve aslan melezi bir canavardır).

Pers imparatorluğu: Sinvat cehennem üzerinde kurulu bir köprüdür, Zerdüşte inanlar bu köprüden güzel bakire bir kız ve 2 köpek eşliğinde eğlenceli ve şarkılı bir yer olan cennete gider, inanmayanlar ise cehenneme düşer.

İslam: Tüm insanlar Sırat köprüsünden geçecektir, ancak islam dinini kabul edenler dünyada yaptıklarına göre hızlıca, kolayca ya da zorlanarak bir şekilde köprüden geçecek ve cennete gidecekler, kabul etmeyenler ise ayakları bir şekilde takılıp cehenneme düşecekler. Cennette sıcak ve kurak ortadoğu insanlarının hayali olabilecek gölge yerler, serinlikler, ırmaklar, bağlar ve bahçeler, yine o bölge insanının hayali olan memeleri yeni çıkmış genç kızlar ve kadehler dolusu şarapların olması manidardır.

Hristiyanlık: Diriliş günü geldiğinde Hristiyanlar yeni bedenlere sahip olarak tekrar dirilecek ve Adem'in günah işlemeden önceki hali gibi cennette tanrı ile birlikte yaşayacaklar. İnanmayanlar ebediyen cehennemde kalacaklar.

Bu hikayelere bakarak, cennet ve cehennem kavramlarınında insanların ölüm korkusuna karşı geliştirdikleri sonsuz yaşam arzusunun bir ürünü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her toplumun sadece kendi yaşadığı bölge ve dönemine ait arzularına uyhun bir cennet yaratması bu fikrin o topluma ait olduğunun açık bir kanıtıdır.

Tanrılar ve dinler görüleceği gibi insanlığın başlangıcından itibaren vardır, bu kavramlar insan korkularının ve arzularının tatminine yöneliktir, aynı zamanda çocuklarının ya da halkının kendisine itaat etmesi için yaratılmış yüce baba kavramlarıdır. İnsan aklının almadığı ve çaresiz kaldığı durumlarda üretilen bu inançlar zamanla bugüne uzanmıştır.


Isis ve Horus'un Meryem ve Isa'ya dönüşümü
(Isis eşi öldükten sonra Horus'u doğurmuştur, İsa bakire bir anneden doğmuştur, efsaneye göre her iki çocuğunda biyolojik bir babası yoktur)


Dinlerin tarihsel olarak bölgelere yayılması bakılarak birbirlerine etkileri daha iyi anlaşılabilir.

Tüm dinlerin (Islam dışında) verdiği mesaj açıktır; tanrı kavramı tebasına daha iyi bir yaşamı sunabilecek, koruyucu, toplum düzenini sağlayabilecek kuralları koyucu yüce bir babadır. Toplumun tek yapması gereken ise kurallara uyarak kargaşa çıkarmaması ve liderlerine itaat etmesidir. Daha açık söylemek gerekirse; tanrı toplumun içerisinden çıkmış en bilge insandır, bu insan bir zamanlar Mısır'a büyük bir huzur getirmiş olan Ra'dır, bir zamanlar Ibranileri Mısır'ın zulmünden kurtarmış olan Musa'dır ya da çiftçiliği örretmiş olan Horus'tur.

İnsanlar özgür olmamalı, çünkü; din başlangıçta doğru bir eksende doğmuştu, tarihte tanrı olarak nitelenmiş insanların çok üstün nitelikli insanlar olduğunu kabul edersek, en yüce ve bilge insana saygı duyulması ve kurallarına uyulması toplum düzeyinde ancak bu şekilde sağlanmış ve bu sistem ile medeniyete adımlar atılmış olmalı. Eğer bu kişiler tarafından kurallar konulmasaydı ve itaat edilmesi sağlanamasaydı, muhtemelen halen birbirlerini öldüren, tecavüz eden, yağmalayan insanlar topluluğu olarak kalınacaktı.

Bugün gelinen durum tersine inançlardan değil insanların özgür bırakılmasından kaynaklanmıştır, eğer Osmanlı'dan bir yüce baba çıkıp eğitimi ve okur yazarlığı zorunlu tutsaydı bugün gelinen cehalet noktasında olmazdık.

Yahudi bilim adamları her yıl tüm Nobel ödüllerini toplarlar, bu din=cahillik teorisini çürüten en belirgin kanıttır. Ancak Islam diğer dinlere göre berbat bir dindir çünkü yüce bir baba tarafından değil, hasta bir arap tarafından yazılmıştır.

Bu süreci kırmak için çözüm eğitim sistemini değiştirip çocuklara yalanları değil gerçekleri anlatmak olabilir; bir insan ancak 10-12 yaşlarında erişkin bir beyne sahip olabilir, bu nedenle adalette ceza ehliyeti kavramı vardır. Bugün dindar nesil yetiştirmek istiyorum diyerek yola çıkanların asıl amacı yıllardır yetiştirilen yüce babalı nesillerin devamını sağlamaktır; önceden 8 yıl olan zorunlu eğitim 6 yaşında başlamaktaydı, bu sürenin sonucunda kişi 14 yaşına geldiğinde aldığı eğitim ile kendi kararını verebilmekteydi. Değiştirilen sistemde ise kişi 5 yaşında eğitime başlıyor ve tüm hayatını etkileyecek olan seçimini 9 yaşında yapılması bekleniyor. 9 yaşında imam okuluna gitmeyi seçen birisinin özgürlüğünden artık bahsedemeyiz, çünkü o eğitim sisteminin içerisinde diğer okullarda verilen yarım yamalak tarih, biyoloji, fizik, matematik benzeri derslerin hiç birisi yok. Diğer okullarda ise yalan bir tarih anlatılıyor, Arapların katliamı tarih kitaplarında yok, oysa Türkleri katlettiklerini ve Islam dinini zorla kabul ettirdiklerini tüm dünya biliyor. Tüm bu yazdığım gerçeklerde eğitim sürecinde anlatılmıyor, hatta artık kitaplarda Freud için sapık, Darwin için maymun, Einstein için pis Yahudi deniyor.

Sonuç olarak özetlemem gerekirse; din sistemi atalarımız tarafından topluma yön vermek için kullanılmış, tecrübe edilmiş çok güçlü ve gerekli olduğunu düşündüğüm bir sistemdir, bugünkü cehaletin ve sorunların kaynağı bu sistem değil içimizden çıkan sistemden habersiz liderler yani yüce babaların eseridir.

"Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı süphe içinde olmalarıdır."
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-11-2012, 22:39
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart

Güzel ve doyurucu bir yazı olmuş, eline sağlık RİEB. Özellikle Tanrının Baba rolüyle özdeşleştiğini anlatan açıklamaların çok aydınlatıcı olmuş.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26-11-2012, 23:50
Jingo Jingo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2012
Bulunduğu yer: cehennemin dibi
Mesajlar: 733
Standart

İsa'nın (babasız doğma özelliğinin) "kopya" olduğu kesin olarak kanıtlanırsa, Kuran da otomatik olarak çöker. Üzerinde durulması gereken bir konu...

Teşekkürler.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-11-2012, 00:06
Subat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Subat Subat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 May 2007
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 1.224
Standart

Sayın RIEB
Ricamı kırmayarak verdiğiniz emek için teşekkür ederim. Yazınız gerçekten bir çok yönüyle başarılı olmuş. Bu konuda anlaşamadığımız nokta toplum yasaları ile dinlerin ayrışması üzerineydi. Kısaca fikrimi belirteyim.


Freud'un baba örneğini farklı algılamamız, bazı nüanslar yaratıyor. Çocuğun ihtiyaç duyduğu özne, onun süper kahraman ihtiyacını karşılayan kişidir. Bu hayali imgenin kahramanı olan baba figürü daha sonra reel hayatın getirdiği şartlar sonucunda parçalanır ancak hayali imge varlığını (belirli bir zaman dilimi dahilinde ya da tamamen ) sürdürür. Bu imgenin varlığını sürdürmesi ise doğal bir yaratıcı kavramını geliştirir. Açıklanamayan her olgu baba kavramından daha güçlü bir imgeye giden zihinsel hattı oluşturur. Bu hat, babanın adil oluşu ya da tecrübeli oluşu ile ilgili değil, sorular karşısında yetersiz kalması ile ilgilidir. Çocuk, gelişimini sürdürdükçe babadan çok da farklı olmadığını fark eder ve onu aşan bir imge arayışı içine girer.

Tüm dinlerin (Islam dışında) verdiği mesaj açıktır; tanrı kavramı tebasına daha iyi bir yaşamı sunabilecek, koruyucu, toplum düzenini sağlayabilecek kuralları koyucu yüce bir babadır. Toplumun tek yapması gereken ise kurallara uyarak kargaşa çıkarmaması ve liderlerine itaat etmesidir. Daha açık söylemek gerekirse; tanrı toplumun içerisinden çıkmış en bilge insandır, bu insan bir zamanlar Mısır’a büyük bir huzur getirmiş olan Ra’dır, bir zamanlar Ibranileri Mısır’ın zulmünden kurtarmış olan Musa’dır ya da çiftçiliği örretmiş olan Horus’tur.
En iyi orduların komutanı bile bir mağara şefini kıskanır.

Tanrı ihtiyacının ortaya çıkış süreci, kutsallığı beraberinde getirir ve kutsalın kullanım hakkını elinde bulunduran kişi bu payeden ilelebed faydalanır. Kutsalı elinde bulundurmak için de tecrübeden ziyade korkuyu kullanır. Verdiğiniz örneklerde de bunu görmek mümkün. Ölümden sonra yaşam olgusunun altında yatan yegane düşüncenin, verilen emirlerden kaçışın olmayacağı düşüncesini belleklere kazımak olduğunu varsayıyorum. Bu şekilde kişi hiç bir biçimde itaat etmekten kendini kurtaramayacağını düşünecek ve teslimiyeti kabul edecektir. Erk'i elinde tutanların bu korkuyu sürdürmek için verdikleri uğraşıları göz önüne alırsak, halen geçerli bir mekanizma olduğunu görebiliriz. Oysa bir mağara şefi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Mağara şefi, mağara insanlarının yaşamını idame ettirebilmeleri için en uygun yolu kendi tecrübelerinden yararlanarak ortaya çıkarır. Onu şef yapan temel olgu budur. Bu tecrübeler de toplum yasalarını ortaya çıkarır. Bu yasalar doğa kanunlarına uyum sürecinde farklılaşabilir ya da tamamen ortadan kalkabilir. Hiç bir mutlakiyeti ve kesinliği yoktur. Dereye giren biri için timsal tehlikesi söz konusu olabilir ama timsahlardan arınmış ya da arındırılmış bir bölge için dere tehlikesiz konuma gelir. Oysa din, kesinlik olgusu üzerine kurulur ve değiştirilemez yasalar zinciri ile örülmüştür. Bu bakış açısı ile dinlerin ortaya çıkış sürecini gerekli bulmak, bu erki elinde tutanları haklı çıkarma fikrini pekiştirebilir. Toplum yasalarını baz alan yeni bir dini akım karşısında, idealizme karşıt fikir üretmemize engel olur. Biraz bu konu üzerine yoğunlaşmakta fayda görüyorum. Başka katılımcıların da fikrini almak isterim.

Yarattığımız her etki bize bir düşman kazandırır, çoğunluğun kabul ettiği bir insan olmak için sıradan biri olmak gerekir.

Sigmund Freud
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-11-2012, 03:15
Shawstein - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Shawstein Shawstein isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Nov 2012
Mesajlar: 182
Standart

Rica ederim Sayın Subat, benim en çok değer verdiğim insan yanıldığımı gösterendir, bu anlamda tartışıp daha mutlak doğrulara ulaşmak adına emek vermeye hiç erinmemişimdir.

Subat´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu hat, babanın adil oluşu ya da tecrübeli oluşu ile ilgili değil, sorular karşısında yetersiz kalması ile ilgilidir. Çocuk, gelişimini sürdürdükçe babadan çok da farklı olmadığını fark eder ve onu aşan bir imge arayışı içine girer.
Babanın adil olduğunu söylemiyorum, tanımını yaptığım baba tüm gücü elinde tutuyor ve bunu çocuğu ile paylaşmak istemiyor, daha önce tecrübe edildiği içinde kendisine rakip olabilecek erkek çocuğu ya uzaklaştırıyor, ya da öldürüyor. İbrahim’in hikayesindeki ilk erkek çocuğun öldürülmesi olayına dayanan efsane bu eski baba deneyimlerinden kalma bir geleneğe dayanıyor olabilir. Elbette, tarihsel dönemler arasında eksik parçalar var, fakat babanın ölümünden ya da öldürülmesinden sonra bedenini yiyen kabilelerin olduğu biliniyor, Freud bunu babanın daha çok cinsel gücünün kendisine geçmesinin arzulanmasından kaynaklanan bir ritüel olarak tanımlıyor. Cinsel güçte eskiden çok değer verilen bir güçtür, örneğin antik Mısır tanrısı Min bugün bereket tanrısı olarak bilinen cinsel gücün simgesidir.

O dönemlerde toplum kurallarını belirleyen başlıca iki unsur var; biri deneyimler, diğeri insanların arzularına karşı geliştirdikleri yasaklar.

İnançların kullanılması olayı yani dinler, yüce babaların halkın kendilerine saygı duymasını, emirlerine itaat etmesini ve toplum düzeninin sağlanması amacıyla geliştirilmiş deneyimsel bir yönetim sistemidir. Dinlerden önce bir medeniyet izine rastlanmaması medeniyete ilk adımların bu sistem sayesinde atılmış olduğunu düşündürüyor.

İnsanların arzularına karşı geliştirdikleri yasaklar ise bu sistemin dolaylı bir parçası, ancak toplum öncüleri tarafından değil doğrudan toplum tarafından yaratılmış gelenekler. Örneğin, İslam’da su içerken yere çömelin ve yudum yudum için diye getirilmiş bir kural yoktur ancak o dönem insanı Muhammed’in hastalığını bilmeden onun bu şekilde su içmesinden dolayı bu geleneği yaratmış, oysa Muhammed’in sara krizleri geçirmesi, yutkunma sorunları yaşaması gibi pek çok belirti onun hasta olduğunu söylüyor, yani suyu o şekilde içmesinin nedenleri hastalığından kaynaklanıyor.

Söylemek istediğim bugün karşı çıktığımız bir çok kural yüce babalar tarafından değil toplum tarafından yaratılıyor, İbrahim’e gökten bir meleğin inmesi esasında toplum tarafından benimsenmiş ilk çocuğun öldürülmesi ilkelliğini kırmaya yöneliktir, İbrahim ya da her hangi bir yüce babanın her yıl kurban kesilmesi gibi bir amacı yok, aksine bunlar toplumun ilkel inançlarını kırmaya yöneliktir.

Altını özellikle çizmek istediğim konu, her hangi bir inanç sistemi ya da din ile yapılan mücadele onu yaratan peygambere karşı bir mücadele değildir, çünkü kurallar, kutsallar, tabular kısacası tüm inançlar bir kişi tarafından değil o toplumun bizzat kendisi tarafından yaratılmıştır. Dinlerin ya da inançların asla yok olmayacağına dair kesin inancım bu çıkarımların sonucudur.

Sayın Jingo,

Horus Ra'nın oğludur oysa aynı zamanda Osiris'in oğludur, aynı medeniyetin insanları kısa zamandaki bu değişime "nasıl olur yahu" diye sormamış, yani İsa'nın Ra, Osiris ve Meryem'in oğlu olduğunu ancak bizim gibiler görebilir.

"Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı süphe içinde olmalarıdır."

Konu Shawstein tarafından (27-11-2012 Saat 03:20 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özgürlük ve Dinlerden Özgürlük cyrano Politika 1 26-05-2018 10:28
Türban Özgürlük mü? cigi Multimedya 8 23-04-2011 01:15
Özgürlük ve Azınlıklar özgür_düşünce Politika 2 22-01-2010 23:16
Özgürlük ve Demokrasi cigi Politika 13 07-10-2009 19:19
Özgürlük hakmı Human İslam 4 17-02-2006 15:16

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:43 .