Değerli arkadaşlar, özellikle son mesajlarda Kuran'da artık iyice su yüzüne çıkan gerçeklerden sonra bizim ülke olarak bir olguyu kabul etmemiz gerekiyor. Misal: Eren ERDEM
"Peygamber'in Veda Haccı uydurmadır" diyor. Yine Eren ERDEM'e göre,
"Musa denizi ayırmamıştır". Araştırmacılara göre Kızıldeniz'in ikiye ayrılması olayının nedeni med-cezirdir.
Bir başka örnek; Kuran'da astronomiyle ilgili ayetler tamamen hatalıdır. Örneğin, Yer'in düzleştirilmiş olması, Güneş'in Ay'ı takip etmesi vb. gibi. Bu ayetler Dünya'dan bakan bir kimsenin gözlemlerine göre yazılmış, dolayısıyla bu ayetlerin bizi koruyup gözeten Allah ile bir ilgisi olamaz.
Bir diğer örnek şudur: Kuran'daki miras ayetlerinde birtakım oranlar verilmiştir ama bu oranlarla bir mirasın nasıl paylaştırılacağı açıklanmamıştır.
Diğer örnekler Neva'dan şu şekilde gelir:
"Veda hutbesi ise tam bir baslibasina olaydir. Ayetlerin bir kismi hutbeye karismistir.
Örnek; Cocuk kimin doseginde dogarsa onundur.
Baska ornek;Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.
Hangi peygamber bu??? Hutbeyi okuyan hangi peygamberden bahsediyor?
Zira Kuran'in agirlikli tarafi hadistir, asil ayet diyebileceklerimizin bir kismi da hadislerde mevcuttur."
Bugün siz bu örneklerden hangisini seçerseniz seçin ve bunlardan birini bir eğitim camiasında tartışmaya açtığınızda, eğer konu hakkında tam donanımlıysanız tartışmanın kesin galibi siz olursunuz. Bu nedenle bizim toplum olarak Kuran'daki bu hataları kabul etme cesaretini gösterebilmemiz ve bu duyarlılık içinde Kuran'ı hatalarıyla birlikte benimsememiz gerekir. Çünkü bu hatalar tartışılmayacak açıktır.
Öyle görünüyor ki, ilk olarak Turan Dursun tarafından başlatılan (ki bu, Turan Dursun'un ve diğer insanların ömürlerini harcamıştır) mücadele bu sitede çeşitli başlıklar altında devam etmekle birlikte Kuran'ın tarihsel dokusunu ortaya koymaktan ibarettir. Ama Kuran'ın yazıldığı dönemde
"Sözlü Gelenek (Retorik)" olduğundan, ne Araplar bu tarihsel dokuyu ortaya koyabilir, ne de onlardan uzak olan bizler. Bizim burada yaptığımız şey, Kuran'daki ayetlerin evrensel bilgiler içinde incelemek ve varsa, ki var, hataları ortaya koymak idi.
Özetle, bizim Hacı, Hoca ve İslam alimlerinin bizi sürekli kandırmasına aldırmayarak gerçekleri ortaya koymamız ve onların da bu gerçekleri kabul etmesi gerekiyor. Çünkü onların bu gerçekleri kabul etmesinden başka bir çareleri bulunmuyor. Yani İslam'da bir Rönesans ile gelen aydınlanmanın yapılması gerekiyor. Bu, eninde sonunda olması gereken ve olacak bir olaydır.
Kimse kusura bakmasın, biz Kuran'ı
"Tanrının Kitabı (The Book of ELI)" filmindeki Denzil Washington'un sayfalarca süren
"Kral James İncili"ni moto mot okuması gibi okuyamayız. Çünkü içinde akla ve mantığa uymayan bir sürü hata vardır.
Bu filmin sonunda Denzil Washington'un
"Kral James İncili"ni moto mot okuması yoluyla İncil'in yeniden oluşturulması olayı, Jesus Christ'e duyulan tarihsel bir sevgi idi. Bunun dışında, öte bir anlam taşımamalı.
Örneğin "Yahuda Müjdesi"nin "
İsa Yahuda'ya Evren Bilimi'ni Öğretiyor: Ruh ve Kendiliğinden-Üremiş" bölümünde geçen,
"Müthiş bir melek, kendiliğinden-üremiş kutsal bir aydınlanmış ("enligtened"), bulutlar arasında varoldu. O'nun sayesinde, dört başka melek başka bir buluttan varoldu, ve Kendiliğinden-Üremiş'in meleksel hizmetkarları oldular. Kendinden-üremiş dedi ki, (48) "İzin verin (...) varolsun (...)," ve varoldu (...). Ve ilk ışığı kendisine hükmetmesi için yarattı. Dedi ki, "O'na hizmet edecek melekler varolsun," ve sayısız onbinler (on bin eski yunancada en büyük rakkam idi - myriad) varoldu. Dedi ki, "İzin verin aydınlanmış uzun zaman varolsun" dedi ve varoldu. O ikinci ışığı üzerinde yarattı, beraber sayısız onbinlerce melekle hizmetlerini sunmak için. Böylece diğer aydınlanmış uzun zamanlar varetti. Onları da onları hükmetmesi için yaptı, ve sayısız onbinlerce meleği onlara yardım etmesi için yarattı.
sözler tamamen tarihseldir. Çünkü Yunanca harflerden oluşturulan sayılar içinde en büyük sayı
"Myrad (Onbin)" demekti ve bundan daha büyük bir sayı yoktu. Bu sayı yukarıdaki metinde 3 kez geçer.
Kuran'da da,
Mearic 4: Melekler ve ruh, O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
ve benzeri ayetlerin tarihsel bir söz olduğu görülür. Bunlar günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü ilkinde sayı saymada bir yetersizlik sözkonusu iken, ikincisinde gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bir atmasyon yapılmıştır. Bizim bunları günümüz dünyasında kabul etmemiz mümkün değildir.
Fakat mümin kardeşlerimizin bizim bu bulgularımıza aldırmayacaklarını ve aksine, "İnanç" ile "Bilim"in yeri ayrı diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışacaklarını, daha doğrusu, kendilerini kandırarak sıyrıldıklarını zannedeceklerini çok iyi biliyoruz. Oysa onların bu teşhisi külliyen yanlıştır. Çünkü onlar bunun ayırdında değillerdir; onların yanlış teşhiste bulundukları şey, "Tarihsel Metinler" ile "Bilim"in yeri ayrıdır demek olacaktır.
Bilirsiniz, zaman zaman "İslam" ve "Hristiyan" forumlarımızda istatiski çalışmalar yapılır ve kimin sayısı ne kadar arttı gibi anlamsız bir ölçü (sidik) yarışı yapılır. Oysa bu yapılan şey, mürit kazanmaktan ibaret bir olaydır; gerçeklere yaklaşmak değil.
Bu yarışmada kim hangi tarafta bulunursa bulunsun, benim yerim gerçekler dünyasıdır. İsteyen kendisini istediği gibi aldatabilir ama ölürken öteki tarafın anlatıldığı gibi olmadığını yaşarken anlarsa, bu, kendisi için daha yararlı bir iş olacaktır.
Evet, sizin bu konuda varsa, düşünceleriniz nedir?