mücerred´isimli üyeden Alıntı
Latin alfabesini birakip Kuranin yazi dili arapcaya gecmek isteyen müslümanlari anlamak belki mümkün olabilir.Onların arap alfabesi bizim dil yapimiza uyar mi uymaz mi diye kaygisi olmayabilir.
Bununla beraber 1928 de latin alfabesinin kabulünü içine sindiremeyen bazi laik aydini anlamak ise mümkün olamiyor.
Mustafa Kemali,Cumhuriyeti eleştirmekte bazen ölçüyü öyle kaçırıyorlarki vay anasına diyorum.Eleştiride sınır tanımayanlarla cumhuriyete ve Mustafa kemal toz kondurmayanlar bir meteligin yazı turası gibi oluyorlar.
Birgünde okur yazar orani sifira indi diyerek latin alfabesini geçişini elestirme cüretinde bulunuyorlar .Osmanlicayi bilmedikleri icin bu arap alfabesinin ne kadar ilkel oldugunu göremiyorlar.
|
Bu adamlar filolog değil, politikacıdır. Tıpkı Siyasal İslamcılar gibi. Yani bu adamlar Türkçe'nin yanısıra Arapça'nın kıymetini anlamaktan bile bihaberdirler. Eğer onların kafasından gidecek olursak, Araplar'ın da Arapça'yı bırakması ve Arapça'yı doğuran dillere dönmesi gerekir: Nebatice, Aramice, Süryanice.
Bu düşünce biçimi atalara dönüş, yani ataların yaşadığı zamana geri dönme ve onlar gibi yaşama isteğinden kaynaklanan "Recursion (Geriye dönme)" yani "Yobazlık"tan ileri gelir. Biz atalarımızı severiz ama sanki herşeyimizi birden kaybetmişiz gibi ilkel bir ortama dönmek, aptallıktan ziyade, bir emperyalist pojedir.
İşte bu kabul edilemez. Ülkemizde hakim olan durum ne yazık ki budur.
Şimdi bu gerçek ışığı altında Türkçe'nin Latin alfabesiyle yazımına gelirsek, Türkçe'nin Latin alfabesiyle yazımı sanıldığından çok daha geriye gider. En son Osmanlı padişahı Abdülhamit'e bu tavsiye edildiğinde, Abdülhamit meseleyi olumlu karşılamış ama çeşitli gerekçelerle dil devrimini yapamamıştır. Atatürk 1 Kasım 1928'de dil devrimini yapmadan önce, Latin alfabesiyle Türkçe denemeleri yapılıyordu ama henüz şimdiki gibi gerçek anlamda bir Türkçe yazımı yoktu. Ama bizim Latin alfabesiyle Türkçe yazmamız dünyada bir rekordur ve hiç kimse bu rekoru bırakın geçmesini, yaklaşamamıştır bile.
Türkçe'ye .ok atanlar önce Kuran'ın yazıldığı dönemdeki Arapça'ya baksınlar, ondan sonra Türkçe hakkında konuşşunlar!
Örneğin Hz. Muhammed zamanında Arapça henüz bir emekleme döneminde idi ve Arapça yavaş yavaş gelişiyordu. Kuran Arapça ile yazıldığını birçok ayette söyler ama bu bir iddiadır ve doğru değildir. Çünkü Arapça'nın o günkü durumu bunu yapmaya yeterli değildi. 1924'te standartlaştırılıp "Kahire Metni" halini alan Kuran Arapça yazım bakımından kesinlikle Hz. Muhammed zamanındaki gibi değildir. Afedersiniz, .ok atanlar Kuran'ın bu durumunu neden görmezden geliyorlar ve Türkçe'ye saldırıyorlar, Kuran'ın Kahire Metni halini almasındaki geçiş sürecini neden gözardı ediyorlar? Bunlar elimizdeki Kuran'ın Hz. Muhammed zamanındaki gibi mi olduğunu zannediyorlar? İnanmıyorlarsa, o döneme ait yazıtları incelemeleri tavsiye olunur. Belki, o zaman Arapça'nın ne olduğunu öğrenirler ve bu emperyalist projede yer almaktan vazgeçerler diyeceğim, ama onlar bunu bilmedikleri için değil, kendi geçimleri için yapıyorlar. Bu salaklar Kuran'ı Hz. Muhammed zamanındaki Arapça ile okuyamazlar. Ama onların esas sorunu bu değil ki, emperyalizmdir.
Araplar Arapça'yı Nebatice, Yunanca ve Süryanice diline yaslanarak kullanırken, yani henüz bir bebek gibi emeklerken, biz Türkler 1 Kasım 1928'de dil devrimi yaptıktan hemen sonra (Atatürk'e göre her Türk 6 ayda gibi kısa bir zamanda Türkçe'yi kolayca öğrenebilecek idi) adam olmuştuk bile. Aradaki fark bu!