
19-11-2006, 18:49
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2006
Mesajlar: 406
|
|
Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası..
* * Ölüm bir çok kişi tarafından *açıklanmaya çalışılmış, bazıları fabl/efsane olarak kalırken, bazıları din sistemleri oluşturup günümüze kadar süregelmiştir. Hiçbir dinin, mmisik öğenin, efsanenin, tabuların tarafını tutmayan bilim adına ölümün tanımını yapar isek;
-Bireyin ölmesidemek, yaşamı boyunca yaptıklarını artık yapamayacak duruma gelmesi demektir. Canlılar için de ölüm kesin sondur. Canlı çalışan organlarıyla canlıdır ve onlar olmazsa ölüdür.
* * Ölümden sonrası için yapılan tanımlar da fazlasıyla çeşitlilik kazanmıştır. Ruh gücünü (Reankarnasyon) savunanlar olduğu gibi öldükten sonra bazı yerlere gideceğini söyleyenler de vardır. Gene tarafsızolan bilim adına cevap vermek gerekir ise;
-Ölünce toprak olacağız ve azot karbon çevrimine gireceğiz.
* * Ölüm insanlar için daima bir korku teşkil etse de, gerçekte böyle bir korku yersizdir. Bilhassa dünya için ölüm gereklidir. Neden?
* * Biyolojinin bize sunduğu bilgilere göre; dünyanın döngüsünü sürdürebilmesi için canlıların ölmesi gerekir. Bir canlı öldüğünde, başka bir canlının yaşanına yol açar. Buna basit bir örnekle açıklayabiliriz. Deniz kaplumbağalarının sahile bıraktığı yumurtaları düşünelim. Onlarca yumurta bırakıyor ama denize yalnızca birkaçı ulaşıyor. Geri kalanlar bir şekilde (Kuş, yengeç gibi hayvanların avlaması, kabuğunun üstüne ters düşmesi vb.) ölüyor. Ya ölmezs? Ölmezise deniz, deniz kaplumbağalarıyla dolar taşar. Besin kaynakları tükenir ve yaşam biter.
* * Bunu insana da özleştirebiliriz. Bugün insan ölmez ise, muhtemelen 100 yıl içinde varolan besin kaynaklarını tüketip kendi sonumuzu bekleyeceğiz. Fakat size sevindirici bir haberim var: Ölüyoruz ve bu felaketler başgöstermiyor !
* * Herkez farkında, ölüm bir gerçek. (Şu an için) Kaçınılmaz bir son. İnsan da doğası gereği bu gerçekten korkuyor. Peki neden? Çünkü o gizemlidir. İnsan, tarihin her noktasında bir şeylerden korkmuştur. Bu zamanında gücü yetemediği bir hayvandı, sonraları kaya, sonra güneş, sonra ateş, sonra bir sürü tanrı, şimdi algılanamayan bir varlık (yoksa yokluk?) Korkuyorlardı, çünkü bilmiyorlardu. Bilinmeyenden korkulur. Bilinmeyen iyi de olabilir kötü de. İşi şansa bırakmamak gerekir, "Ya kötüyse?" diye.
* * Burda durup düşünelim. Kötüyse?
* * İlkin burdaki kötünün tanımını yapalım.Ölümden sonraki cennet cehennem olgusunu ele alalım. Ya varsa?
* * Tipik bir düşünce örneği: "Yoksa bir şey olmaz, ama varsa cezaçekerim, o yüzden namazımı kılayım."
* * Kendine göre çok doğru, ama bir o kadar da kısıtlı bir bilgi. Tek olabilecek şeyi cennet-cehennem olarak öğrenmiştir, başka bilgiye yer olamaz. Böyle bir kişiye sorulacak basit sorulardan yalnızca biri:
*Ya Budizm'deki reankarnasyon doğruysa? Kıldığın tüm namazlar *boşa gidecek.
* * Hemen cevabı yetiştirir doğal olarak;
*Boşa gitsin ne olacak? Boşa zaman harcadığım zaman, bana ne kaybettirecek?
* * Cevap basittir;
*Hayat... Tüm hayatın...
* * Ölüm sonrası için istenildiği kadar cevap üretildi. Nitekim;
* * Tarım, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar için bir zorunluluktu. Tarım başarmak içinse, gökyüzünün iyi incelenmesi gerekiyordu. Bir yıldız kümesinin gökyüzündeki hareketiyle bitkinin büyüyüp gelişmesi arasındaki bağlantı insanoğlunun ilgisini çekiyordu. O halde yeryüzünü gökteki yıldızlar ve varlıklar yönetiyordu. 15.000 yıl önce Mısır'da yaşayanlar yıldızlara tapmaya başladılar, gökyüzündeki yıldızlara isimler takmaya başladılar. Saban sürme sırasında görülen yıldızlara "Öküz" ya da "Boğa" yıldızları, aslanların susuzluktan çölden ırmaklara geldiğinde görülen yıldızlara "Aslan yıldızları" gibi isimler yakıştırılmaya başlandı. (Günümüz burçlarının temelleri atıldı) Zamanla insanoğlu göğün boğasından beklediği gücü yeryüzündeki boğadan da bekler oldu. Bunun gibi bir çok canlı ve cansız şeyi kutsallaştırdı ve insanlar putlara tapmaya başladılar.
* * Zamanla insanlar iyilik ve kötülük Tanrılarını ayırmaya başladılar. Tanrıların özleri birbirine uymadığı için tapınma ikiye bölündü. İyi Tanrılara yapılan sevgi ve sevinç tapınmasıydı. Kötü tanrılara yapılan ise korku ve ızdırap. Böylece özü karşıt ilkelere dayalı tapınma olan din sistemleri oluştu.
* * O ana kadar ölümden sonrasının cevabını bulamayan insanoğlu, uzun yolculuklardan dönen gemicilerin anlattığı okyanusun öbür ucundaki ülkelerin güzellikleriyle ya da kötülükleriyle hayal dünyasını daha da geliştirdi. Herhalde insanlar da ölünce böyle yerlere giderlerdi. Eğer insan sevaplar ise ölünce sonsuz güzellikteki diyarlara giderdi. Eğer günahkâr ise sonsuz karanlık ülkesine benzeyen yerlerde cezasını çekerdi. (Mitolojideki Tartarian buna örnektir. Tartarian cehennem demektir ve Tanrısının adı Hades'tir.) Böylece ölülerin barınabileceği cennet ve cehennem yaratılmış oldu. Hatta insanlar, diğer dünyada kullanmaları için eşya ile gömüldü. İnsanoğlunun adaleti ne olursa olsun, Tanrısal adalet yanılmaz, insanı cezalandırır ya da mükâfatlandırırdı. Böylece "Büyük Tanrı" ya tapınma inancı doğdu.
* * Bizi ilgilendiren bilim adına "ölümdür".
* * Peki ölümden korkmalımıyız?
* * Bilmediğimiz şeyden korkma doğaldır. Ölümün ne olduğunu bilsek, pek tabidir ki korkmayız. Biz canlılar doğanın oyuncağıyız ve oyuncak sahibi kendi sürekliliği için oyuncaklarını satabilir. Tıpkı bizim aç kaldığımızda üstümüzdeki kıyafetleri satacağımız gibi. Doğa dengesini devam ettirebilmek için elbette öldürecektir. Kendisini ancak böyle devam ettirebilir. Diğer canlılara yaşam vermesi için başkalarının ölmesi gerekir ve doğa bizi öldürür.
* * Peki akla hemen şu soru geliyor: "Neden doğa yaşam verir?" Milyonlarca yıl dünya üzerinde yaşam yoktu. Neden kendine canlı üretti ki?
* * Bunu basit bir kelime ile açıklamak gerekir ise cevap, tesadüf. Çok itici bir kelime gibi gelebilir bir çok insana ama kabul edilmesi gereken gerçek budur. Hayatın köklerine ilişkin "Miller deneyi" ni hatırlayın. Şimşekler *gazla birleşince canlı bileşenleri oluşmuyormuydu? Şimşeğin düşmesi yalnızca bir tesadüftür. Tesadüf hayatın heryerinde vardır. Doğduğumuz yer, cinsiyetimiz, hayatta kalmamız vb.
* *Peki ya ölüm de mi bir tesadüf müdür? Bunu sanmıyorum. Esasında sanıyorum da. Fakat sandığım şey tesadüfün ölüm olduğu değil, gene doğanın ta kendisi olduğu. Bir meteorun gelipte az sonra kafamıza düşmeyeceği ne malum? (Unutmayın, yeryüzünde bir sürü meteor krateri bulunuyor, yani olanaksız bir şey değil) Bunu belirleyen nedir? Hiçbir şey... Amaçsızlık... Tesadüf...
* * Bizim bir hastalığa kapılıp ölmemiz. O hastalığı bize veren nedir? Doğadır. Neden verir? Hiçbir şey yüzünden... Amaç yok. Sadece tesadüf...
* * Tesadüfler artırılabilir, çünkü hayatın ta kendisidir tesadüf. Şans denilen şey de budur. Şans, kendimiz için iyi tesadüflerin bir araya gelmesidir.
* * Sonuç olarak ölüm nedir, ne değildir?
* * Ölüm hiçbir şeydir, ölüm gerçektir, ama hala bilinemezdir. Hala da insanları korkutmaya devam edecektir. Çünkü;
Bir çok giden, memnunki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti.
Dönün yok seferinden...
Nedim Yılmaz
|

19-11-2006, 19:18
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Nov 2006
Mesajlar: 439
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
vay be bu kadar olur üstadım yazdığınız bu kadar şey tesadüf mü acaba?????
|

19-11-2006, 19:43
|
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
|
Tesadüfler artırılabilir, çünkü hayatın ta kendisidir tesadüf. Şans denilen şey de budur. Şans, kendimiz için iyi tesadüflerin bir araya gelmesidir.
|
Hayatın tesadüfen oluştuğunu iddia edecek bilimsel bulgularımız yok. Birey olarak tesadüfen varolmakla (cinsiyet, ırk vs.), insanlığın tesadüfen varolması ayrı değerlendirilmelidir. Hayatı oluşturan bir tanrı fikrinin daha uzak olması, hayatı oluşturabilecek tek şeyin tesadüf olmasını gerektirmez diye düşünüyorum. Hayatın, aşkın bir tanrı olmaksızın ancak doğa içinde henüz çözemediğimiz bir oluşumun ürünü olma ihtimali de hipotez olarak mümkün.
Hayatın, semavi dinlerin iddia ettği bir tanrı tarafından oluşturulduğu uzak geldiği gibi tesadüfen oluştuğu iddiası da çok uzak görünüyor.
Bilimsel tavır, bir şey bilinmiyorsa onun bilinmediğini açıkça söylemektir. Hayatın nasıl oluştuğunu henüz bilemiyorsak ki-hala böyle- bilmiyoruz demek doğru olandır. "Tesadüfen oluştu" demek için bunu doğrulamamız gerekir. Miller deneyi ise henüz kural oluşturulacak bilgiler vermiyor bize.
|
Bilmediğimiz şeyden korkma doğaldır. Ölümün ne olduğunu bilsek, pek tabidir ki korkmayız.
|
Diyelikim ki ölümden sonra tam bir hiçlik olduğunu öğrendik bir şekilde. Bu durumda artık ölümden korkmayacak mıyız? Tabiki korkacağız hatta belki insanlar eskisinden daha fazla korkacak ölmekten. Belki de histeri şeklinde.
Ölümden korkmamamak diye bir şey olmaz. İnsanın özünde vardır ölüm korkusu, ölene dek de olacaktır bu duygu az veya çok. Aslında burada "korku" terimi yerine " anksiyete" veya "bunaltı" demek daha doğru terim olur ama bu konuya girmek konuyu dağıtacak ve uzatacak. Sonuç olarak ölüm korkusunu (anksiyetesini) tamamen yenmemiz değil gerletmemiz mümkün ve bunu sağlıklı şekilde yapabilmek aslolan.
|

19-11-2006, 19:46
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
Olumun gercekten,
yasayan biyolojik maddenin kendini birlestiren unsurlara ayrilmaya baslamasi,
baska bir olum sonrasi surec olmadigini,
butun dunya kabul etseydi,
beni dusunduren, daha mi iyi ,daha mi kotu olurdu, su kisa, hayat denilen yasamimizi degerlendirebilmemiz?
* Bundan baska hayat yok dusuncesi, bazilarimizi umitsizlige surukleyip, cilginca davranmaya mi, yoksa, insanlari birbirine daha yardimsever, daha anlayisli, daha guvenilebilr olmaya mi zorlardi.
*Benim fikrim, din ve tanri savunucularinin aksine, daha olumlu bir ortam yaratacagidir.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

19-11-2006, 21:53
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
sevgili mhmmd
* * * çok sevdiğim bir atasözümüz var, çok bilinen.KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK.
* * * * Yine Koca *YUNUSun *iki dizesi ver bayılırım
* * * 'anamdan çıktım gittim pazara'
* * * 'beş metre bez aldım döndüm mezara'
* * önemli olan, bilinmeyen ,sonraya kalmış bir yaşamı umarak,bu gününü yaşayamadan kendini heder etmek değil, bu yaşamı akılcı ve özgürce yaşamaktır.
|

19-11-2006, 23:47
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 18 Nov 2006
Mesajlar: 7
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
kardeş araştırcan tabiki buna kımsenın bişi dediği yok. Ama araştırdıktan sonra sonuca ulaşıcan.
Şimdi bir örnek vericem.
Ağaç meyve verir. Kimisi kiraz , kimisi armut , kimisi ayva , kimisi muz , kimisi ceviz vs vs . Peki ağaç hangi meyveyi üreteceğini nerden bilir ?
Ayrıca yer çekimi vardır . Yerçekimi olan bir dünyada ağacın kökleri suyu alıpta 15-20 metre en üstlere kadar nasıl ulaştırır ? Bunun için hangi kinetik veya manyetik veya kimyasal enerjiyi kullanır ?
Ayrıca ağacı kesersen odun olur. Hani şu bildiğimiz ODUN lardan. Düz mantıkla her şeyi çözmekle kalkarsak normalde odun nasıl olurda meyve verir hiç düşünüldümü ?
Bir arıda akıl mı varki binlerce çiçeğe konup polenlerini toplayıp geri peteğe götürüp bal üretebiliyor.
Işık olmayınca göz görmez. Normalde herkes ben gözümle gördüğüme *inanırım der. Görmek için sadece maalesef göz yetmez kardeşlerim.
Girin bir kapkaranlık odaya. İçerideki eşyaları görebilecekmisiniz bakalım.
Göremezsiniz. Görmeniz için gözünüze ışık gelmesi lazımdır. Lambayı açınca görmeye başlarsınız. *
Bir çok kardeşimin *bazı gerçekleri görmesi *için size IŞIK lazımdır. Düz mantıkla , çıplak gözlerle her şeyi gördüğünüzü sanırsınız.
Düşünün , dünyamızın yörüngesinde bulundugu yüzde 90 ı hidrojen olan Güneşte *hidrojen çekirdekleri kaynaşarak helyum çekirdekleri oluşturmamaya başlasa *ve bu tepkimeler sonucu büyük bir enerji ortaya çıkmaya devam etmese idi, yani Güneş sönse idi Dünyanın hali ne olurdu ? İnsanlar yaşayabilirmiydi , yaşayamazmıydı ?
Demekki Güneşi insanlığın hizmetine sunmuş bir kuvvet , kudret var.
Bu kuvvet ve kudretin sahibi kimdir ?
Bilipte hala şüpheyemi düşenleriniz var.
Sadece tarihte şu olmuş bu olmuş diyerek olmayan olayları olmuş gibi iftira atarak , şurda şumu denilmek istenmiş burda bumu denilmek istenmiş diyerek nereye varılacak ?
Varlığının delilleri uzayı , galaksileri , Dünyamızı , her yerimizi çevrelemiş iken hala inkar etmekle nereye varılacak.
Kafanda 1000 tilki dolaşırken , 1000 plan yaparken bir anda kendini toprak altında bulduğunda eyvah demen bir işe mi yarayacak sanıyorsun.
Atalarımız boşa dememişler. Zararın neresinden dönersen kârdır.
|

19-11-2006, 23:52
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Sep 2006
Mesajlar: 169
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
Orhunhan sende bilimsel bakisi acisi sifir kardesim! Yada fazla harunyahya belgeselleri izliyorsun!
Sordugun sorularin cevabi icin
Su linki bir incele istersen ;
http://www.turandursun.com/modules.p...ewtopic&t=3024
Gunu gelir,
sanma hesap sorulmaz!
Dayanir kapina,
PIR SULTAN OLMEZ!
|

20-11-2006, 00:05
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 18 Nov 2006
Mesajlar: 7
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
Felsefe : Felsefe varlık ve düşünmeyi oluşturan ilkeler, gerçeklik ve nedenselliğin araştırılmasıdır.
Felsefe ile uğraşanlara filozof denir.
Filozoflar genellikle varoluş veya varlık, ahlak veya iyilik, bilgi, gerçek ve güzellik konularıyla ilgilenmişlerdir. Tarihsel olarak birçok filozof dini inançlara veya bilime de eğilmiştir. Filozoflar genellikle bilimin dışında kalan bu kavramlarla ilgili kritik sorular sorarlar. Felsefe nedir sorusunun cevabının aranması da bir felsefi uğraştır. Filozoflar genellikle şu soruların cevaplarını ararlar:
Gerçek nedir? Bir ifadeyi nasıl veya niye doğru veya yanlış olarak tanımlarız? Nasıl karar veririz?
Bilgi mümkün müdür? Bildiğimizi nasıl biliriz? Doğru bilginin kökeni ve sınırları ?
Ahlaken doğru veya yanlış hareketler (veya değerler, veya kurumlar) arasında bir fark var mıdır? Hangi hareketler doğrudur, hangileri yanlıştır? Değerler mutlak mı, izafi midir? Yani nasıl yaşamak gerekir? Ahlakın kaynağı nedir ?
Gerçeklik nedir ve neler gerçek olarak nitelendirilebilir? Gerçek olan şeylerin doğası nedir? Bazı şeyler algımızdan bağımsız olarak var olabilir mi? Zaman ve mekanın doğası nedir? Düşünme ve düşüncenin doğası nedir? Birey olmak ne demektir?
Güzel nedir? Güzel şeylerin farkı nedir? Sanat nedir?
Din kavramının kökeni nedir ? Tanrı insanların korkularından kaynaklanan bir varsayım mıdır ? Tanrı var mıdır ?
-----------------------------
Psikoloji : İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen bilim dalına psikoloji denir.
Psikoloji ile ilgilenen ve bu konuda uzmanlaşmış kişilere psikolog denir.
Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki, beyin ve davranış, ikincisi ise çevre ve davranış ilişkisidir. Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için araştırmacı olmak durumundadırlar.
Psikolojinin ilgilendiği bazı konular.
Fizyolojik bozuklukların insan ruhuna etkileri.
Fizyolojik olmayan düşünce,davranış *bozuklukları.
----------------------
Matematik , fizik , kimya derslerinde sorun varsa ordan da devam edebiliriz.
--------------------------
Varlığının delili her yeri sarmış . Seni , içini , her yerini sarmış. Daha neyi beklersin.
|

20-11-2006, 00:13
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Sep 2006
Mesajlar: 169
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
ozur dilerim orhunhan abi sen olayi cozmussun.Hepsini yalayip yutmussun.Sozumu geiri aliyorum.Sen neymissin be abi..Peki bu kadar cok seyi biliyorsunda
o sorugun sorularin bilimsel aciklamalarini bilmiyormusun??
Gunu gelir,
sanma hesap sorulmaz!
Dayanir kapina,
PIR SULTAN OLMEZ!
|

20-11-2006, 00:43
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: Bir Gerçeğin Serüveni: Ölüm ! Ve Sonrası...
Yercekimi var, hava var, gunes var, su var, onun icin hayat var. Bu neyin delili oluyor anlayamadim. Okyanusun binlerce metre derinliklerinde, gunesin erisemedigi, yercekiminin hemen hemen yok sayilabilecegi, havanin olmadigi *ortamda da hayatin var oldugunu biliyor muydun?
* Gozlemledigin, hayatin varolusuna bagladigin seyler, insan yokken de vardi.
5 milyar senelik, dunyanin tarihinde, insanlik cok kucuk bir suresi icinde var. Olmayabilirdi de.
Nitekim milyonlarca sene hukum suren baska canlilar yasadi yeryuzunde.
Hic de bir tasarimciya ihtiyac hissetmeden.
Insanlar bile, yuzbinlerce sene hayvanlardan pek de farkli olmadan yasadilar.
Gunumuzdeki tek tanri mevhumunu uydurana dek, cesitli inanclara bel bagladilar. Akillandikca direndiler tamamen yok olma fikrine karsi. Ilk tanrilarini boyle, son tanrilarini da senin gibi dusunerek yarattilar.
* Evrenin nasil varoldugu, henuz cozulememis bir sir, tanrilarin nasil yaratildigi ise o kadar basit ve apacik ki......
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:56 .
|