Mimar Sinan'da okuyan bir arkadaşın güzel bir yazısını sizinle paylaşmak istedim. Ben çok beğendim ve etkilendim. Tekrar tekrar düşünmemi sağladı bazı olguları. Sizin de beğeneceğinizi umuyorum.. Buyurun
KÜFRÜN TEMELİNDE YATAN ATAERKİL ŞARTLANMIŞLIK

İnsanların özellikle kadının cinselliğini yaralamak amacıyla kullandığı küfrün temelinde yatan ataerkil şartlanmışlığın öneminin anlaşılması açısından belirtiyorum ki; tüm insanlar ana rahminde yaşamlarına dişi olarak başlarlar. Örneğin erkeklerin neden memesi vardır? Süt vermek gibi bir işlevi olmadığına göre, neden ? Aklınıza ilk gelen yanıt sürüngen değil, memeli oldukları için olabilir… Ama bu işin şakası ! Gerçek neden, tüm insanların yaşamlarına ana rahminde dişi olarak başlamalarıdır.
hepimizin bildiği gibi cinsiyeti belirleyen x ve y kromozomlarıdır. Embriyoların hepsi belirli bir gelişim dönemine kadar x yani dişi altyapısı taşırlar. Bu nedenle de meme uçları belirir. Cinsiyet hormonları daha sonra devreye girdiğinde işler değişmeye başlar. X kromozomu taşıyan embriyolar dişi gelişimine devam ederken, embriyodaki y koromozomu ortaya çıkınca erkeklik hormonu testesteron memelerin gelişimini engellese de, o iki meme ucuna dokunamaz; işi işten geçmiştir.
Erkekte dişil bir yan yoktur ancak dişil bir kökenden gelmiştir. Peki memeler hem kadın hem de erkeklerde olduğuna göre işlevleri sadece süt vermek midir? Kadınlar cinselliklerini yaşarken memelerinden zevk almazlar mı? Bilinen o ki; cinsellik ana ağı memelerden başlayıp göbeğin altına, oradan cinsel organa, sonra anüse, sonra omuriliğe ulaşır ve son olarak ta ense üzerinden beyne bağlanır. Diğer taraftan boğazdan başlayan bir alt ağ ise dudakları, ağzın içini, üst damağı, burnu, kulakları, kulak memelerini ve gözleri kapsayarak beyne ulaşır. Diğer bir alt ağ da cinsel organ çevresinde kasıkları, kalçaları, üst bacak içlerini, diz içlerinden ayak başparmağına kadar kapsar. Kafada dahi saç diplerini kapsayan bir alt ağ vardır. Ellerde de parmaklar, parmak araları, avuç içi ve bileğe kadar olan bölgeyi kapsayan bir alt ağ daha vardır, bütün bu alt ağlar ana ağ üzerinden beyne bağlıdır elbette ki.
Erkeklerin sadece meme uçları değil, bezleri ve memeye dair tüm donanımları olduğuna göre süt vermezler ama memelerinden kesinlikle zevk alırlar. Oysa pek çok erkek memelerinden zevk almadığını sanır ve memelerinden zevk almaktan korkar. Çünkü meme süt vermeye yarayan organ olarak şartlandırıldığından erkeklerin pek çoğu memelerinden zevk alırlarsa kadınlaşacaklarından korkar ve bedenlerindeki bir zevk noktasını köreltirler. Yazık değil mi ?
Sizce yanlış şartlanmaların , algılamaların ve baskıların sonucunda aynı haksızlığa cinsel organlar da uğruyor olamazlar mı? Örneğin; kadın-erkek neye mal olduğunun farkına varmadan ve düşünmeden savurulan küfürler... Cinsel organların pervasızca malzeme edildiği küfürler…
Cinselliğin dilinin oluşumunu anlayabilmek için öncelikle küfrün oluşumunu da anlamanın gerektiği kaçınılmazdır. Erkeklere "Sevişmek güzel bir eylem midir?" diye sorulsa yanıt doğal olarak "evet, tabi" olacaktır. Peki o zaman bu güzel eylemde kullanılan organlar ve sözcükler, birinden nefret edildiğinde, öfkelenildiğinde hiç düşünmeden neden ağızdan çıkıyor? Bu sözleri hem cinselliği yaşarken hem de küfür ederken söylemek bir çelişki yaratır...
Erkek egemen kültür binlerce yıllık iktidarını elinde tutmak için kadınlara yasaklar koymuş, yetmeyince kadınları cezalandırmış, yeri gelmiş cadı diye yakmış, namussuz diye taşlamıştır. Günümüzde ise cinselliğin oluşumundan bağımsız meydana gelemeyen dile, şiddeti ve silahı küfür olarak koymuşlardır. Ne yazık ki kadınlar da bedenleriyle cinsellikleri arasına sokulan bu silahı zorla kabullenir olmuş hatta kanıksamışlardır !
Küfür, aslında erkeklerin egemenliğini belirlerken, küfrün şiddeti de egemenliğin şiddetini belirler. Bir erkek başka bir erkek üzerinde egemenlik kurmak istediğinde, onun anasının eşinin veya kardeşinin bedenini küfür malzemesi olarak kullanır. Bir erkek bir kadına küfrettiği zaman aslında o kadının cinselliğini kirletmeyi amaçlar. Bir kadın bir erkeğe küfrettiği zaman aslında erkek egemenliğine özenerek bedenine yabancılaşır. Bir erkek ne kadar çok küfrediyorsa bilin ki o kadar çok erkeklik sorunu vardır ve bir kadın ne kadar çok küfür ediyorsa bilin ki kadınlığından o kadar çok nefret ediyordur.
Cinselliğin doğal olarak yaşanabilmesi için, dilin değişimi de kaçınılmazdır. Bu nedenle özellikle kadınların bu saldırı cinsel kirletilmişlik duygusundan kurtarılmaları adına küfürlerde silah olarak kullanılan sözcüklerin dil içerisinde doğallaştırması gerekir.
Hatta kadın cinsel organı yerine "am" erkek cinsel organı yerine de "sik" sözcükleri günlük dile aktarılmadığı sürece bedenler ve cinsellik arasındaki yabancılaşma sürüp gidecektir.
/ Abdullah Yağcıoğlu