AGOS'la geçen sene yaptığı bir röportaj yeniden yayımlanmış.
http://www.agos.com.tr/haber.php?seo...m&haberid=5827
Röportajın sonunda da şöyle demiş:
"Osmanlı çökerken büyük acılar arasından çıkıp geldik buraya. Ulus devletler çıktı ortaya. Okuduğum kitaplarda, özellikle de ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’de, ulus devletin getirdiği problemleri görüyorum. Osmanlı’da Türk olmak en büyük aşağılamaydı. Tabii ki o harikulade beraberliği istiyor gönlüm. Bana,“İstanbul’u seviyor musunuz?” dediklerinde “Sevmiyorum” diyorum. Çünkü benim sevdiğim İstanbul’u arıyorum. Mesela Arnavutköy’de,Galata’da kahveci Asadur’u, berber Niko’yu balıkçı Taso’yu,Hristo’yu arıyorum.Nerede benim bu arkadaşlarım? Bizim zenginliğimiz buydu. Mardin’e gittiğimde Süryani kardeşlerimi arıyorum. Nerede onlar? Niçin neden gittiler? Nasıl oldu? Neden beraber olamıyoruz? Irkçılık nedir acaba? Neden Kürt arkadaşım Kürtçe konuşmasın? Neden okullarımızda seçmeli ders olarak Rumca, Ermenice ve Kürtçe olmasın?"
Olmaz Tuncel dayı, olamaz!
Çünkü büyük Türkiye(!) ve Türk ırkı kıçından korkuyor.
Saplandığı paranoya deryasında debeleniyor.
Türkte nerede o denli geniş ufuk, idare, adilâne yönetme yeteneği?
Nerede Rum'un, Ermeni'nin, Yunan'ın, Türk'ün, Kürd'ün, Ezidi'nin kültüründen istifade edip, yücelme, yüceltme estetiği?
Varsa yoksa yak, yık, yok et, sindir, aynileştir.
İnsan kendi milletinden tiksinir mi? Tiksindim anasını satayım, bu milletin hoş görüsüzlüğünden, iradesizliğinden, taassubundan bir defa daha tiksindim.
---
Tuncel Kurtiz de hiç doğmamışların mekânına gitti, güle güle gitsin.