Birçok Oryantalist
"Muhammed" adının bir uydurma olduğuna inanır. Çünkü bu isim Kuran'da yalnızca 4 farklı yerde geçer ve o döneme ait bir yazıt bulunmadığı için (ki aşağıdaki yazıt, bunun tam aksini söyler) oldukça dikkat çeker. Çünkü hiçbir Kutsal Kitap'ta bir peygamber adı için böyle bir durum sözkonusu değildir. Örneğin, az önce "
Yahuda İncili"ne baktım ve orada
"Jesus" adının 31 kez açık bir şekilde ve 3 de parantez içinde olmak üzere, toplam 34 kez geçmiş olduğunu gördüm (Bkz.
NatGeo'nun bilimadamlarınca hazırlanmış "
The Gospel of Judas" metnine).
"Muhammed" adının geçtiği bilinen ilk tarihi kayıt: B yazıtı, M.S. 625, Uhud Dağı.
Onun adını ilk kez "
B yazıtı"nda görürüz. İddia edilen şey şu: Bu yazıt Uhud dağında 625'teki Uhud Savaşı sırasında
Muhammed peygamber ve yanındakiler, isimlerini bir kaya üzerine yazmışlardır. Dolayısıyla bu yazıt
Muhammed peygamberin yaşadığı döneme ait bilinen ilk ve son kayıt olarak gözükür.
Bakalım, öyle mi?
Uhud dağında bir kaya üzerine yazılmış sözkonusu bu yazıtın fotoğrafı şöyledir:
Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi, bu yazıt tek bir Arapça karakter içermez. Yukarıda 3 farklı renkte yuvarlak içine aldığım şekiller içinde 3 farklı Arapça karakter içerir. Bu ise, bu yazıtlar için farklı zamanlar demektir!!!
"Pis borudan gelen su ile abdest alınmaz", TGRT'deki bir programdan bir alıntı.
Bu fotoğraftan anlaşıldığı üzere, 3 farklı karakterde Arapça yazılmış yazıtlar mevcuttur. Fakat "
B yazıtı" sayfasında bu farklılıklardan bahsedilmez. Ya neden bahsedilir? Hesapta, mavi renkli bölgede geçen yazıt Uhud Savaşı sırasında
Muhammed peygamber ve yanındakiler, soy isimleriyle birlikte kendi isimlerini yazmışlar ve kırmızı renkli bölgedeki kalın Küfi yazıt da
Hz. Ömer'in bir deneme yazıtıymış. O, Küfi yazısında o kadar yetenekliymiş ki kırmızı renkli bölgede kalın Küfi karakterle birkaç karakter yazarak bir sanat çalışmasında bulunmuştur. Bunlarla birlikte, alttaki sarı renkli bölgedeki yazıt da bunlara dahil edilerek, sanki bunlarla aynı dönemde yazılmış gibi bir değerlendirmede bulunulmuştur.
Fakat gerçek hiç de öyle değil. Çünkü
"Muhammed" adının yazımı mavi ve sarı renkli bölgelerde farklıdır. Bunlardan, mavi renkli bölgedeki
"Muhammed" adı orijinale benzer ama kesin bir şey söylenemez. Çünkü bu bölgedeki yazıt iddia edildiği gibi M.S. 625'te de yazılmış olabilir, daha sonra bir meraklı Arap turist tarafında da. Burası araştırılmaya muhtaç bir konudur. Fakat sarı renkli bölgedeki
"Muhammed" adı günümüzde kullanılan,
"Muhammed" adının günümüzdeki yazımı.
şeklindeki gibidir. Oysa
"Muhammed" adı ne
Muaviye döneminde, ne
Abdülmelik döneminde ne de
I. Velid döneminde bu şekilde yazılmıyordu. Bu da, sarı renkli bölgedeki yazıtın çok daha sonraki bir dönemde, muhtemelen meraklı bir Arap turist tarafından yazılmış olduğunu gösterir.
Evet, pis borudan abdest alınmaz. Çünkü onlar bize her zaman yalan söylemişlerdir ve söylemeye de devam edeceklerdir.
Bu pis heriflere söylenecek tek bir şey var:
"Defolup gidin!". Sizin yalanlarınızla İslamiyet bugüne kadar hasbelkader geldi ama bundan sonra yağma yok. Bundan sonra bu tür deşifrelerle gerçek yüzünüzü ortaya koymaya devam edeceğiz.
Şimdi, burada şu tespitin herkes tarafından çok iyi bilinmesi gerekiyor:
Muhammed dönemindeki Arapça
Muhammed dönemindeki Arapça, eski Arapça yazıtlardan anlaşıldığı üzere, tıpkı İslamiyet öncesindeki gibidir ya da ona çok yakındır. Yani karşımıza çıkarılan en eski Kuranlar'daki Arapça'nın
Muhammed dönemindeki Arapça ile zerre kadar bir ilgisi yoktur. Sözkonusu bu eski Kuranlar'daki Arapça çok daha sonraki döneme aittirler. Örneğin, Emevi Halifesi
Abdülmelik'in 692'de yaptırdığı Kubbetüs Sahra'daki Arapça yazıtlar bile, bilinen en eski Sana'a Kuran'ınkinden bile daha eskidir. Çünkü Kubbetüs Sahra'nın çeşitli yerlerine yazılmış Arapça yazıtlar ile Sana'a Kuran'ındaki Arapça'daki karakterler birbirinden farklıdır; birbirini tutmaz.
Puin,
"İslamiyet ve Kuran" adlı belgeselde, bu Kuran mushafı hakkında şu kritik bilgiyi verir:
"Metindeki çizimler ve tarihi sanat çalışmaları Kuran'ın Emevi Halifesi I. Melik (Velid I) zamanından kalmış olduğunu gösterir. Kendisi, 705-715 yıllarında hükümdarlık yapmıştır. Metin Kahire Metni'ndeki gibi istikrarlı değildir." Bkz.
Peki o zaman, Sana'a Kuranı
I. Melik döneminde yazıldığına göre, ondan önceki Emevi Halifesi
Abdülmelik tarafından 692'de yaptırılan ve çeşitli yerlerine Kuran'dan ayetler yazılan Kubbetüs Sahra'daki Arapça'nın Sana'a Kuranı'ndaki Arapça'dan farklı olması nasıl açıklanabilir? Üstelik, aradaki zaman farkı 13-23 yıldır. Bu kadar kısa bir sürede Arapça'nın gelişmiş olması neyle ve nasıl açıklanabilir?
Buradaki temel sorun, Arapça'nın bölgelere göre (Güney Arapçası, Kuzay Arapça) kronolojik olarak iyi bilinmemesidir. Alman bilimadamı
Dr. Gerd Rudiger Puin ve eşi
Elisabeth Puin, bu işin piridirler. Ama onlar da bu konuda konuşmaktan uzak dururlar.