Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dünya Dinleri, Mitoloji & Antik Uygarlıklar > Mitoloji & Esoterisizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 22-12-2013, 00:07
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart Yoga felsefesine eleştirim...

Günümüzde, mistik felsefeyle ilgili olan çeşitli dinlerin bazı mezheplerince (Hinduizm’in Vaişnava mezhebinin Gaudiya Vaişnavizmi kolu gibi) ve dinlerden bağımsız olarak, yoga felsefesiyle uğraşan çeşitli kişilerce savunulan, ülkemizde yayınlanan çeşitli Yoga kitaplarında savunulan bazı görüşler de vardır. Bu görüşlerden biri, “Neden dünyadayız?” sorusunu ya da “Ruhlar neden dünyaya gelmiştir?” “Ruhlar neden Tanrı’dan/Kaynaktan kopmuştur?” sorusunu çeşitli şekillerde açıklamaya çalışır. Bu görüşlerden birine göre kişilikli bir Tanrı’nın sonsuz sayıda enerjisi, gerçekten de literal anlamda, ruhlar olarak tezahür etmiştir. Tanrı, kendisinden tezahür ettirdiği bazı ruhları, bizzat kendisi seçip keyfi olarak kendisinden koparmadığına göre, bu ruhların hepsi, başlangıçta sonsuz mutluluk içinde kaynağı yani Tanrı’yı deneyimlemektedir. Ancak ne olduysa birden “Biz özgür olmalıyız ve Tanrı’dan ayrılıp/kopup başka şekilde yaşamalıyız” diye düşünmüşler ve böylece “kendi kendilerinin tanrısı olmak için” çeşitli gezegenlere gitmişlerdir ya da enerjilerini kaybetmeye devam edip sonları bu gezegenlere düşmek olmuştur. “İşte Yoga ve meditasyon da bu başlangıçtaki mükemmel ilişki durumuna dönüş biletidir” denir. Bu ve bunun benzeri görüşler, hayatı açıklamaya çalışan, çeşitli derin sorulara yanıt vermeye çalışan görüşler içinde daha basit/yüzeysel kalan görüşlerdendir.

Bu tip görüşler, Sruti denilen ana metinlerde bulunmamakta ancak Puranalar denilen (Özellikle Srimad Bhagavatam), görevi ana konuları literal olarak değil de, en basit şekliyle, benzetmelerle, masallarla, mitolojilerle halkın anlayabileceği şekilde anlatmak olan metinlerdeki bazı ifadelerin yorumlanmasından ibarettir. Bu ifadeler, metnin diğer bölümlerine ve Upanişadlar gibi sruti metinlere bakarak yorumlanmalı, üstelik literal yani kelimesi kelimesine alınacak metinler olmadıkları, daha üst gerçekleri anlatabilmek için oluşturulmuş mitolojiler oldukları da unutulmamalıdır. Puranalarda, pek çok anlatım mitoloji ve sembol, halkın bazı konuları anlamasına yardım etmek için vardır. Amaçları gerçeği olduğu gibi, anlaşılması zor haliyle, halka anlatmak değildir. Yukarıda literal olarak savunulan görüşe geri dönelim: En başta, eğer her şey başlangıçta gerçekten mükemmel ise, bu çok sayıda “ruh” Tanrı ile mükemmel bir ilişki içindeyse yani her şey olması gerektiği gibi ideal bir konumda ve dengede ise neden “ruhlar” bu mükemmel durumdan sıkılıp ya da bu “mükemmel” olması gereken durumdan daha iyi bir şeyler olabileceğini düşünüp Tanrı’dan ayrılmaya ya da kopmaya yahut “kendi kendilerinin Tanrısı” olmaya karar vermişlerdir? Bu ruhların hoşnutsuzluğu neydi? Eğer herhangi bir anlamda hoşnutsuzluk veya sıkılma gibi bir durum varsa, “Kopma” durumu yaşanmadan önceki Tanrı ile ruhların sevgiye dayalı bu ilişkisinin “mükemmel” olduğundan söz edebilir miyiz? Hayır. Üstelik madem Tanrı’dan “tezahür” eden çok sayıda “ruh birimi”, Tanrı ile muhteşem bir ilişki içindeyken dahi sıkılabiliyor ve başka şeyler arayabiliyor, yeni arayışlar içine girebiliyor, o halde dünyadayken uğraşıp, hayatımızı adayıp, yoga uygulayıp son basamaklara çıkıp “dönüş bileti” alarak ruhumuzun Tanrı ile tekrar sevgi ilişkisine başlamasından sonra da ruhumuzun yine sıkılıp Tanrı’dan kopmayı seçmeyeceğinin garantisi var mıdır? Bu böyle sonsuza kadar döngüsel bir hapis yaratır ve hiç de mantıklı bir görüşe benzememektedir.

Bir başka görüşe göre ise, her şeyin başlangıcında, Tanrı’nın Tatastha Shakti denilen enerjisinin dönüşümünden ya da tezahüründen ibaret olan ayrı ayrı bireysel ruhlar, maddesel ve ruhsal dünyaların tam ortasına yerleştirilirler. Özgür iradelere sahip olan bu ruhlardan bazıları esas “olması gereken” şekilde ruhsal dünyanın güzelliğini, Tanrı’ya hizmet etmenin güzelliğini fark ederler ve spiritual enerjinin etkisine kapılıp spiritüel dünyaya doğru kendilerini yönlendirerek Tanrı ile birlikte sonsuza kadar sürecek bir ilişkiye başlarlar, maddesel dünyalara hiç uğramazlar bile. Onlar için ne Karma ne de Samsara (Doğum-ölüm döngüsü) dolayısıyla ne de acı vardır. Ama, nedense, bazı ruhlar bu sonsuz mutluluğu anlaşılmaz bir şekilde göremez ve “Ben kendi kendimin tanrısı olacağım” diyerek maya enerjisine kapılırlar ve maddesel dünyalara doğru yönelirler. Tanrı da onlar için maddesel dünyaları yaratır ve böylece o ruhlar için doğum-ölüm döngüsü (Samsara) ve Karma başlamış olur. En başta yani evrenlerin defalarca oluşum ve yıkım sürecinin (Kalpa) de başlamasından önce, ortada Karma yasası ve Samsara dahi yokken neden bazı ruhlar bazı şeyleri farklı şekilde seçecek bir biçimde değişik “kişilik” oluşturmuşlardır? Neye göre? Dolayısıyla bu, kısaca şu anlama gelir: Tanrı, kendisinden tezahür ettirdiği bazı ruhları sonsuz mutluluğu seçecek şekilde “programlıyor” bazılarını ise daha asi olacak şekilde programlayarak belki de o ruhlar için sonsuza kadar sürecek acı dolu bir serüveni (samsara) başlatıyor. Dolayısıyla böyle bir görüşün de literal olarak alınması mümkün değildir. Bu şekilde bir görüş de ancak daha derin gerçekleri anlatabilmek için oluşturulmuş alegorilerden biri olabilir sadece.

Yine bu görüşlere göre, sonsuz potansiyelin yani Tanrı’nın, en başta ruhları kendisinden tezahür ettirmesinin nedeni “sevgi ilişkisidir”. Denir ki sevgi ilişkisi için “seven ile sevilen” şeklinde düalite olması gerekir. Bu nedenle de Tanrı ruhları kendisinden tezahür ettirip sevgi ilişkisini deneyimlemeye başlamıştır. Fakat aynı şeyi “deneyimleme” için söyleyince “Tanrı, aracılığımızla kendisini deneyimliyor” deyince bu sefer de ”Tanrı, kendi içerisinde her türlü deneyime sahiptir zaten, böyle bir şey olamaz” denir. O halde bu mantıkla, aynı şeyi neden sevgi olgusu için söylemiyoruz? Yani “Tanrı, kendi içerisinde sevgi ile alakalı her türlü duyguya sahiptir o halde neden seven ile sevilen düalitesi zorunlu olsun ki?” demiyoruz? Eğer bu düalite, zorunlu olacaksa aynı şeyi deneyimleme olgusu için de söylememiz gerekir. Yani “deneyim” olgusu için de “deneyimleyen” ve deneyimlenen” düalitesi gerekir. (Dolayısıyla bunun için de tezahür gerekir) Tıpkı, sevgi olgusunun var olması için “seven” ile “sevilen” düalitesinin gerekmesi gibi. Dolayısıyla “Tanrı kendi içinde her türlü sevgiye ve deneyime sahiptir” diyemeyiz. Tanrı dediğimiz sonsuz potansiyel, daha önce defalarca söylediğimiz gibi, sonsuz ışığa benzer ama üzerinde yansıyacak bir şey olmadığı zaman paradoksal olarak karanlıktır.(Bilinçsizdir) Yani sonsuz potansiyel/mutlak gizem, kendi içindeki sonsuz potansiyeli, varlığa gebe olma durumunu “olura”, varlığa dönüştürmektedir. İşte çok kısaca evrenin, bizim, hayatın anlamı budur. Dolayısıyla sonsuz gizem, “kör edici karanlık” biz ve evren olarak tezahür etmektedir. Aracılığımızla ve bütün canlılar aracılığıyla, kendi kendisini deneyimlemekte, kendi içine bakmakta, kendisini gerçekleştirmektedir. Biz, canlılar ve bütün evren, Tanrı’nın kendisini gerçekleştirmek için kullandığı, kendi içine bakmak için kullandığı, kendisinden ayrı olmayan enstrümanlarıyız.

Dolayısıyla, bazı Yoga felsefelerinde kabul edilen yukarda bahsettiğim görüşler, aslında dualist (Dvaita) veya şartlı monist (Vishistadvaita) bakış açısının sonuçlarıdır ve gerçeği açıklama yolunda sadece birer basamak olabilirler, literal olarak alınamazlar. Fakat perenyal ve nihai görüş, Dvaita (Dualizm) değil, Advaita’dır. (İkilik dışı/Monist/Tekçi) Advaita; temel Upanishad’larda, Tao Te Ching’te, Plotinus’un Ennead’larında, Çeşitli Mahayana Buddhizmi Sutralarında, Zen’de, Valentin Gnostisizminde ve Ibn Arabi gibi Vahdet-i Vücud ekolü tasavvufçularda kendisine yer bulan bir görüştür.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yoga nedir? Sesli Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 8 05-09-2012 20:59

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:30 .