Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Sanat > Müzik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 23-12-2013, 16:58
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart Caz ♫

(...) Çeşitli araştırmalar neticesi Caz Müziği'nin Amerika'da New Orleans ve Missisippi deltası civarında başladığı ve yine aynı nehir vasıtasıyla etrafa yayıldığı da aşağı yukarı kesinlik kazanmıştır. Yani bu durumda caz, Louisiana eyaletinde başlamış olmakta ve Alabama ve Tennessee eyaletleri vasıtasıyla da etrafa yayılmış bulunmaktadır.

Neden diye sorulursa, buna belki de başlıca sebep New Orleans civarının Fransız asıllı göçmenlerden oluştuğudur. Anglosaksonlara göre daha disiplinsiz ve gevşek olan Fransızların, zencileri kendi adetlerinde ve eğlencelerinde daha serbest bıraktığı ve hatta araştırıcı ve meraklı bir ırk olarak bazı hususlarda zencileri destekledikleri dahi düşünülebilir.

Caz'ın tarifine gelince, buna bilindiği üzere genel olarak Batı Afrika'dan ve bilhassa Belçika Kongosu'ndan Amerika'ya esir olarak götürülen zencilerin zamanla kendi ritm anlayışlarıyla Avrupa armoni ve melodilerinin karışımından ortaya çıkardıkları bir müzik kolu denmektedir.

Ankara Radyosu'nda vaktiyle yaptığım (1966) ve örneklerle belirttiğim programlarda da görüleceği üzere, Afrika zencilerinin kendilerine has ve Avrupa müziğine aykırı polyrhytmic diyebileceğimiz karışık ritm anlayışı, melodik hat olarak hemen hiçbir şey vermeyen ve bugünkü marimba'yı çok uzaktan hatırlatan odundan yapılmış aletleri vardı. Armoni olarak da, tepinip sözüm ona şarkı söyledikleri zaman, belki de kazara olan beş notadan teşekkül eden pentatonic diyebileceğimiz primitif bir gamları vardı (piyanoda fa diyez'den başlamak üzere siyah tuşlar veya do-re-mi-sol-la, ki bunda fa ve si notaları yoktur) ve bütün malzemeleri de buydu.

Zencilerin bu ilkel malzemeden ortaya bir netice çıkarabilmek için karışık ritm eşliğinde bağrışmaları hem yine ortaya ilkel bir anti-phonal (soru-cevap) durumu çıkarıyordu, hem de kazara da olsa yapılan senkop'lar (bunu bilahare göreceğiz) bu müziğin özelliğini teşkil ediyordu. Zaten uzaktan da olsa kullanılan kompleks ritmlerde ritmik bir antiphon olduğunu unutmamak lazımdır. Bilahare, gerek antiphonal tutum, gerekse senkoplar cazın ana temelleri olarak daima kullanılmaya devam edilmişti.


Louis Armstrong (1901-1971)

Zencilerin kendilerine has bir diğer tutumları da, kullandıkları çeyrek seslerdi. Bunu bilerek mi, yoksa bilmeyerek mi yapıyorlardı henüz tesbit edilmiş değildir. Çeyrek seslerin Arap ve Osmanlı müziğinde de kullanıldığını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika'daki geniş tesirlerini gözönüne alırsak, bilahare cazda "blue note" diye vasıflandırılacak bu tutumun başlangıçta Osmanlılar tarafından zencilere aktarıldığı da düşünülebilir.

Bu teori başlangıçta muğlak ve uzak görünüyorsa da, tarihe ve coğrafyaya baktığımızda, çok da aykırı görünmemektedir ve günün birinde ispat edilirse, Türkler'in de caza katkısı olduğu meydana çıkar. Önemli olan Amerika'daki çoğu zencilerin kendi ataları olarak kabul ettikleri Afrika'daki "Bukusu" ve "Swahili" gibi kabilelerin çeyrek ses kullandıklarıdır. Diğer taraftan gerek Amerika'daki, gerekse Afrika'daki zencilerin sert Hristiyan misyoner baskısına rağmen Müslüman'lığa yöneldikleri de bir gerçektir.

Amerikan İç Savaşı'ndan (1861-65) sonra nispeten serbestiyet verilen zenciler, daha evvelden herhangi bir şekilde yetiştirilmemiş olduklarından uzun müddet bocalamışlardı. Aşağı yukarı 30-40 yıl kadar hamallık, kapıcılık, boksörlük gibi beden kabiliyetine ihtiyaç gösteren işlerde çalışmışlardı. Diğer bir kısmı ise gezginci sokak satıcılığı yapmış ve mallarını şarkı ile satarak müzik hasretlerini de dindirmeye çalışmıştı. Bu sokak şarkıcılarının zamanımıza kadar gelen örneklerinde, pesleştirilmiş, "blue note" dediğimiz notalar bolca mevcuttur.

Tarlada çalışan zencilerin de "field holler" denilen yanık tarla şarkılarında yine aynı pesleştirilmiş notalar vardı. Taş kırma gibi ağır işlerde çalışan (bilhassa hapishaneye düşmüş olanlar) zencilerin de "work song" denilen şikayet şarkılarında yine bu bahsettiğimiz pesleştirilmiş notalar mevcuttu.

Yirminci yüzyılın başlarında nispeten kendilerini toparlayan zenciler, yavaş yavaş müzikle uğraşmak imkanını elde etmişlerdi. Uzun müddet beyazların danslarını görmek, müziklerini dinlemek ve kiliselerine gitmek ne de olsa onlara tesir etmişti. Onun için müzikle uğraşmaya başladıkları zaman, kendi gelenekleriyle beyazların onlara cazip gelen taraflarını karıştırmaya başlamışlar ve neticede bir sentez ortaya çıkmıştı.

Diğer taraftan zencilerin sert misyoner baskısı altında topluca kiliselere sevk edildikleri ve isteseler de istemeseler de Hristiyan yapıldıkları malumdur. Ama zaten zenciler bu kilise işine fazla bir direnme de göstermemişlerdi, çünkü çektikleri bunca eza ve cefaya karşı kilise onlara bir kurtuluş ve güven yeri gibi görünmüştü. Ayrıca kiliselerin huşu veren görünüşü, dekorları ve renkli merasimleri basit putperest zencilerin gözünü boyamaya yetmiş ve artmıştı bile. Üstelik kilise ilahilerinin basit armoni yapısı zencilere uygun geldiği gibi, kiliselerde istedikleri gibi şarkı söylemek ve hatta cezbeye gelip dans etmek fırsatını da bulmuşlardı. Bu, arayıp da bulamadıkları bir şeydi. Bu bakımdan çoğu koyu dindar olmuş ve ilahilerin armoni yapısı da bilahare "blues" dediğimiz caz formunun temelini teşkil etmişti.


Sarah Vaughan (1924-1990)

Zencileri kiliseden sonra ikinci cezbeden husus marş çalan bandolar olmuştu. Bu bandolarda çalan müzisyenlerin rengarenk elbiseleri kadar bakır pırıltıları da onlara çok cazip gelmişti. Bu bandolar ne zaman çalsa, etrafında bir çok zenci onlara ayak uydurarak dolaşırdı. Bu bakımdan cazın 2/4 ve 4/4'lük ritm anlayışının bu bandolardan geliştiği, ilk akla gelen husustur. Bu arada Amerika İç Savaşı'ndan arta kalan ve ıskartaya çıkarılan bir çok bando enstrümanı da hemen hemen yok pahasına satılıyor ve elden çıkarılıyordu.

Zenciler için bu büyük bir fırsat olmuş ve daha evvelce kendi el yapmaları telli sazlarla ve banço'larla çalan zenciler, bu bakır sazlarla çalışmaya başlamışlardı. Bu bakımdandır ki caza ilk giren aletler, bu gibi bandolardan bulunan trompet, trombon ve klarinet olmuştu. Her bandoda bulunmayan saksofon ve bandolarda tabii ki hiç bulunmayan piyano ise caza sonradan girmişti.

Zencileri cezbeden üçüncü bir tarz da yirminci yüzyılın başlarında (veya 19. yüzyılın sonlarında) hoşsohbet 1890'lar diye tercüme edebileceğimiz "Gay Nineties" devrine ait şarkılar, danslar ve vodvil tutumudur. Bu oynak dans havaları ve esprili vodviller zencilere çok hoş geldiği gibi, genellikle bu devirdeki ağır şarkıların temelini teşkil eden 16 mezürlük Anglosakson baladları da yanık tutumu ile zencilerin hissiyatını okşamıştı.

Nitekim buradan da cazdaki 32 mezürlük şarkı kalıbı gelişmişti. Bu devirde kullanılan ve Fransız "Quadrille"lerine dayanan "Cakewalk" gibi danslar da, "Ragtime"ın temelini teşkil etmişti. Ayrıca bu devirdeki "Square Dance" ve "Round Dance" gibi genellikle Anglosakson folkloruna dayanan oynak dansların da zencilere tesir ettiği ve kendi kompleks ritmleriyle bunları karıştırıp "caz ritmi"ni geliştirdikleri düşünülebilir.

Bu bölümde cazın menşeini ve ona tesir eden şekilleri kısaca genel hatlarıyla görüp, aşağı yukarı Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına kadar gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki iki bölümde ise cazın formlarını, hususiyetlerini ve akrabalarını göreceğiz.

__________________________

Cüneyt Sermet, Cazın İçinden, Pan Yayıncılık:13, Temmuz 1990,
ISBN: 975-7652-08-3, s.9-11




Duke Ellington Orkestrası

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-01-2014, 16:58
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Amerika'nın İlk Dönemde Caz'a Bakış Açısı

(...) (1920'lerde) caz çalmaya başlayan başlayan zencilerin para kazanabilmek için mecburen kötü yerlerde icra-i sanat ettiklerini belirtmek yerinde olur. Caz tarihine meraklı hemen herkesin bildiği gibi Louis Armstrong, müzik yapmaya genelevlerde başlamıştı. Cazla uğraşan diğer büyük veya küçük gruplarsa "Speakeasy" denilen gangsterlerin işlettiği batakhanelerde çalıyor, yahut da yukarda bahsettiğimiz üzere yine gangsterlerin işlettiği gece kulüplerinde birtakım bacak sallayan kızlara eşlik ediyordu.

Bunun bir sebebi cazın müzik olarak anlaşılmamış olması; diğer sebebi de zencilere yapılan ırk ayrımıydı. Maalesef, zencilere ciddi yerlerde ekmek yedirmiyorlardı. Cazın ciddi gece kulüplerine, otellere ve konser platformuna terfi etmesi çok sonradır.

Amerika'da birçok kimsenin cazı bu gibi yerlerde dinledikten sonra adi ve düşük müzik demesi (ne tuhaftır ki Avrupa baştan itibaren cazın kıymetini anlamış ve gereken hürmeti göstermişti) ancak kendi cehaletlerini ve karakter düşüklüklerini göstermekteydi. Çünkü, klasik müzik kolunda ortaya hiçbir şey koyamayıp sadece Avrupa müziğinin kötü kopyası olmaktan ileri geçemeyen Amerika, zencilerin yeni bir sanat kolu ortaya çıkarmasından rahatsız olmuş, kompleks duymuş ve neticede tu-kaka demişti. Ayrıca, zencilerin kötü yerlerde çalmasına ırk ayrımından dolayı kendilerinin sebep olduğunu da görmemezlikten gelmişlerdi.

Mamafih, perspektifi yerine koymak üzere bütün müziklerin başlangıcının son derece mütevazi ve hatta düşük olduğunu da ayrıca belirtmek yerinde olur. Klasik müziğe baktığımız zaman, Haydn, Mozart ve Beethoven gibi büyük bestecilerin birtakım prenslerin yanında bir nevi uşak gibi olduğunu ve prensin veya metresinin keyfine göre besteler yaptıklarını unutmamak lazımdır.

Diğer taraftan bugün konser salonlarında yere göğe konmayan "lied" dediğimiz klasik şarkıların menşeinin orta çağlarda sarhoş meyhanelerinde gösteri yapan yarı şair-yarı serseri "Troubadours" ve "Minstrels" gibi gezginci şarkıcı ve hokkabazlara dayandığını da hatırlatmak lazımdır. Bugün Mahler'den bir "Landler" dinlediğimiz zaman gözümüz süzülmektedir. Mahler gibi diğer pek çok klasik müzik bestecisinin istifade ettiği bu "Landler"ler Orta Avrupa'nın basit köy danslarına dayanmakta değil midir? (Aynı şey Fransız köy danslarına dayanan "minuet" için de söylenebilir) Bugün süslenip püslenip bir Verdi operası dinlemeye giden kimse, dinlediği aria'ların menşeinin ta Napoli'deki sandalcıya kadar gittiğini düşünmekte midir?

Velhasıl caz müziğine bakarken ve dinlerken bütün bu hususları gözönüne alarak lüzumsuz palavralardan kaçınmak ve teferruat yerine müziği müzik olarak değerlendirmek lazımdır. (...)

__________________________

Cüney Sermet, Caz'ın İçinden
Pan Yayıncılık: 13, Temmuz 1990, ISBN: 975-7652-08-3, s.29-30



1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05-01-2014, 14:44
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Caz pek çok farklı insanların mirasından oluşmaktadır.
1800′ler de Amerika'nın güneyinde müzik Afrika kökenli kölelerin yaşam alanlarında hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Kutlamalarda, yaslarda, eğlencelerde, çalışırken ve bu müzik Avrupa-Amerika geleneksel müziği ile harmanlanarak blues, ragtime ve diğer müzik formlarını yarattı.
İlk ortaya çıkışından şimdiye dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz terimi ilk batı kıyısında ortaya çıkmış ve Chigago'da 1915'lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır. Bu zamandan öncede caz New Orleans'ta yapılsa da caz ismi ile adlandırılmamaktaydı.
Caz'ı tanımlamak oldukça zor çünkü Ragtime'dan günümüz Fusion akımlarına kadar değişkenliklere dayanır. Belki de onu bir sanat müziği formu olarak tanımlayabiliriz Amerika kökenli ama siyahların Avrupa müziği ile karşı duruşlarıyla şekillenen bir form olarak.




Köken
1800′lerin başında Amerika'ya yüz binlerce Afrikalı köle getirilir, bunların çoğu batı Afrika kökenli olup kendi müzik geleneklerini de beraberlerinde getirirler. 1843'e dek New Orleans'da Afrika dans ve davullarının olduğu festivaller düzenlenir tıpkı benzerlerinin New York ya da New England'ta yapıldığı gibi. Afrika geleneksel müziği Avrupa tarzı armoni içermez , tek seslidir.
19 uncu yüzyılın başlarında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyah müzisyenlerin sayısı artmaktadır. Sonuçta Güney Amerika, Karayip ve diğer köle melodileri salon müziği olarak piyano ile icraya başlanır. Siyah köleler "harmonik" tarzları da öğrenerek kendi müzikleri ile harmanlarlar
1890-1910 arası (Ragtime)
1800′lü yılların sonunda Güney Amerika'da Ragtime cazın gelişimine katkıda bulunan erken müzik tarzlarından biriydi. Ragtime tamamen piyano için bestelenirdi. Piyanist sol eliyle sabit olarak "boom-chic" bas ve akorları, sağ eliyle de ritmi değiştirerek çalardı bu ragging diye tanımlanırdı, belki de ragtime buradan gelmektedir. Bu tazın önde gelenleri yandaki Scott Joplin (resmi altta), Artie Mathews ve James Scott idi.
Blues
Ragtime gibi Blues‘da caz müziğin gelişimine katkıda bulunan önemli bir tarzdır. Etkileyici ve vokal geleneğine bağlı Blues parçaları 20′inci yüzyıl başındaki Afro-Amerikan insanların duygu ve hikayelerini anlatır.
Blues sadece bir müzik türü değildir aynı zamanda o zamanki Afro-Amerikalıların hayat biçimidir. Blues yorumcuları gitar ya da gitar, piyano, mızıka eşliğinde söylerler.

1917-1920 (Dixieland)
1910 yılların sonu ve 20'li yılların başında New Orleans'ta Blues ve ragtime diğer geleneksel yerel grupların ve diğer pek çok unsurun etkisiyle adına Dixieland denen caz tarzı doğdu ki bu geleneksel caz ya da New Orleans cazı olarak da bilinir. Caz büyük popülarite kazandığı için kuzeyde New Orleans'tan Chigago'ya , New York, Kansas ve orta kesimde Midwest'ten Kaliforniya'ya yayıldı.
Dixieland adı New Orleans'lı bir grup olan The Original Dixieland Jazz Band‘ten gelir. Grup bu tarz ilk çalışmayı 1917'de yapmıştır ve plak çok popüler olup uluslar arası tanınmıştır.
Dixieland caz gruplarının ortak enstrümanları trompet, kornet, klarnet, saksafon ve trombondur. Ritm kısımları ise banjo, piyano, davul, yaylılar ya da tumba ile çalınır. Bu tarz genellikle enstrümantal olarak icra edilir.
Dixieland cazının büyük ustaları içinde trompette Louis Armstrong ve Bix Beiderbecke, piyanoda Jelly Roll Morton, trombonda Edward "Kid" Ory, klarnette Sidney Bechet ve grup lideri olarak tabii ki trompette King Oliver ilk akla gelenlerdir.




1920‘ler (Erken Big Band Müzik)
1920'lerde Dixiland cazın yükselişiyle 10 müzisyen ya da daha fazlasından oluşan orkestralarla icra şeklinde yeni bir tarz doğdu. Bu orkestralar Big Band olarak adlandırıldı. Bunlar klarnetten çok saksafona dayalı idiler.

Yukarıda Big Band orkestralarının tipik oturum şablonu görülmektedir
Tüm enstrümantasyon üç gruba ayrılmıştı; pirinç grubu (trompet ve trombonlar), nefes grubu (saksafonlar ve kimi zaman klarnet) ve ritm grubu ( piyano, bas, davul, gitar ve daha sonraları vibe) Genelikle Big Band aranjmanları "Standard" bir formu takip eder.
1. Melodi tüm orkestra tarafından ahenk içinde çalınırdı; 2. Sololar melodinin özünü ve akorları çalardı.
Big Band orkestraları tarafından çalınan müzik Swing olarak adlandırıldı, bu insanların rahatça dans edebileceği bir tarzdı. Bu tarz hemen hemen 20 yıl popüler oldu ve Swing 1940'ların ortalarına dek ulaştı. Bu süre zarfında yüzlerce orkestra ABD'de çaldılar. Kimi zaman vokalist ile olmak üzere klasikler ortaya çıkardılar. En önemli orkestralar içinde ilk akla gelenler Duke Ellington, Benny Goodman, Fletcher Anderson orkestralarıdır.


Devami icin;



http://muzik.stereomecmuasi.com/2011...tarihcesi.html
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 14-02-2018, 00:01
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
Standart



Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 14-02-2018, 00:20
Barlas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Barlas Barlas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jun 2015
Mesajlar: 4.072
Standart

Piyanist Michel Camilo, Dominik Cumhuriyeti'nden. Latin Jazz'ı fena güzel çalan bir ağbimiz. Bu parçasında da performansı çok iyi, arkadaki latin orkestrası da muazzam, aranje de öyle, kısaca dört dörtlük bir parça bana göre.

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28-02-2018, 23:00
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
Standart





Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:00 .