(...) Çeşitli araştırmalar neticesi Caz Müziği'nin
Amerika'da New Orleans ve Missisippi deltası civarında başladığı ve yine aynı nehir vasıtasıyla etrafa yayıldığı da aşağı yukarı kesinlik kazanmıştır. Yani bu durumda caz, Louisiana eyaletinde başlamış olmakta ve Alabama ve Tennessee eyaletleri vasıtasıyla da etrafa yayılmış bulunmaktadır.
Neden diye sorulursa, buna belki de başlıca sebep New Orleans civarının
Fransız asıllı göçmenlerden oluştuğudur. Anglosaksonlara göre daha disiplinsiz ve gevşek olan Fransızların,
zencileri kendi adetlerinde ve eğlencelerinde daha serbest bıraktığı ve hatta araştırıcı ve meraklı bir ırk olarak bazı hususlarda zencileri destekledikleri dahi düşünülebilir.
Caz'ın tarifine gelince, buna bilindiği üzere genel olarak
Batı Afrika'dan ve bilhassa
Belçika Kongosu'ndan
Amerika'ya esir olarak götürülen zencilerin zamanla kendi ritm anlayışlarıyla Avrupa armoni ve melodilerinin karışımından ortaya çıkardıkları bir müzik kolu denmektedir.
Ankara Radyosu'nda vaktiyle yaptığım (1966) ve örneklerle belirttiğim programlarda da görüleceği üzere, Afrika zencilerinin kendilerine has ve Avrupa müziğine aykırı
polyrhytmic diyebileceğimiz karışık ritm anlayışı, melodik hat olarak hemen hiçbir şey vermeyen ve bugünkü marimba'yı çok uzaktan hatırlatan odundan yapılmış aletleri vardı. Armoni olarak da, tepinip sözüm ona şarkı söyledikleri zaman, belki de kazara olan beş notadan teşekkül eden
pentatonic diyebileceğimiz primitif bir gamları vardı
(piyanoda fa diyez'den başlamak üzere siyah tuşlar veya do-re-mi-sol-la, ki bunda fa ve si notaları yoktur) ve bütün malzemeleri de buydu.
Zencilerin bu ilkel malzemeden ortaya bir netice çıkarabilmek için karışık ritm eşliğinde bağrışmaları hem yine ortaya ilkel bir
anti-phonal (soru-cevap) durumu çıkarıyordu, hem de kazara da olsa yapılan senkop'lar
(bunu bilahare göreceğiz) bu müziğin özelliğini teşkil ediyordu. Zaten uzaktan da olsa kullanılan kompleks ritmlerde ritmik bir
antiphon olduğunu unutmamak lazımdır. Bilahare, gerek
antiphonal tutum, gerekse senkoplar
cazın ana temelleri olarak daima kullanılmaya devam edilmişti.
Louis Armstrong (1901-1971)
Zencilerin kendilerine has bir diğer tutumları da, kullandıkları
çeyrek seslerdi. Bunu bilerek mi, yoksa bilmeyerek mi yapıyorlardı henüz tesbit edilmiş değildir. Çeyrek seslerin
Arap ve
Osmanlı müziğinde de kullanıldığını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika'daki geniş tesirlerini gözönüne alırsak, bilahare cazda
"blue note" diye vasıflandırılacak bu tutumun başlangıçta Osmanlılar tarafından zencilere aktarıldığı da düşünülebilir.
Bu teori başlangıçta muğlak ve uzak görünüyorsa da, tarihe ve coğrafyaya baktığımızda, çok da aykırı görünmemektedir ve günün birinde ispat edilirse,
Türkler'in de caza katkısı olduğu meydana çıkar. Önemli olan Amerika'daki çoğu zencilerin kendi ataları olarak kabul ettikleri Afrika'daki
"Bukusu" ve
"Swahili" gibi kabilelerin çeyrek ses kullandıklarıdır. Diğer taraftan gerek Amerika'daki, gerekse Afrika'daki zencilerin sert
Hristiyan misyoner baskısına rağmen
Müslüman'lığa yöneldikleri de bir gerçektir.
Amerikan İç Savaşı'ndan (1861-65) sonra nispeten serbestiyet verilen zenciler, daha evvelden herhangi bir şekilde yetiştirilmemiş olduklarından uzun müddet bocalamışlardı. Aşağı yukarı 30-40 yıl kadar hamallık, kapıcılık, boksörlük gibi beden kabiliyetine ihtiyaç gösteren işlerde çalışmışlardı. Diğer bir kısmı ise gezginci sokak satıcılığı yapmış ve
mallarını şarkı ile satarak müzik hasretlerini de dindirmeye çalışmıştı. Bu sokak şarkıcılarının zamanımıza kadar gelen örneklerinde, pesleştirilmiş,
"blue note" dediğimiz notalar bolca mevcuttur.
Tarlada çalışan zencilerin de
"field holler" denilen yanık tarla şarkılarında yine aynı pesleştirilmiş notalar vardı. Taş kırma gibi ağır işlerde çalışan
(bilhassa hapishaneye düşmüş olanlar) zencilerin de
"work song" denilen şikayet şarkılarında yine bu bahsettiğimiz pesleştirilmiş notalar mevcuttu.
Yirminci yüzyılın başlarında nispeten kendilerini toparlayan zenciler, yavaş yavaş müzikle uğraşmak imkanını elde etmişlerdi. Uzun müddet beyazların danslarını görmek, müziklerini dinlemek ve kiliselerine gitmek ne de olsa onlara tesir etmişti. Onun için müzikle uğraşmaya başladıkları zaman, kendi gelenekleriyle beyazların onlara cazip gelen taraflarını karıştırmaya başlamışlar ve neticede bir sentez ortaya çıkmıştı.
Diğer taraftan zencilerin sert misyoner baskısı altında topluca kiliselere sevk edildikleri ve isteseler de istemeseler de Hristiyan yapıldıkları malumdur. Ama zaten zenciler bu kilise işine fazla bir direnme de göstermemişlerdi, çünkü çektikleri bunca eza ve cefaya karşı kilise onlara bir
kurtuluş ve güven yeri gibi görünmüştü. Ayrıca kiliselerin huşu veren görünüşü, dekorları ve renkli merasimleri basit putperest zencilerin gözünü boyamaya yetmiş ve artmıştı bile. Üstelik kilise ilahilerinin basit armoni yapısı zencilere uygun geldiği gibi, kiliselerde istedikleri gibi şarkı söylemek ve hatta cezbeye gelip dans etmek fırsatını da bulmuşlardı. Bu, arayıp da bulamadıkları bir şeydi. Bu bakımdan çoğu
koyu dindar olmuş ve ilahilerin armoni yapısı da bilahare
"blues" dediğimiz caz formunun temelini teşkil etmişti.
Sarah Vaughan (1924-1990)
Zencileri kiliseden sonra ikinci cezbeden husus
marş çalan bandolar olmuştu. Bu bandolarda çalan müzisyenlerin rengarenk elbiseleri kadar bakır pırıltıları da onlara çok cazip gelmişti. Bu bandolar ne zaman çalsa, etrafında bir çok zenci onlara ayak uydurarak dolaşırdı. Bu bakımdan cazın 2/4 ve 4/4'lük ritm anlayışının bu bandolardan geliştiği, ilk akla gelen husustur. Bu arada Amerika İç Savaşı'ndan arta kalan ve ıskartaya çıkarılan bir çok bando enstrümanı da hemen hemen
yok pahasına satılıyor ve elden çıkarılıyordu.
Zenciler için bu büyük bir fırsat olmuş ve daha evvelce kendi el yapmaları telli sazlarla ve banço'larla çalan zenciler, bu bakır sazlarla çalışmaya başlamışlardı. Bu bakımdandır ki caza ilk giren aletler, bu gibi bandolardan bulunan
trompet,
trombon ve
klarinet olmuştu. Her bandoda bulunmayan
saksofon ve bandolarda tabii ki hiç bulunmayan
piyano ise caza sonradan girmişti.
Zencileri cezbeden üçüncü bir tarz da yirminci yüzyılın başlarında
(veya 19. yüzyılın sonlarında) hoşsohbet 1890'lar diye tercüme edebileceğimiz
"Gay Nineties" devrine ait şarkılar, danslar ve vodvil tutumudur. Bu oynak dans havaları ve esprili vodviller zencilere çok hoş geldiği gibi, genellikle bu devirdeki ağır şarkıların temelini teşkil eden 16 mezürlük Anglosakson baladları da yanık tutumu ile zencilerin hissiyatını okşamıştı.
Nitekim buradan da cazdaki 32 mezürlük şarkı kalıbı gelişmişti. Bu devirde kullanılan ve Fransız "Quadrille"lerine dayanan
"Cakewalk" gibi danslar da,
"Ragtime"ın temelini teşkil etmişti. Ayrıca bu devirdeki "Square Dance" ve "Round Dance" gibi genellikle Anglosakson folkloruna dayanan oynak dansların da zencilere tesir ettiği ve kendi kompleks ritmleriyle bunları karıştırıp
"caz ritmi"ni geliştirdikleri düşünülebilir.
Bu bölümde cazın menşeini ve ona tesir eden şekilleri kısaca genel hatlarıyla görüp, aşağı yukarı Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına kadar gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki iki bölümde ise cazın formlarını, hususiyetlerini ve akrabalarını göreceğiz.
__________________________
Cüneyt Sermet, Cazın İçinden, Pan Yayıncılık:13, Temmuz 1990,
ISBN: 975-7652-08-3, s.9-11
Duke Ellington Orkestrası