(...)
Gerçekten de Muhammed, önce de işaret ettiğimiz gibi, İslami esasları genellikle
Kitab-ı Mukaddes'ten aktarmalar yaparak yerleştirmiş olmakla beraber, işine geldiği ahvalde bunları kendi düşüncelerine göre çevirmiştir.
(337) Kadınlardan elçi ve peygamber gönderilmediğini söylerken yaptığı budur. Zira Yahudilerin kutsal bildikleri kitaplarda, örneğin
"Talmud" da kadın peygamberlerden söz edildiği ve örneğin
Beni İsrail'de Musa'dan sonra 48 erkek peygamberden gayrı yedi kadın peygamber gönderildiği yazılı olduğu halde, o bunları kaale almamıştır.
Her ne kadar
Kur'an'a Tanrı'nın bazı peygamber karılarına ya da analarına
(örneğin İbrahim, Musa ve İsa için yaptığı gibi) meleklerini gönderip onlarla konuştuğunu geçirmiş ise de
(K.19 Meryem Suresi, ayet 17-23) aklen ve dinen "dun" ("eksik" - E.A.) olarak tanımladığı ve erkeğin yarı değerinde saydığı kadınlardan peygamber çıkmadığı inanışını geliştirmiştir.
Bunu yaparken, hem bir yandan kadın sınıfının "dun" kertede bulunduğunu ve dolayısıyla kadından peygamber çıkamayacağı fikrini pekiştirmiş, hem de öte yandan kendisini peygamber olarak görmeyenleri "yola" getireceğini hesap etmiştir. Bakınız nasıl:
Bilindiği gibi Muhammed'in Hatice'den, yani ilk karısından, dört kızı
(Rukiye, Zeynep, Fatima ve Ümmü Gülsüm) ve bir de oğlu
(el Kasım) olmuştur. Her ne hikmetse kızlarının hepsi hayatta kaldığı halde oğlu çok küçük yaşta ölmüştür. Fakat daha sonraki yıllarda kipti cariyesi Mariya'dan İbrahim adında bir oğlu olmuş, ancak o da fazla yaşamamıştır. İbrahim'e karşı Muhammed görülmemiş bir sevgi duymuştur. O kadar ki, kendisinden sonra mutlaka onun peygamber olacağına inanmıştı. Nitekim İbn Sa'd,
Kitab al Tabakat adlı yapıtında, İbrahim'in ölümü üzerine Muhammed'in:
"Eğer ölmeseydi peygamber olurdu" şeklinde konuştuğunu nakleder. Bundan dolayıdır ki, İbrahim'in ölümü Muhammed'i fevkalade üzmüştür; fakat onu asıl üzen şey, karılarından Şenba'nın
(Amr'ın kızı Şenba), şu şekilde konuşması olmuştur:
"Eğer Muhammed (sahiden) peygamber olsaydı, en sevdiği oğlu ölmezdi."(338)
Bu sözlerde kendi peygamberliğini şüpheye düşürecek anlamlar yattığını düşünerek telaşa kapılan Muhammed, sanki peygamber olduğunu kanıtlamaya yeterli başkaca bir çare yokmuş gibi, derhal Şenba'yı boşamıştır. Fakat bununla da kalmamış, bir de İbrahim'in ölümü olayını, kendi peygamberliğinin kanıtı niteliğine sokmak üzere Tanrısal iradeye bağlamıştır. Bağlarken de, kendisinin en son peygamber olmak üzere yollanmış olduğunu ve işte Tanrı'nın bunu kanıtlamak istediğini ve İbrahim'in canını almakla ilahi iradesini gerçekleştirmiş bulunduğunu söylemiştir. Fakat söylerken, az önce
"eğer İbrahim ölmeseydi peygamber olurdu" şeklinde sarf etmiş olduğu sözleri unutur görünmüştür.
Bu olayı İslam düşünürleri devamlı şekilde işlemişler ve o tarihten bu yana hep Muhammed'in en son peygamber olduğu "tema"sına bağlamışlardır. Örneğin İbnu'n Nefis, Muhammed'in "e's-sire"sine dair yazdığı
e'r-Risaletu'l-Kamiliyye Fi's-siret'n-Nebeviyye adlı kitabında
(339) Arap Peygamberi'nin şehvetinin çokluğundan söz ederken, bir vesile ile Muhammed'in oğullarının ölümünü şöyle izah eder:
"(el-Kasım ile İbrahim'in) küçük yaşlarda ve Muhammed daha hayatta iken, ölmeleri doğaldır, çünkü yaşamış olmaları halinde peygamber olmaları gerekirdi. Oysa ki bu imkansızdı, çünkü Tanrı Muhammed'i peygamberlerin en sonuncusu olmak üzere göndermiştir. Oysa ki kızlarının hayatta kalmış olmaları herhangi bir sorun yaratmazdı (çünkü kadınlardan peygamber olmazdı)."
Şeriatçının bu şaşırtıcı mantığına karşı bilmem ne söylenebilir? İnsanların ana rahmine düşmelerine ve dünyaya gelmelerine sebep olan bir Tanrı'nın, bir yandan Muhammed'i peygamberlerin en sonuncusu olarak ilan ederken, diğer yandan ona oğlan çocukları ihsan etmesi ve Muhammed'e halef-selef olmasınlar diye canlarını daha küçük yaşlarda alması, herhalde pek olacak şeylerden değildir. Bunu Tanrı'nın yüceliği ya da mantıkiliği fikri ile bağdaştırmak güçtür.
Her şeyi dilediği gibi şekillendirir olarak bilinen ve insanları dilediği inanca ve yola sokar diye kabul edilen, insaf ve idrak sahibi bir Tanrı'nın, Muhammed'in peygamberliğini kanıtlamak hevesiyle, onun çocuklarının canını almaktan başka usuller bulamayacağını düşünmek, Tanrı'ya hakaret olur. Ne var ki, Muhammed, kadınlardan peygamber ve elçi çıkamayacağı görüşünü geçerli kılabilmek için, kendi erkek çocuklarının ölümünü bile yukardaki şekilde işlemekten çekinmemiştir. Bunu yaparken kendi peygamberliği konusundaki kuşkuları gidermeye çalışmış, fakat bütün bu gayretleri içerisinde "Tanrı" anlayışına çarpık bir yön vermiştir.
(...)
İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın, Kaynak Yayınları: 232, 19.basım, Mart 2012, ISBN: 978-975-343-200-9, s. 211-214
_______________________________
(337) Muhammed, Kur'an'ın daha önce gelen peygamberlere de indirildiğini söylemiş ve bu söylediğini kadınlamak üzere Kur'an'a hükümler koymuştur: "Biz İsrailoğulları'na kitap, hüküm ve peygamberlik verdik..." (K.2 Bakara Suresi, ayet 47; ayrıca bkz. K.45 Casiye Suresi, ayet 16); "İbrahim'e ve İshak'a, Yakub'a ve torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi..." (K.4 Nisa Suresi, ayet 163); "Ey Musa, verdiklerimle ve sözümle seni insanlar arasından seçtim..." (K.7 A'raf Suresi, ayet 144).
(338) Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 1966, c.2, s.844
(339) İbnu'n-Nefis, 13. yüzyılda ün yapmış tıp bilginlerinden sayılır.
*Baslik sayin Erdem Alaca tarafindan bolume kazandirilmistir.