Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun > İlhan Arsel & Arif Tekin Makaleleri

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-01-2014, 22:32
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük

kitabın arka kapağından...


İlhan Arsel - ŞERİATIN GETİRDİĞİ HOŞGÖRÜSÜZLÜK

İslami kesim, Hz. Muhammed'in bir hoşgörü insanı olduğunu, "hoşgörü usulleri ve ikna yoluyla" iş gördüğünü, İslamın dışındaki din ve inançlara saygılı davrandığını iddia ediyor.

Prof. İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük başlıklı kitabında, İslamın ve İslami kesimin hoşgörü kavramının sınırlarını Kur'an'a dayanarak ortaya koyuyor.

İşte kitaptan bazı hoşgörü ayetleri:

"Ey inananlar (Müslümanlar)! Yahudi ve Hristiyanları dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlarla dost olursa o da onlardandır (kafirdir)." (Maide Suresi, ayet 51)

"...Yalnız Allah'ın dini (İslam) ortada kalana kadar onlarla savaşın." (Bakara Suresi, ayet 193)

"...Müşrikleri nerede görürseniz öldürün..." (Tevbe Suresi, ayet 5)

Prof. Arsel, bu ve diğer ayetlerden hareketle İslami kesimin ve özellikle de AKP iktidarının hoşgörüsünün nasıl icra edileceğini kanıtlarıyla gösteriyor.

İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-01-2014, 23:51
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

GİRİŞ

"Kesin olarak Tanrı katında (gerçek) din yalnızca İslamdır. Kitap verilenler (Hristiyanlar, Yahudiler) kendilerine ilim geldikten
sonradır ki, aralarında kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler, Allah'ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur."

(İmran Suresi, ayet 19)

"Kim İslamiyet'ten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kaybedenlerdendir."
(İmran Suresi, ayet 85)

"Her kim dinini (ki Müslümanlıktır) değiştirirse, onu hemen öldürünüz."
(Muhammed)

"Türk'ü öldür baban olsa da"
(Muhammed)

"Ey inananlar (Müslümanlar)! Yahudi ve Hristiyanları dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar.
Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır (kafir'dir). Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez..."

(Maide Suresi, ayet 51)

"Ey inananlar Müslümanlar! Birbirinizi bırakıp da (başka inançtakileri) dost (edinmeyin)...
İşte siz o kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez... De ki; 'Geberin kininizle...'"

(İmran Suresi, ayet 118-119)

"Onlardan (Münafıklardan) ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma..."
(Tevbe Suresi, ayet 84)

"Ey inananlar! Babalarınızı kardeşlerinizi, -Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin."
(Tevbe Suresi, ayet 2)

"...içinizden onlara (münafıklara-müşriklere) sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır..."
(Mümtehine Suresi, ayet 1-3)

"...Akraba bile olsalar müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve müminlere yakışmaz."
(Tevbe Suresi, ayet 113)

"Münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar ve ikiyüzlüler kalplerinde fesad bulunanlar. Şehirde
bozguncu haber yayanlar... Lanetlenmiş olarak nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler."

(Ahzab Suresi, ayet 60-61)

"(İslamı) bütün dinlerden üstün kılmak için peygamberini Kur'an ve gerçek dinle gönderen O'dur."
(Saff Suresi, ayet 9)

"(Ey Muhammed!) Sen yüzünü kanıt olarak dine (İslama), Allah insanları hangi fıtrat üzere
yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru budur. (İslamdır)..."

(Rum Suresi, ayet 30)

"O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini (İslam'ı) bütün dinlere
üstün kılmak için Resulunü hidayet ve Hak Din (İslam) ile gönderendir."

(Tevbe Suresi, ayet 33)

"...Yalnız Allah'ın dini (İslam) ortada kalana kadar onlarla savaşın."
(Bakara Suresi, ayet 193)

"Ben inkar edenlerin kalplerine korku salacağım: Artık onların boyunlarını vurun.
Parmaklarını doğrayın... Bu onların Allah'a ve Peygamber'ine karşı koymalarındandır..."

(Enfal Suresi, ayet 12-13)

"(Arap Ceziresi'nde) iki din bir arada bulunmayacak."
(Muhammed)

"Ey Muhammed! Bedevilerden, geride kalanlara de ki: 'Güçlü... bir millete (Rumlara, Acemlere) karşı,
onlar Müslüman olana kadar savaşmaya çağırılacaksınız. İtaat ederseniz Allah size güzel bir ecir verir'..."

(Fetih Suresi, ayet 16)

"Ey Muhammed! (müşriklere) de ki: 'Doğrusu Tanrı'nızın tek bir Tanrı olduğu
bana şüphesiz vahyolundu. Artık Müslüman olacak mısınız?' Eğer yüz çevirirlerse,
de ki: '...Tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem..."

(Enbiya Suresi, ayet 108-109)

"...Müşrikleri nerede görürseniz öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin
ve onları her gözleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı
dosdoğru kılar, zekatı verirlerse artık yollarını serbest bırakın..."

(Tevbe Suresi, ayet 5)

"Kitab verilenlerden (Yahudilerden, Hristiyanlardan)... Hak dini (İslam'ı) din
edinmeyenlerle boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın."

(Tevbe Suresi, ayet 29)

"Biz (Müslümanlar) (Ehl-i Kitab'a nazaran) en sonra
gelmişler (ken) kıyamet gününde (faziletçe) en başa gelecek olanlarız..."

(Muhammed)

"Allah ve Peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğrayanların
cezası öldürmek veya asılmak, yahut çapraz olarak el ayakları kesilmek ya da
yerlerinden sürülmektir. Onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır."

(Maide Suresi, ayet 32)


İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.7-10

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-01-2014, 17:36
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

İslamcılar, Muhammed'in hoşgörü insanı olduğunu, "hoşgörü usulleriyle ve ikna yoluyla" iş gördüğünü, İslamdan gayrı din ve inançlara saygı beslediğini ve getirdiği dinin, yani İslamın, hoşgörü dini olup insanlar arasında sevgi ve kardeşlik yarattığını iddia ederler. Oysa yalandır; çünkü Muhammed, ne hoşgörü insanı olmuştur, ne İslamı hoşgörü usulleriyle ya da ikna yolu ile yerleştirmeye çalışmıştır, ne yerleştirdiği dini, hoşgörü esaslarına oturtmuştur ve ne de insanlar arası sevgi ve kardeşlik ilkelerine sarılmıştır. Aksine tarih içerisinde hoşgörüsüzlüğün en kararlı temsilcilerinden biri olmuştur. Hem de öylesine ki, kendi öz anasına ve babasına, sırf Müslüman olarak ölmediler diye, mağfiret dilemeyi bile gereksiz bulmuş, babasını ve kendisine babalık eden amcasını (Ebu Talib'i) cehennemlik saymıştır.

Öte yandan yeryüzünde yaşayan insanları, genel olarak "Müslümanlar" ve "Kafirler" diye ikiye ayırmış ve kafirleri de "müşrikler" (Tanrı'ya eş koşanlar-puta tapanlar), "Kitaplılar" (Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler), "Münafıklar" (İslama inanmadıkları halde inanmış gibi görünenler) olarak üç grupta toplamış, hepsini de cehennemlik saymıştır. Muhammed'in söylemesine göre Müslümanlar, kafirlere karşı savaşmalıdırlar.(1) Çünkü güya Tanrı, herşeyden önce "müşriklerin" yok edilmeleri için;

"...müşrikleri nerede bulursanız öldürün..."(2) diye buyurmuştur. Bu durumda "müşrikler" (puta tapanlar, yani Tanrı'ya eş koşanlar) için, ya İslam olmak, ya da ölümü göze almak gibi iki şık vardır. "Kitaplılara" (Yahudilere, Hristiyanlara) gelince: Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, onlara karşı da "cihad edilmesini" (savaşılmasını) emretmiştir, ta ki İslamı kabul etmelerine, ya da "cizye" (kafa parası) vermelerine kadar. Eğer "küçülerek" ve "aşağılanmış olarak" kendi elleriyle "cizye" verecek olurlarsa, canları bağışlanır (bkz. Tevbe Suresi, ayet 29). Bütün bu hususları ilerideki sayfalarda ele alacağız; fakat başlangıç olarak şimdilik şunu söyleyelim ki Muhammed, İslamcıların iddialarının aksine, ömrü boyunca ne hoşgörüye ve ne de farklı din ve inançtaki insanlar arasında sevgi ve eşitlik ilkesine yer vermiştir. Getirdiği din, tıpkı diğer semavi dinler gibi ve hatta onlardan da çok daha katı şekilde, hoşgörüsüzlük kaynağı olarak iş görmüştür.

Gerçekten de, irade özgürlüğüne zerrece yer vermeyen, kişi ve toplum yaşamlarının her yönünü "vahiylerle" düzenleyen ve İslamdan gayrı dine yönelenleri "sapık" ilan eden, ana-baba-kardeş vs. gibi akraba ve yakınlar arasında dahi, inanç farkı nedeniyle düşmanlık tohumları eken, yeryüzünü "Dar-ül İslam" (Müslümanların yaşadıkları yerler) ve "Dar-ül Harb" (kafirlerin yaşadıkları yerler) diye ikiye bölüp Müslümanları "kafirlere" karşı savaşa sürükleyen İslam şeriatını "hoşgörü" dini olarak tanımlamak gülünç olur.

Öte yandan kendi ana ve babasına ve kendisine babalık etmiş amcasına (Ebu Talib'e) dahi, Müslüman imanında ölmediler diye "mağfiret" dilemeyen ve ana-baba-kardeş çocuklar arasına, inanç farkı nedeniyle düşmanlık yerleştiren, ya da "İslam'dan gayrı (gerçek) din yoktur" ve "Her kim İslam'ı terk ederse onu hemen öldürünüz" diyen, ya da ömrünün son 20 (ya da 23) yılını, elinde kılıç "kafirlere" karşı saldırılarla geçiren, ganimetler edinen ve nihayet ölüm döşeğinde; "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" diyerek son nefesini veren Muhammed gibi bir kimseyi "hoşgörü şampiyonu" şeklinde tanımlamak çok yanlış olur.

Hemen ekleyelim ki, Muhammed'e özgü bu "hoşgörüsüzlük" öğesi, daha sonraki dönemler boyunca Müslümanlar için, izlenmesi gereken bir örnek olmuştur. Yerleştirdiği buyruklar, onun ölümünden sonra, yine onun vasiyetine dayalı olarak, aynı bağnazlık sürdürülegelmiştir. Örneğin Ömer bin Hattab, halifeliğe gelişinden hemen sonra, ilk iş olarak Yahudileri Hicaz topraklarından sürmüş ve "Ehl-i Kitab" (Yahudiler ve Hristiyanlar) hakkında "insafsız" denebilecek nitelikte bir emirname yayınlamıştır: Bu emirnameye göre Yahudiler ve Hristiyanlar Mekke'ye adım atamayacaklar; Hicaz bölgelerine seyahat ettikleri takdirde üç günden fazla kalamayacaklar; Müslüman halk ile iş münasebetinde bulunurlarken İslami esaslara bağlı kalacaklar; İslamın yasak ve haram saydığı şeyleri (örneğin şarap, domuz eti, vs.) satamayacaklar; Müslümanların karşısında yiyip içemeyecekler; Müslüman kadınlarla evlenemeyecekler; kendi dinlerinin alametini (haç işareti, vs.) taşıyamayacaklar; kilise ve havra gibi ibadet için yeni inşaatta bulunamayacaklar; dinsel inanışlarını ortaya koyamayacaklar; Müslümanlar gibi giyinmeyecekler (sokakta dolaşırlarken kendilerini Müslümanlardan ayırt edici giysiler giyecekler, örneğin başlarına sarı bez saracaklardır); yolun ortasından yürümeyecekler (daima kenardan yürüyecekler); pazar yerlerinde Müslümanların dolaşmalarını engellemeyecekler; yerlerde oturmayacaklar; her yıl belli bir miktar cizye (kafa parası) ödeyecekler; ayrıca da vergi verecekler, vs.(3)

Daha sonraları, 9. yüzyılın ortalarında (850'lerde) halife al-Mütevekkil, yine aynı doğrultuda olmak üzere yayınladığı bir emirname ile Yahudilerin ve Hristiyanların, Müslümanlardan farklı şekilde giyinmelerini ve o şekilde sokaklarda dolaşmalarını; başlarını belli renkte türban bezle sarmalarını (Yahudiler sarı renkte, Hristiyanlar mavi renkte türban saracaklardı); hayvana bindikleri zaman tahtadan yapılmış semer üzerinde oturmalarını; yeni yapılmış kiliselerini yıkmalarını; evlerinin bulunduğu arsaların yüzde 10 miktarındaki kısmını terk etmelerini, eğer bu kısım genişçe bir yer ise buralara camiler yapılmasını, aksi takdirde açık saha olarak bırakılmasını; evlerinin Müslüman evlerinden ayırt edilebilmesi için tahtadan yapılmış şeytan resmini evlerinin kapılarına asmalarını; devlet memuriyetlerinde ve kamu işlerinde kullanılmamalarının, ayet işaretler taşımalarının suç olduğu, bildirilmiştir.(4)

14. yüzyılda Kahire'de yayınlanan bir emirnamede, yukarıdaki hususlar tekrar edilirken, Yahudilerin ve Hristiyanların, at ve katır gibi hayvanlara binmelerinin yasaklandığı ve ancak eşeğe binebilecekleri; yeni yapılmış kilise ve havra gibi yerleri kapatmaları gerektiği; çocuklarına Kur'an okutamayacakları; kılıç kuşanamayacakları; evlerini Müslümanların evlerinden yüksek şekilde inşa edemeyecekleri; devlet hizmetinde iş göremeyecekleri; Yahudi ve Hristiyan kadınların, Müslüman kadınlar gibi giyinemeyecekleri ve onların hamamlarına gidemeyecekleri belirtilmiştir.(5) Daha sonraki yüzyıllar boyunca durum aynı; İslam tarihi bu tür hoşgörüsüzlük örnekleriyle doludur.

Her ne kadar Muhammed'in koyduğu hükümler arasında;

"Din'de zorlama olmaz" ya da "Sizin dininiz size, benim dinim bana..",

ya da:

"Kur'an alemler için bir öğütten başka bir şey değil-
dir; dileyen kimse Rabbine doğru giden bir yol tutar"


şeklinde ve sanki hoşgörü ilkesine dayalıymış gibi görünenleri varsa da bunlar, onun henüz fazla taraftar toplayamadığı, yani henüz güçlenmediği bir dönemde (genellikle Mekke döneminde), ya da günlük siyaset gereğince koymuş olduğu şeylerdir. Ne var ki hoşgörü niteliğindeymiş gibi görünen bu hükümleri o, taraftarlarının çoğalması sayesinde güçlenmeye başladığı ve insanları kılıç yoluyla İslama zorladığı an'dan itibaren geçersiz bilecektir.

Yine bunun gibi, her ne kadar Muhammed'in ölümünden sonraki dönemler itibariyle, İslam ülkelerinde zaman zaman hoşgörü niteliğinde sayılabilecek bazı uygulamalar görülmüş ise de, bunun nedeni yöneticilerden bazılarının, sırf kendi çıkarları bakımından hoşgörü siyaseti izlemelerinden ve daha doğrusu İslam şeriatının bağnazlıklarla dolu buyruklarını gözardı etmelerindendir. Örneğin Ömer bin Hattab ve daha sonra al-Mütevekkil gibi halifeler, Kur'an'ın Yahudilerle ve Hristiyanlarla dostluk kurulmasını yasaklayan ve onları aşağılatan hükümlerine (örneğin İmran Suresi, ayet 118; ya da Maide Suresi, ayet 51) dayalı olarak Müslüman olmayanların devlet hizmetinde kullanılmalarını yasaklamışken(6), biraz olsun açık görüşlü ve çıkarlarına fazlaca önem veren halifeler zamanında bu hükümler kısmen gözardı edilmiştir. Örneğin Harun Raşit gibi Abbasi halifelerinden bazılarının İslam şeriatının hoşgörüsüzlükle dolu hükümlerine ve Muhammed'in yasak emirlerine aldırış etmedikleri biline bir gerçektir. Bu gibi halifeler zamanında Eski Yunan'ın Aristo, Eflatun, Galen, Hipokrat, vs. gibi bilim kaynaklarının Arapçaya çevrilmesi mümkün olmuş ve bu sayede "İslam uygarlığı" diye bilinen ve kısa bir süreyi içeren bir dönem oluşmuştur.(7) Bu dönemin yapıcıları (örneğin al-Razı, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşt, İbn Haldun vs.) hep bu Eski Yunan kaynaklarından yararlanarak ilim yapabilmişlerdir. Ne var ki İmam Gazali ya da İbn Teymiyye vs. gibi, bağnaz zihniyetin temsilcileri "Kur'an dışında ilim olmaz; gerçeklere ancak Kur'an ile erişilebilir" diyerek ve Eski Yunan'dan yararlananları "zındık" diye ilan ederek ve İslam şeriatının hoşgörüsüzlüklerle dolu özünü pekiştirerek, İslam uygarlığını kökünden kurutmuşlardır.

İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.10-16

_______________________
(1) Bu konuda benim İslama Göre Diğer Dinler, (Kaynak Yayınları, Mart 1999) ve Kur'an'daki Kitaplılar (Kaynak Yayınları, Nisan 1999) adlı kitaplarıma bakınız.
(2) Tevbe Suresi, ayet 5; Bakara Suresi, ayet 191; Nisa Suresi, 89-91 vs.
(3) Al-Şafii, Kitab al-Umm, c.IV, s.118 vd. Yukarıdaki alıntı için bkz. Bernard Lewis, İslam, From Prophet Muhammad to the Capture of Constantinople, Edited and Translated by B. Lewis, New York, 1974, Volume II, s.221 vd.
(4) Bu hususlar için bkz. al-Tabari, Tarih al-Rusul va'l-Mülk, Edition J. Goeje, Leiden 1879-1901, c.III, s.1389-1390. Alıntı için bkz. Lewis, age, C.II, s.225
(5) Bu konuda bkz. al-Makrizi, Kitab al-Suluk li-ma'rifat düvel al-mulük, Edition M. M. Ziyada, Kahire 1934; c.I, s.909-913. Alıntı için bkz. Lewis, age, c.II, s.232
(6) İbn Kuteybe'nin Uyun el-Ekber ve al-Nevevi'nin al-Manzurat adlı yapıtlarına bakınız. Ayrıca bkz. Lewis, age, C.II, s.228-229
(7) Bu konuda benim Aydın ve 'Aydın' (Kaynak Yayınları, 3.basım, Mart 1997) adlı kitabıma bakınız.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-01-2014, 23:59
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

"CAHİLLİYE" DİYE TANIMLANAN İSLAM ÖNCESİ
DÖNEMİN, İSLAMİ DÖNEME KIYASLA ÇOK DAHA
HOŞGÖRÜLÜ OLDUĞU HAKKINDA

Kendisini "Peygamber" olarak ilan ettiği tarihten, Medine'ye hicret edeceği tarihe kadar (yani 10, ya da 13 yıllık bir süre boyunca) Muhammed, henüz yeterince taraftar toplayamadığı için, şiddet ve saldırı siyasetine yönelememiştir. Fakat güçsüz durumda bulunduğu bu dönemde dahi "hoşgörü" yanlısıymış gibi görünüp "hoşgörüsüzlük" siyaseti izlemiştir. Ve bunu, Mekke'nin sayılı kişilerinden biri olan amcası Ebu Talib'in kendisini koruyacağından emin olduğu için yapabilmiştir. Her ne kadar Kureyşlilerin kendisine zulmettiklerini söylemekle beraber, aslında her vesileyle onları huzursuz kılan, çileden çıkaran kendisidir. Ve şu muhakkak ki, Kureyşliler, Muhammed'e nazaran çok daha hoşgörülü olmuşlardır: Ta ki Muhammed onların ilahlarını alaya alana ve sabırlarını tüketene kadar!

Şu bakımdan ki; Kureyşliler, hiç kimseye zarar vermeden, hiç kimseleri rahatsız etmeden, kendi atalarının inançlarına ve geleneklerine bağlı bir şekilde yaşarlarken, Muhammed onları akılsızlıkla ve sapıklıkla suçlamış, ilahlarına küfürler savurmuştur. Bütün bunları yaparken, kendisine babalık etmiş olan Ebu Talib'e güvenmiştir; çünkü Ebu Talib, her ne kadar İslam olmamış ise de yeğenini her zaman için Kureyşlilere karşı korumuştur. O kadar ki, bir defasında Kureyş ileri gelenlerinden bir grup, Muhammed'in taşkınlıklarından bıkmış olarak Ebu Talib'e gidip şikayette bulunmuş, şöyle demişlerdir:

"(Ey Ebu Talib), kardeşinin oğlu ilahlarımıza sövüyor, dinimizi eleştiriyor, bizi akılsızlıkla itham ediyor,
babalarımıza 'sapık' diyor... Ya onu bize saldırmaktan vazgeçirirsin, ya da onunla bizim aramıza giremezsin..."
(1)

Durum böyle olduğu halde Kureyşliler, yine de hoşgörü'den vazgeçmemişler ve Muhammed'e;

"Bizi kendi inançlarımızda serbest bırak, biz de seni senin inançlarında serbest bırakalım" diyerek büyük bir sabır ve olgunluk göstermişlerdir.(2) Öyle anlaşılıyor ki bu sabır ve olgunluklarını, kendi ilahlarının Muhammed tarafından hakir kılınmasına kadar sürdürmüşlerdir. İbn İshak'ın açıklaması şöyle:

"Fakat (Kureyşliler), kendi ilahlarına dokunduktan sonra (Muhammed'in) sözlerini inkarla karşıladılar...
Bu nedenle kavminin insanları ona muhalefette ve açıktan açığa düşmanlıkta bulunmaya oybirliğiyle karar verdiler..."
(3)

Fakat Kureyşliler, bu düşmanlıklarını dahi, hemen öyle saldırı şekline sokmamışlardır; Muhammed'i öldürmeye kalkmamışlardır (isteseler, pekala öldürebilirlerdi). Önceleri Ebu Talib'e şikayette bulunmaya devam etmişlerdir; biraz önce değindiğimiz gibi, ondan yeğeninin saldırganlıklarına engel olmasını istemişlerdir. Fakat Muhammed'in değişmediğini, hatta giderek saldırganlaştığını ve Ebu Talib'in de buna ses çıkartmadığını gördükleri içindir ki, kendileri bakımından giderek büyüyen tehlikeye karşı tedbir almak gerektiğini düşünmüşlerdir.

Nitekim bir gün Ebu Talib'i karşılarına alarak şöyle konuşmuşlardır:

"Ey Ebu Talib! Aramızda yaş ve şeref bakımından en büyüğümüz sensin; biz senden,
kardeşinin oğlunu bu işlerden men' etmeni istedik; sen onu men' edemedin. Tanrı adına
and içerek bildiriyoruz ki, onun (analarımıza ve babalarımıza) sövüp saymasına, bizi 'akılsızlar',
'ahmaklar' diye anmasına, ilahlarımızı ayıplamasına tahammülümüz yoktur. Sen onu bundan men'
edeceksin, yoksa iki taraftan biri helak oluncaya kadar savaşacağız."
(4)

Fakat buna rağmen Ebu Talib, Muhammed'i ölçülü olmaya, "itidal" ile davranmaya çağırmaktan başka bir şey yapamamıştır. Şu bir gerçektir ki, eğer Muhammed Kureyşlilerin inançlarına saygılı olmuş olsaydı, Mekke'de huzursuzluk diye bir şey doğmayacaktı. Nitekim o dönemde Mekke'de, çeşitli din ve inançta insanlar vardı (örneğin Yahudiler, Hristiyanlar, vs.). Ve Kureyşliler onlarla yan yana ve dostça yaşarlardı; kimse kimsenin ibadetine karışmazdı. Ne var ki Muhammed, hem onların inançlarını yerer ve hem de kendi taraftarlarını, onları rahatsız edecek şekilde davranışlara sürüklerdi.

Örneğin sokak ortalarında namaz kıldırır, yüksek sesle Kur'an okuturdu. Fakat buna rağmen Kureyşliler, her ne kadar Muhammed'in Ashabı'nı eleştirmekle beraber, ilk başlarda onların ibadetini fiilen engellememişlerdir, onlara karşı saldırıya geçmemişlerdir. Bütün yaptıkları şey, Müslümanların sokakları işgal edip namaz kılmalarından ve kendilerini rahatsız etmelerinden şikayetçi olmaktı. Ebubekir'le ilgili şu olay, bunun ilginç örneklerinden biridir:

Muhammed, birtakım nedenlerle kendi taraftarlarından bazılarını Habeşistan'a göç etmeye teşvik ettiği bir sırada, Ebubekir de heveslenip gitmeye karar verir. Tam yola çıkacağı sırada Kare Kabilesi'nin reisi olan İbn Değine'ye rastlar ve ona:

"Kavmin beni memleketten çıkardı! Şöyle bir seyahat etmek, Rabbime ibadet eylemek istiyorum."

diye yakınır. Bu sözleri dinleyen İbn Değine üzülür ve onun gitmesine engel olmak için şöyle der:

"(Ey Ebu Bekr) Senin ayarında bir insan ne memleketinden
çıkar, ne de çıkarılır. Sen halka ...ihsan edersin; sen akra-
bana manen (ve bedenen yardım edersin); sen acizleri (ko-
rursun)... (sen) hak yolunda (kötülük görenlere yardımcı
olursun). Ey Ebu Bekr, ben sana hürmetkarım, (seni) hima-
ye ederim. Geri dön ve Rabbına memleketinde ibadet et."

Bunları söyledikten sonra Ebubekir'i yanına alır ve doğruca Kureyş eşrafından kişilere götürür ve her birine şöyle der:

"Ebu Bekr, sizden gördüğü tazyik (baskı) üzerine Mekke'yi bırakıp gidiyormuş! Yoldan çevirdim. Ebu Bekr misali faziletli
bir zat ne memleketten çıkar, ne de çıkarılır... Ayıptır, siz böyle kamil bir insanı mı Mekke'den çıkarmak istiyorsunuz?"

Bu sözler üzerine Kureyş eşrafı, Ebubekir'in Mekke'de kalmasına razı olduklarını söylerler, fakat kendilerini rahatsız etmeyecek tarzda ibadetine devam etmesini bildirirler. Bu hususta İbn Değine'ye verdikleri yanıt şudur:

"Ebubekir'e söyle: Rabbine evinde ibadet etsin, evinde namaz kılsın, ne isterse okusun. Bizi rahatsız etmesin, aleni
(şekilde, sokak ortalarında) namaz kılmasın. Biz kadınlarımızın ve çocuklarımızın iğfal edilmelerinden korkuyoruz."

Bu söylenenleri Ebubekir dahi makul bulmuş olmalıdır ki, Habeşistan'a gitmekten vazgeçer ve o andan itibaren ibadetini evinde yapar; evinden başka bir yerde Kur'an okumaz. Bununla beraber az zaman sonra, kuşkusuz ki Muhammed'in ısrarları üzerine, yeniden evinin önünü namazgah yaparak sokak kapısının önünde ve herkesin göreceği şekilde, sokak ortalarında namaz kılmaya ve Kur'an okumaya başlar.(5)

Görülüyor ki, Muhammed'in "müşrik" olarak küçültmeye çalıştığı Araplar, Müslümanların inançlarına ve ibadetine karışmayan ve fakat sadece bu işlerin, başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde yapılmasını isteyen kimselerdir.

İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.17-21

____________________
(1) Bkz. İbn İshak, Siyer, Akabe Yayınları, İstanbul, 1988, s.204
(2) Taberi Ebu Cafer bin Cerir, Milletler ve Hükümdarları Tarihi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 1966, c.II, s.128 vd. ve s.136 vd. Ayrıca bkz. İbn Sa'd, Tabakat
(3) Taberi, age (1966), c.II, s.128
(4) Taberi, age (1966), c.II, s.129-142
(5) Buhari'nin Ayşe'den rivayeti için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.VII, s.411-412

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-01-2014, 02:41
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Bu vesileyle verilebilecek diğer ilginç bir örnek Ömer bin Hattab'la ilgili olarak şöyle:

Kaynaklardan öğrendiğimize göre, Ömer bin Hattab son derece sert ve hoşgörüsüz bir kimseydi. Bu nedenle ilk başlarda Muhammed'in ve İslamın başdüşmanı kesilmişti. O kadar ki, kız kardeşi Fatima'nın Müslüman olduğunu duyduğu zaman öfkelenmiş, küplere binmiştir. Günlerden bir gün onu evinde Kur'an okur bulunca kılıcını kınından çıkarır ve:

"Evvela gidip (Muhammed'in) kafasını keseyim, ondan sonra senin işine bakayım."

der ve pür hiddet evden çıkarak Muhammed'i aramaya gider. Tam o sırada Muhammed'le karşılaşınca, güya nurdan bir okun kalbine saplandığını söyleyerek İslam olur. Az geçmeden kendisine, neden dolayı Müslüman olduğunu soran babasının kellesini keser.(6) Çünkü İslam olduğu andan itibaren tam bir bağnaz kesilmiştir. Bu bağnazlığını Kureyşlilere karşı göstermekte gecikmez; her vesileyle onlara ve ilahlarına atıp tutmaya başlar. Her ne kadar Kureyşlilerden bazıları, "Ömer atalarının dininden çıktı..." diyerek ona karşı tedirgin olurlarsa da, fazla ileri gitmezler. Hatta Ömer hakkında bu şekilde konuşanları kendi aralarında ayıplarlar. Örneğin bir kez Kureyşlilerden birkaç kişi, Ömer'le ağız kavgasına girişmişlerken, Kureyş ulularından biri onlara: "Bu ne haldir?" diye çıkışır. Oradakiler, "Ömer dinini değiştirdi!" diye konuşunca, bu kez onlara, "Ne (oluyor yani)? Bir adam kendisine bir din seçmiş ise, bundan size ne?" diyerek onları azarlar. Bunun üzerine Kureyşli grup oradan uzaklaşarak Ömer'i kendi haline bırakırlar.(7) Oysa bu aynı Ömer, daha sonraları, özellikle Muhammed'in Medine'ye geçip de güçlenmeye başlamasından sonra, başta Kureyşliler olmak üzere, farklı inançta kim varsa herkese karşı düşmanlık saçacaktır.

Yine İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Kureyşliler, Arabistan'ın çeşitli bölgelerinden Kabe'yi ziyarete gelenlere, hangi din ve inançta olurlarsa olsunlar, engel çıkarmazlardı. O kadar ki, Muhammed Medine'ye göç edip de kendilerine düşmanlık gösterirken dahi, onlar Müslümanların Ümre haccı kılmak üzere Mekke'ye gelmelerine izin vermişlerdir. Bu tutumları, Muhammed'in kendilerine karşı çete saldırıları tertiplemelerine rağmen Bedir Savaşı'na kadar sürmüştür. Bedir Savaşı'nda Muhammed, Kureyşlilerin ulularından Ebu Süfyan'ın oğlu Amr'ı esir edip hapsedince, Ebu Süfyan da, sırf karşılık olsun diye, Ümre haccı kılmak üzere Mekke'ye gelen Sa'd bin Nu'man bin Ekkal adındaki yaşlı bir Müslümanı yakalatıp hapsettirmiştir. Daha başka bir deyimle Ebu Süfyan'ın bu davranışına sebep olan şey hoşgörüsüzlük değil, fakat oğlu Amr'ı kurtarma isteğidir. Nitekim Muhammed, Arm'ı serbest bırakmak suretiyle Sa'd bin Nu'man'ın iadesini sağlayabilmiştir.(8)

Fakat ne zaman ki Muhammed, Mekke'yi ele geçirme siyasetine yönelip Kureyş'e karşı niyetlerini iyice ortaya koymuştur, işte o zamandan itibaren Kureyşliler de şiddet yolunu seçmişlerdir. Fakat yine de Muhammed'i, Kabe'yi ziyaret hakkından bütün bütün yoksun kılmamışlardır. Sadece Mekke'ye silahlı olarak girmemesini şart koşmuşlardır. Hüdeybiye Andlaşması, bunun en bariz kanıtıdır. Buna karşılık Muhammed, Mekke'yi ele geçirdikten sonra Kureyşlilere ve onlar gibi diğer "müşrik" (puta tapan) Araplara, ya da Yahudilere ve Hristiyanlara, daha doğrusu İslamdan gayrı din ve inançta olanlara, Kabe'yi ziyaret etmek şöyle dursun, Mekke sınırlarına yaklaşma olasılığını dahi tanımamıştır. Kur'an'a, "Puta tapanların, Allah katında ve peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir?" (Tevbe Suresi, ayet 7) şeklinde hükümler koyarak, onlarla olan ahidlerini bozmuş ve böylece "müşrikleri" Kabe'ye sokmamak için bahane yaratmıştır.(9) Mekke'yi fethedinceye kadar Kureyşliler, kendisine ve Müslümanlara, bazı güvenlik koşulları altında, hac için Kabe'yi ziyaret olanağını tanıdıkları halde o, Mekke'yi fethettikten sonra ilk iş olarak, "Bu yıldan sonra müşriklerin müminlerle birlikte hac etmeleri yasaklanmıştır" şeklinde emirler yayınlamıştır.

Ali'ye okuttuğu bu emirlerde, kendileriyle "muahede" (antlaşma) yapılmamış olan Arap kabilelerinin dört ay içerisinde İslam olmaları gerektiğini, aksi takdirde yok edileceklerini bildirmiştir. Kendileriyle "muahede" yapılmış olan Araplara gelince, onların da "muahede" sonunda Müslüman olmalarını emretmiştir.(10) Fakat bununla da yetinmemiş, bir de Kur'an'a; "müşrikleri nerede bulursanız hemen öldürünüz..." (Tevbe Suresi, ayet 5),

ya da:

"Kitaplılardan Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini
(İslam'ı) kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın..."
(Tevbe Suresi, ayet 29)

ya da:

"...Güçlü bir millete karşı, onları Müslüman yapana
kadar savaşacaksınız..."
(Fetih Suresi, ayet 16)

şeklindeki buyruklardan tutunuz da İslamdan çıkanların ya da İslamı eleştirenlerin yok edilmelerini öngören hükümlere varıncaya kadar, hoşgörüsüzlükle ilgili ne varsa her şeyi yerleştirmiştir.



İslamda İlk Kan Dökme Olayına, Muhammed Taraftarlarının
(Müslümanların) Hoşgörüsüzlükleri ve Saldırganlıkları Sebep Oluyor

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Kureyşliler, sabırlarını taşırmış olmasına rağmen, Muhammed'e karşı pek saldırgan olmamışlardır; yaptıkları şey, onun hoşgörüsüzlüklerine ve tahriklerine karşı Ebu Talib'e şikayette bulunmaktı. Fakat olumlu sonuç alamayınca, nihayet onlar da ona, onun yaptığı şekilde karşılık verir olmuşlardır. Böyle yaptıkça Muhammed taraftarları daha da aşırı davranışlarda bulunmuşlardır. Nitekim İslamda ilk kan dökme olayı, onların aşırı saldırganlıklarının sonucu ortaya çıkmıştır. Şöyle ki:

Tekrar anımsatalım ki, ilk başlarda Muhammed, az sayıdaki sahabeleriyle birlikte dağ aralarına giderek, kavmine görünmeden gizlice ibadet eder, namaz kılardı. Bu namazlardan birinde, oradan geçmekte olan Kureyşlilerin kendisini ve taraftarlarını alaya aldıklarını görür. Bu yüzden iki tarafın arası kızışır. Müslümanlardan Sa'd bin Ebi Vakkas adında biri, Kureyşlilere saldırarak onlardan birini oracıkta öldürür. İslamcıların iddialarına göre güya bu "İslamiyet'i korumak için ilk kan akıtma" olayıdır.(11) Oysa ortada İslamiyeti korumak diye bir şey yoktu, sadece Muhammed taraftarlarının (Müslümanların) yersiz alınganlıkları vardı. "Yersiz alınganlıkları" diyoruz, çünkü Kureyşlilerin yaptıkları şey, Müslümanların kendilerine yaptıklarının karşılığı idi.

İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.21-25

_______________________
(6) Bütün bu hususlar için bkz. Mevlana, Fihi Mafih, İstanbul, 1954, s.240 vd.
(7) İbn İshak, Siyer, Akabe Yayınları, İstanbul 1988, s.244
(8) Taberi, age, c.II, s.322; ayrıca bkz. İbn İshak, Siret-i İbn İshak, Türkçe çevirisi için bkz. Akabe Matbaası, İstanbul, 1988; İngilizce çeviri için bkz. A. Guillaume, The Life of Muhammad; A Translation of İbn İshaq's Sirat Rasul Allah, Oxford University Press, 6th impression, 1980, pp.313
(9) Taberi, age, 1966, c.II, s.777; İbn İshak, age, 1980, s.617
(10) Sahih-i Buhari Muhtasarı Terid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, c.V, s.332
(11) Taberi, age (1966), c.II, s.122. Ayrıca bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı..., c.II, s.723. Bu olay için ayrıca İbn İshak'ın Mağazi'sine bakınız.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-01-2014, 17:51
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

MUHAMMED'İ "HOŞGÖRÜ" ÖRNEĞİ OLARAK VE
GETİRDİĞİ DİNİ "HOŞGÖRÜ DİNİ" ŞEKLİNDE
GÖSTERME ÇABALARI

Yukarıda değindiğimiz gibi İslamcılar, Muhammed'i hoşgörülü ve getirdiği dinin de: "En son, en mükemmel ve en hoşgörülü din" olduğunu iddia ederler ve bu iddialarını gerçek dışı verilere dayandırırlar. Güya İslam şeriatı bütün insanların Adem ile Havva zürriyeti olarak, tek bir kaynaktan çıktığını ve bu nedenle birbirleriyle kardeş olduklarını kabul etmiştir! Güya İslam dini, diğer dinleri (örneğin Yahudiliği, Hristiyanlığı, vs.) ve bu dinlerin geçmişteki peygamberlerini "kutsal" bilmiş olup farklı din ve inançta olanlar arasında sevgi ve saygı esasını benimsemiştir! Güya İslam "dinde zorlama olmaz" (Bakara Suresi, ayet 139) şeklinde hükümler getirmiş ve "ikna" yolunu seçmiştir ve bu nedenle "şiddet" denen şeye yer vermemiştir! Güya İslam "Kitap ehline" (Yahudilere, Hristiyanlara, Sabiilere) Tanrı katında ecir (mükafat) verileceğini bildirmiştir! Güya Muhammed, "uyarıcı", "tebliğ edici", "Tanrı buyruklarını ortaya vurucu" bir peygamber olarak iş görmüştür.

Güya Kur'an, zorlayıcı değil fakat sadece "öğüt verici" bir kitaptır, vs.

Oysa kısa bir inceleme yoluyla bütün bu ve benzeri iddiaları çürütmek kolaydır. Şöyle ki:


1) İslam Şeriatının Bütün İnsanları Kardeş Bildiği ve Bu Nedenle
"Hoşgörü" İlkesine Dayalı Bulunduğu İddiasındaki Geçersizlik


İslamcılar, İslam şeriatını "hoşgörü dini" olarak göstermek gayretkeşliğiyle Kur'an'daki Adem masalına sarılırlar ve bütün insanların Adem ile Havva'dan gelme olduğuna dair şu ayeti örnek yaparlar:

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.
Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere
ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız,
O'ndan en çok korkanınızdır..."
(Hucurat Suresi, ayet 13).

Güya bu ve benzeri ayetler, bütün insanların Adem ile eşinin zürriyetinden olmak üzere yaratıldıklarını ve bu cihetle "kardeş ve eşit durumda" olduklarını bildirmektedir. Ve güya böyle olduğu içindir ki, insanların birbirlerine karşı üstünlük duygusuna kapılmamaları, övünmemelerini, yani "...şu kavim, bu kavim" diye birbirlerini küçültmemeleri gerekir.(1)

Bu vesileyle belirtelim ki, İslam kaynaklarına göre Muhammed bu ayeti, Mekke'yi fethettiği zaman esir aldığı halka hitaben okumuş ve okurken halkı affettiğini bildirmiştir. Bundan dolayıdır ki İslamcılar, Kur'an'ın yukarıdaki ayetini 1789 tarihli Fransız Devrimi ile kıyaslarlar ve Muhammed'in sözlerini "İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi"ne üstün nitelikte bulurlar. Güya Muhammed, "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık..." diye başlayan bu ayet ile insanların Tanrı indinde eşit ve birbirleriyle kardeş oldukları fikrini dile getirmiştir ve "farklılığın" sadece "günahkarlık" bakımından söz konusu olduğunu bildirmiştir!(2)

Oysa bu iddiaların gerçek olan hiçbir yönü yoktur, çünkü daha önce değindiğimiz ve ilerdeki sayfalarda da ayrıca değineceğimiz gibi yukarıdaki ayet, insanlar arası kardeşliğe ya da sevgi ve eşitlik ilkesine yer vermek şöyle dursun, fakat böyle bir ilkeye ters düşen hükümlere temel işini görmüştür. Çünkü Muhammed'in söylemesine ve Kur'an'a koyduğu buyruklara göre, Tanrı insanlardan bir kısmının gönlünü açıp Müslüman yapmış, bir kısmının da gönlünü kapatıp kafir kılmıştır. Bunu yaptıktan sonra Müslümanları kafirlere saldırtıp boğazlatmak için buyruklar yollamıştır. Örneğin müşrikleri "müşrik" yaptıktan sonra Müslümanlara "Müşrikleri nerede bulursanız öldürün" (Tevbe Suresi, Ayet 5) derken, ya da kafirleri "kafir" yaptıktan sonra Müslümanlara hitaben:

"Kitaplılara (Yahudi ve Hristiyanlara) saldırın,
Müslümanlığı kabul etmelerine (ya da cizye vermelerine)
kadar onlarla savaşın"
(Tevbe Suresi, ayet 29)

diye buyruk gönderirken yaptığı budur.

Öte yandan Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, insanları eşitsizlikler ve özgürsüzlükler içerisinde tutmak için yaratmıştır. Örneğin insanlardan bir kısmını gönüllerini açmak suretiyle "Müslüman" yaptığını, bir kısmının da gönlünü kapayıp, "kafir" kıldığını bildirmiştir; ya da insanlardan bir kısmını doğru yola soktuğunu, bir kısmını da saptırdığını; bir kısmının kulaklarını tıkayıp, ruhlarına perde astığını anlatmak için şöyle konuşmuştur:

"Allah isteseydi sizi tek bir ümmet yapardı.
Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru
yola eriştirir."
(Nahl Suresi, ayet 93)

"(Vahyettiklerimizi) anlamamaları için gönüllerine perdeler
gerer, kulaklarına ağırlık veririz..."
(İsra Suresi, ayet 45)

Bu söylediğini pekiştirmek maksadıyla şöyle demiştir:

"Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini
İslamiyete açar; kimi de saptırmak isterse... kalbini
dar ve sıkıntılı kılar."
(En'am Suresi, ayet 125);

"Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o Rabbi katında
bir nur üzere olmaz mı?"
(Zümer Suresi, ayet 22-23).

Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanrı insanları "köleler" ve "köle sahipleri" olarak iki farklı sınıfta toplamış ve bunlar arasında eşitlik olamayacağını açıklamıştır. (Nahl Suresi, ayet 75)

Yine Muhammed'in söylemesi göre Tanrı, kadınları "aklen ve dinen dun" (eksik) yaratmış, erkeklerin egemenliğine terk etmiş, şahitlik ya da miras gibi konularda iki kadını bir erkeğe denk ve bu doğrultuda olmak üzere nice eşitsizliklere layık bilmiştir.(3)

Bu örnekleri çoğaltabiliriz; fakat söylemek istediğimiz şudur ki, Muhammed'in Tanrı'sı, "bir erkekle bir dişiden" yarattığını söylediği insanları her bakımdan "özgürlükten" ve "eşitlikten" yoksun kılmışa benzer.

Bütün bunlar böyle iken İslam şeriatının insanlar arası kardeşliğe ve eşitliğe yer verdiğini söylemek yanlış olmaz mı?

Muhammed'in, Mekke fethi sonucunda Mekke halkını esir alması ve onları affetmesi ve ederken de Hucurat Suresi'nin yukarıdaki ayetini (ayet 13) okuması olayına gelince: Bir kere şunu belirtelim ki, Mekke halkı, Muhammed'e karşı "affedilecek" bir kötülük yapmamıştır. Mekke'yi savunma yoluna bile girişmemiştir. Muhammed'e karşı husumet, halktan değil fakat Kureyş eşrafından gelmiştir.

Yine bunun gibi Muhammed'in Mekke'de esir aldığı halka hitaben:

"...Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden
yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere
ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en
değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır..."


şeklinde konuşmasının, insanlar arası kardeşlik ya da eşitlikle ilgisi olmayıp, sadece esirleri Allah korkusu (ve kılıç zoru) yolu ile İslama sokmak açısından ilgisi vardır. Nitekim yukarıda tekrarladığımız gibi getirdiği din, insanların tümünü "Müslümanlar" ve "Müslüman olmayanlar" (kafirler) diye iki grupta toplayan, Müslümanları Müslüman olmayanlara üstün bilip saldırtan, Müslümanlar arasında bile eşitsizlikler yaratan bir dindir.

İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.26-30

____________________
(1) Bkz. Elmalılı H. Yazır, Hak Dini, Kur'an Dili, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1993, c.VI, s.4477.
(2) Sahih-i Buhari Muhtasarı..., c.X, s.314.
(3) Bu konuda benim Şeriat ve Kadın (Kaynak Yayınları, 16. basım, Ekim 2006) adlı kitabıma bakınız.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-01-2014, 15:31
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

2) Muhammed'in "Zorlayıcı" Değil Fakat Sadece "Uyarıcı ve Tebliğ Edici" Olduğu,
Kur'an'ın ise Sadece "Öğüt Verici Bir Kitap" Niteliğini Taşıdığı İddiasındaki Yanılgılar


Daha henüz taraftarlarının sayısının az olduğu ve dolayısıyla güçsüz durumda bulunduğu yıllarda (özellikle birinci Mekke döneminde) Muhammed, hoşgörü insanıymış gibi görünür ve örneğin kendisini, Tanrı tarafından sadece "vaaz etkmek", yani "öğüt vermek" üzere gönderilen bir "Peygamber" olarak tanıtırdı. Kur'an'ı da "emredici" değil fakat, "öğüt verici bir kitap" niteliğinde tanımlamıştır. Bu maksatla Kur'an'a koyduğu ayetlerden bir kısmı şöyle:

"Ey Muhammed! Sen onların üzerinde bir zorba
değilsin; (onlara) öğüt ver..."
(Kaf Suresi, ayet 45)

"O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların
üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkar edene gelince, işte
öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır..."
(Gaşiye Suresi, ayet 21-26)

"...Eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed! Sana düşen sadece açıkça
tebliğ olduğunu bil"
(İmran Suresi, ayet 20; Nahl Suresi, ayet 82)

"Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki biz seni onlara bekçi
göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir..."
(Şura Suresi, ayet 48)

"(Ey Muhammed!) Bu Kur'an sana ve ümmetine
bir öğüttür..."
(Zuhruf Suresi, ayet 44)

"(Ey Muhammed!) Faydalı olacaksa (onlara)
öğüt ver..."
(Müzzemmil Suresi, ayet 9)

"...Doğrusu, bu anlatılanlar birer
öğüttür..."
(Müzzemmil Suresi, ayet 19)

"...Kur'an, alemler için bir öğütten başka
bir şey değildir..."
(Kalem Suresi, ayet 51-52)


Bu yukarıdakilere benzer daha birçok ayetten başka, bir de Kur'an'ı kabul edip etmemenin, kişilerin dileğine kalmış bir iş olduğunu ve öğüt alanların cennete, almayanların cehenneme gideceklerini söylemiştir. Bu doğrultuda olmak üzere Kur'an'a koyduğu ayetlerden iki örnek şöyle:

"Şüphesiz Kur'an bir öğüttür. Dileyen kimse
öğüt alır..."
(Müddessir Suresi, ayet 53-54)

"Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse
Rabbine doğru giden bir yol tutar..." (Müzzemmil Suresi, ayet 19)

Bununla beraber, Kur'an'ı benimsemek istemeyenlerin azaba uğrayacaklarını belirtmekten geri kalmamış ve örneğin Kur'an'a şu tür ayetler eklemiştir:

"Allah'ın ayetlerini inkar edenlere
azab var..."
(İmran Suresi, ayet 21)

"Allah'tan korkan öğüt alacaktır; bedbaht olan ondan
kaçınacaktır; o en büyük ateşe atılacaktır..."
(A'la Suresi, ayet 9-13)


Dikkat edileceği gibi, hoşgörü kılığına sokulmuş yukarıdaki ayetlerde "ateşe atılacaklardır", "azab var" şeklinde, ileriye yönelik tehditler bulunmakla beraber, yine de yumuşak bir dil kullanılmıştır; daha doğrusu "kişileri ürkütmeme" taktiği izlenmiştir. Öğüt almaktan kaçınmanın, gelecek dünya itibariyle kötü sonuç yaratacağı anlatılmaktadır. Bu taktik sayesinde Muhammed, çevresindekileri biraz daha kolaylıkla kazanabileceğini sanmıştır; daha başka bir deyimle "Güzel söz yılanı deliğinden çıkarır" formülüne sarılmakta yarar bulmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere Tanrı'nın kendisine şu tür ayetler gönderdiğini bildirmiştir:

"Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde
tartış. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir..."
(Nahl Suresi, ayet 125)

"Puta tapanların söylediklerine sabret; yanlarından
güzellikle ayrıl..."
(Müzzemmil Suresi, ayet 10)


Yine bunun gibi, Kur'an'ı benimsemeyen ve örneğin:

"Bu (Kur'an Tanrı sözü değil) bir insan sözüdür..." (Müddessir Suresi, ayet 24-25);

ya da:

"(Kur'an'ı Muhammed) kendi uydurdu" (Tur Suresi, ayet 33-34)


diyerek kendisini alaya alanları, ya da Kur'an hakkında "Şeytan sözüdür" (İnfitar Suresi, ayet 25-28) diye konuşanları dahi, gelecek dünyadaki cezalarla korkutmaya çalışırdı. Bu maksatla Kur'an'a koyduğu ayetlerde Tanrı'yı şöyle konuşur göstermiştir:

"Ey Muhammed! Senin milletin Kur'an'ı yalanladı.
'Cezanızı ben verecek değilim' de"
(En'am Suresi, ayet 66)

"...Seni yalanlayanları Bana bırak... Şüphesiz katımızda onlar için
...Cehennem ...can yakıcı bir azab var..."
(Müzzemmil Suresi, ayet 11-13)

"Kur'an yalnızca bir insan sözüdür diyenleri yakıcı bir
ateşe yaslayacağım."
(Müddessir Suresi, ayet 24-25)

"(Kur'an) Şeytan sözü değil... bir
öğüttür."
(İnfitar Suresi, ayet 25-8)


Kur'an'ın "Tanrı sözü değil fakat yalnızca bir insan sözü" olduğunu söyleyenler arasında al-Mugire gibi Kureyş eşrafından ve kendi yakın akrabalarından olanlar vardı. Onlara karşı, Tanrı'dan küfürler ve tehditlerle dolu şu sözlerin geldiğini söylerdi:

"Ey Muhammed! ...kendisine oğullar ve nimetler verdiğim...
O kimseyi Bana bırak, cezasını ben vereyim... Canı çıkası
...büyüklük taslayıp 'bu sadece öğretilen bir sihirdi. Bu
Kur'an yalnızca bir insan sözüdür' dedi. İşte bu adamı yakıcı
bir ateşe yaslayacağım..."
(Müddessir Suresi, ayet 11-28)


Bu arada Kur'an'ın insanlar tarafından "uydurulamayacak" kadar mükemmel bir şey olduğunu anlatmak üzere:

"Eğer iddialarında samimi iseler Kur'an'ın benzeri bir söz
meydana getirsinler (görelim)"
(Tur Suresi, ayet 33-34)


diye eklerdi. Yine bunun gibi kendisini "sahte peygamberlikle" damgalayan ve "incitenlere" karşı Tanrı'nın ağzıyla lanetler yağdırır ve tehditler savururdu:

"(Ey Muhammed!) ...Seni yalanlamış olanların (Kıyamet
günü geldiğinde) vay haline!.."
(Mürselat Suresi, ayet 14-19)

"Allah'ı ve peygamberi incitenlere, Allah... lanet eder;
onlara alçaltıcı bir azab var"
(Ahzab Suresi, ayet 57)


Öte yandan kendisine, "Sen mutlaka delisin" (Hicr Suresi, ayet 6-7) diye hakaret edenler vardı ki, bunlar arasında yakın akrabaları dahi (örneğin al Mugire, Ebu Leheb, vs. gibi kimseler) bulunurdu. Onları, zor kullanarak susturmaya muktedir olmadığı için, Tanrı'dan geldiğini söylediği şu tür ayetlerle susturmaya çalışırdı:

"Arkadaşınız Muhammed, asla deli
değildir"
(Tekvir Suresi, ayet 22)

"Düşünmüyorlar ki arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri
yoktur; o ancak açıkça bir uyarandır."
(A'raf Suresi, ayet 184)(4)


Kendisiyle din konusunda tartışmak isteyenler vesilesiyle de hoşgörü kılığına bürünür ve örneğin Tanrı'dan şu tür vahiyler indiğini söylerdi:

"...(Ey Muhammed!) Ayetlerimizi çekişmeye dalanları
görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan
yüz çevir... (onlarla) beraber oturma..."
(En'am Suresi, ayet 68)


Şeriatçılar, bu ve benzeri ayetlere bakarak Muhammed'in "hoşgörü" insanı ve İslamın da "hoşgörü dini" olduğunu iddia ederler. Oysa Mekke dönemini izleyen Medine döneminde Muhammed'in yerleştirdiği şiddet hükümleri ve uyguladığı dehşet saçan usullerini gözden geçirecek olursak anlarız ki, Mekke döneminin yukarıda belirttiğimiz yumuşak görüntülü ayetleri ödün siyasetinin sonuçlarından başka bir şey değildir. Daha başka bir deyimle Muhammed, hoşgörü niteliğinde sayılabilecek bu yukarıdaki hükümleri, henüz güçsüz durumda bulunmak nedeniyle, kuzu postuna bürünmüş olarak yerleştirmiştir.


İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.30-35

__________________________
(4) Kalem Suresi'ne de şunu koymuştur: "Doğrusu inkar edenler, Kur'an'ı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yiyeceklerdi; 'delidir' diyorlardı. Oysa Kur'an, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir..." (Kalem Suresi, ayet 51-52)

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-01-2014, 17:57
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Gerçekten de, Medine'ye geçip de güçlenmeye başladığı andan itibaren hoşgörülü tutumunu terk etmiş ve şiddet uygulamalarına yönelmiştir. Örneğin güçsüz bulunduğu dönemde:

"Kur'an bir öğüttür... dileyen öğüt alır" (Müddessir Suresi, ayet 53-54)

şeklinde, ya da;

"(Ey Muhammed!) Sana düşen yalnızca duyurmaktır..." (İmran Suresi, ayet 20)

diyerek konuşurken, güçlendikten sonra bu yumuşak tutumu terk edecek ve "Kur'an'a uymayanlar ve Muhammed'i peygamber saymayanlar kafirdirler" şeklindeki formüllere sarılarak kılıçla iş görmeye başlayacaktır. Müşriklerin (puta tapanların) yok edilmeleri için Kur'an'a:

"...Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün..." (Tevbe Suresi, ayet 5)

şeklinde ayetler koyarken, kendisine ve Tanrı'ya karşı gelenlerin ve "yeryüzünde (hak-Tanrı) düzenini bozmaya çalışanların" asılmalarını, ya da "el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesini", ya da bulundukları yerden sürülmelerini öngören hükümler getirecektir. (bkz. Maide Suresi, ayet 33)

Ayrıca da Yahudilere ve Hristiyanlara karşı cihad ilan edip, onları Müslüman olmaya çağıracak, olmazlarsa "cizye" (kafa parası) veremeye zorlayacak (Tevbe Suresi, ayet 29) ve İslamdan gayrı din kalmaması için:

"Allah dini (İslam) ortada kalana kadar onlarla savaşın" (Bakara Suresi, ayet 193)

ve

"Onlar Müslüman olana kadar savaşmaya çağırılacaksınız..." (Fetih Suresi, ayet 16)

şeklinde dehşet saçıcı hükümler yerleştirecektir.

Yine bunun gibi, güçsüz bulunduğu dönemde Kur'an'a ve kendisine karşı kafa tutan ve örneğin:

"Bu Kur'an düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir" (Sebe' Suresi, ayet 43)

diyenlere karşı sadece Tanrı tarafından cezalar verileceğini anlatmak maksadıyla:

"Ey Muhammed! Gerçekten senin milletin Kur'an'ı yalanladı.
(Onlara) 'cezanızı ben verecek değilim' de... Onlara Kur'an
ile öğüt ver..."
(En'am Suresi, ayet 66, 69, 70)

şeklinde ayetler koyarken ve onlarla tartışmaya girişmekten çekinirken (En'am Suresi, ayet 68), ya da onları sadece Tanrı azabıyla uyarırken (bkz. Zariyat Suresi, ayet 50-51)(5), Medine'ye geçip de güçlendikten sonra Kur'an'ı ve kendisini inkar edenlerin ellerini, kollarını ve kafalarını kestirecektir (örneğin bkz. Maide Suresi, ayet 33). Taraftarlarını da kendisi gibi şiddet yanlısı yapmak için, Tanrı adına vuruşmanın ve kan dökmenin "Tanrı yolunda olmak" demek olduğunu anlatmak üzere şöyle diyecektir:

"Herk kim: Kelimetü'llah (yani 'Kelime-i Tevhid' 'Allah tektir') daha
ali olsun diye kıtal ederse (vuruşursa) onunkisi Allah yolundadır."(6)

Güçsüz olduğu zamanlar kendisine "delidir" diyenlere karşı Tanrı'yı:

"Ey Muhammed! (İnkar edenlere) de ki: arkadaşınızda bir delilik yoktur.
O yalnız çetin bir azabın öncesinden sizi uyarmaktadır..."
(Sebe' Suresi, ayet 46)

şeklinde konuşur gösterirken, güçlendikten sonra onları kılıçla susturacak, cesetlerini kuyulara attırıp küfürler ederek intikam alacaktır.(7)

Yine güçsüz bulunduğu zamanlar Tanrı ağzıyla:

"Puta tapanlardan yüz çevir" (En'am Suresi, ayet 106)

derken ve:

"Şüphesiz Kur'an bir öğüttür; dileyen öğüt alır" (Müddessir Suresi, ayet 53-54)

şeklinde, yani hoşgörülüymüş gibi konuşurken, Medine'ye geçip de yavaş yavaş güçlenmeye başlayınca (ve özellikle Bedir Savaşı'nı kazandıktan sonra) Kur'an'ın bir öğüt değil ve fakat mutlaka kabul edilmek ve uyulmak gereken "buyruklar kitabı" olduğunu kanıtlamak üzere saldırılarını şiddetlendirecek, örneğin bir yandan:

"Müşrikleri nerede görürseniz öldürün" (Tevbe Suresi, ayet 5)

ya da;

"İkiyüzlüler, kalblerinde fesad bulunanlar, şehirde bozguncu haberler yayanlara seni... mücadeleye davet
ederiz... Lanetlenmiş olarak nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler..."
(Ahzab Suresi, ayet 60-61)


diyerek dehşet saçacaktır. Diğer yandan da Medine'deki Yahudilere İslamı kabul ettirmek için:

"Eğer Müslümanlığı kabul etmezseniz, İslama girmeyen
Arapların başına gelen felaket sizin de başınıza gelir"

diyecek ve İslamı kabul etmediler diye üzerlerine yürüyecek, kimini kılıçtan geçirecek, kimini de yurtlarından sürecektir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat yine tekrar edelim ki hoşgörü görünümündeki hükümlerin büyük çoğunluğunu Muhammed, biraz önce değindiğimiz gibi, henüz güçssüz durumda bulunduğu Mekke döneminde koymuştur. Medine'ye geçip de güçlenmeye başlayınca, korku ve dehşet saçar nitelikteki hükümlerle bütün bu yukarıdaki hoşgörü görünümündeki hükümleri geçersiz kılmış olacaktır.

Bununla beraber şiddet siyasetine yöneldiği bu dönemde dahi bazen, günlük gereksinimleri uğruna göstermelik bir hoşgörüye ya da ödün siyasetine yer verdiği haller de olmamış değildir. Örneğin Yahudileri ve Hristiyanları Müslüman yapabilmek için onlara karşı yakınlık göstermiş, onların bazı geleneklerini benimsemiş, onların peygamberlerini ve kitaplarını saygı ile anıyor görünmüştür, yine bunun gibi ilk başlarda Mekke'yi Kıble yapmış ve Kabe yönünde namaz kılmaya başlamışken, Yahudilerin ve Hristiyanların kutsal bildikleri Kudüs'ü, Müslümanlar için Kıble yapması bunun nice örneklerinden biridir. Fakat her şeye rağmen onları İslama sokamayacağını anlayınca, bu yaptıklarını geçersiz saymış, örneğin Kıble yönünü Kudüs'ten tekrar Mekke'ye çevirmiş(8) ve onlara karşı saldırı siyasetine geçmiştir.


İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.35-39

______________________
(5) Örneğin Kur'an'a ayrıca: "Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları... bırak. Kur'an'la öğüt ver..." (En'am 70) şeklinde ayetler koymuştur.
(6) Buhari'nin Ebu Nusa'dan rivayeti için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı..., c.I, s.124-125, h.103.
(7) Bedir Savaşı'nda ölü olarak ele geçirdiği kimselere yaptığı gibi.
(8) Örneğin Bakara Suresi'ne koyduğu hükümlerden biri şöyle: "...Sen de onların kıblesine uyacak değilsin..." (Bakara Suresi, ayet 145).

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 22-01-2014, 21:31
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

3) Kur'an'daki: "Sizin Dininiz Size, Benim Dinim Banadır" (Kafirun Suresi, ayet 6);
ya da: "Bizim Yaptıklarımız Kendimize, Sizin Yaptıklarınız da Kendinize Aittir"
(Bakara Suresi, ayet 139) Şeklindeki Ayetlerin Hoşgörü Amacını İçermediği Hakkında


İslam şeriatını "hoşgörü dini" imiş gibi göstermeye çalışanların öne sürdükleri hükümlerden biri de Kafirun Suresi'ndeki şu ayettir:

"Ey Muhammed! De ki: 'Ey kafirler... Sizin dininiz
size, benim dinim de banadır."
(Kafirun Suresi, ayet 6)

Çoğu yorumcular bu ve buna benzer ayetleri, Muhammed'in çeşitli dinlerin varlığını kabul ettiğine ve bu dinlere (ve örneğin Yahudiliğe ve Hristiyanlığa) karşı saygı beslediğine ve herkesi kendi dininde serbest bırakmak istediğine delil sayarlar. Güya Muhammed bu sözleriyle şöyle demek istemiştir:

"Biz Müslümanlar bağlı bulunduğumuz imanımız gereğince
diğer dinlere mensub kimselerin kendi itikadlarına göre yaptıkları
dinsel eylemlere karışmayız, din özgürlüğüne ve vicdana riayet ederiz..."
(9)

Oysa gerçek şu ki Muhammed, ne İslamdan başka bir dinin varlığını kabul etmiştir ve ne de yukarıdaki sözlerini Yahudilere ya da Hristiyanlara hitaben söylemiştir. Bu sözleri, "müşrik" (puta tapanlar) diye tanımladığı Kureyşlilere hitaben söylemiştir. Nitekim yukarıdaki tümce, Kur'an'daki şekliyle şöyle:

"(Ey Muhammed!) De ki: 'Ey kafirler, ben sizin taptıklarınıza tapmam;
benim taptığıma da sizler tapmazsınız; ben de sizin taptığınıza tapacak
değilim; benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz; sizin dininiz size,
benim dinim de banadır'"
(Kafirun Suresi, ayet 1-6)

Daha başka bir deyimle, yukarıdaki ayetin, hoşgörü ile ve hele Yahudilerin ve Hristiyanların inanç özgürlükleriyle hiç ilişkisi yoktur. Bu ayeti, kendisini Araplara gönderilmiş peygamber olarak tanımladığı "birinci Mekke döneminde" koymuştur. Muhatabı Müslüman yapmaya çalıştığı Kureyşli Araplardır. Bu Araplar ikide bir kendisine gelip, "Sen bizim taptıklarımıza bir yıl müddetle tap, biz de senin taptığına bir yıl tapalım" şeklinde konuşurlar ve barış yolu bulmaya çalışırlardı.(10) İslam kaynaklarından öğrendiğimize göre, bir aralık Muhammed, sırf ödün (taviz) verip onları kazanma ümidiyle, tekliflerini kabul etmiş ve örneğin Kur'an'a, "Bana Lat, Uzza ve üçüncü olarak Menat'ı haber verin" şeklinde ayet koymuş ve "Bu putlar yüksek mahalden uçan turna kuşlarıdır, bunların şefaati beklenir", şeklinde konuşmuştur.(11)

Fakat bunu yapmakla kendi taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattığını anlayınca "Şeytan beni kandırdı" deyip söylediklerinden vazgeçmiştir. Bundan dolayıdır ki, bu vesileyle koyduğu ayetler "Şeytan Ayetleri" diye anılır: Güya Şeytan, Muhammed'i kandırmış ve gönlüne yukarıdaki ayetleri koymuştur. (Hac Suresi, ayet 52-53)

Ve işte, yine bundan dolayıdır ki Muhammed, kendisine yukarıdaki şekilde teklifte bulunanlara, Tanrı'dan geldiğini söylediği şu ayetlerle cevap vermiştir:

"(Ey Muhammed!) De ki: 'Ey kafirler, ben sizin taptıklarınıza tapmam;
benim taptığıma da sizler tapmazsınız; ben de sizin taptığınıza tapacak
değilim; benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz; sizin dininiz size,
benim dinim de banadır'"
(Kafirun Suresi, ayet 1-6)

Burada "sizin dininiz size, benim dinim banadır" derken, bu sözleri hoşgörü maksadıyla değil, fakat bir bakıma onları küçültmek ve hatta geleceğe matuf bir tehditle düşündürmek istemiştir.(12) Bu şekilde yumuşak bir dille konuşması, Kureyşlilere karşı güçlü durumda bulunmamasındandır. Medine'ye geçip de iyice güçlendikten sonra "sizin dininiz size, benim dinim bana" şeklinde konuşmayı bırakıp, "Müşrikleri nerede görürseniz öldürün" (Tevbe Suresi, ayet 5) şeklinde konuşarak Arapları zorla ve kılıçla, ölüm ve kan saçarak İslama sokacaktır.

Medine'ye geçtikten sonra aynı şeyi Yahudilere ve Hristiyanlara da yapmıştır. Onlara karşı da bir aralık:

"...Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız da
kendinize aittir..."
(Bakara Suresi, ayet 139)

şeklinde konuşurdu. Kendi söylemesine göre bu şekilde konuşmasının sebebi şuydu: Güya Yahudiler, Müslümanları ayartmak için: "Yahudi olun ki doğru yolu bulasınız" derler ve kendi peygamberlerinin Yahudi dininden olduğunu belirtirlermiş. Aynı şekilde Hristiyanlar da güya Müslümanlara gelip, "Hristiyan olun ki hidayete erişesiniz" derler ve İsa'nın Hristiyan peygamber olduğunu bildirirlermiş (bkz. Bakara Suresi, ayet 135-137). Ve işte onların bu şekilde hareket ettiklerini öne sürerek Muhammed, Kur'an'a şu ayetleri koymuştur:

"(Ey Muhammed!) De ki: 'Allah hakkında bizimle mücadeleye mi
girişiyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbiniz. Bizim
yaptıklarımız bize ait, sizin yaptıklarınız size ve biz bütün kalbimizle
Allah'a bağlıyız. Yoksa İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub da,
oğulları da Yahudi, yahut Nasraniydi mi diyorsunuz? ...Siz mi daha
iyi bilirsiniz, Allah mı?"
(Bakara Suresi, ayet 139-140).

Bununla Yahudilere ve Hristiyanlara şunu anlatmak istemiştir ki, kendisinden önce gönderilen peygamberler (örneğin İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve oğulları) "Yahudi" ya da "Hristiyan" olmayıp "Müslüman" idiler; ve Tevrat ile İncil, Müslümanlığın esaslarını kapsamaktadır; ve kendisi de en son gönderilen Müslüman peygamberdir. Böyle olduğu içindir ki Yahudiler ve Hristiyanlar kendisini peygamber saymalı ve Kur'an'ı da Tevrat ve İncil yerine uygulamalıdırlar ve bunu yapmayacak olurlarsa, yaptıklarından sorumlu tutulacaklardır.


İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.39-43

_______________________
(9) Bkz. Taberi, age (1966), c.II, s.152. Ayrıca Beyzevi ile Celaleddin'in bu ayetlerle ilgili açıklamalarına bakınız. Ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, C.I, s.517.
(10) İbid.
(11) Taberi, age (1966), c.II, s.152 vd.
(12) Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.8, s.6218 vd.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 23-01-2014, 02:01
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

4) "...İnananlar(ın), Yahudi ve Hristiyanların
Ecirleri Rableri'nin Katındadır..." Kandırması


İslamın diğer dinlere ve bu dinlerin saliklerine saygılı olduğunu iddia edenler, Kur'an'daki şu tür ayetleri örnek verirler:

"Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hristiyanlar ve
Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş
yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık
korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir..."

(Bakara Suresi, ayet 30; ayrıca bkz. Maide Suresi, ayet 69)

İslamcıların açıklamalarına göre güya Tanrı, bu tür ayetlerle, başka dinden olanlara, örneğin Yahudilere ve Hristiyanlara "huzur" ve "ecir" (ödül) sağlayacağına dair söz vermiştir.

Oysa hiç de öyle değil, çünkü yukarıdaki ayetlere göre kendilerine "ecir" verilecek olanlar, Muhammed'e ve Kur'an'a inanmış olanlardır. Daha başka bir deyimle, Yahudilerden ve Hristiyanlardan Muhammed'i "Peygamber" olarak kabul etmeyen ve Kur'an'ı Tanrı sözü olarak benimsemeyen Yahudiler ve Hristiyanlar için Tanrı katında ecir söz konusu değildir. Çünkü bu ayetleri Muhammed, daha henüz tam manasıyla güçlenmediği bir dönemde ve sırf Yahudileri ve Hristiyanları kendisine bağlayabilmek için koymuştur; koyarken de esneklik yaratma yolunu seçmiştir.

Şu bakımdan ki, kendisini peygamberlerin sonuncusu olarak kabul eden Yahudileri ve Hristiyanları Tanrı'nın inayetine kavuşacakmış gibi göstermiştir. Bu düşüncesini pekiştirmek maksadıyla Kur'an'a koyduğu ayetlerden biri şöyle:

"Kim Allah'ı, meleklerini, Kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü
inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır"
(Nisa Suresi, ayet 136)

Burada geçen "Allah'ın Kitapları ve Peygamberleri" deyiminden anlaşılması gereken şu ki, Yahudilerden ve Hristiyanlardan Kur'an'ı ve Muhammed'i inkar edenler "sapıklığa sapmışlardır" ve onlara "ecir" değil, "cehennem" ateşi layık görülmüştür.(13) Daha başka bir deyimle, güya Tanrı, Yahudilere Tevrat'ı ve Hristiyanlara da İncil'i vermiş ve onlara peygamberler göndermiş ve fakat Yahudilerle Hristiyanların bu kitapları tahrif etmeleri ve peygamberlerini inkar etmeleri nedeniyle en son olarak Muhammed'i ve onun aracılığıyla Kur'an'ı göndermiştir ve işte bundan dolayıdır ki Muhammed'i ve Kur'an'ı kabul etmeyen Yahudiler ve Hristiyanlar cehenneme gidecektir.


İlhan Arsel, Şeriatın Getirdiği Hoşgörüsüzlük, Kaynak Yayınları: 531, 2. basım, Mayıs 2009, ISBN: 978-975-343-545-1, s.43-44

__________________
(13) Bu konuda benim İslama Göre Diğer Dinler (Kaynak Yayınları, Mart 1999) ve Kur'an'daki Kitaplılar (Kaynak Yayınları, Nisan 1999) adlı kitaplarıma bakınız.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şeriatın Gölgesindeki Kadın aydoe Kadın & İslam 77 28-12-2025 20:00
Şeriatın Ahlaksızlığı Jolly Jocker Kadın & İslam 17 03-07-2012 22:27

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:40 .