Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 06-03-2014, 11:46
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Arap Dini

Yazının kaynağını vereyim önce: http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/arap-dini-52021

Yazıyı aşağıya da alıntılıyorum ama linke tıklayarak da okumak mümkün.

ARAP DİNİ

Önce iddiamızı yazalım: İslam, tüm insanlığa değil yalnızca Araplara gönderilmiş bir dindi fakat güçlendikçe sonradan evrensel niteliğe büründürüldü.

Şimdi bu iddiamızı kanıtlamak için ilgili ayetlere bakalım…

“Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek kitaptır…” (Enam, 92)

Dikkat buyurunuz, tüm dünyayı değil, Mekke ve etrafını uyaran kitap!

“Ey Muhammed! Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman… için sana Arapça okunan bir kitap vahyettik…” (Şûra Suresi, ayet 7)

Dikkat buyurunuz, sadece Mekke ve çevresini uyaran, bu yüzden Arapça olan bir kitap! Tüm dünyayı ve tüm insanlığı değil!

“(Ey Muhammed!) De ki, ‘Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kur’an’ı okumakla emrolundum’…” (Neml Suresi, ayet 91)

Kutlu kılınmış şehir: Mekke. Allah da Mekke’nin şehir Tanrısı olarak düşünülüyor en başta. Yahova’nın sadece Yahudilere has olması gibi. İslam kıurucuları hedef kitlesini yolun başında dar tutuyor. Ne zamanki kuvvetleniyor, ancak ondan sonra tüm insanlığa hitap etmeye başlıyor.

“Tin ve zeytine andolsun. Andolsun Sina Dağı’na. Andolsun bu güvenli Mekke şehrine” (Tin Suresi, ayet 1-3).

Dikkat buyurunuz, şehre and içiyor, yarattığı tüm dünyaya değil. Çünkü kendisi kutsal sayılan bu şehrin Tanrısı. (Bu arada, Tanrı neden and içer? Hadi and içti diyelim, zeytine and içilir mi?)

''Eğer (savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.'' (Tevbe/39)

Ayetten anlaşılıyor ki Allah, İslam ortaya çıktığında başlangıçta sadece Arap kavminin Tanrısı olarak düşünülmüştür. Bu yüzden ayette ‘’dediğimi yapmazsanız başka bir kavim seçerim sizin yerinize’’ diyor. Tüm insanlık için gönderilmiş bir din olsa böyle bir şey denemezdi.

“(Bu Kur’an) Ataları uyarılmamış ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için indirilmiştir” (Yasin Suresi, ayet 7; ayrıca bkz. Secde Suresi, ayet 3; Meryem Suresi, ayet 97)

Ataları uyarılmamış kavim: Arap kavmi. Arap kavminden daha önce peygamber çıkmamıştı çünkü. Her peygamber kendi kavmine dönük din getiriyor. İslam da Arap kavmine gönderilmişti, tüm insanlığa değil.

“(Ey Muhammed!)… muhakkak ki (Kur’an) hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ilerde ondan mesul olacaksınız” (Zuhruf Suresi, ayet 43-44)

Tüm insanlık için şereftir demiyor, dikkat edin; sadece sen ve senin kavmin için şereftir diyor. Çünkü başlangıçta İslam sadece Araplar içindi.

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim ‘edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resul gönderdik” (Bakara Suresi, ayet 151)

Ayette ‘size’ derken tüm insanlığı değil sadece Arap kavmini kastettiği açıktır.

“(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik…” (İbrahim Suresi, ayet 4)

Neymiş? Her kavme bir peygamber! Dolayısıyla vahiy de o kavmin diliyle gönderiliyor. Muhammed de Arap’ların peygamberi yalnızca.

“…Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur’an kıldık” (Zuhruf Suresi, ayet 2-3)

Çünkü Araplar içindi sadece! Aksi halde Arapça bilmeyen toplumlar onu nasıl anlasın da düşünsün?

“Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik” (Yusuf Suresi, ayet 2)

Bu ayette de yine sadece Arapça konuşan kavme hitap edildiği açıktır. Arapça konuşmayan kavimlere, örneğin Türklere ve Kürtlere hitap edilmiyor. Kuran, Arap kavmine indiriliyor sadece.

“(Bu), bilen bir kavim için, ayetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır” (Fussilet Suresi, ayet 3)

Bu ayet de gayet açık. Sanırım anlaşılan anlaşılmıştır. Benim esas hayret ettiğim, evlerinde Kuran bulunduran yüz binlerce insanımızın bu ayetleri nasıl olup da görmediği? Kim bilir, belki de görüyorlar ama algıda seçilik gereği, başka türlü şartlandırıldıkları için üzerinde durmadan geçiyorlar.

Bazı ayetler de tümüyle Arap toplumuna ilişkindir, bu durum Kuran’ın Araplara özgü olduğunun bir başka göstergesidir. Örneğin;

“Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz- Malı aşırı biçimde seviyorsunuz” (Fecr Suresi, ayet 17-20

Üstteki ayette dönemin Arap toplumu eleştirilmektedir sadece.

Cennet tasvirlerinin tümü dönemin Arap zevklerine dönüktür: Hurma ağaçları, üzümler, siyah gözlü huriler, ipek giysiler, çöl yerine ırmaklar ve bahçeler v.s…
Örneğin;

“…Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında; çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilemeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerinde… Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır, onları bakire ve eşlerine düşkün ve yaşıtları yapmışızdır… “ (Vakıa Suresi, ayet 27-38).

Arabistan’da devasa çöller, kavurucu güneş sıcağı, susuzluk, açlık ve kadınsızlık sıkıntısı bulunduğu için İslam kurucularının Arap erkeklerine ilaç gibi gelen çekici bir cennet tasvir ettikleri anlaşılıyor: Altından ırmaklar akan bahçeler (dikkat edin; çöle karşı bahçe, susuzluğa karşı ırmak), iri siyah gözlü ve ‘bakire’ huriler (tam da dönemin ataerkil Arap erkeğinin istediği gibi), bol bol bedava yiyecek (çöl sıcağında ölürcesine çalışan Araplar için birebir), gölgelikler (güneş sıcağına karşı), sarhoşluk vermeyen şaraplar, ‘buruşuk’ olmayan ‘yaşıt’ ve genç kadınlar v.b… Sizce bu vaatler hakiki bir Tanrının vaadi midir, yoksa hepimiz gibi bir insanın özlemleri midir?

İslamın sadece Araplara dönük bir din olduğu, diğer kavimleri ilgilendirmediği şu şekilde de ispatlanabilir: Eğer İslam sadece Araplara dönük ise bu durumda diğer kavimler için diğer dinlerin geçerli olması, yani onların tahrif edildiği veya hükümlerinin artık ortadan kalktığı gibi bir görüşün olmaması gerekir. Tersinden söylersek, Yahudilik ve Hıristiyanlığın hükmü ve bağlayıcılığı hala devam ediyorsa İslam bu dinlerin kitlelerine seslenemez, Araplarla sınırlı olmalıdır. Nitekim böyledir! Tevrat ve İncil’in değiştiğine dair bir iddia olmadığı gibi, bu kitapların inananları bu kitaplara inanmaya devam etmeye çağırılmaktadır (en azından başlangıçta). Buyurun;

''İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar? Bunlar inanan kişiler değillerdir!'' (Maide,43)

''İncil bağlıları Allahın onda indirdiği ile hükmetsinler. Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendisidir!'' (Maide,47)

Üstteki ayetlerin ilki, peygamberin hakemlik yapmasını uygun bulmayıp Tevrat’a göre hüküm verilmesini söylüyor. Şimdi günümüz dincilerine sormak lazım: Hani Tevrat tahrif olmuştu? Tahrif olmuş bir kitaba göre hüküm verilir mi? Yoksa o dönem daha tahrif olmamış mıydı? İyi de madem hiçbir tahrifat yok, o halde yeni peygamber neden gönderildi? Bunun biricik yanıtı, yeni peygamberin yalnızca Arap toplumu için gönderilmiş olduğudur. Ama yine de İslam’ın kurgusunda yanlışlık var ve İslam kurucularının Yahudilik ve Hıristiyanlığı yeterince bilmediği anlaşılıyor. Bunu özellikle üstteki ikinci ayette görüyoruz. İncil bağlılarının Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetmeleri gerektiği söyleniyor. Yani İncilde de tahrifat falan yok! Ama İslam kurucuları bilmiyor olmalı ki İncil ‘Allah’ın indirdiği’ bir hüküm kitabı değildir. İsa’nın da değil, havarilerinin yazdığı metinlerden (Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve mektuplardan) oluşur. Yeni hüküm vermediği gibi, eski Musa Yasasını da kaldırır. Keza İncil evrensellik iddiasındadır, Arapları dışarıda bırakmaz. Yahudilik gibi sadece tek kavmi hedef almaz. İslam kurucuları Hıristiyanlığı da Yahudilik gibi tek kavmi esas alan bir din sanmışlar ve kendileri de boşta kaldığını düşündükleri Arap kavmine gelen bir din olarak kendi dinlerini kurgulamışlar görünüyor.

Hazır konu açılmışken, ilişkili olduğu için, İncil'in hükmünün kalkıp kalkmadığını da inceleyelim.

" 'Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz' de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma.’’ (Maide,68)

Bu üstteki ayette Tevrat ve İncil’in yanı sıra Kuran hükümlerinin de uygulanması isteniyor gibi. Ama bu kitapların hükümleri çelişiyor. Sorun da buradan kaynaklanıyor. İncil, Tevrat şeriatını kaldırıyor. Kuran yeni ve başka bir şeriat koyuyor. Hepsini uygulamak mümkün değil. Birini uygulasan diğer ikisine karşı gelmiş olacaksın. Benzer bir durum ibadet konusunda da geçerli. Namaz, Ramazan orucu, Hac ziyareti v.b. ibadetler diğer iki dinde bulunmuyor. Ama belli ki Kuran yazarlarının bunlardan haberleri yok. Bu da son derece normal. Zira o dönem İncil anadilde okunamıyordu. Eski Yunanca ve Aramice idi ve bu dilleri bilenler çok azdı.

‘’Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap’ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.’’ (Yunus, 94)

Üstteki ayet de son derece ilginçtir. İki açıdan ilginçtir; birincisi, imanda herkese örnek olması gereken peygamberin şüphede olduğundan bahsedilmektedir! İkincisi, bu şüphenin giderilmesi için ‘ona indirilenden önce indirilen kitapları okuyanlara sorması’, yani Yahudi ve Hıristiyanlarla konuşması salık verilmektedir. Oysa Yahudi ve Hıristiyanlar birbirlerine bile şahitlik etmezler zira farklı dinlerdir. Nitekim bu dinlerin inananları İslam’ı da kabul etmemişlerdir. Kısacası, bu dinlerin içeriğini tam bilmediğinden kendi yeni dinine destek çıkacaklarını varsayan bir ayet daha okuyoruz. Buradaki kurgu, İncilin değişmediği, aksine, Kuran’la tam bir uyum içinde olduğu ve bu yüzden onu doğrulayacağı yönünde genişlemiş görünüyor. Buna göre, hem tahrif olmadığı hem de kendinden sonrakini doğrulayıcı olduğu için Tevrat ve İncil de Kuran’la birlikte yürürlüktedir ve Müslümanlar bu iki kitaptan da sorumludur. Ama günümüz Müslümanları tahrif edilmişlik iddiası dile getirip bu iki kitabı okumuyor bile. Neden? Çünkü çok geçmeden Müslümanlar bu iki kitabın kendi dinlerini doğrulayıcı olmadıklarını fark ediyor.

Zaten Tahrif olma iddiası, özellikle İncil söz konusu olduğunda mantıksızdır. Zira söz konusu kitap İsa’nın değil havarilerinin yazılarından oluşur. Yani ortada ‘’Allah sözüdür ama tahrif edilmiştir’’ denebilecek bir durum yok çünkü vahiy değil insan tanıklığı söz konusudur. İncillerin İslam literatüründeki karşılığı hadistir aslında. Havariler İsa’nın başından geçen olayları ve sözlerini aktarırlar. Dolayısıyla tahrif edilme iddiası değil ‘’İsa’ya vahyedilen İncil tümden ortadan kalktı, yerine bunlar kondu’’ türünden bir iddia olmalıydı. Ama İslam kurucuları belli ki İncil’i bir kez olsun açıp okumadıklarından onu İsa’ya inmiş bir vahiy kitabı sanmışlar. İlkin Kuran’ın da bununla uyumlu olduğunu düşünmüş, böyle olmadığını görünce zaman içinde tahrifat iddiasını devreye sokmuşlar. Ama tahrifat iddiası da ‘kurtarmaz!’

Öte yandan, ne İncil’in İsa’sında ne de Tevrat ve Mezmurlar’daki peygamberlerde cümle cümle vahiy almak diye bir şey yoktur. Bu kitapları bir kez olsun açıp okuyan herkes bu tür bir vahiy geleneğinin hiç olmadığını bilir. Olan şey şudur: Tanrının Kutsal Ruhu söz konusu peygambere gelir ve o peygamberin ağzından direkt Tanrı konuşur. Yani cümleler değil esin alınır ve o esinle kendi cümleni kendin kurarsın. Keza İncil’de ‘peygamberlik etmek’ her inançlı Hıristiyan’a Kutsal Ruh’un armağan olarak verdiği bir yetenek olarak sunulur. Yani çok büyük bir marifeti ifade etmez! Peygamberlik havarilerin ve özellikle de Mesih’in altında görülür. Zaten İncilde İsa’ın vahiy alması değil kendisinin ‘Beden almış Tanrı Sözü – Logos’ kabul edilmesi ve ağzından çıkan her sözcüğün Tanrının sözü sayılması söz konusudur. Hatta İncil’de Tanrının İsa sayesinde bizleri de oğulluğa kabul ettiği yazar! Kısacası, İncil peygamberliği ve oğulluğu herkese verir! Ama İslam kurucuları bu kitapları açıp okumamışlardır. Bunun bir kanıtı da Kuran’da Ali İmran Suresinde bahsedilen Meryem konusudur. Tevrat’taki İmran kızı Meryem Musa’nın çağdaşıdır ve İsa’nın annesi olan Meryem’den farklıdır, ondan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. Ama Kuran yazarları bunu da bilmez. İki Meryem’i aynı kişi olarak anlatırlar!

Peygamberlik etmenin hem Tevrat hem de İncil’e göre çok büyük bir marifet olmayıp zaten pek çok kişinin bunu yapabileceğini vaat eden, hatta bizlerin de Tanrı Oğlu sayıldığımızı yazan ilgili ayetlerden yalnızca birkaçını aktarayım, sanırım yeterli olur;

“Ondan sonra bütün insanların üzerine Ruhum'u dökeceğim. Oğullarınız, kızlarınız peygamberlikte bulunacaklar. Yaşlılarınız düşler, Gençleriniz görümler görecek.’’ (Yoel 2:28)

"Son günlerde,diyor Tanrı,
Bütün insanların üzerine Ruh'umu dökeceğim.
Oğullarınız,kızlarınız peyganberlikte bulunacaklar,
O gün kadın erkek
Kullarımın üzerine Ruh'umu dökeceğim."
(Elçi İşl 2:17.18)

‘’Çeşitli ruhsal armağanlar vardır, ama Ruh birdir. 5Çeşitli görevler vardır, ama Rab birdir. Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrı'dır. Herkesin ortak yararı için herkese Ruh'u belli eden bir yetenek veriliyor. Ruh'un aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, bir diğerine aynı Ruh'tan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh'la iman, bir diğerine aynı Ruh'la hastaları iyileştirme gücü, birine mucizeler yapma gücü, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerde konuşma, bir diğerine de bu dilleri çevirme yeteneği veriliyor. Bunların hepsini etkin kılan bir ve aynı Ruh'tur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.’’ (1.Kor. 12:4-11)

"Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. 5Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlunun «Abba! Baba!» diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi." (Galatyalılar 4:6)

‘’Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanızın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır.’’ (Matta 5:43-45)

‘’Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi (Yahya) peygamberden de üstündür. ‘İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum; O önden gidip senin yolunu hazırlayacak’ diye yazılmış olan sözler onunla ilgilidir. Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahya’dan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliğinde en küçük olan ondan üstündür.’’ (Matta 11:9-11)

Son olarak, Kuran'ı yazanın kim olduğuna açıkça tanıklık eden bir ayeti aktararak bitireyim;

“…(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür…” (Hakka Suresi, ayet 40)

Evet, üstteki ayette aynen böyle yazıyor! Bazı mealciler parantezler açıp orada eklemeler yaparak işi kurtarmaya çalışmış ama nafile!

Bu yazımda da yine ayetleri delil gösterip kişisel yorumlarımı minimum tuttum. Üsluba büyük dikkat gösterdim. Çünkü amacım insanları kırmak değil düşündürmektir.

Kaynak: http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/arap-dini-52021
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-03-2014, 13:54
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Yazıyı yazan arkadaşı öncelikle tebrik ederim, uğraşmış etmiş bu sonucu çıkarmış ki sonuç doğru zaten, bu din Araplara özel bir dindir, evrensel değil yöreseldir ki buda anca Arapları kapsamaktadır.

"Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek kitaptır…" (Enam, 92)

Dikkat buyurunuz, tüm dünyayı değil, Mekke ve etrafını uyaran kitap!
Bu da zaten Hatemen Nebiyyin gibi sıkıntılı kavramlardan biri, orjinalde zaten Mekke diye bir ifade yok, lakin Ulemamız ağız birliği etmişçesine Mekke diyor.

أُمَّ الْقُرَى
Ümmü'l-kurâ demek kuran geldiğinde Mekke demekse buna bir şey demem ama kura denilen karye ile aynı kelime zaten.
Karye ise Arapçada KÖY demek, hasılı köy, şehir nasıl olur derseniz, oluyor işte.

"Köylerin anası" güzel olmaz, biz en iyisi "şehirlerin anası" diyelim...aferin..

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-03-2014, 15:06
knowledgetowisdom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
knowledgetowisdom knowledgetowisdom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2014
Mesajlar: 649
Standart

Şimdi Kur'an sadece Araplara mı hitap eder yoksa tüm insanlığa mı bunu anlamak esasında çok kolay ancak ona geçmeden yazının sonunda bir şeye gözüm takıldı ona cevap yazmak istedim.



Son olarak, Kuran'ı yazanın kim olduğuna açıkça tanıklık eden bir ayeti aktararak bitireyim;

“…(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür…” (Hakka Suresi, ayet 40)
Her zaman söylüyorum Kuran'ı rivayetlerden, zan'lardan, takıntılardan uzaklaşarak bir kere kendi mantığı çerçevesinde okumayı deneseler her şey hallolacak... (ben halen bu eylemi gerçekleştiriyorum okudukça da ne kadar cahil olduğumu görüyorum "rabbim ilmimi artır diyorum" - burada alimlik havası estirdiğim anlaşılmasın)

Tekvir suresini bir okuyalım:


19. Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in)
20. Çok güçlüdür o elçi, Arş sahibinin katında saygındır.
21. İtaat edilir orada kendisine, emindir.
22. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir.
23. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
24. O, gayb konusunda cimri değildir.
25. Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27. O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir.


Şimdi kimmiş o onurlu elçi diye bahsedilen anladınız mı?

"Âdemoğlunun bildiği her şeyin bilmek istediğinden ibaret oluşu yüzünden biz insanlar birbirimize yardım edemiyoruz."
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-03-2014, 15:57
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

@knowledgetowisdom
Arkadaş zaten kuran yanlıştır, Muhammed peygamber değildir demiyor..
Aksine doğruluyorda..tek farkı o Araplara gelmiştir diyor..
Anlaşılan sen demiyorsun..

Peki Anlayasınız diye Arapça gönderilen kitabı, orjinalinden bozarak anlamlarını değiştirerek, Türkçeleştirmek (başka dilde olur) iman etmek, ne kadar doğru olur?

Allah demez mi? benim Arapça gönderdiğim şeyi neden değiştirdiniz diye?
Ben Türkçe göndermeyi bilmiyor muydum demez mi? (soruyorum sadece)

Din = ceza demektir, sende o cezaya ortak olmak istiyorsan bu büyük fedakârlıktır, buna saygı duyarım.
Öte yandan dikkat et dinin içinde kendine has tuzakları vardır, ondan kurtulabilmenin yolu yoktur.
Hayır ve şer imanın şartıdır, olmazsa olmazdır iman edeceksindir...ama o Tanrı dese ki şerleri/kötülükleri nasıl bana mal edersiniz derse-ki diyebilir-ne dersin, dersiniz.

Şeytan, sen dilemeseydin ben o kötülüğü işlemezdim dedi-ki dediği doğruydu-itiraz etti, dediği doğru olduğu halde cezayı yedi..
"Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz."

Tuzak kuranların en hayırlısıyım diyen bir zeka varsa ortada, ARAŞTIRDIM, BULDUM, İMAN ETTİM, KABUL ETTİM vs.ler bir anlam taşımaz..

Mesnevide; Kasap koyunun önüne otu, samanı, suyu boş yere koymaz, canına kast edecektirde onun için koyar. der.

Kasap kim, koyun kim, ot kim.

Taktiri okuyana kalmış artık.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 09-03-2014, 07:28
aliyarasfal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyarasfal aliyarasfal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
Standart

Öncelikle düzenli ve bilgileri doğru kullanıp geniş bir emek verilmiş bu çalışmadan dolayı , Jolly Joker dostumuza teşekkürlerimi sunayım.

Gelelim kowledgetowistom dostumuzun verdiği ayetlerle neye itiraz edip ne kanıtladığını anlamak konusuna. Aslında verdiği ayetlerle zaten Joly Joker dostumuzı desteklediğinin ya farkında değil yada iyice okumuyor ayetleri.

Bu kuran elçinin sözüdür diye itiraf var ortada. Kimdir o elçi? Herkes cebrail bekliyor ve öyle algılama hevesinde.

19. Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in)
20. Çok güçlüdür o elçi, Arş sahibinin katında saygındır.
21. İtaat edilir orada kendisine, emindir.
22. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir.
23. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
24. O, gayb konusunda cimri değildir.
25. Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27. O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir.

Şimdi bu kuran bir elçiye ait sözlerdir itirafı var, ve o elçinin özellikleri sıralanıyor, tüm melek ve insanların üstünde itaat edilen her iki dünyada, emin(güvenilir) bir şahsiyet. Kim bu? Şeytan değil, zaten yazılmış olmadığı, tanrı değil çünkü tanrı zaten elçi değil, cebrail mi?

oda değil ki ayet 22 bunu net ortaya koyuyor, bu elçiyi cin çarpmamış ki elçinin cin çarpmış, delirmiş gibi ithamlara maruz kaldığı ve bunu savunma gerekliliği bu cümlecikle ortaya koyulmuş. Cebraili cin çarpmayacağına göre, tek kişi kalıyor, muhammed. Muhammede ait kurandaki tüm sözler.

Ha arayın bol bol tanrıdandır diye ayetler bulursunuz, ancak bu gafı açıklayacak arguman üretmek epey zor olur.Tanrının sözlerini elçinin sözüdür diyecek kadar hatalı bir argüman her şeyi bilen, her şeye gücü yeten süper ultra zekanın zekasına ve özelliklerine uymuyor.

Şimdilik saygımla gittim...

Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 09-03-2014, 11:53
mrdragon mrdragon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 May 2013
Mesajlar: 899
Standart

19. Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in)
20. Çok güçlüdür o elçi, Arş sahibinin katında saygındır.
21. İtaat edilir orada kendisine, emindir.
22. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir.
23. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
24. O, gayb konusunda cimri değildir.
25. Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27. O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir.
Kuran'ı neden bu kadar karmaşık bir kitap diye algılamayı denersiniz ki? Hep söylüyorum. Oraya 1400 yıl öncesinde devrim yapmak isteyen ama bunun için sadece dili olan bir insanı koyun, tüm psikolojik hezeyanları ve yaşantıları ile birebir kuran rayına oturur.

Yukarıda paylaşılan ayetler erken dönem ayetleridir. Hali ile Muhammed'in sözleri, oradaki halka hitap etmediği içindir ki, Muhammed, mecnun-deli-cin çarpmış v.s. diye görülüyor.

Burada bu ayetlerde, her zaman ki, gibi dil tanrısı aracılığı ile bir savunma mekanizması geliştiriyor.

Bana bu sözleri getiren tanrının elçisi cebraildir demek istiyor ama, arapça yazımını bilemem irdelenmesi gerekir. Doğrudan kuran cebrailin sözü oluyor.

Oysa kuran tanrının sözü olmalıydı: Şüphesiz kuran tanrının sözüdür ve bana emin elçi tarafından aktarılmıştır diyecek psikolojide değilmiş anlaşılan. Tanrı her zaman ki gibi olabilecek en hatalı sözleri seçendir.... Adamlar daha tanrıya hakim değiller, cebraili tanıyacaklar ve onun tamamen emin olarak söz ileteceğini belleyecekler. Hah işte sevgili tanrı bu yönteminden dolayı orada duran binlerce insan Muhammed'e deli gözü ile bakmış.

Hayır ama bu psikolojik hezeyanın dahi yine Muhammed'in dilinden dökülüyor olması ilahi komedi.

Neyse ayetlerin sonundaki alem- alim-bilen kökünden mi türetilmiş benim merak ettiğim o. Mantıken bildiğimiz alem kavramı değil ama çevirmenler o şekilde beyanda bulunmuş. Oysa kuran imansıza öğüt değil küfür arttırandır. Hali ile oradaki alem kuran imanlısı için öğüttür ve bu da bilen kavramı ile örtüşür. Hayvanlar alemine öğüt olmayacağı da aşikar...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 09-03-2014, 18:02
knowledgetowisdom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
knowledgetowisdom knowledgetowisdom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2014
Mesajlar: 649
Standart

Bana bu sözleri getiren tanrının elçisi cebraildir demek istiyor ama, arapça yazımını bilemem irdelenmesi gerekir. Doğrudan kuran cebrailin sözü oluyor.
sn aliyarasfal bakın mr dragon ile bu noktada sanırım aynı fikirdeyiz.

Eğer sadece hakka suresi olsaydı iddianız geçerli olabilirdi...

Hakka 38-48

38. Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
39. Görmediklerinize de.
40. Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür. (İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in) )
41. O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
42. Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
43. Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
44. Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
45. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
46. Sonra onun can damarını elbette keserdik.
47. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
48. Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.

40. ayet şu soruyu sorduruyor : bahsedilen kerim olan resul kim?
43. ayet şuna cevap veriyor: bu sözün asıl kaynağı Allah'tır.



İşte 40. ayeti tam anlayabilmek için Kurana tekra bakmamız gerekiyor...


Karşımıza tekvir suresindeki bilgiler çıkıyor:


19. Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in) --birebir aynı ifadeler-
20. Çok güçlüdür o elçi, Arş sahibinin katında saygındır.
21. İtaat edilir orada kendisine, emindir.
22. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir.
23. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
-bu iki ayeti bir arada düşünürseniz kimden bahsedildiği net olarak ortaya çıkıyor-
24. O, gayb konusunda cimri değildir.
25. Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27. O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir.

"Âdemoğlunun bildiği her şeyin bilmek istediğinden ibaret oluşu yüzünden biz insanlar birbirimize yardım edemiyoruz."
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 09-03-2014, 18:47
mrdragon mrdragon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 May 2013
Mesajlar: 899
Standart

knowledgetowisdom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sn aliyarasfal bakın mr dragon ile bu noktada sanırım aynı fikirdeyiz.

Eğer sadece hakka suresi olsaydı iddianız geçerli olabilirdi...

Hakka 38-48

38. Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
39. Görmediklerinize de.
40. Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür. (İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in) )
41. O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
42. Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
43. Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
44. Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
45. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
46. Sonra onun can damarını elbette keserdik.
47. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
48. Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.

40. ayet şu soruyu sorduruyor : bahsedilen kerim olan resul kim?
43. ayet şuna cevap veriyor: bu sözün asıl kaynağı Allah'tır.



İşte 40. ayeti tam anlayabilmek için Kurana tekra bakmamız gerekiyor...


Karşımıza tekvir suresindeki bilgiler çıkıyor:


19. Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in) --birebir aynı ifadeler-
20. Çok güçlüdür o elçi, Arş sahibinin katında saygındır.
21. İtaat edilir orada kendisine, emindir.
22. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir.
23. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
-bu iki ayeti bir arada düşünürseniz kimden bahsedildiği net olarak ortaya çıkıyor-
24. O, gayb konusunda cimri değildir.
25. Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27. O, âlemlere bir öğütten başka şey değildir.

Bakın kuran algoritmasında sürekli hatalı kullanılan kelimelerin zaman içinde başka ayetler ile yamanması çalışması vardır.

Ben özellikle üzerinde durdum. Ayetlerin arasında bayağı zamansal fark oluşmuş, ve ilk inen ayette elçinin sözü tamamen hatalı algılamaya yol açıyor. Dil adına oldukça abes bir yaklaşımdır.

Bu aşamada tanrının toptan gönderme gücü olmadığını da biliyorsunuz.

Şayet derdi tüm insanlığı uyaracak bir kitap olsaydı harbiden de gökten zembil ile indirirdi. (olmayan tanrı için elbetteki bunu bekleyemeyiz bu işin realitesi)

Oysa orada açıklama yaparken özellikle, insanların neden Muhammed'e deli,şair mecnun gözü ile bakacaklarına işaret ettim. Psikolojik bir tepki ortaya koyuyor ve hatalı koyuyor.

Sonrasında zaman içinde kuran içeriğinde sürekli tekrarlar ile bu hatalar yamanıyor. Peki neden?

Nedeni basit; aslında günümüzdeki siyasilerin geçmişteki söylemlerini törpüleme gayretleri ile aynı eylem gerçekleşiyor. Mesela şeytan önce melek oluyor. Buna karşın zaman içinde mecburen o cinlerdendi deniliyor. Melek tanımında tanrıya isyan beklenmediği için o çelişki araya o cinlenderdi denilerek gideriliyor ve seçkin melek sıfatına erişmiş cin ruhi abimiz açığa çıkıyor ama bu sefer eski semavilerin melek kavramı ve şeytan kavramı ile çatışıyor. Hali ile ne söylerse söylesin ortada kendi alanında bilgi sahibi olan insanların eleştirilerine maruz kalıyor.

Bu eleştiriler karşısında da sürekli psikolojik durumunu ayetlere yansıtıyor. Tanrının paranoyası diyelim biz buna...

Aynısı burada geçerli; önce o bir elçinin sözüdür denilip içeriği boş bırakılıyor. Bu ayette düzenlenip yamanıyor. Hali ile Muhammed'i canlı dinleyen arapların kafası iyice karıştırılıp tanrının ateş odunu olmaları sağlanıyor.

Bu ayettlerde de aslında biz diye cebraili ve tüm ekibi içeri kattığı gözlenmekte, tanrının sözlerini ileten cebraildir. O bize karşı bazı sözleri uydurmuş olsaydı ile cebrail getirdiği halde cebrailden bağımsız sözlerde söylemiş olsaydı hem beni, hem de sevgili ulak cebrailimi yalanlamış olacaktı üzerinden en abes yöntemle sanık Muhammed'in dilinden yelken almayı deniyor.

Tabi burada tanrının ilmi de, düşünce sistematiğindeki ilkellikte masaya yatırılabilir. Madem bir söz söyleyeceksin, araya aracı katıp bir insanın diline neden sığınıyorsun ey hayali put diyebiliyorsunuz. Bu kadar abidik gubidik aciz bir tanrı olur mu olur işte. Yeter ki, elin arabı inanmak istesin ama belli ki, çok uzun süre inanmamışlar, şair-mecnun deli demişler.

Eğitim sisteminde tanrının bu yöntemini kullanan öğretmene deli derler. Başarım oranı çok düşüktür de, insanlık namına çocukların geleceği adına görevden alınması da kaçınılmazdır.

Günümüzde zaten bu kadar abes bir yöntem ile yol almayı deneyen arapların hayali putu, oldukça başarısız bir eğitmen rolündedir. Sorun çocuklarda değil azizim sorun tanrının cehaletinde.

Gelelim uydurma işine, asırlar boyunca insanlar tanrısal diye sözler uydurup duruyorlarda can damarlarını kesen tanrıya rastlayan oluyor mu? Hayır elbette.

Ama sadece söz söylemekten öteye geçemeyen biri adına, 23 yıllık periyotta tek ciltlik bir kitap bilgisi kadar tanrısal olduğu rivayet edilen sözler sarf edilirken, (günde 1 ayet söyleseydi 8395 ayet yapardı. gün başına tek bir ayet bile dillendirmekten aciz tanrımız bazı günler 20 ayeti de arka arkaya sıralıyorsa 20-30 gün dilsiz kaldığı da olmuştur demektir.) elbetteki hayali tanrı, bazı ayetlerini unutturur, yerlerini değiştirir ve bol bol dikiş işine girişir. İnanmadın mı yük hafifletir. Ayette semavilere göre mantıksal hata mı var?, aynısını yeni versiyon diye basıp içerisine kurtarma ayeti eklemeyi dener v.s.

Tabi arada yeni versiyonu dinleme şansına erişemeden de küfre düştüğü rivayet edilip imana gelmeyen sevimli araplarda cabası, odun stoklarını doldurma adına tanrının tuzağına kurban gitmişlerdir. Sahi kurbanlık delisi yehowah'a göre doğrudan bayramlık, adaklık kurbancı islam tanrısının odun aşkı en azından daha polülisttir.

Şimdi tekrar oraya bir bedeviyi koyun, pazar yerinde dil dökmekten öteye gidemesin ve insanlar ona deli gözü ile baksınlar:

İşte tam da o sırada, ota ağaca mekkeye, yıldıza yeminler dizen, tehditler eden ve kendinden güçlü bir varlık tasarlıp sözlerin ondan geldiğine inandırmaya çalışan birine ulaşırsınız.

Önce dünya ötesi vaatler ve cezalar ile hareket eder. Güçlenince dünya üzerinde, ganimetten bolluğa denklemler dizilir, insanlar köle edilir-cariyeler sıraya dizilir hatunlar ile raks edilir hale gelirsiniz. Savunma dil sanatları tanrısı bir anda, iktidarın korunması adına kelle tanrısına dönüşür.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 09-03-2014, 19:26
knowledgetowisdom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
knowledgetowisdom knowledgetowisdom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2014
Mesajlar: 649
Standart

mrdragon,

tartıştığımız iki ayet özelinde aşağıdaki sözlerinizde saklı olan :

Bakın kuran algoritmasında sürekli hatalı kullanılan kelimelerin zaman içinde başka ayetler ile yamanması çalışması vardır.

eleştiri oldukça haklı....

değil mi ya, neden tanrı hakka 40'da kafaları karıştırıyor da , tekvir 19'da bizden bu karışıklığı gideriyor?

ve bu kurgu üzerine bir çok şey dile getirmişsiniz...

ama atladığınız bir şey var: "Nüzul sırası"

"Nüzul sırası" konusunda çeşitli ihtilaflar olsa da şu anki kabul edilen sıralam büyük ölçüde üzerinde ittifak edilen bir sıralamadır ve tekvir suresi hakka suresinden çok çok önce gelmiştir.

e şimdi devamında yazdığınız onca şeye ne olacak? baştan yanlış kurgu ile başladınız...

bakın, bu örneği bir kere daha vermiştim ve yine de veririm :

siz bir kere kız arkadaşınızın yada eşinizin sizi aldattığı fikrini saplantı haline getirdiyseniz; o ne yaparsa yapsın her haraketini sizi aldatıyor olarak algılarsınız. tüm mantıklı ikna çabaları nafiledir, o size doğum günü sürprizi hazırlamak için gizli gizli bir dizi telefon görüşmesi yapar mesela siz o sırada onun sizi aldattığına yeminler edebilirsiniz... onun sizi aldattığına dair her deliliniz her argümanının o kadar tutarlıdır ki...

bu aldatılma metaforu üzerinden çok güzel örnekler kurabiliriz ancak sanırım şu aşamada meramım anlaşılmıştır.

aldatılmayı saplantı haline getirme olgusu ile kuranda bahsedilen "kalplerin mühürlenmiş olması" aynı şeydir bence. yani insan kendi kalbini kendisi mühürler.

yapılacak tek şey: tüm mantıklı delillerinize rağmen bir yaratıcının olabileceği fikrini de asla göz ardı etmeyin.

emin olun ben de her gün kendime bir yaratıcı yok mu acaba diye soruyorum...

benim bir yaratıcıya olan inancımın tüm delilleri ikna edici kılması olasılığı kadar; sizin bir yaratıcının olmaması fikrine olan bağlılığınızın da aynı şekilde tüm delilleri mantıklı ve ikna edici bulmanız olasılığı eşit...

hepimiz insanız...

birlikte arayalım...

"Âdemoğlunun bildiği her şeyin bilmek istediğinden ibaret oluşu yüzünden biz insanlar birbirimize yardım edemiyoruz."
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-03-2014, 22:41
mrdragon mrdragon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 May 2013
Mesajlar: 899
Standart

knowledgetowisdom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
mrdragon,

tartıştığımız iki ayet özelinde aşağıdaki sözlerinizde saklı olan :




eleştiri oldukça haklı....

değil mi ya, neden tanrı hakka 40'da kafaları karıştırıyor da , tekvir 19'da bizden bu karışıklığı gideriyor?

ve bu kurgu üzerine bir çok şey dile getirmişsiniz...

ama atladığınız bir şey var: "Nüzul sırası"

"Nüzul sırası" konusunda çeşitli ihtilaflar olsa da şu anki kabul edilen sıralam büyük ölçüde üzerinde ittifak edilen bir sıralamadır ve tekvir suresi hakka suresinden çok çok önce gelmiştir.

e şimdi devamında yazdığınız onca şeye ne olacak? baştan yanlış kurgu ile başladınız...
Aksine; özellikle üzerine basa basa söyledim.
Tekvir suresinde kuran bir elçinin sözüdür, şeytanın ve başkasının değil üzerinden yola çıkılmış. Tekrar ediyorum orada kuran tanrının sözüdür olarak lanse edilmeliydi ya da hakka gibi hemen devamında araya yılları koymadan 43. ayeti getirmesi gerekirdi.

Tabi o psikolojik hezeyan içinde bunu dillendiremediği o andaki eleştirilere yüzeysel cevap vererek dilsel bir hataya düştüğü gözleniyor. Sonraki yıllarda ise aynı seriyi bu sefer doğru bağlayarak düzeltiyor.

Kısacası karışıklık yaratan tekvir 19'dur. Ben kuranı değerlendirirken öncül ve artçıl ayetleri zamansal dilimlerine göre ele alıyor ve kendimi doğrudan oradaki bir insanın yerine koyuyorum. Empati dediğiniz budur zaten.

Kuran sonuç itibari ile uzun zaman diliminde toplanan sözler dizgesi ve bu sözler baştan sona kadar sizden iman ve itaat bekliyor. O yüzden o andaki bir ayeti 10 yıl sonraki ayet ile dengelemek kuran'ın işleniş tarzına aykırı.

Günümüzde hüküm çıkartırken ise kuranı zorla evrensel yapmak isteyenler elbette kurana total bakmak zorundalar ve bu aşamada ayetlerin iniş sırasının önemi de fazlalaşıyor.



Zaten tekvir suresi genel kabule göre 19. sırada inen suredir. Yani erken dönem suresinde daha ortada çok az sayıda ayet varken, o elçinin sözüdür derseniz ortalık iyice bulanır. Daha cebraili tam bilmezler, tanrıya iman etmezlerken bunu dillendirirseniz, elçi üzerinden alaya alırlar sizi. İnsan psikolojisi temelde böyle işler.

Buna istinaden yıllar sonra bu deneyim benzer ayetlerde yamanır. Hakka suresinin devamında düzenlendiği gibi....




knowledgetowisdom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
bakın, bu örneği bir kere daha vermiştim ve yine de veririm :

siz bir kere kız arkadaşınızın yada eşinizin sizi aldattığı fikrini saplantı haline getirdiyseniz; o ne yaparsa yapsın her haraketini sizi aldatıyor olarak algılarsınız. tüm mantıklı ikna çabaları nafiledir, o size doğum günü sürprizi hazırlamak için gizli gizli bir dizi telefon görüşmesi yapar mesela siz o sırada onun sizi aldattığına yeminler edebilirsiniz... onun sizi aldattığına dair her deliliniz her argümanının o kadar tutarlıdır ki...

bu aldatılma metaforu üzerinden çok güzel örnekler kurabiliriz ancak sanırım şu aşamada meramım anlaşılmıştır.

aldatılmayı saplantı haline getirme olgusu ile kuranda bahsedilen "kalplerin mühürlenmiş olması" aynı şeydir bence. yani insan kendi kalbini kendisi mühürler.
Aksine saplantılarım yoktur, sadece enine boyuna incelemeyi ve analiz etmeyi severim. İhtimaller dünyasında yapılan hareketler aldatmaya götüren cinsten olsa da bu kesinlik ifade etmez sadece yüzdeyi arttırır ama genel olarak ben duygularımın değil mantığımın etkisi ile kararlar alıyorum.

Bu aşamada dil tanrısı ihtimallerin limitinde sıfıra yakın gerçekliğe ulaşıyor. Şayet o tanrı gerçekse de bu seçtiği yöntemin olabilecek en akılsız yöntem olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bir insan kadar düşünmeyi başaramayan garip bir tanrı profili çizdiğiniz zaman düşünen insan adına o tanrının güvenilirliği anında yerle bir oluyor.

knowledgetowisdom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
yapılacak tek şey: tüm mantıklı delillerinize rağmen bir yaratıcının olabileceği fikrini de asla göz ardı etmeyin.

emin olun ben de her gün kendime bir yaratıcı yok mu acaba diye soruyorum...

benim bir yaratıcıya olan inancımın tüm delilleri ikna edici kılması olasılığı kadar; sizin bir yaratıcının olmaması fikrine olan bağlılığınızın da aynı şekilde tüm delilleri mantıklı ve ikna edici bulmanız olasılığı eşit...

hepimiz insanız...
Bir yaratıcı olamaz demiyorum. Bir yaratıcı elbette olabilir. Zaten dine saplantılı kalanlar mevcut dinlerini günlerine yönelik olarak mümkün olduğunca modernize edip yine aynı yaratıca yeni kimlikte bağlanmayı deniyorlar.

Oysa yaratıcı varsa, zaten dillere gebe kalıp kitap sayfalarında hayat bulmaya çalışmaz ve herşeyi istediği gibi yapmıştır da, aracıya ve zamana gereksinim duymaz diyebilirim. En azından böyle değilse vasıfsız yaratıcıdır.

Vasıfsız olan bir yaratıcı olabilir mi? O da olabilir. Olasılıklar dünyasında yüzüyoruz. İnsanlık bile kendi sanal evrenini yaratıp bilgisayara düşünebilme kapasitesi kazandırırsa bir nevi tanrı rolüne soyunabilir.

Aramızdaki fark ben ucu kestirilemeyen çıkarımlardan din üretmiyorum. Sonuç itibari ile, tanrı var ya da yok. Mevcut koşşullar içinde yaşantımın doğru olması, vicdanım ve empati kurma özelliğim bana yetiyor.

Bir yaratıcı varsa sizin onu aramanıza da gerek yok, size ihtiyaç duyacaksa o sizi bulur. Bunca abidik-gubidik insanı yarattığına göre insanlığa pekte ihtiyacı varmış gibi görünmüyor. Hele ki, sizi yarattım bana tapın modunda yine insan dilinden dökülecek kadar ilkel olmasını beklemek, beyin hücrelerimize hakaret gibi geliyor.

Ben size net bir soru sorayım: Amacınız tüm insanlığı bilgilendirmekse ve elinizde buna yeten her türlü imkanınız varsa, hangi yolu izlerdiniz? (ahmet abiye söyler, ahmet abinin kendi ailesine anlatmasını ister, arada bir mektup ile ahmet abiyi tekrar bilgilendirip.......)

O hikayeyi siz düşünün, sonra asırlar boyunca tanrının kullandığı ve defalarca yüzüne gözüne bulaştırdığı yöntemi ele alın. Bu aşamada bahsettiğiniz kuran tanrısı ciddi anlamda işten ilk kovulacak eleman rolünü hakkı ile yerine getirendir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Arap mitolojisi Ahlaksız Mitoloji & Esoterisizm 2 04-11-2013 22:13
Arap Aleviliği Nusayrilik ozgur_beyin İslami Alevilik 24 08-09-2012 00:59
allah arap mı ? turko Konu-dışı 12 30-09-2011 16:17
Arap düşmanlığı errata Konu-dışı 15 26-05-2010 13:50
Sakina: Islam'dan önceki Arap dini sargon Tercüme Çalışmaları 1 03-05-2010 21:40

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:58 .