Aslında az evvel
burada açıklamıştım.
RUH olayı pek bilinen bir şey değil, bilenlerde ya eksik ya da hiç bilmiyor, sebebide unutulmuş bir kültür/bilgi olmasından kaynaklanıyor, ortada sadece ismi kalmış.
Bu şiirde dediğim gibi
Bir gurur meselesiydi bu, çaktırmadan aranmalıydı.
Ya hayalde ilah olmalı ya da yoldaşlar bulunmalıydı.
Ruhlar seçenek olmaz, o yerli kabilelerin masalıydı.
Onlar kitapsızdı, kitapta kaybolan kitapta olmalıydı.
RUHLAR meselesi yerlilerin masalı oldu çıktı, yani tukaka ilan edildi.
Aklı olan insanda ya din diyor ya da bilim diyor veyahutta her ikisi diyor.
Sorunda o ki bu her ikside RUH demiyor.
Oysa şu yaşadığımız yer yüzünde yaşam 4-5 kere resmen son bulmuş, ama inatla yaşam genede yolunu bulmuş..
Bunun atlında da (bence) (bence dememde aslında nezaketendir) ruhlar kavramı yatıyor.
Ruh bildiğimiz anlamda bir yaşam çeşiti olmadığı için, öldüğünde bile ölmüyor aslında.
Yaşam 4-5 kere son buluyor, bitiyor ama gene yoluna kaldığı yerden devam ediyor, bu enteresan değil mi?
Ruh, metalin plastiği yemesi gibi girdiği kalıbı adeta yiyip tüketiyor, onu büyütüyor, geliştiriyor, doğurtuyor ve ölüyor, ruh bu.
Bu kaçınılmaz son çünkü yaşam enerjisi yüzünden böyle oluyor, müthiş bir enerji çünkü.
Ben buna ruhun hoyratlığı diyorum, girdiği kalıbı illaki bitiriyor.
Lakin gelin görün ki tekrar yeniden de var edebiliyor, neticede hoyrat bir yapı.