Arkadaşlar, bildiğiniz üzere, ULUSAL kanal (bir önceki mesajımda geçen program nedeniyle),
Hikmet Çetinkaya'nın 15 yıl sonra birden çark ederek hızlı bir Gülenci kesildiğini iddia eder.
Fakat onun geçen yıl yazdığı "
Hocaefendi’nin Elini Öpenler..., 18 Ocak 2014 Cumartesi" adlı makale bu iddiayı yalanlar.
Şimdi, bu makaleyi, başlığını tarihsel bir olayla ilişkilendirip değiştirerek, olduğu gibi aşağıda yayınlıyorum.
Bakın bakalım, öyle mi?
Tutankhgülenciler (*)
Keyfim yerinde, çok eğleniyorum çok...
Sabah
gazeteleri okuyorum, akşam televizyon kanallarında dolaşıyorum...
Atış serbest, vur vurabildiğin kadar!
Önce iktidar,
ardından cemaat medyasının gazeteleri, televizyonları, merkez medya...
Sabah’ın manşetleri:
“Gülen örgütünün sekiz kollu ahtapotu!”, “İhanetin hesabı mutlaka sorulur”, “Asıl 28 Şubatçı Fethullah Gülen”...
Vurun
efendiler vurun, birbirinizi yiyin!
Hey gidi günler hey!
Geçmiş çok çabuk unutuldu ortaklık bozulunca...
Nerede o eski günler, yol arkadaşlığı,
“şafak operasyonları”, Sabah yazarının Pensilvanya’ya gidip
Fethullah Gülen’le yaptığı röportaj...
Unutuldu değil mi?
Bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ortaya çıkardığı
hem resmi hem imam nikâhlı evlilik birden çöktü...
İhanet,
çete, sahtekâr sözcükleri havada uçuşmaya başladı.
Silivri savcıları darmadağın edildi...
Kim kimden yana, nasıl oldu, birliktelik niçin bozuldu?
Haydi
Haşhaşiler, el ele, kol kola, kırmızı boncuk hop, hop, hop!..
Yeme de yanında yat!
Deste deste dolarlar, kutucuklar, mangırlar...
Helal olsun çocuklar!
Yolunuz açık olsun,
biraz daha içeride yatın, aydınlık günler yakın.
Bakan amcanız yanınızda...
Az kaldı çıkacaksınız, biraz daha dişinizi sıkacaksınız...
Bu
soysuzlara neler yapacağız, cümle âlem görecek!
***
Ah çocuklar ah, vah gençler vah!
Dili varmıyor ama dilini kesecek halimiz yok...
Türkiye ne zaman bir adım atsa,
ekonomi yeniden başarılar elde etse, dilim varmıyor ama darbe girişimleri yaşıyoruz.
Demokrasiye saldırı varsa onun çaresi daha fazla demokrasidir...
Hay dilini yiyeyim İçişleri Bakanı
Efkan Ala...
Bugün içeride yatanların çoğu, hukuk devleti, demokrasi,
özgürlük istedikleri için zindanda değil mi?
Üniversiteli gençler, bilim insanları, gazeteciler...
Hayatın akışı durmuyor işte...
Fethullah Gülen’le ilgili yazılanlara bakıyorum... Ben bunların
hepsini yazdım ama hakaret etmedim... Vallahi şimdi yazılanlar karşısında ağzım açık kalıyor.
Yazanların hemen hemen tümü cemaatin kanatları altında yetişti,
Pensilvanya’da
Hoca’nın elini öperek
diz çöküp ellerini dizkapaklarının üstüne koyup oturdu.
Cemaati yalaya yalaya dilleri nasır tutmuştu...
Cumhuriyet’ten Av.
Akın Atalay, bu olup bitenleri Twitter’da yorumladı dün:
“Bundan 12 yıl önce başladı bu beraberlik ve ilişki. Taraflar birbirinin akrabasıydı. Bu akraba ilişkisinin ürünü olan çocuklar, akraba evliliği nedeniyle sakat doğmuşlardı.
Çocukların, yargı ve emniyet sokaklarında oyun oynamalarına ebeveynleri izin verdi. Zaman çok çabuk geçti, ilişki yıprandı. Şimdi taraflar birbirini ihanetle suçluyor.
Olan sakat doğan çocuklara oldu. Onlar şimdi ortada kaldı...”
***
Her şey Akın Atalay’ın dediği gibi oldu, ironiyle karışık...
Kutular, kutucuklar!
İnsan boyunda çelik kasalar, kasacıklar!
Ne diyor bizim iktidar yanlısı meslektaşlar:
“Fethullah Gülen 28 Şubat darbesinin destekçisiydi...”
Bunu şimdi yazmak kolay!
Siz bunu 28 Şubat sürecinde ya da
Ahmet Şık “İmamın Ordusu” kitabı nedeniyle tutuklandığında yazacaktınız.
Şimdi bu ikiyüzlülük neden?
28 Şubat
sürecinde ve
sonrasında cemaatin Türkiye’deki tüm okullarının anahtarını
Çevik Bir Paşa’ya teslim etmek istediklerini ben yazdım.
Ya siz?
Yazamadınız...
Daha düne dek Pensilvanya’ya gidişini, Fethullah Gülen’le yaptığınız görüşmeleri, ballandıra
ballandıra yazan sizler gazeteci falan değilsiniz...
Bu ülke insanını
“darbe geliyor” diye yıllarca korkutan siz değil miydiniz?
Askeri vesayete karşı çıkarken sivil vesayete niye karşı çıkmadınız?
Türkiye’nin
hukuka, demokrasiye, özgürlüklere gereksinimi var...
Köklü
çözüm çağdaş bir anayasa değişikliğidir...
Gerisi masal!
Bırakın
palavrayı artık, dürüst olun, dürüst!
Not (*): Başlıktaki ifadenin anlamı,
"Tut-Ankh-Gülen: Gülen'in yeryüzünde yaşayan temsilcisi" demektir. Dolayısıyla,
"Tutankgülenciler",
"Gülen'in yeryüzünde yaşayan temsilcileri" anlamına geliyor.
Bilindiği üzere, Mısır’ın en ünlü firavunlarından ve
"Çocuk Kral" olarak bilinen
Tutankamon’un 19 yaşında sıtmadan öldüğü yapılan bilimsel çalışmalar ile kesinleşmiş idi.
Tutankamon’un sol bacağındaki kırığın ölümüne neden olduğu sanılıyordu. Mısır Antik Tarih Müdürü
Zahi Hawass ise artık bu teorinin ortadan kalktığı açıkladı.
Zahi Hawass yaptığı açıklamada;
“2005 yılında firavunun bacağında bir deformasyon olduğunu keşfettim. Sol bacağında bir kırık vardı. Bu kaza o ölmeden birkaç saat önce olmuştu. O yüzden Tutankamon’un ölüm sebebi şiddetli bir sıtmadır. Aslında ilk defa bu altın çocuğun ailesinin gizemini de ortaya çıkardık" dedi.
Kahire Tıp Fakültesinde 2007 yılından den beri süren incelemelerde 16 mumyanın DNA’ları incelendi. Bu incelemeler sonucunda
Tutankamon’un annesinin (
KIA) ve babasının (
AKHENATON) kardeş olduğu ortaya çıktı. Akraba evliliği sonucu
Tutankamon’da kemik hastalığı olduğu ve ölene kadar baston kullandığı belirlendi.
Tutankamon’un mezarı 1922 yılında Britanyalı Arkeolog
Howard Carter tarafından bulundu. Mezar odasında birçok mücevherin yanında 130 tane de baston vardı.