107 YILLIK MEKTUP ORTAYA ÇIKTI!
Habere göre, daha sonradan
Churchill'in kardeşi
Jack Churcill ile evlenen
Gwendoline Bertie'nin Ağustos 1907'de
Churchill'e yazdığı mektup, Cambridge Üniversitesi'nde tarih araştırmaları yapan
Dr. Warren Dockter tarafından bulundu.
Keşke bir Osmanlı Paşası olsaydım!
Churcill aynı yıl
Lady Lytoon olarak bilinen
Constance Bulwer-Lytton'a mektubunda,
"Beni paşa olarak düşünün. Keşke olsaydım (You will think me a pasha [rank of distinction in the Ottoman Empire]. I wish I were)" diye yazıyor.
Dockter
Churchill'in Osmanlı İmparatorluğu'nun genişlemesine ve askeri kabiliyetine hayranlık duyduğunu vurguluyor.
Churchill, tüm bunları söylediğinde 33 yaşında idi. Oysa
Atatürk ondan 10 yaş küçükken, Harp Akademisi (Erkan-ı Harbiye Mektebi)'nde gerek zekası gerek kişilik ve karakteri özellikle cesur duruşu ve düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen tavırları onu parmakla gösterilecek birisi haline getirmiş ve burada arkadaşlarıyla sık sık memleketin idaresi ve yönetimi konusunda konuşur ve birbirlerine fikirler sunarlarken idealizmde
Churchill'den hep önde gözükür. Çünkü
Atatürk'ün ülke yönetimiyle ilgili kaygıları bu dönem su yüzüne çıkıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini sık sık, cesur bir şekilde uzanıyordu. Aslında onun bu fikirleri çocukluk taa yıllarına kadar dayanıyordu!!!
Kız kardeşi
Makbule Hanım'ın anlattıklarına göre bir kış gecesi
Anne Zübeyde ile oğul
Mustafa (Atatürk) arasında bir olay cereyan ediyor:
Atatürk’ün (öndeki sırada sol başta oturan kişi) 1904-1905 İstanbul'da Harp Akademisi'nde sınıf arkadaşlarıyla.
1952–1953 yılları arasında Yeni İstanbul Gazetesi'nde
Mustafa Kemal (Atatürk) Atatürk'ün kız kardeşi
Makbule Hanım ile yapılan söyleşinden derlenerek yayınlanan
"Büyük Kardeşim Atatürk" başlıklı yazı dizisinin bir bölümünde
Makbule Hanım gelişen olayı anlatır:
"Hiç unutmam bir kış gecesi, büyük kardeşim sobaya birkaç odun attıktan sonra mindere oturmuş ve kitaplarını karıştırmaya başlamıştı. Annem sordu: 'Ne okuyorsun oğlum?' Büyük kardeşim hemen cevap verdi: 'Tarih.. Plevne muharebeleri, Osman Paşa...'"
Annem bir şey söylemedi ve derin düşüncelere daldı. Ve sonra yerinden kalkarak büyük kardeşimin saçlarını okşadı, okşadı:
"İnşallah sen de onun gibi olursun Mustafam!" dedi.
Gözleri yaşlar içindeydi annemin.. Belki, bu büyük Türk kahramanının Ruslarla güreştiği günleri hatırlamıştı. O yılın şiddetli kışını kim unutabilir? Askerine örnek olmak için karakışta çadırda oturan Osman Paşa'yı kim unutabilir?
Osman Paşa, o zaman, en son ümittir. Büyük kardeşim, kitabını mindere bıraktı:
"Büyük bir paşa o, anne! Fakat bahtsız bir paşa.. Dilediği gibi iş göremeyen bir paşa.. Bir paşanın eli, ayağı bağlı olursa iş göremez, anne... Bu kitapta yazıyor... Tuna boyundaki ordumuzu İstanbul Sarayı idare etmiş ve ordumuz da onun için yenilmiş.. Ben kendi ordumu kendim idare edeceksem paşa olurum, anne.. Kuru paşalıktan ne çıkar? Maksat vatana hizmet!"
Görüldüğü üzere,
Atatürk, bu sözleri söylediğinde, ki eğer yukarıdaki resme göre 1904'ü baz alırsak, 23 yaşında idi ve
Churchill'den 10 yaş küçüktü.
Mektupta
Churchill'in bir başka takıntısının büyük bir arzuyla Müslüman olmak istediği görülür.
"MÜSLÜMAN OLMA!"
Bertie mektubunda
Churchill'e;
"Lütfen İslam dinine geçme. Sende bir doğululaşma eğilimi, paşa-vari bir eğilim dikkatimi çekti. İslam'la temas edersen, düşündüğünden çok daha kolay din değiştirebilirsin" diyor.
"HEMEN HEMEN ATEİST İDİ!"
Bununla birlikte
Dr. Warren Dockter,
Churchill'in yengesinin endişelerinin yersiz olduğunu belirterek,
"Churchill'in Müslümanlığa geçme ihtimali yoktu. Zira bu zamana kadar hemen hemen ateist idi!" diyor.
Times,
Churchill'in 1899'da yazdığı ve Sudan ve Hindistan izlenimlerini anlattığı
"The River War" adlı kitabında Kuzey Afrika'daki aşırı muhafazakar Mehdilik Hareketi'ni eleştirirken
'dinin sosyal gelişmeyi felç ettiğini' söylediğine dikkat çekiyor.
Atatürk ne diyordu?
"Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışındat yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin, yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir", 1924.