Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 28-02-2007, 01:57
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart 28 Şubat

Can Dündar'ın NTV'de yaptığı "Neden" adlı tartışma programının müdavimi oldum son zamanlarda. Bugünkü konu 28 Şubat'tı. Yine ilginç bir tartışma oldu. Programı seyretmiş olanlar olabilir, seyretmemiş olmayanlar ise aşağıdaki adresten yarın tartışmayı okuyabilirler.

http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=4364


Sırayla katılımcaların değindikleri ve bana en önemli gelen kısımları aktarayım:

Em. General Tuncer Kılıç: Türkiye'nin demokrasiye daha çok zamanının olduğunu, bunun ancak eğitimle olabileceğini, demokrasiye erken geçildiğini, hala hurafelerle, dini bilgilerle yaşandığını, kısacası irtica tehlikesi olduğu sürece 28 Şubat gibi duyarlılıkların olacağını söyledi. Diğer katılımcıların 28 Şubat'ta oluşturulan Batı Çalışma Grubu için cuntacı, çete, gizli teşkilat değerlendirmelerine karşı ise BÇG'yi savundu. Bana en ilginç gelen değerlendirmesi ise Cumhuriyetin darbeyle kurulduğunu söylemesiydi.

Ömer Vehbi Hatiboğlu:
Refah Partisinin klasik savunusunu yaptı. Erbakan'ın askere razı olmadığı için, ABD'nin istediği ılımlı İslam modeline karşı çıktığı için ve yine ABD'ye karşı anti-ABD'ci bir İslam ülkeleri ittifakı girişimi içinde olduğu için uzaklaştırıldığını iddia etti. Yaşar Yazıcıoğlu'nun ABD Dışışleri Bakanlığından büyükelçiliğe gönderilen bir kripto notundan bahsetti. En ilginç kısmı bu kripto idi.

Hasan Celal Güzel: *Güzel'i pek tanımazdım. Hep ANAP'ın kurmayı olarak aklımda kalmış. O dönemde 28 Şubat'çılarla çatışmasını bu kadar yakından takip etmemiştim. Gerçekten 28 Şubat'çıların hukuk dışı uygulamalarına karşı örnek bir mücadele vermiş ve bu yüzden cezaevine girmiş. (İlginçtir 301. madde karşılığı olan 156. maddeden) Batı Çalışma Grubu'nun ordu içinde yasadışı bir cunta örgütlenmesi olduğunu, bunun suç olmasına karşın hiç bir işlem yapılmadığını, o dönemde hakim ve savcılara verilen brifinglerin de suç olduğunu, yargıya direk ordunun müdahale etmesi anlamına geldiğini, yine kitle örgütleri, yerek idareler, sendikalar ve bütün sivil kuruluşlara gönderilen ve herkesin fişlenmesini sağlayan bildirileri anlattı. Yani 28 Şubat'ta herkes fişlenmişti. Ayrıca gazeteciler için andıçlar hazırlanmış ve PKK'dan para alan gazeteciler diye bir sürü demokrat gazeteci teşhir edilmiş olduğunu belitti. En ilgi çekici konuşmacıydı bence.

Mümtazer Türköne: 28 Şubat'a en sert karşı çıkışlardan biri de ondan geldi. Konuşmasının en ilgi çekici kısmı 28 Şubat'ın yolsuzluk ve krizi getirdiği idi. 1997'den sonraki süreçte yolsuzlukların hızla arttığını ve hatta banka operasyonları yüzünden hükümetlerin devrildiğini iddia etti. Bu sürecin ise 2001 yılındaki krizle tamamlandığını sözlerine ekledi. Kemal Alemdaroğlu'na karşı söylediği sözler ise sanırım unutulmayacaktır. Kemal Alemdaroğlu'nun hukuk dışı uygualamalarından dolayı İstanbul Üniversitesini 141 milyar tazminat ödemek zorunda bıraktığını ve hukuk dışı uygulamaları yüzünden üniversiteden atıldığını söyleyip, "eğer laikliği savunmak Alemdaroğlu gibi kişilere kaldıysa bu ülkede her zaman iltica tehlikesi olur" dedi. 18 Şubat döneminde ise aslında irtica tehlikseini gösteren somut fazlaca bir delil olmadığını, irtica suçlamasıyla mahkemelere giden dosya sayısında sadece 22 kişilik bir artış olduğu argümanı da ilginçti.

Uluç Gürkan:
Bir CHP'li olarak 28 Şubatı savundu. Demokrasinin biçimi ile özünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, laikliğin demokrasinin özü olduğunu belirtti. 28 Şubat'ın bu özü savunmak için biçimden yapılmış bir fedakarlık olduğunu söyledi. Türköne'nin 28 Şubat ile yolsuzluklar ve banka operasyonlarını ilişkilendirmesine karşı çıktı. Bunun nedeninin 1994'teki 5 Nisan kararlarına kadar götürülmesi gerektiğini söyledi.

Benim tartışmadan çıkardığım sonuç ise şu: 28 Şubat'çılar kendilerini iyi savunamadılar. Tuncer Kılıç her ne kadar MGK Sekreterliği yapmışsa da konuşması zayıf birisi. Hele Cumhuriyetin darbeyle kurulduğu lafı devrilmiş bir çamdı. Uluç Gürkan sıkışıklığı biçim-öz tartışmasıyla aşmaya çalıştı, ama zayıf bir argümandı bu. Ortada yığınla demokratik, hukuksal olanak var. Bunların hepsini kullanıp da ülkedeki demokrasi (ki laiklilk bence bunun bir parçasıdır) elden gidiyorsa biçim-öz tartışması belki yapılabilir. Aksi taktirde cuntacılara, diktatörlük meraklılarına verilen destek olur bu. Kemal Alemdaroğlu ise tam bir yüz karasıydı bana göre. Üniversitelerin bu kadar demokratik kültürden uzak kişilerin ellerinde olması bence utanılacak bir durumdur.

28 Şubat karşıtları ise konuya oldukça hakimlerdi. Gerçi Vehbi Hatipoğlu aslında niyetinin pek de demokrasiyle falan alakası olmadığını ortaya koydu. Hatipoğlu'nun zihniyetinden bakıldığında 28 Şubat kendilerine karşı olduğu için kötüdür. Buna karşın Hasan Celal Güzel ve Mümtazer Türköne 28 Şubat'ın çok güzel fotoğraflarını çekip önümüze koydular. Bu ikili darbelere karşı tutumlarıyla tartışmaya ağırlıklarını koydular.

Evet yarın 28 Şubat'ın 10. yılı. Sizce 28 Şubat neydi?

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 28-02-2007, 11:08
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: 28 Şubat

Sn. sargon,

28 Şubat;
Yazısız ve kuralsız Oligarşik erkin yapmış olduğu,
BOP ve ABD'nin dünya hegomonyası için basamaklardan biri kabul ettiği Türkiye ayağındaki düzenlemeye yapılan desteğin,
Sığlaşmış, popüler kültür tutsağı, korkak kitlelerin suskunluğunda,
Sermayeden beslenen sözde sivil örgütlerin piyonlaştırıldığı,
Cumhuriyet tarihimizin, kapkara bir sayfasıdır.

Göstermelik ve gerçek hedefleri farklı,
Göstermelik ve gerçek atakları farklı,
Göstermelik ve gerçek düşünceleri farklı bir projeydi.

Bu projeyi anlamak için, değerli Uğur MUMCU'nun 3 Nisan 1976 tarihli, Cumhuriyet gazetesindeki makalesini aynen alıyorum.

" Kontrgerilla, Amerikan Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetilen Panama'daki Antigerilla okulu ile, Washington'da Uluslararası Polis Akademisinde okutulan bir dersin adıdır. Bu derslerde, solcu ayaklanma ve devrimci eylemlere karış alınması gereken tedbirler konu edilmektedir.

Kontrgerilla üzerinde çeşitli incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin en önemlilerinde biri, İngilizce adıyla Counter Insurgency Warfare adıyla bilinir. Kontrgerillanın teori ve pratiğini inceleyen bu kitap David Galula adında bir Amerikalı tarafından yazılmıştır. Bu kitap, CIA nın güdümündeki Pregar Yayınevi tarafından basılmış ve bütün dünyaya yayılmıştır. Bu kitabın Türkçe çevirileri de birçok resmi kuruluşa görderilmiştir.

Amerikan Silahlı Kuvvetlerinde okutulan Kontgerilla kitaplarından biri GM 31 15 sayısıyla yayımlanmıştır. Bu kitapta da isyan ve benzeri eylemlerin nasıl bastırılacağı incelenmektedir. Bu kitaplarda, sadece bazı askeri taktik ve stratejiler yer almamakta siyasal konular da işlenmektedir.

Kontrgerilla yöntemleri arasında adam öldürme, işkence yapma, silahlı soygun gibi eylemler de bulunmaktadır. GM 31 16 sayılı ve Counter Guerilla Operations adlı kitapta bu gibi eylemler de inceleme konusu yapılmaktadır. Amerikan kara ordusu tarafından çıkarılan bu kitap, başta Amerika'nın Vietnam'daki kuvvetleri olmak üzere, birçok askeri herekat sırasında kullanılmıştır.

Bu kitaplar ayrıca, NATO ülkelerine de gönderilmiştir. Kontrgerilla üzerinde yazılan kitaplarda yer alan siyasal değerlendirmelerde, Amerka'nın bütün yoksul ülkeler halkarını birer rehine olarak tuttuğu ve bazı ülkelerde de reform girişimlerini istediği ölçüde tutmak gibi taktikleri olduğu da yazılmaktadır.

12 Mart sonrası, bazı büyük kentlerde karargah kuran ve işkence yaptıkları insanlara kendilerini; -Burası Kontrgerilla Teşkilatıdır. Burada anayasa yoktur. Diye tanıtan ve birçoğu bugün deşifre olmuş yani adları bizlerce bilinen birçok işkenceci, doğrudan doğruya CIA tarafndan yönetilen bir gizli örgütün üyeleridi. Bu örgüt, işkence dışında, kışkırtıcı ajan kullanmak, sabotaj düzenlemek, devrimci eylemleri yörüngesinde saptırmak gibi görevler yapmaktadır. Bunların amaçları, taktikleri, yukarıda birkaçının adını verdiğimiz CIA kökenli kitaplarda yazılıdır.

12 Mart sonrasında, kontrgerillalar tarafndan işkence edilen emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, dört bin beşyüz sayfayı bulan savunmasında bu belgeleri birer birer mahkemeye vermiştir. Bu savunma, Türkiye'deki CIA karargahlarını matematik kesinlikle ortaya koymaktadır.

Bunları neden anlatıyoruz? Nedeni şu: Yeniden başlayan bombalama olayları, sabotajlar, silahlı gençlik eylemlerinin arkasında, bir CIA kuruluşu olan kontrgerilla gölgesi düşmeye başlamıştır.
Devrimciliğin temel kurallarından biri de, CIA tarafından tezgahlanan oyunlara ve tuzaklara karşı uyanık olmayı gerektirir.
İşte belgeler, işte olaylar... Siz verin hükmünüzü..."

Değerli Uğur MUMCU'nun güvendiği ve CIA ya karşı uyanık olması gerektiğini söylediği, sözde devrimci teşkilat ve önderleri 28 Şubat sürecinde CIA nın birer piyonu olmaktan kaçamamışlardır.
Bu günlerde gelen sivil toplum kuruluş başkanlarının itiraflarında da görmekteyiz.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-02-2007, 17:45
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: 28 Şubat

Sevgili mhmmd,
* *Milliyetcilik adina, milletini dunya kamu oyunda gozden dusmesine sebep olacak eylemler,
* *Allah adina, gine kendi milletinin diger fertleri tarafindan assagilanmasina sebep olan eylemler'
* *Milleti millet yapan unsurlarin yavas yavas yok edilip, boluculugu destekleyen eylemler.
Hepsi de gunumuzde ulkemizin resmini cizmekte. Evet, CIA'nin isleri gibi gorunuyorsa da esas nedenin ekonomik oldugu kanaatindeyim. Ne CIA ne de baska bir organizasyon, ekonomik huzura kavusmus bir ulkede basarili olamaz. Bunlar, ancak yarali bir ulkede, les kargasi gibi, daha olmemisken baslar paralamaya avini.
* Bizlerin gorup de bir turlu anlatamadigimiz, uyanin diye yirtindigimizin nedenlerinden biri de budur.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28-02-2007, 18:32
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: 28 Şubat

28 Şubat;
27 mayıs'ın, 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün yanında demokrasiye müdahale
açısından çok daha düşük şiddette ama gerekçeleri çok daha fazla
bir harekettir. O günün tabiriyle demokrasiye yapılan balans ayarıdır.

Askeri müdahalelerin hiç birinin onaylanabilir tarafı olamaz. Ancak
sivillerin de askeri müdahaleye ortam sağlayacak cumhuriyet karşıtı,
demokrasi karşıtı eylem ve söylemlerin tehlikeli boyutlara ulaşmasını
engelleyebilmeleri gerekir.

Demokrasi sınırsız özgürlük demek değildir. Özgürlük, başkalarının
haklarına şantaj, tecavüz, tehditte hür olabilmek değildir. Milletin
meclisi, dokunulmazlık zırhına sığınarak milleti tehdit eder duruma
geldiğinde askerden önce tüm demokratik sivil toplum örgütleri ve
siyasi partiler bir araya gelmeli ve duruma çözüm üretilmelidir.
Çözüm üretilmiyorsa tüm uyarılara rağmen tehdit tırmanıyorsa,
çare askerden bekleniyorsa bunun da suçlusu asker değil sivillerdir.

Demokrasinin de kendini koruyacak gücü olmalıdır. Hiç bir demokratik
rejim karşıtı grup, parti, örgüt teokratik rejim kurma amacıyla demokrasiyi
bir araç gibi kullanıp sonunda yıkacak şekilde girişimlerde bulunamamalıdır.
Demokrasi tehdit edilir duruma geldiğinde otomatik olarak güvenliği
devreye girmelidir.
Bunu binalardaki, gemilerdeki yangın sprinkler sistemine benzetebiliriz.
Yangın çıkıp ta duman dedektörleri dumanı algıladığında alarmlar çalar
ve tavanlardaki söndürme sistemi devreye girer.

Demokrasinin gücü halk olmalıdır. Ama tehlike halinde halk nasıl devreye
girecektir? Devreye girme yöntemi ne şekilde olacaktır?
Ya halk da demokrasiye karşı tavır alırsa demokrasiyi kim koruyacaktır?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-03-2007, 19:09
vacsmt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vacsmt vacsmt isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 Feb 2006
Bulunduğu yer: ANKARA
Mesajlar: 341
Standart Re: 28 Şubat

28 Şubat müdahalesi ya da post-modern darbesi olumlu bir müdahaledir !!
O dönemde Refah-Yol iktidarından güç alan Şevki Yılmaz ,Hasan Hüseyin Ceylan
Şükrü Karatepe ,Bekir Yıldız ve isimleri şu anda aklıma gelmeyen bir çok Refahlı şahsiyet açıktan açığa şeriat çağrıları yapmakta; açıkça laik düzene ve Atatürk'e sövmekteydiler.Bunların kayda alınıp çeşitli illerimizin kahvehanelerinde gösterilen propaganda kasetleri
teker teker ortaya döküldükçe durumun ne kadar vahim olduğu da anlaşılmaktaydı.
28 şubat tüm bu densizlerin suratında şamar gibi patlamıştır.Ordu laik rejime olan
hassasiyetini yerinde ve zamanında göstermiştir.Bundan ötesi lafı güzahtır.
Yok 28 Şubat süreci mali krizi tetiklemiş yok aslında bu post-modern darbeyi yapanlar
ABD güdümünde imiş.....hepsi hikaye.Ben aslında TV karşısında kendinden geçip
BÇG 'e çete diyen Mümtazer Türköne gibilerin iddalarını ciddiye alanların akıl sağlığından
şüphe ederim.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-03-2007, 19:35
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart Re: 28 Şubat

Kimse kızmasın 28 Şubat'ı övdüm

BEN ki "28 Şubat süreci"nde aslanlar gibi mücadele etmişim...

Ben ki Çevik Bir imzalı ihbarlarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanmışım...

Ben ki tankların yürütüldüğü o karlı şubat gününde korkup tırsmamışım...
Ben ki tehditlere, ürkütmelere zerre kadar prim vermemişim...
Ben ki herkesin yumuşadığı o "tekinsiz" günlerde sertliğimden milim ödün vermemişim...

O halde...
Bugün için hiçbir etik kaygı duymadan...
Şöyle dört başı mamur bir "28 Şubat övgüsü" yapmak, bana helaldir.
Hem de anamın ak sütü gibi helaldir.
* * *
Hadi hep birlikte düşünelim:
28 Şubat olmasaydı...
Hálá "bir partiye mensup olmak" ile "bir dine mensup olmak" arasında vazgeçilmez bağlar kurmaya devam edilmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá "kamu önünde" başka, "dostlar arasında" başka konuşmayı şiar edinenlerin egemenliği sürmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá hesabını veremeyeceği cümleleri, hem de en üslupsuz bir şekilde kuran hatipler, gözbebeği olmaya devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá kafasındaki "din algısı"nı bütün bir topluma dayatma niyeti olanlar, bu niyetlerini gerçekleştirme iddialarını sürdürmeyecekler miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá her taşın arkasında "mason parmağı" ya da "Yahudi oyunu" arayanların egemenliği devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá o bıktırıcı "gizli ajandalar", "şifreli konuşmalar", "gözlerime bak ne dediğimi anlarsın oyunları" bütün hızıyla devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı...
Hálá oy hesabıyla koca toplumu "biz" ve "onlar" diye ikiye bölüp bunun üzerinden siyaset yapmak "cihat" olarak algılanmaya devam etmeyecek miydi?
Hiç kuşkunuz olmasın: Hepsi aynen devam edecekti...

* * *
Çünkü bizde ádettir:
Zorlamazsan, ürkütmezsen, imkánsızlaştırmazsan, çomak sokmazsan, tehlikenin ucunu göstermezsen...

Hiç kimse düşünsel bir hesaplaşma içine girmez.
Hiç kimse alışkanlıklarını değiştirmez.
Sadakatin kutsal, özeleştirinin ise ihanet sayıldığı bir kültürde, mutlaka biri çıkıp "Bölük dur!" diyecek ki, "Biz nerede yanlış yaptık" meselesi gündeme gelsin.
Aksi takdirde...

Devran sürüp gider.
Yani demem o ki:
Tamam... Fişlemeler, andıçlar, baskılar, zorlamalar, sisteme müdahaleler falan iyi olmamıştır.
Ama sen de zoru görmeden değişmeyi bir türlü beceremiyorsun ki birader!


Ahmet Hakan'ın 1 Mart 2007 tarihli köşe yazısı

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04-03-2007, 19:31
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 28 Şubat

vacsmt Diyor ki
Ben aslında TV karşısında kendinden geçip
BÇG 'e çete diyen Mümtazer Türköne gibilerin iddalarını ciddiye alanların akıl sağlığından
şüphe ederim.
Bu ne biçim lakırdıdır vacsmt. Ben TV karşısına oturup Mümtazer Türköne'yi dinledim, ciddiye aldım ve BÇG benim için de bir çetedir. Cunta çete demektir. Devlet yada ordu içinde birileri tarafından yasadışı olarak kurulan ve gerçekte çete üyeliğinden yargılanması gereken kişilerdir bunlar. Akıl sağlığımla ilgili laflarını ise aynen iade ederim. Seni de terbiye sınırlarında tartışmaya davet ederim. Birilerinin görüşlerine karşı olabilirsin, ama bu ülkede her karşı görüş sahibini vatan haini, alçak, kafadan sakat ilan etme kültürünü sürdürenler ister İslancı olsun, ister ırkçı, ister solcu, ister Kemalist benim için birdir ve demokrasi külütürüne değil, diktatörlükler ve darbeler değirmenine su taşırlar.

Ahmet Hakan'ın yazısına gelince. Eğer 28 Şubat karşısında İslamcı kesimin içine dönük bir özeleştiri sınırlarında kalmış olsaydı anlamlı bulurdum. Çünkü 28 Şubat'ın hedefi olan İslamcılar aslında kesinlikle bir demokratik kültür taşımıyor ve nerdeyse yapılması imkansız olan bir özeleştiri sürecini yaşamadan da böyle bir çağdaş anlayışa ulaşmaları imkansız görünüyor. Ancak A.Hakan'ın görüşlerini özetleyen şu cümle ve bunun türevleri benim açımdan son derece zorunlu ve düşünce geliştirme açısından son derece tahlikeli:

Ahmet Hakan Diyor ki
Çünkü bizde ádettir:
Zorlamazsan, ürkütmezsen, imkánsızlaştırmazsan, çomak sokmazsan, tehlikenin ucunu göstermezsen...

Hiç kimse düşünsel bir hesaplaşma içine girmez.
Hiç kimse alışkanlıklarını değiştirmez.
Sadakatin kutsal, özeleştirinin ise ihanet sayıldığı bir kültürde, mutlaka biri çıkıp "Bölük dur!" diyecek ki, "Biz nerede yanlış yaptık" meselesi gündeme gelsin.
Bu mantığın sorgulamasını yapalım. Burda sorun İslamcılara özel bir sorun değildir. Bu ülkede kültür bozuktur deniyor. Devlete yada tarikata, partiye, dine sadakat kutsaldır, özeleştiri ise ihanet sayılır. Buraya kadar katılırım. Peki çözüm nedir? Birilerinin "bölük dur" demesi! Bu mantık çeşitli biçimlerde şekillendirilebilir. Birkaç örnek vereyim:

Diyelim ki ben İslamcı'yım ve ülkenin kültürünün bu olduğunu anladım. Eee, ülkeyi şeriata götürmek için ne yapmam gerekiyor. Öyle konuşarak ederek bir yere varılmaz bizde. Zorlamam, ürkütmem, imkansızlaştırmam lazım. "Yahudi oyuncağı" rejime çomak sokmam lazımdır. Her tür şiddeti kullanmak bu durumda meşrudur, zaten dinimde de buna uygun bir sürü malzeme vardır.

Diyelim ki ben sosyalist ve devrimciyim. Ne yapmam lazım? Kitleleri aydınlatmak falan bizim kültürümüzde olmaz. Bunun için "zor"u kullanmam lazım. Kutsal sayılan devletin aslında o kadar kutsal birşey olmadığını göstermem lazım. Küçük ve etkili eylemlerle bunu yapabilirim ancak. Nitekim geçmişte "suni denge"yi bozmak için bunu deneyenler de oldu.

Diyelim ki ben bir Kemalist'im. Atatürk'ün yolunda giden ülkemde bazı hain emelleri olanlar var ve bunlar onlara sağlamış olduğumuz demokrasiyi kullanarak bizi laiklikten çıkartmak istiyorlar. Ama bunlara anlatarak, söyleyerek falan bu iş olmaz. Çünkü benim ülkemde zorlamazsan, ürkütmezsen, imkansızlaştırmazsan, çomak sokmazsan bir yere varılmıyor. İlle de bu hain emelleri olanlara tehlikenin ucunu göstermem lazım. Gidip "bölük dur" demem lazım.

Ahmet Hakan bir durum değerlendirmesi yapmakla kalmış olmuyor burda. Bize yol da gösteriyor. Eğer onun dediği gibi yaparsak, herkes bu ülkede "zorlamazsan, ürkütmezsen, tehlikenin ucunu göstermezsen birşey olmaz" diye düşünürse şiddetin kol gezdiği, kimsenin kendini güvende hissetmediği, yarınlarından korkan bir toplum ortaya çıkmaz mı? Çıkar. Aslında zaten ortadaki tablomuz da budur. Yüzyıldır bütün siyasi hayatımız Ahmet Hakan'ın ifade ettiği eksende yürümüştür zaten ve geldiğimiz yerde ortada bir şiddet toplumu vardır. İnsanlarımız en büyük siyasi sorunlardan en küçük kişisel sorunlarına kadar herşeyi şiddet kullanarak çözmeye alışmış durumda.

Ne güzel değil mi? Böyle bir ülke! Eh herkesin Ahmet Hakan'ın bu argümanlarını kabul ettiği bir toplumda neyi tartışabiliriz o halde. Şunu tartışabiliriz. Kimin şiddeti haklıdır yada doğrudur. İslamcı'nın şiddeti mi, Kemalist'in şiddeti mi, solcunun şiddeti mi, milliyetçinin şiddeti mi. Hepimiz kendi şiddetimizi savunalım. Diğerlerini vatan haini, alçak, akıl sağlığından şüphe edilecek kişiler olarak damgalayalım. Haydi herkes evine koşsun ve "diğerlerine", "hainlere", "bölücülere", "laiklik düşmaların", "ateistlere", "faşistler" artık kim onlar için düşmansa saldırmak için evde ne varsa alsın. Satır, nacak, silah, balta. Hadi savaşa.

Not: Ahmet Hakan'ın sözlerini biraz abartmış olabilirim. Ama düşünce biçimini biraz geliştirerek varacağımız yerin burası olduğu son derece açıktır.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-03-2007, 20:07
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 28 Şubat

Eğitim Lazım

Yıllardır duyarım bu lafı. Darbeciler darbeyi istemezler. Hep zorunlu oldukları için darbe yaparlar. Onlara göre de aslında darbeler iyi birşey değildir. Ama halkımız demokrasiden anlamaz, dinin, hurafenin, sapıkça düşüncelerin (sol) etkisinde kalır ve ülkeyi kaosa götürür. Diğer tarafta ise ülkemize her fırsatta saldırmak isteyen hain düşmanlarımız vardır ve bu durum bunların ekmeğine yağ sürer. İşte bu yüzden istenmese de ilkel, modern ve de hatta post-modern biçimlerinde darbeler yapma gereği hasıl olur.

Peki bu kadar kötü olan darbe denen şeyin bir daha yaşanmaması için ne yapmak gerekir? Yıllardır bir sürü darbe savunucusundan cevap olarak "eğitim" sözcüğünü duydum. Halkımız eğer eğitimli olsa bu sorun olmazdı, herkes bizim gibi çağdaş düşünebilse darbelere gerek kalmazdı. İşte bu yüzden her işin başı eğitimdi.

Peki gerçekte öyle mi? Yani devletin ve düzenin bekasına karşı eğilimler ve giderek devletin ve düzenin bekasına karşı açık savaş ilan edenler cahiller midir? Yada bir iki uyanık, eğitimli kişi cahil kitleleri ayaklandırıp devlete, düzene, laikliğe, şuna buna karşı harekete mi geçirmektedirler.

Tarihimizde iki darbe 12 Mart ve 12 Eylül solculara karşı, 27 Mayıs ve 28 Şubat sağcılara karşı yapıldı. 12 Mart ve 12 Eylül'de darbe yapanların eğitim ve bilinç düzeyi ile darbeye maruz kalanların eğitim ve bilinç düzeyini isterseniz kıyaslayın bir. Aslında benzer şeyler diğer iki darbe için de yapılabilir. Hiç de ortada ciddi bir eğitim sorunu falan yoktur. Her grubun da kendine göre aydınları, yazar çizerleri falan vardır. Anlayışlar farklıdır. Hatta her darbede fişlenen aydın yazar çizer takımı ile darbeci generalleri yan yana bile koyamazsınız.

Darbeciler ve darbelere maruz kalanlar arasında bu açıdan bir fark yok. Türkiye toplumu cahil bir toplum mudur peki? Eh, Avrupa ülkeleriyle kıyaslanırsa biraz öyle sayılabilir. Ama Ortadoğu ve İslam ülkeleriyle kıyasladığımızda dağ gibi bir fark ortaya çıkar. (İran hariç tutulabilir belki) Halkın tamamı okur yazardır. Eğitim oranı son yıllarda oldukça yükselmiştir. Gazete tüketimi, basılan makale sayısı, üniversite hayatı gibi açılardan da çok geri bir ülke değildir Türkiye. Peki niye darbecilerimiz "eğitim" meselesinden bu kadar yakınırlar.

Benim iddiam şudur ki, bahsedilen "eğitim" bizim anladığımız anlamda bir eğitim değildir. Bahsedilen "eğitim" ideolojik bir eğitimdir. Kendi anlayışlarının diğerlerine kabul ettirilmesi için yapılmış, özelleştirilmiş bir eğitimdir. Çünkü bir darbeci için kendi görüşü dışındaki kişilerin "beyinleri yıkanmıştır". ("kalpleri mühürlenmiştir"in başka bir versiyonu) "Beyinleri yıkanmış" kişilere ne yapsan nafiledir. İşte bu yüzden daha (ağaç) yaşken halkı "eğitmek" gerekir. Beyinleri yıkanmadan önce onlara gerekli "eğitim"i vermek gerekir.

İşte hep son cümleye konan bu sihirli sözükleri, "eğitim lazım, eğitim"i, artık böyle algılamaya başladım.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04-03-2007, 21:49
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 28 Şubat

Aslında 28 Şubat'ın alkışlanması bizde demokrasi kültürünün ne kadar zayıf oldugunun bir göstergesi. Demokrasinin gerçek anlamını bilmiyoruz ve bize verilenle yetinmeye çalışıyoruz. Verilen aslında kısıtlı oldugundan ve demokrasinin geregi, katılım ve tepki mekanizmaları bilinmediginden kendimize ters gelen bir anlayışın demokrasi dışı bir güç tarafından engellenmesini de demokratik bulabiliyoruz.

* * * *Kuruluştan bu yana Kemalizmin üç tane sacayagı var. Komünizm, kürtçülük ve şeriat . Degişik dönemlerde de bunlardan bir tanesine vurarak diger kesimlerle birlikte olmayı seçerek bir demokrasi güldürüsü sahneye konmaya çalışılıyor.

* * * *28 Şubata konu olan şeriat şayet bir tehlike idiyse buna engel olabilecek sivil mekanizmaların harekete geçirilmesi gerekiyordu, ama böyle bir mekanizmaya izin verilmiyordu ki. Gene % 25 lerle bir partinin iktidarı ancak nispi temsil ile engellenebilirdi. Ancak solu engellemek için % 10 baraj sistemi getirilmişti. Daha sonra ve şimdi de bu Kürt siyasetinin temsil edilmemesi için sürdürülüyor.

* * * *Gerçekte demokratik mekanizmaların işlemesi halinde hiç bir zaman karşılaşılmayacak olgular ortaya çıktıgı zaman da bunun ismi ince ayar oluyor ve alkışlanıyor.

* * * *Gözümüzün içine baka baka bizle oyun oynayıp, bizle alay ediyorlar. Ve yinelenen on yıllar içerisinde de insan hayatlarına mal olabilecek ayarlamalar yapıyorlar ve bize de bunlar arasında seçim yapmamızı dikte ettiriyorlar.

* * * *Yazık çok yazık. Demokrasinin ve hak aramanın verilen bir şey degil de kazanılan ve korunabilen bir olgu oldugunu kavradıgımız zaman Türkiye de her şey çok farklı olacak.


* * * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 05-03-2007, 01:01
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: 28 Şubat

Demokrasinin korunması ve yaşatılması konusunda hiçbir katkıda bulunmayan
faşistler, şeriatçiler, komünistler, liberaller, 2. cumhuriyetçiler ve blimum
anti-demokratlar demokrasi rafa kaldırıldığında koro halinde hep beraber
yaygarayı basarlar.
Ortalık süt limanken hepsi ayrı koldan demokrasiye saldırır, pençeleriyle
yaralar. Gücü yüksek olan, kendine güveni gelen ve düşüncesi egemen
olduğunda kesinlikle demokratik davranmayacak olanlar artık açıktan açığa
demokrasiye kafa tutmaya başlar. Demokrasinin bir araç olduğunu, şeriatin
kanlı da kansız da olsa ergeç geleceğini konuşmaya dahi cüretlenirler.
Diğerleri de bunlara ya susarak ya da ifade özgürlüğü diyerek destek verir.
Kendilerince kritik sınır belirleyen ordu mensupları da anayasanın verdiği
yetkiyle ya dolaylı olarak ya da direk, demokrasiyi tehdit edenlere karşı
demokrasiye müdahalede bulunur.

Demokrasiye karşı suçlu, müdahale eden "ordu" olarak belirlenir.
Bu haksız bir yargıdır. Yargılayanların bunu demokrasi adına yapmaları ise
demokrasiyle dalga geçmektir.
Siz demokrasi olsanız, size sağdan soldan sürekli saldırsalar ve saldırganlar
içinde en tehlikelisi, sizi yıktıktan sonra bir daha size asla yer vermeyecek
özellikler taşısa ve artık size açıktan açığa saldırılar düzenlese, feryatlarınıza
diğer grupların hiç birinden bir yardım eli uzanmasa, takatiniz kesilirken ordu
müdahale etse, siz suçlu olarak orduyu mu görürdünüz?

Ayrıca Kemalizmin egemen olduğunu sananlar yanılır. Eski terörist şimdi
gazeteci Hüseyin Üzmez'in dediği gibi;
"Kemalizm'in 6 okundan 5'i kırıldı. Bir laiklik kaldı, onun da sonu yakın."
Aslında laiklik de kalmadı, gitti gidiyor.

Şimdi önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim var. Her ikisinin de
neticesi şimdiden bellidir. Cunhurbaşkanlığı koltuğuna bir AKP'li oturacaktır.
Genel seçimden sonra da AKP iktidarda kalacaktır.
Ondan sonraki 3 yıl içinde Türkiye'de olacak değişiklikler, artık istense de
ordunun müdahale edemeyeceği şartları oluşturabilir.
"Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı" diyen solcularımızda, (Marksın
"feodaliteye karşı burjuva ile işbirliği yapılabilir" teorisinin tersine) feodalite
yanlılarıyla işbirliği yapıp (İran İslam devriminde yenilen kazıktan ders almadan)
demokrasiye hançeri saplamış olurlar.

Evet. Bir önceki yazımda sormuştum. "Demokrasiyi kim koruyacak?
Demokrasiye sahip çıkması gereken halk ve sivil toplum kuruluşları da
demokrasiye karşı hale geldiyse demokrasinin savunucusu kim olacaktır?
Cevap içinde ordu olmasın lütfen...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
başörtüsü, chp zihniyeti, din, laiklik, türban


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:22 .