Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-06-2015, 22:47
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.551
Standart Türkçülük nedir?

Sevgili arkadaşlar,

Bir Türkçülük söylemidir gidiyor. Kökeni nedir, Osmanlı'dan Türkiye'ye nasıl bir süreç katetmiştir, Atatürk Türkçü müydü? Türkçüler Atatürk'ü başbuğ olarak görmekte haklılar mı?
Ayrıntıya girmeden ana hatlarıyla tarihe göz atalım istedim.

--/--

Öncelikle, Osmanlı'da Türkçülük, 1890'lı yıllara kadar önemsenmemiş. Türkçülüğü/Turancılığı bir Fransız tarihçi olan Léon Cahun'ün "Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar (1896)" adlı eserinin Necip Asım Bey tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1899) ile öğreniyorlar.

Kaynak

Türkiye'de Orta Asya'daki Türk halkları 16. yüzyılda Sokullu Mehmed Paşa'nın Don-Volga nehirlerini birleştirme projesiyle gündeme geldi. Proje o dönemde gerçekleşmiş olsaydı Don ve Volga ırmakları bir kanalla birleştirilerek Osmanlı Devleti'ne Hazar Denizi'nin yolu açılacaktı. Böylece Osmanlı Asya'da bulunan diğer Türklerle irtibata geçebilecekti.

Türkiye'de Dış Türkler'e yönelik asıl ilgi 1890'larda başladı. Fransız tarihçi Léon Cahun'ün Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar (1896) adlı eserinin Necip Asım Bey tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1899), Türkçü hareketin dönüm noktalarından biri idi. Daha önce Türkçede özel bir anlam taşımayan Turan kavramı Cahun'ün eseri sayesinde yaygınlık kazandı.

1904'te Yusuf Akçura'nın, Osmanlıcılık ve islamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan Üç Tarz-ı Siyaset adlı etkili kitapçığı yayımlandı. 1908'de "Türk diye anılan bütün kavimlerin geçmişteki ve günümüzdeki durum, etkinlik ve eserlerini öğrenmek ve öğretmek" amacıyla İstanbul'da Türk Derneği kuruldu. Derneğin kurucuları Yusuf Akçura, Necip Asım (Yazıksız), Veled Çelebi (İzbudak), Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Agop Boyacıyan idi.
Aynı kaynaktan:
Cumhuriyet döneminde Türkçülük
1920'ler
Milli Mücadele'de İttihat ve Terakki'nin Türkçü ve Turancı kadroları önemli bir rol oynadığı halde, TBMM hükümeti 1920'den itibaren Turancı akıma karşı kesin bir tavır aldı. Bunda Eylül 1920'de Sovyet rejimi ile Ankara arasında kurulan diplomatik yakınlığın etkisi vardı.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923'te Ankara'da Matbuat Müdürlüğü tarafından yayımlanan Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Turancılığı "uzak mefkûre" ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getiriyordu. Gökalp bu eserinin basımından iki ay sonra Mustafa Kemal tarafından milletvekili adayı gösterildi.

Mehmet Emin Yurdakul Turana Doğru adlı şiir kitabının yeni baskısında bazı şiirlerini değiştirerek Turan sözcüğünün yerine vatan sözcüğünü getirdi. Ahmet Ağaoğlu, Halide Edip ve Yusuf Akçura, 1922 ve 1923'te çeşitli vesilelerle Turancılıktan vaz geçtiklerini deklare ettiler.
Peki, Türk Milliyetçiliğinin öncüsü olarak bilinen Ziya Gökalp kimdir? Kürt-Zaza asıllı, sonradan aslını inkar eden, ve esasında aslının önemsiz olduğunu, milliyetçiliğin eğitime dayalı bir unsur olduğunu söyleyen kişidir.
Kaynak

Ziya Gökalp 23 Mart 1876'da Diyarbakır'da dünyaya geldi. Babası, aslen Çermikli Zaza-Kürt olan Vilayet Evrak Memuru Mehmet Tevfik Efendi (1851–1890), annesi Zeliha Hanım'dır (1856–1923). 16. yüzyıla kadar Araplar ve Farslar egemenliğinde olan Diyarbakır sonradan Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların millî çekişmeleri ile şekillenmiştir. Bu kültürel ortamın onun millî benliğine etki ettiği öne sürülmüştür. Sonraları, siyasi düşmanları onun Kürt kökenli olduğunu öne sürdüğünde, Gökalp, babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu ama aslında bunun önemsiz olduğunu belirtmiştir. "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır" demiştir. Bazı tarihçiler buna rağmen onu Kürt asıllı olarak tanımlamışlardır.
Türkçülük, Turancılık bir Alman projesi miydi?
Macaristan'da Turancılık:
Kaynak

Turán lakaplı Macar tankı (Kubinka Tank Müzesi, Moskova)
Orta Asya kökenli bir ulus olan Macarlar'da Orta Asya'daki akraba uluslara yönelik ilgi 1890'larda büyük bir hızla gelişti. 1910 yılında aristokrat kökenli aşırı sağcı siyasetçi ve tarihçi Kont Pál Teleki önderliğinde Budapeşte'de Turan Cemiyeti (Turáni Társaság) kuruldu. Birçok ünlü toplumsal şahsiyeti, bilim adamlarını ve ulusçu şairleri kapsayan cemiyetin amacı "Avrupa'dan Asya'ya, Dévény'den Tokyo'ya kadar Turan'ı aramak," "kardeş uluslar arasında,Macarların yönetiminde birliği sağlamak ve Turancı birlik bilincini yaygınlaştırmak" idi.[7] "Turancılığın, yani Macar olmanın birinci ödevi (...) Turan ülküsünü öğrenmek ve bunu yaymak" idi.[8] Macar Turan Cemiyeti 1913'ten itibaren Turán adlı bir dergi yayımladı. 1920'de dokuz Turancı cemiyet ve birliğin katılımıyla Macaristan Turan Federasyonu (Magyarország Turáni Szövetség) kuruldu.

Macaristan'daki Turancı hareketin Türkiye ile neredeyse aynı günlerde örgütlenmesi, Turancı fikirlerin etkinliği kadar, belki Alman İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı arefesinde Rusya'ya yönelik politikalarıyla da ilgilidir.

Nitekim Macar Turan Cemiyeti'nin lideri Kont Pál Teleki II. Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanyası'nın desteğiyle Macaristan başbakanı olacaktır (1941). Kafkasya kahramanı Nuri Paşa da uzun yıllar Almanya'da yaşadıktan sonra 1938'de Türkiye'ye dönerek Hitler Almanyası'nın desteğiyle bir silah fabrikası kurdu; 1941'de Almanya'nın Ankara büyükelçisi Franz von Papen aracılığıyla Türkiye'deki Turancı harekete gizli destek sağladı. Nuri Paşa'nın Alman Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye işlerinden sorumlu müsteşarı Ernst Woermann aracılığıyla aktardığı görüşler, Almanya'da Turancılık Masası'nın ve SS Doğu Türkistan Alayı'nın kurulmasında rol oynadı.
Tekrar, Türkçülük, Turancılık bir Alman projesi miydi?
Enver Paşa'nın Turancılığı:
Kaynak
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucu ve önderleri arasında bulunmuş, 1913'te Bâb-ı Âli Baskını adı verilen askeri darbeyle cemiyetin iktidara gelmesini sağlamış, 1914'te Almanya ile askeri ittifaka önayak olarak Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesine öncülük etmiş, savaş yıllarında "Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili" sıfatıyla askeri politikayı yönetmiştir.
I. Dünya Savaşı'nın yenilgi ile sonuçlanması üzerine, Almanya ve Rusya'da Türk halklarının bir araya getirilmesi amaçlı pek çok mücadelede bulunmuş, Sovyet hükûmetinin desteğini kaybettikten sonra Orta Asya'daki Türk halklarını ayaklandırmak amacıyla gittiği Türkistan'da Bolşeviklere karşı yaptığı bir çatışma sırasında ölmüştür.
Kaynak
Sarıkamış Harekatı
Enver Paşa, ülke 1. Dünya Savaşı'nda girdikten sonra Harbiye Nazırı olarak askeri harekâtın yönetimini eline aldı. 3. Ordu'nun Doğu Cephesi'nde Rus kuvvetlerine karşı giriştiği Sarıkamış Kış Harekâtı'nın komutanlığını üstlendi. Ocak 1915'te gerçekleşen harekâtta Türk birlikleri tam bir bozguna uğradı. Enver Paşa, ordunun komutasını Hakkı Hafız Paşa'ya bırakıp İstanbul'a döndü ve savaş boyunca başka hiçbir cephede komutanlık üstlenmedi.
Türkiye'de Türkçüğün 1950 sonrası ABD'nin SSCB'ye karşı yeşil kuşak görevinde kullanmak üzere dirilttiği ABD projesi miydi?
Kaynak
1944 Tevkifatı

Ana madde: Irkçılık-Turancılık davası
Nazi Almanyası'nın yenilmeye yüz tutması ve Türkiye'nin İngiltere-ABD ittifakına yaklaşmasıyla Türk basınında Turancılara yönelik sert eleştiriler boy gösterdi. Faris Erkman 1943'te yayımlanan En Büyük Tehlike adlı kitabında "Pan-Türkist, Turancı, ırkçı kuklalara" saldırarak, onları yabancı devletlerin hizmetinde olmakla suçladı.
İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ı Ocak 1944'te emekliye sevkettikten sonra, 3 Mayıs 1944'te İstanbul ve Ankara'da Türkçü gençlerin düzenlediği Komünizmi Telin mitingleri yapıldı. 9 Mayıs 1944'te Şükrü Saraçoğlu hükümeti, aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu ve Alparslan Türkeş'in de bulunduğu 30 kadar Türkçü-Turancı'yı tutukladı. Bir yıla yakın tutuklu kalan sanıklar, daha sonra, kendilerinin tabutluklara yerleştirilip işkence yapıldığını ileri sürdüler. 29 Mart 1945'te Türkçülük davası sanıklarından onu ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak aynı yılın Ekim ayında Askerî Yargıtay mahkûmiyet kararlarını esastan bozdu.

1945 sonrası
1950'li yıllarda Demokrat Parti ve daha sonra da Mareşal Fevzi Çakmak'ın kurduğu Millet Partisi içinde yer alan ve bağımsız örgütlü bir yapı göstermeyen Turancı hareket, o yıllarda siyasete egemen olan anti-komünizm düşüncesinin sağladığı zırha bürünerek görüşlerini savundu. Şubat 1969'da isim değiştirerek Milliyetçi Hareket Partisi olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, eski Turancılardan birçoğunu bünyesinde topladı.
Alparslan Türkeşin ABD ile teması:
1944'te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar 'la birlikte "Irkçılık-Turancılık" davasından yargılandı ve 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945 yılında Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edildi ve 1947'de beraat etti.
Orduya tekrar döndü. 1955'de Harp Akademisi'ni (94.sınıf, Sıra No. 39) bitirdi. Daha sonra ABD'ye gönderildi ve burada Amerikan Harp Akademisi'ni ve piyade okulunu bitirdi. 1955-1957 yılları arasında Washington'da NATO Daimi Komitesi'nde Türk genelkurmayı temsil heyetinde görev yaptı. Aynı sırada uluslararası ekonomi eğitimi gördü. 1959'da Almanya'da Atom ve Nükleer Okulu'na gönderildi ve buradaki eğitiminden sonra albaylığa yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO şube müdürü olarak atandı.
Peki Atatürk, İnönü, CHP Türkçülüğe nasıl bakıyordu?
Kaynak

Cumhuriyet döneminde Türkçülük
1920'ler
Milli Mücadele'de İttihat ve Terakki'nin Türkçü ve Turancı kadroları önemli bir rol oynadığı halde, TBMM hükümeti 1920'den itibaren Turancı akıma karşı kesin bir tavır aldı. Bunda Eylül 1920'de Sovyet rejimi ile Ankara arasında kurulan diplomatik yakınlığın etkisi vardı.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923'te Ankara'da Matbuat Müdürlüğü tarafından yayımlanan Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Turancılığı "uzak mefkûre" ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getiriyordu. Gökalp bu eserinin basımından iki ay sonra Mustafa Kemal tarafından milletvekili adayı gösterildi.

Mehmet Emin Yurdakul Turana Doğru adlı şiir kitabının yeni baskısında bazı şiirlerini değiştirerek Turan sözcüğünün yerine vatan sözcüğünü getirdi. Ahmet Ağaoğlu, Halide Edip ve Yusuf Akçura, 1922 ve 1923'te çeşitli vesilelerle Turancılıktan vaz geçtiklerini deklare ettiler.

1930'lar ve Türkçülük'ün yeniden canlanması
Cumhuriyet döneminde Turancılığı üstü kapalı bir biçimde de olsa savunan ilk eser, Reşit Saffet Atabinen'in 1930'da yayımlanan Türklük ve Türkçülük İzleri adlı kitabıydı. Kitap, Türk Ocağı örgütü içinde hızlanan bir tartışma ortamında yayımlanmıştı. 1931'de Türk Ocakları Atatürk'ün emriyle kapatıldı.

[...]

1930'larda yeniden güçlenen Türkçü-Turancı düşüncenin en radikal sözcüsü Hüseyin Nihal Atsız idi. Atsız 1931-1932'de Atsız Mecmuayı, 1933-1934 ve 1943-1944'te de Orhun: Aylık Türkçü Mecmua'yı yayımladı. 1939'da Bozkurt dergisini çıkaran Reha Oğuz Türkkan ile 1943'te Samsun'da Kopuz adlı Türkçü dergiyi başlatan Fethi Tevetoğlu bu dönemin diğer Turancı fikir önderleri arasında bulunuyordu. 1941-1944 yıllarında Orhan Seyfi Orhon Çınaraltı adlı Türkçü dergiyi yönetti. Bu dergide yazan emekli general Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, "Her Türkçü Turancıdır, her Turancı Türkçüdür" diyordu.

1944 Tevkifatı
Ana madde: Irkçılık-Turancılık davası
Nazi Almanyası'nın yenilmeye yüz tutması ve Türkiye'nin İngiltere-ABD ittifakına yaklaşmasıyla Türk basınında Turancılara yönelik sert eleştiriler boy gösterdi. Faris Erkman 1943'te yayımlanan En Büyük Tehlike adlı kitabında "Pan-Türkist, Turancı, ırkçı kuklalara" saldırarak, onları yabancı devletlerin hizmetinde olmakla suçladı.
İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ı Ocak 1944'te emekliye sevkettikten sonra, 3 Mayıs 1944'te İstanbul ve Ankara'da Türkçü gençlerin düzenlediği Komünizmi Telin mitingleri yapıldı. 9 Mayıs 1944'te Şükrü Saraçoğlu hükümeti, aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu ve Alparslan Türkeş'in de bulunduğu 30 kadar Türkçü-Turancı'yı tutukladı. Bir yıla yakın tutuklu kalan sanıklar, daha sonra, kendilerinin tabutluklara yerleştirilip işkence yapıldığını ileri sürdüler. 29 Mart 1945'te Türkçülük davası sanıklarından onu ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak aynı yılın Ekim ayında Askerî Yargıtay mahkûmiyet kararlarını esastan bozdu.
--/--

Sonuç:
600 küsur yıldır hatırlamadıkları Türklüklerini Fransız tarihçiden öğrenen, Almanların Rusya üzerindeki planları gereği Rusya içinde ve çevresindeki Türk coğrafyalarında oluşturulan/desteklenen, Almanların sahneden çekilmesinden sonrasında Rusya hakkında planları olan ABD tarafından desteklenen/kullanılan, Türkiye'deki felsefesi bir Zaza-Kürt tarafından oluşturulan şişirme bir kavram gibi duruyor.

Bilinenin aksine, Cumhuriyetin başlangıcında Turancılık yönüyle değil, Türkiye milliyetçiliği oluşturma adına desteklenmiş olmakla birlikte, Turancı fikirlerin cezalandırıldığı, Turancıların hapsedilip sürüldüğü görülüyor. Yani Türkçülerin biz "Koyu Kemalistiz (size diyorum küçük mankurt )" demeleri pek yerinde değil gibi.

--/--

Hızlıca, ayrıntıya girmeden toparladığım alıntılar bunlar. Medeniyet + karşılıklı saygı içinde değerli katkılarınızı bekliyorum.

Sevgiler

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-06-2015, 14:32
Lep Lep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Dec 2014
Mesajlar: 212
Standart

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili arkadaşlar,

Bir Türkçülük söylemidir gidiyor. Kökeni nedir, Osmanlı'dan Türkiye'ye nasıl bir süreç katetmiştir, Atatürk Türkçü müydü? Türkçüler Atatürk'ü başbuğ olarak görmekte haklılar mı?
Ayrıntıya girmeden ana hatlarıyla tarihe göz atalım istedim.

--/--

Öncelikle, Osmanlı'da Türkçülük, 1890'lı yıllara kadar önemsenmemiş. Türkçülüğü/Turancılığı bir Fransız tarihçi olan Léon Cahun'ün "Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar (1896)" adlı eserinin Necip Asım Bey tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1899) ile öğreniyorlar.



Aynı kaynaktan:


Peki, Türk Milliyetçiliğinin öncüsü olarak bilinen Ziya Gökalp kimdir? Kürt-Zaza asıllı, sonradan aslını inkar eden, ve esasında aslının önemsiz olduğunu, milliyetçiliğin eğitime dayalı bir unsur olduğunu söyleyen kişidir.


Türkçülük, Turancılık bir Alman projesi miydi?
Macaristan'da Turancılık:


Tekrar, Türkçülük, Turancılık bir Alman projesi miydi?
Enver Paşa'nın Turancılığı:



Türkiye'de Türkçüğün 1950 sonrası ABD'nin SSCB'ye karşı yeşil kuşak görevinde kullanmak üzere dirilttiği ABD projesi miydi?


Alparslan Türkeşin ABD ile teması:


Peki Atatürk, İnönü, CHP Türkçülüğe nasıl bakıyordu?


--/--

Sonuç:
600 küsur yıldır hatırlamadıkları Türklüklerini Fransız tarihçiden öğrenen, Almanların Rusya üzerindeki planları gereği Rusya içinde ve çevresindeki Türk coğrafyalarında oluşturulan/desteklenen, Almanların sahneden çekilmesinden sonrasında Rusya hakkında planları olan ABD tarafından desteklenen/kullanılan, Türkiye'deki felsefesi bir Zaza-Kürt tarafından oluşturulan şişirme bir kavram gibi duruyor.

Bilinenin aksine, Cumhuriyetin başlangıcında Turancılık yönüyle değil, Türkiye milliyetçiliği oluşturma adına desteklenmiş olmakla birlikte, Turancı fikirlerin cezalandırıldığı, Turancıların hapsedilip sürüldüğü görülüyor. Yani Türkçülerin biz "Koyu Kemalistiz (size diyorum küçük mankurt )" demeleri pek yerinde değil gibi.

--/--

Hızlıca, ayrıntıya girmeden toparladığım alıntılar bunlar. Medeniyet + karşılıklı saygı içinde değerli katkılarınızı bekliyorum.

Sevgiler
Ellerine sağlık. Ķürtçülük üzerine de bir yazı kaleme alırsan faydalı olur.Türk kökenli değilim. Çevrem de kürt Çerkes Ermeni arkadaşlarım çok oldu. Kendi ırkçılıklarını demokrat kimliklerin arkasında yapanlara da çok tanık oldum belki bu da bir projedir. Alenen ya da gizli ırkçılık geri Zekalılık belirtisi. Ailemle de bir tane var. Bilinçlendirmek lazım
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-06-2015, 03:03
kut kut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Feb 2014
Mesajlar: 444
Standart

Ben Türkçülüğün bu denli ayrıntılı olarak tarihini çok fazla incelemedim açıkçası çünkü gerek yok. Benim bildiğime göre (şu anda kaynaklara bakarak ayrıntılı yazamayacağım, aklımda kalanlarıyla özet geçeceğim) "bu hareket", ilkin Tataristan'da Rus Çarlığının işgal ve istilasına karşı, anti-emperyalist, yurtsever bir hareket olarak doğuyor. Kısa sürede tüm diğer Türkî ve Türkî olmayan (Ural kökenli vb.) halklara da sirayet ediyor. Ruslar, bakıyorlar ki pabuç pahalı, bu yurtsever hareketleri itibarsızlaştırabilmek için; "Bunlar Türkist, bunlar Pan-Türkist" diyerek nice önderi kurşuna diziyorlar. Yani aslında Türkist/Türkçü adı, Ruslarca uydurulmuş ve bu anti-emperyalist hareketleri karalamak amacıyla türetilmiş bir sözcük, ama zaman içinde alışkanlıktan biz de kullanır olmuşuz. Yoksa Rus işgaline direnen ilk yurtseverlerin "Biz Türkçüyüz" gibi bir iddiaları yoktu, onlar sadece yurtlarını savunan yurtseverlerdi. Yani aslında Türkçü adını kullanmamak gerek...

Tabii zaman içinde işe başka güçler de dahil oldu. Evet, Almanlar Ruslara karşı Türkî halkları ve hatta daha da geniş olarak tüm Turan halklarını (Macarlar, Finliler, Estonyalılar, Moğollar vb.) kullanmak istediler, zaten tarihteki ilk Turancılar da Macarlardır. Daha sonra Türkiye'de de bu anti-emperyalist ve yurtsever hareketi biraz İslamcılık ile sulandırarak Türk-İslamcılık'ı türettiler ki buna Ülkücülük deniyor. Ülkücülüğün biraz daha fazla İslamlısı da türedi Alperenlik (Büyük Birlik Partisi). İslamcılar da aynı merkezlerin bir tasarısıdır zaten.

Bu tür hareketleri bir yandan İslamize ettiler, bir yandan da "sol" hareketleri Türk kimliğinden arındırdılar, yani Türk kimlikli bir yurtseverliğin olmaması istendi. Türklük eğilimi olan gençleri İslamcılığa ve Türk-İslamcılık'a, sol eğilimli gençleri ise Türklüksüz "sol"a yönelttiler. Oysa Mirseyit Sultangaliyev gibi örnekler var önümüzde. Bu adama da Ruslar "Türkçü" yaftasını yapıştırıp kurşuna dizdiler örneğin. Adam gayet sol idi.

Benim için ne Hüseyin Nihal Atsız'ın, ne Ziya Gökalp'in ne de Yusuf Akçura'nın hiçbir önemi yoktur. Bence Türkçülük dil ve kültür merkezli olmalıdır, işe siyaset bulaştırmaya gerek yoktur. İlle de bir isim isterseniz İsmail Gaspıralı derim, başka da isim aramam.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-06-2015, 23:12
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili arkadaşlar,

Bir Türkçülük söylemidir gidiyor. Kökeni nedir, Osmanlı'dan Türkiye'ye nasıl bir süreç katetmiştir, Atatürk Türkçü müydü? Türkçüler Atatürk'ü başbuğ olarak görmekte haklılar mı?

Ayrıntıya girmeden ana hatlarıyla tarihe göz atalım istedim.

--/--

Öncelikle, Osmanlı'da Türkçülük, 1890'lı yıllara kadar önemsenmemiş. Türkçülüğü/Turancılığı bir Fransız tarihçi olan Léon Cahun'ün "Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar (1896)" adlı eserinin Necip Asım Bey tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1899) ile öğreniyorlar.



Aynı kaynaktan:


Peki, Türk Milliyetçiliğinin öncüsü olarak bilinen Ziya Gökalp kimdir? Kürt-Zaza asıllı, sonradan aslını inkar eden, ve esasında aslının önemsiz olduğunu, milliyetçiliğin eğitime dayalı bir unsur olduğunu söyleyen kişidir.

...

Sevgiler
Türkçülükten önce, ülkemize neden "Türkiye Cumhuriyeti" adı verildiğini ve ne anlama geldiğini kolaylıkla şuradan anlayabiliriz:

Öncelikle Fransız tarihçi olan Léon Cahun'ün "Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar (1896)" adlı eserinde söylediği ve ondan çok önceleri Osmanlı İmparatorluğu'na "Osmanlı Türkiyesi" denildiğini gözönüne alırsak,



haritasından görüldüğü üzere, Osmanlı Türkiyesi "ANOTOLIA" ile gösterilen yerdi (ki burası Osmanlı'nın kalbi idi) ve bu harita 1800'deki Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmadan önceki halini gösterdiğine göre, Matematik derslerindeki "Kümeler" konusundaki kümelerin "Venn Şeması" ile gösterimini hatırlarsanız,
1789 Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan "Milliyetçilik" ve "Cumhuriyetçilik" akımlarının etkisiyle 1800-1914 tarihleri arasında Osmanlı'nın elinden çıkan toprakları yukarıdaki haritadan silerseniz ya da ayırırsanız (ki bu topraklara Osmanlı Türkiyesi denilmiyordu; Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı eyaletler gözüyle bakılıyordu), geriye bir tek "ANOTOLIA" ile gösterilen yer kalır ki, işte buraya "Türkiye Cumhuriyeti" denilmiştir (Bkz. "Etimoloji").

Bu çok net tanım öyle birilerinin Fransız Devrimi ile ortaya attığı ütopik çıkarım değil; tastamam kendiliğinden oluşan bir tanımdır.

Evet, sizin Türkçülükten, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nden anladığınız ne idi?

Yani I. Dünya Paylaşım Savaşı'ndan sonra elimizde kalan toprağa ne diyecektik:

1.
Anadolu mu?
2. Yeni Osmanlı İmparatorluğu mu?

Etnik milliyetçiler buyursun!

Siz kafayı bozmuşsunuz kardeşim. Siz, bütün bir millete etnik milletçiliğe indirgediğiniz "Türklük" cenderesine sokmak istiyorsunuz.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti bu ülkenin doğal adıdır ve bir Osmanlı bakiyesidir. Biz, meseleye böyle bakıyoruz; AB-D'nin dayatmasına değil!

Konu upuaut tarafından (20-06-2015 Saat 23:20 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24-06-2015, 07:20
Boolean Boolean isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2015
Mesajlar: 1.556
Standart

Türkler söyleyince çok heybetli bir kelime gibi geliyor;

"Beeeen Türkçüyüüüm" Güüüç bende artııııık!

Fakat dünya genel olarak düşünüldüğünde, Çinlicilik, Dominiklicilik, Japonculuk gibi bir çağrışım yapıyor bence.

Veya Kürtlere karşı söyleyince "bu Kürtçü" şeklinde insanların içinde değişik hisler uyanıyor.

Türkiye'de Kürt değil de, Macarlar olsaydı. "Bu Macarcı dikkat." şeklinde olacaktı durum.

Gizli Macarcı seniiiii! Haiiiiin! şeklinde.

Türkiye'de çeşitli ırklardan, kültürlerden, soylardan insanlar yaşıyor. Bunların kendisilerini ideolojiye benzer düşüncelerle tanımlamaları ancak ülkede kargaşaya sebep olur diye düşünmekteyim.

Sn upuaut'un dediği gibi, tarihte o coğrafyada Türkler güçlü ve başta oldukları için, yabancılar çok eskilerden beri Türkiye yani Türk toprakları demişler. Ülke kurulurken de onu seçmişler. Bu böyle olmuş. Sonuçta isminiz sizi diğerleri nasıl çağırıyorsa odur.

Ben kendime Hüsnü desem fakat beni Tonguç diye çağırsalar bir kıymeti var mı? Yok.

Fakat buradan "Türkiye Türklere aittir" gibi bir çıkarım da yapmıyorum.

Mesela Japonlar, Toruko diyor. Koreliler Toki diyorlar. Bunları değiştiremeyiz artık.

(Şüpheci Dinsiz öyle bir şey söylemedi zaten. Sanki ona cevap niteliğinde söylüyormuşum gibi anlaşılmasın bunları. Fikren ekleme.)

Mesela "Turkey Hindi anlamına geliyor", "bunu değiştireceğiz, yabancılara Türkiye dedirteceğiz" dediler becerebildiler mi? Beceremezler.

Toki (Türkiye) Korece'de Tavşan demek aynı zamanda. Hangi birini değiştircekler yani?

Kompleksten kaynaklanan uğraşlar bunlar.

Bu Türklük Kürtlük meselesi de şahsıma anormal gelen bir durumdur.

Yabancı arkadaşlarla buluştuğumuzda, "vayyyy sen Türksün, siz zaten üstün bir milletsiniz." gibi bir laf hiç işitmedim.

İşitsem duygularım kabarır mıydı?

"Madem üstünüz bira ısmarla lan" derdim.

Ayıp açıkçası bu zaten.

Sonuçta İnsan Hakları Bildirgesi yazılmış. Kimse gidin Türkiye'dekilere yeni bir çözüm bulun demiyor. Adamlar bulmuşlar zaten. İnsan hakları. Onu temel alan bir anayasa işte.

Sonra Modernist vatandaşlar. Kimlerse onlar. Hepsi birlik olup, ülkenin gericilikten kurtulması için mücadele verirler. B*ka batmış olan ülkeyi el birliğiyle çıkarmaya çalışırlar.

Benim karşıtım ilerici Kürt değil ki; Şeriatçı, gerici olan Kürt ve Türk ve kimse artık...

Bak şimdi saldırırlar yine "sen şu bu düşmanısın" diye.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 24-06-2015, 07:50
Boolean Boolean isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2015
Mesajlar: 1.556
Standart

Etnik milliyetçiler buyursun!

Siz kafayı bozmuşsunuz kardeşim. Siz, bütün bir millete etnik milletçiliğe indirgediğiniz "Türklük" cenderesine sokmak istiyorsunuz.
Sn. Utaput sinirlenmemenizi umarak.

Bence bu "Türklük" cenderesi sayılmaz. Etnik milliyetçiliğe karşı olmak, etnisitenin var olmadığı anlamına gelmez.

Ne yapmak lazım?

Etnisiteyi bireysel olarak algılayıp, ülkede ise vatandaşı öne çıkarmak lazım bence.

Herhangi bir milliyetçiliğe gerek olmadığı düşüncesindeyim yani. Vatanseverlik yeterli. Bunların hepsini bırakalım bir kenara, yerine ülke sevgisi aşılayalım. (Bence)



Amerika'da Japon, Hintli, Çinli generaller nasıl varsa. Türkiye'de de bir Kürt general ülkesi için savaşcak kadar ülkesine bağlılık hissetmeli.

Bizde de olur bu.

Fakat bunun için Türkçülük, Kürtçülük türü anlayışların ortadan kalkıp yerine vatanseverlik anlayışının getirilmesi lazım.

İkinci Dünya Savaşından sonra bunun olması lazımmış, ama olmamış.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 24-06-2015, 12:10
Olimpiyat Olimpiyat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2011
Bulunduğu yer: İstanbul-İzmir hattı :)
Mesajlar: 1.474
Standart

Sanırım herkesi Türk saymak, cumhuriyetin en büyük hatası idi. Çok da işe yaramadı. Hatırlıyorum da, ilkokulda karda yağmurda çamurda, Türküm doğruyum çalışkanımı az mı okuduk.


Ama ben Zazayım mesela. Ben de hiçbir değişiklik yaratmadı.


Aslında vatandaşlık ortak payda olmalıydı. Kendimi övmek için demiyorum ama yıllarca Matematik olimpiyatlarına öğrenci hazırladım. Matematik haricinde ekonomi ve bilgisayar mühendisliği alanlarında lisansüstü eğitim yaptım.Sırf topluma ekstra faydam olsun diye ABD ye gidip Genetik doktorası yaptım. İngilizce, Çince ve İspanyolcayı çok iyi şekilde öğrendim. Birçok yoksul öğrenciyi ücretsiz dersler vererek üniversite sınavlarına da hazırladım.

Ama konu etnik kimlikten açılınca, Burası Türkiye, ya sev ya terket oğlummmmmmmmmm diyen , ellerinde bıçak, ağzında sigara ile vatan millet dersi vermeye kalkanlarla karşılaştım.
Sırf HDP ye oy verdim ve desteklediğimi açıkladım diye tehdit mesajları aldım.

Hayır, bunlardan zerre kadar korkmuyorum da, ülkeye verilen değer, ülkeye ve insana yapılan hizmetle ölçülmeli. Türk olmak, başlı başına üstünlük sebebi sayılmamalı.
Dediğim gibi, herkesi Türk saymak, cumhuriyetin en büyük hatası idi.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 24-06-2015, 13:20
Boolean Boolean isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2015
Mesajlar: 1.556
Standart

Türküm doğruyum çalışkanımı az mı okuduk.
Ama ben Zazayım mesela. Ben de hiçbir değişiklik yaratmadı.
Bunlar toplumsal bilinci aşılamaz ki zaten. Türkiye'de sahtekar insan dolu, tembel adam dolu. Papağan gibi tekrarlama ile olacak şeyler değil. Fakat dönemin Avrupası o şekilde olduğundan, bu şekilde düzenlemeler konulmuş. Aynı medeni hukuk, laiklik, demokrasi gibi ithal gelmiş.

Bu durum teknolojiyi yaratan ve kopyalayan toplumların ayrışması gibi.

Başkası yeni bir teknoloji yaratıyor, siz kopyalıyorsunuz. Siz onu kullanırken, yaratan yenisini yaratıyor. Siz sürekli geri kalıyorsunuz.

Fikir ve uygulamalar da aynı şekilde.

Ayrıca;

Türkiye'de sorun olduğunu gören Türkler açısından da sıkıntı var.

Şöyle ki;

Mesela bir Kürt'ten veya Ermeni'den... duymayı bekledikleri şeyleri, bir Türk'ten duyunca afallıyor ve sinir krizine giriyorlar.

O zaten Ermeni, o zaten Kürt ondan beklenir! Peki sen? Sen nasıl onların tarafını tutarsın? (aslında aradayım ha) şeklinde Türkler arasında bir fikri yanlızlık içine giriyorsunuz + Kafirlik de var tabi.

"Hemen PKK argümanını önünüze getiriyorlar" Bu şekilde sizi köşeye sıkıştırıp, kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar.

Sırf açar PKK tarafından havaya uçurulan asker çocukların videolarını izlerdim. Asker kaçmaya çalışıyor, elindeki uzaktan kumandayla patlatmaya çalışıyor daha. Nefret birikmiş.

Aynı şekilde PKK'lı çocuğun cesedini tekmeleyerek sürükledikleri videoları da. Bir insan canlıya nefret duyar, ama ölüye nefret? Nasıl bir nefrettir bu?

Burada suçlu PKK mı? Asker mi? İkisi de değil. Bu nefreti aşılayan şey neyse, suçlu da odur.

Askerden pek beklemiyorum ama bu HDP ve PKK zor da olsa sürdürsünler bu barışı ki; Bizim gibi insanların konuşmalarına fırsat doğsun.

Bakın tekrar bir çatışma başlasa. Asker cenazeleri gelmeye başlasa. İmkanı yok konuşturmazlar.

Geçen HDP mitinginde patlatılan bombayı biliyoruz. Uğraşıyorlar daha tekrar çatışma başlasın diye.

Bunun ardında kim vardır? Tekrar çatışma başlatıp bize silah satmak isteyen güçler mi? Nasıl tür çıkar sağlamak isteyen insanlar vardır? Bilmiyorum.

Fakat Kürtlere güveniyorum bu konuda. Onların akıllı olduklarını biliyorum.

Kürtlerin kadın hakları, insan hakları, inanç özgürlüğü, fikir özgürlüğü konusunda Türkiye'yi ileri götürme ihtimalleri de var gelecekte. Geriden gelip, Türkiye'yi ileri götürenler de onlar olacak belki.

Konu Boolean tarafından (24-06-2015 Saat 13:34 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-06-2015, 22:46
Barlas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Barlas Barlas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jun 2015
Mesajlar: 4.072
Standart

En baştaki soruya yanıt vereyim: ATATÜRK sapına kadar Türkçü'ydü, sapına kadar Türk Irkçısı'ydı. Aynı Müslüman olmaması gibi, bu da senelerce saklandı bizden; sanki hümanistmiş gibi falan gösterildi.

Neyse ki 1938'de derin dondurucuya giren Türkçülük, biraz da bu A**na Kodumun Partisi sayesinde tekrar canlandı.

Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-06-2015, 23:51
Boolean Boolean isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2015
Mesajlar: 1.556
Standart

Barlas´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
En baştaki soruya yanıt vereyim: ATATÜRK sapına kadar Türkçü'ydü, sapına kadar Türk Irkçısı'ydı. Aynı Müslüman olmaması gibi, bu da senelerce saklandı bizden; sanki hümanistmiş gibi falan gösterildi.

Neyse ki 1938'de derin dondurucuya giren Türkçülük, biraz da bu A**na Kodumun Partisi sayesinde tekrar canlandı.

Atatürk 1930'larda yaşıyordu, şimdi yıl 2015.

Atatürk Türk Irkçısıydı gibi sözler ancak Atatürk'e zarar verir. İslamcılara koz verir. Çünkü dünya o dünya değil.

Yunanistan'daki ırkçı Altın Şafak Partisi gibi durumunuz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Din Nedir? mehmetsalih İslam 10 11-01-2018 20:09
Tribunlerde "Yasaklanan" Nedir/Icerigi Nedir? evrensel-insan Politika 12 19-08-2013 06:25
Ben ve Ego nedir? Sesli Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 1 25-02-2013 23:42
futbol klübü nedir?,din nedir?,inanç nedir? İslam 3 22-05-2007 14:35
din nedir? commandante Politika 2 13-12-2006 20:56

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:33 .