Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-08-2015, 15:10
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.554
Standart Dünya genetik akrabalık haritası.

A genetic atlas of human admixture history
(İnsanın soy karışım tarihi genetik atlası)

http://admixturemap.paintmychromosomes.com/

Türkiye'yi tıklayın.

Sevgiler

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-08-2015, 16:58
Nana Buluku Nana Buluku isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 21 Oct 2014
Mesajlar: 1.030
Standart

Türkiye'ye tıkladığımızda çıkan mavi ve turuncu okların uzunluğu, akrabalık ilişkilerinin uzaklığı-yakınlığı ile orantılı mı ?
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12-08-2015, 18:27
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.554
Standart

Sevgili Nana Buluku,

Okların uzun olması, haritada Moğol, Hazar, Arakan (bunlar kırmızı beneklerle gösterilmiş) topraklarının Anadolu'ya uzak olması sebebiyle uzun olmuş. Çizginin uzunluğu bir şey ifade etmiyor.

İlgili renk beneklerinin büyüklüğü ise genlerimizdeki donör grubun toplam içindeki oranını gösteriyor, ki bu oranlar sayısal olarak Side 1, Side 2 listelerinde de verilmiş.

Görünen o ki, vaktiyle Osmanlı hakimiyetindeki toprakların özeti gibiyiz.

Belki genetik doktorası yapmış olan sevgili Olimpiyat (Kurdistannn) bize haplogrupları daha ayrıntılı açıklar.

Sevgiler

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-08-2015, 18:34
Nana Buluku Nana Buluku isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 21 Oct 2014
Mesajlar: 1.030
Standart

Teşekkürler.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17-08-2015, 10:43
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.554
Standart

GenomTurkiye.com

Türk müsünüz?

Artık bu soruya cevap vermeniz eskisi kadar kolay olmayacak. Bu yazıyı okuduktan sonra "Evet ben Türküm, Kürdüm, Arabım…" demeden önce epey düşünmek zorunda kalabilirsiniz. Eğer aşırı milliyetçi görüşleriniz varsa baştan uyarıyorum, yol yakınken geri dönün, okumayı hemen bırakın, mavi hapı alın ve eski halinizde devam edin. Yok, eğer kırmızı hapı alırsanız, unutmayın ki hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak…

2005 yılında National Geographic tarafından başlatılan ‘genom' projesi için DNA örneği gönderdiğimde henüz Türkiye'nin genetik yapısı üzerine bir yazı kaleme almak için çok erkendi. Ancak genetik bilimi oldukça hızlı ilerledi, 2007'de insanoğlunun gen haritası çıkarıldı ve bugün artık milletlerin akrabalık ilişkilerini belirleyecek yeterli bilgiye sahip durumdayız. Öyleyse yolculuğa başlayalım -Morpheus'un dediği gibi- görelim bakalım tavşanın yuvası ne kadar derinlere gidiyor.

Y-DNA testlerinin sonucuna göre ilk erkek bundan 60 ila 80 bin yıl önce Afrika'da, bugünkü Kenya-Etiyopya civarında yaşadı. Hesaplama tekniklerinden kaynaklanan farklı sonuçlardan dolayı ben ortalamayı alarak 70 bin yıl diyeceğim. Yeryüzündeki 3,5 milyar erkekten DNA örneği alıp y-kromozomunu takip ederek geriye gittiğimizde görüyoruz ki bütün erkeklerin ortak atası 70 bin yıl önce yaşayan bu kişi.

Bu arada neden ‘erkek' sözcüğüne vurgu yaptığımızı hemen açıklayalım; Y-Kromozomu yalnızca erkeklerde var, anne tarafından soyağacınızı belirlemek isterseniz mitokondrial DNA testi yaptırmanız gerekiyor. Y-Kromozomunun görevi cinsiyetin belirlenmesidir. Yani erkek çocuk sahibi olamayan beylerimiz ‘bana bir erkek evlat veremedin' diye kadını suçlamak yerine bu durumdan kendi y-kromozomlarını sorumlu tutsalar daha doğru bir iş yapmış olurlar.

Yeri gelmişken şunu da hemen belirteyim; kromozom, gen, mitokondri gibi bilimsel sözcükler gözünüzü sakın korkutmasın, bu yazıda mümkün olduğunca teknik terminolojiden uzak durmaya çalışacağım. Ama ister istemez lise yıllarından kalan biyoloji, coğrafya biraz da tarih bilgimizi zorlamak durumundayız. Mesela, biz insan türünün bilimsel adımızın ‘homo sapiens' olduğunu bilmenizde yarar var. Hayalen 70 bin yıl öncesine gittiğimizde görüyoruz ki yeryüzünde bir erkek homo sapiens ve onun ailesi yaşıyor. Yani bugünkü Japon, Alman, Türk, Arap, İngiliz, Kürt, Rus herkesin ortak dedesi bu kişi, dünyanın başka hiçbir yerinde insan yok, ilginç değil mi? Hepimiz tek kişinin torunlarıyız.

Bilim adamları dini inançları çalışmalarına referans almaktan pek hoşlanmasalar da bu homo sapiense Kitab-ı Mukaddes'e atfen ‘Adam' yani Hz. Adem adını taktılar. Bu ilk erkek ve onun çocukları doğal olarak ortak genetik özelliklere sahiptiler. Yani ten, göz rengi gibi fiziksel özellikler benzerdi. Ancak bu genetik özellikler zaman içinde değişti, binlerce yıl süren yolculukla bu insanların torunları Afrika kıtasına dağıldılar, bir bölümü kuzeye, bugünkü Mısır ve Filistin yönüne hareket ederken 60 bin yıl önce ilk defa Afrika kıtası dışına çıktılar; Güney Asya, Uzak Doğu ve Dünyanın her yanına göç ettiler. İşte bu göçlerin sonucu farklılaşan coğrafya ve iklim şartları insanların genetik yapılarında mutasyonlara yol açtı.

Y-kromozomunda meydana gelen her genetik değişim (SNP-Single Nucleotide Polymorphism) bir harf ile kodlanarak ‘Haplo-Grup' adı veriliyor. Aşağıdaki kronolojik cetvele baktığımızda görüyoruz ki ilk SNP mutasyon ile BT Haplogrubu oluşuyor. Aradan birkaç bin yıl geçince bir başka genetik değişim CT haplogrubunu oluşturuyor ve bu değişimler dallanarak günümüze kadar devam ediyor. Bu makalede National Georgraphic verilerinden çok Dr. Stephen Oppenheimer ve Eupedia araştırmaları esas alındığından, yukarıda sözünü ettiğim gibi zamanlama farkları vardır.

Bu bilgiler ışığında genetik değişim ağacına bir göz attıktan sonra kaldığımız yerden devam edelim.


Bu şemada yalnızca Avrupa'da yoğun olarak görülen haplogruplar belirtilmiştir. Asya, Afrika ve Amerika kıtalarında bulunan haplogruplar, ayrıca her haplogrubun da alt grupları olduğunu düşünürsek hepsini tek şemada göstermek neredeyse imkansız. Bu nedenle sadece Avrupa kıtasında en çok görülen haplogrupları kısaca tanımakta yarar var:

Haplogruplara göre Avrupa'nın etnik yapısı

Mezolitik Avrupalılar:
I1: Ön-Germen (İskandinav)
I2b: Ön-Kelt-Germen
I2a1: Sardunya, Iberia
I2a2: Adriyatik, Tuna havzası

Neolitik göçmenler:
N1c1: Uralo-Fin, Baltık, Sibiryalı
G2a: Kafkasya, Greko-Anadolu
E1b1b: Kuzey Afrika, Yakın Doğu, Balkan
T: Orta Doğu, Doğu Afrika

Bronz çağı göçmenleri:
R1a: Balto-Slav, Germen, Hint-İran
R1b: İtalo-Kelt, Germen, Hitit, Ermeni
J1: Kafkasya, Mezopotamya, Semitik
J2: Greko-Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya

Pek çoğumuzun bu grupları tek tek inceleyip harf ve rakamlarla belirtilen kodları yorumlaması zor olabilir. Örnek olarak R1a haplogrubunu inceleyelim. Yukarıdaki şemaya baktığımızda bu grubun 25 bin yıl önce tahminen Doğu Avrupa veya Güney Asya'da oluştuğunu görüyoruz. Daha çok Slav ve Germen'lerde rastlanan bir haplogruptur.

Aşağıdaki grafiğe baktığınızda bugün Rusya, Ukrayna, Polonya gibi Slav ülkelerinde yoğun olduğunu göreceksiniz. Buradan yola çıkarak R1a'nın sadece Rus veya Slav halklarının geni olduğunu söyleyemeyiz. Evet, Slavların ataları R1a haplogrubundandır, ancak 25 bin yıl önce ortaya çıkan bu grup %19-27 oranında Norveç ve İsveç'te de görülüyor. Demek ki R1a hem Slav hem de İskandinav milletlerinin ortak atasıdır. Bir anlamda bu uluslar barındırdıkları R1a oranı kadar birbirleriyle akrabadır denebilir.


Şimdi bir başka tipik Avrupa haplogrubu olan R1b'yi inceleyelim. Bu genetik grup İspanya, Fransa, İngiltere gibi Batı Avrupa ülkelerinde yoğun olarak karşımıza çıkıyor. R1b yaklaşık 23 bin yıl önce oluştu, kronolojik şema R1a ve R1b'nin ortak ataları R1'in 28-30 bin yıl önce doğduğunu söylüyor. Bu ne demektir? Bu demektir ki, 30 bin yıl geriye gittiğinizde Fransız, İngiliz, Rus kalmıyor büyük ölçüde akraba oluyorlar. Eğer 45 bin yıl geriye giderseniz bütün Avrupalılar IJK haplogrubundan olup aynı dedenin torunlarıdırlar.

Bu noktada milliyetçilik kavramını tatsızlaştıran bir durumla karşılaşıyoruz. IJK için Rus, Alman, İngiliz, Fransız, İsveç, Türk, Arap diyemiyoruz, çünkü bu isimler sadece son birkaç bin yılda ortaya çıktı. Katı ırkçılar için gerçekten zor bir durum, bugün nefret ettiği millet ile aynı soydan olduğunu öğrenmek üzücü olsa gerek.

Bu kadar bilgiden sonra artık Türkiye'ye gelme zamanıdır. Eminim ki buraya kadar yazdıklarımızı dikkatle okumuş olanlar yukarıdaki haritada Türkiye'nin grafiğine baktıklarında bu renklerden hangisinin Orta Asya'dan gelen atalara ait olduğunu bilmek istiyorlar. Sizi daha fazla meraklandırmayacağım, ama daha önce bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Diğer ülkelerin gen grafiğine bakıp Türkiye ile karşılaştırdığınızda gözünüze çarpan ilginç bir şey yok mu? Mesela Rusya'nın yarısı sarı, Polonya'nın yarıdan fazlası, Fransa'nın %60'ı kırmızı, İngiltere hakeza büyük ölçüde kırmızı…

Türkiye'ye baktığımızda adeta bir gen mozaiği görüyoruz, neredeyse hiçbir haplogrup baskın değil. Eğer yeşil renk dikkatinizi çektiyse karar vermekte acele etmeyin. Yeşil, J1 ve J2 gruplarını simgeliyor, bunlar Orta Asya doğumlu değil. Nitekim bu araştırmayı yapan kaynak Türkiye için özel bir not düşmüş, tercümesi aynen şöyle; "Türkiye, bu tabloya alınmayan Afrika ve Asya haplogruplarını da (A, ExE1b1b, C, H, L, O, R2) %8.5 oranında barındıran tek ülke…"

Bu kadar millet olur da bunların arasında Orta Asya'dan göç eden ataların genleri olmaz mı, elbette var: Q haplogrubu, oranı %2. Bir başka Orta Asya/Sibirya haplogrubu ise N. Bugün özellikle Finlandiya ve Baltık ülkelerinde görülen bu genetik grubun da 20 bin yıllık Ural-Altay geçmişi var. Türkiye'deki oranı ise %4. Buna diğer Orta Asya ve Sibirya orijinli haplogrupları da eklersek yine de %10'u geçmiyor. Bilim bazen bizleri hayal kırıklığına uğratabiliyor.

Q ve N haplogruplarının ortak atası ise 36 bin yıl önceki ‘NOP' haplogrubu. Kronolojik cetvele baktığınızda kimlerle akraba olduğunuzu göreceksiniz. Evet, gözlerinize inanın, bütün Avrupa ve Orta Asya milletleri 36 bin yıl önce aynı soydan türediler. Tipik Avrupalılar olan R1a ve R1b'nin atası olan R haplogrubu 30 bin yıl önce Orta Asya'da doğdu.

Pek çok kişinin gen testine sıcak bakmadığını biliyorum. Son zamanlarda komplo teorilerine iyice kendimizi kaptırmışken birilerinin bu genetik araştırmaları şiddetle reddedeceğini de tahmin edebiliriz. Ama Galileo'nun dediği gibi bilim inkar kabul etmiyor, bazıları ‘hayır olmaz' dese de Dünya dönmeye devam ediyor. Sanıyorum benim gibi merak yönü paranoyasından ağır basanlar biraz tedirgin olsalar da "bir de ben öğreneyim atalarımın kimler olduğunu" diyeceklerdir. Bilim insanları bu hızla giderlerse yakın bir gelecekte bütün insanlığın soyağacını yapacaklardır, sanıyorum herkes çok yakında kiminle ne kadar akraba olduğunu öğrenecek.

Genetik soyağacı sadece bireylerin hayata bakışlarını değil, belki devlet yapılarını da sarsacak yeni bir çığır açmak üzere dersek biraz abartmış mı oluruz? Bence hayır, belki bu konunun önemini ifade etmek için bugün söyleyeceğimiz her şey az bile kalır. Kırmızı hapı alıp bir an önce gerçekle yüzleşmeyenlerin başı yakın gelecekte çok ciddi ağrıyabilir. Bu genetik çalışmaların Fransa'dan dünyaya 200 yıl önce yayılan ulus-devlet modelini nasıl etkileyeceğini önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Bugünkü millet anlayışımızın temeli dile dayanmaktadır. Yani aynı dili konuşan insanlar aynı milletten sayılırlar. Dillerinin yakın olduğu nispette milletler birbiriyle akraba olarak kabul edilir. Türkçe-Özbekçe-Azerice gibi...

Ama diğer taraftan genlere baktığımızda Ural-Altay dil grubunun lehçelerini konuşan bu milletlerdeki Sibiryalı ataların geni çok az iken Finlandiya'da %58 gibi büyük bir oranda karşımıza çıkıyor. Görünen o ki bilim geçmişte pekçok defa yaptığı gibi dogmaları bir kez daha yıkmak üzere. Bazı rejimler varlıklarını devam ettirmek istiyorsa ‘ulus' kavramını bilimsel verilere göre yeniden tanımlamak zorundalar. Bu durumu şu an için tehlike olarak algılamayanlar unutmamalıdır ki Fransız ihtilali akabinde kraliyet giyotin altında son bulurken ne Romanov'lar ne de Osmanoğulları henüz doğmuş olan cumhuriyet rejimini ve ulus-devlet modelini kendi saltanatları için bir tehlike olarak görmüyorlardı. Ancak geleceği görmeyi başaran ve yeni şartlara adaptasyon sağlayan kraliyet aileleri bir şekilde varlıklarını sürdürüyorlar. Galiba öngörü yeteneği herkese nasip olmayan bir ayrıcalık…

İlgilenenler Avrupa ülkelerinde bulunan haplogrupların % oran tablosunu aşağıda görebilir. Buna milletlerin akrabalık derecesi de diyebiliriz. Tabii bütün bunlar y-kromozomunun hikayesi, yani baba tarafından soyağacı. Bir de mitokondrial DNA testi var, acaba anne tarafından kim kiminle akraba? Belki bir dahaki sefere de onu anlatırım.

Murat D.Mirza
muratmirza@gmail.com


* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 17-08-2015, 20:33
Aleph - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aleph Aleph isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Mar 2015
Mesajlar: 1.598
Standart

İnsan, "homo" cinsinin tüm alt türlerini kapsamıyor mu? Burada insan yerine "homo sapiens" kullanılmalıydı sanıyorum..

"Yaşama başkalarınca ve önceden verilmiş bir anlamı üstlenmek zor değil, zor olan ona kendince ve yeniden anlam verebilmektir." - Dücane Cündioğlu
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17-08-2015, 20:44
Predator Predator isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 17 Aug 2015
Bulunduğu yer: Dünya Vatandaşı
Mesajlar: 181
Standart

Aleph´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İnsan, "homo" cinsinin tüm alt türlerini kapsamıyor mu? Burada insan yerine "homo sapiens" kullanılmalıydı sanıyorum..
İnsan, Homo sapiens anlamında kullanılıyor. Tek alt türüde Homo sapiens sapiens.

Sizin söylediğiniz bilimde Hominina olarak geçer.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 17-08-2015, 20:48
Aleph - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aleph Aleph isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Mar 2015
Mesajlar: 1.598
Standart

Teşekkürler Predator..

"Yaşama başkalarınca ve önceden verilmiş bir anlamı üstlenmek zor değil, zor olan ona kendince ve yeniden anlam verebilmektir." - Dücane Cündioğlu
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 17-08-2015, 21:07
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.554
Standart

GenomTurkiye.com

Türk Toplum Genetiği

Bu makale, bir süre önce toplum genetiği üzerine yazmış olduğum "Türk müsünüz" isimli çalışmanın devamı niteliğinde olduğundan konuya yabancı olan okuyucularımızın öncelikle ilk makaleyi incelemelerini tavsiye ediyorum. Baba tarafından (Y-DNA) Türkiye nüfusunun ne oranda Orta Asyalı olduğunu anlatan bu araştırmaya gösterilen yoğun ilgi nedeniyle, okuyucularımın sorularına detaylı cevap verebilmek için bir kitap yazma zorunluluğu doğdu.

Türkiye'de toplum genetiği üzerine yazılan bu ilk kitabı ve ilk web sitesini hazırlama sürecinde bilgilerini ve araştırma sonuçlarını paylaşarak yardımcı olan tüm değerli bilim adamlarına teşekkür ederim.

Genom projesinin önemini kelimelerle ifade etmek çok zor. Ne kadar doğru bir karşılaştırma olur bilemiyorum ama 20. yüzyıla damgasını vuran nükleer enerji ile kıyaslamak sanırım yanlış olmaz. 21. yüzyıl Genetik Asrı olursa hiç şaşırmamak gerekir. Yazmış olduğum kitap, makale ve diğer araştırmaların tek amacı genom projesine halkımızın dikkatini çekmek ve 21. yüzyılı şekillendirecek olan bu önemli bilim dalında ülkemizin aktif rol almasına katkı sağlamaktır.

Ancak salt bilimsel açıklamalar geniş kitlelerin ilgisini çekmeye yetmiyor. Bu yüzden toplum genetiğinin siyasi sonuçlarına dikkat çekerek giriş yaptım. İlgi beklediğimin de üzerinde oldu. Özellikle Türkiye nüfusunun %10'unun Orta Asyalı oluşu hemen her kesimin genetikle ilgilenmesini sağladı. DNA testlerinin insanlığın soyağacını belirlemede nasıl kullanıldığını öğrenme merakıyla bu çalışmaları takdir edenler olduğu gibi, nüfusumunuz çoğunluğunun Orta Asya orijinli olmayışından rahatsızlık duyanlar da oldu. Bunun sonucu olarak pek tabii komplo teorileri de kuruldu. Eğer bilim, resmi tarihi ve bazı siyasi görüşleri tehdit ediyorsa bu tür itirazların olması doğaldır. Küçük yaşlardan beri ezberletilen dogmatik inançların yanlış olduğu bilimsel yöntemlerle kanıtlansa bile insanların bu gerçeği bir anda kabullenmesi kolay değildir.

Aslında bugün Türkiye'de yaşayan nüfusun Orta Asya ile akrabalığının %10 olmasının hiçbir önemi yoktur. Halkımızın %90'ı Orta Asyalı olsa bu bizi yüceltmeyeceği gibi, sadece %10'un Orta Asya orijinli olması da bizi küçültmez. Toplumları yücelten unsur, medeniyetin temelini oluşturan ahlak değerlerine dayalı kalkınmadır. Dürüst, insana saygılı, her inanç ve etnik gruptan vatandaşına özgür yaşam imkanı sunan, bireysel ilişkilerde sevgi ve hoşgörüyü ilke edinen insanların yaşadığı bir toplumun yüksek yaşam standartlarına kavuşması kaçınılmazdır. Böyle bir toplumda yaşayan insanların atalarının nereden göç ederek geldiğinin fazla bir önemi de yoktur. Toplum genetiğinin yaptığı tek şey basit bir bilimsel merakı gidermekten ibarettir.

Yaşamında gurur duyacak herhangi bir başarı elde edemeyen bireylerin övünecek tek teselli kaynağı olarak ait oldukları ulusu görmeleri geri kalmış toplumlarda sıkça rastlanan bir durumdur. Gelişmiş ülkelerdeki ırkçılar da genelde hayatta başarısız olan kişilerdir. Çünkü insan doğası gereği benliğini yüceltme gayreti içindedir. Eğer insan egosu gerçek bir başarı ile takdir edilmemişse bunu bir şekilde telafi etmeye çalışır. Örneğin fanatik bir takım taraftarının beklentisi aslında takımının başarısı ile kendini değerli kılma çabasıdır. Bu dürtünün gücünü hafife alamayız. Bu konuda ciddi bir tatminsizlik yaşayan insan, benliğiyle özdeşleştirdiği takıma, ideolojiye veya partiye bir eleştiri geldiğinde bunu kendisinin küçük düşürülmesi olarak algılar ve saldırganlaşır. Bu yüzden primitif kişilikler katılmadıkları bir düşünce karşısında bilimsel bir açıklama yapacak entelektüel seviyeleri olmadığı için tepkilerini önce hakaratle ortaya koyarlar. Bu saldırganlığın boyutunun öldürmeye kadar varabileceğinin pek çok örneğini maç ve siyaset kavgalarında sürekli görmekteyiz.

Eğer birisi, atalarının Afrika'dan yeryüzüne yayılırken izlediği rotayı öğrendikten sonra bir gurur veya üzüntü hissediyorsa o şahısta ciddi bir sorun var demektir. İnsanı üstün kılan tek meziyetin ahlak değerleri ve erdem olduğunu bilmeyenler kızılacak veya övünülecek şeyleri birbirine karıştırırlar. Bir insanın dedelerinin Orta Asya veya Afrika orijinli olması neyi değiştirir?! Eğer bu sizin için gerçekten bir önem arz ediyorsa, Orta Doğulu veya Afrikalı bir soydan geldiğiniz DNA testiyle ortaya konduğunda kızgınlık duyacaksanız, test yaptırmamanız daha iyidir. Zaten bu kişiler genellikle test yaptıracak cesareti kendilerinde bulamadıklarından şiddetle tepki göstermekte, ideolojik baskı altında kaldıklarını farkına varmadan belli etmektedirler. Bu tepki doğaldır. Çünkü bütün hayatı boyunca, aile, eğitim kurumları ve medya tarafından şuuraltına işlenen övünülecek yegane değerin tehlike altında olduğunu hissetmek insanı savunmaya iter. Böyle bir tehlike karşısında beynin üreteceği ilk tepki kendisine karşı bir komplo kurulduğu olacağından karşı saldırıya geçecektir.

Bunu tıpkı kavgada saldırıya maruz kalan kişinin kendisini savunması gibi düşünebiliriz. Çünkü insan beyni fiziksel bir saldırıya nasıl tepki veriyorsa, düşünce saldırısına da aynı tepkiyi verir, aynı hormonları salgılar. Yani beyin açısından çatışmanın fiziksel veya düşünce bazlı olmasının farkı yoktur. Bunu şöyle de açıklayabiliriz; Beynimiz, elinde bıçakla bize saldıran birini algıladığında ne tepki veriyorsa, inançlarımızı sarsan bir bilgiyi algıladığında da aynı tepkiyi verir. Bir tartışmada bize karşı fikir beyan eden kişiye duyduğumuz öfke salgılanan hormonların sonucudur. İç güdülerimiz, varlığımızın tehdit edildiği sinyalini algıladığında savunma ve karşı saldırı için harekete geçer, adrenalin, noradrenalin gibi organizmayı fiziksel bir çatışmaya hazırlayan moleküller üretir. İşte bu nöro-kimyasal savunma refleksinden dolayı televizyonda sıkça izlediğiniz tartışma programlarında katılımcılardan birinin yanlışını kabullenip karşı tarafın fikrini onayladığını göremezsiniz.

Bu nedenle, inanç ve ideoloji baskısı altında olanlar genom projesine ilişkin bir bilgiyi okurken en temel kavramları bile anlamakta zorlanmaktadırlar. Okuyucunun, bu verilerin kimsenin dini veya siyasi görüşünü etkilemek için değil, salt bilimsel amaçla açıklandığını unutmaması gerekir. Bilim değişkendir, burada okuyacaklarınız tartışılmaz mutlak doğrular değildir. Yeni veriler geldikçe kitaplar ve makaleler güncellenecektir.

Mitokondrial DNA
Bazı teknik bilgileri tekrar etmemek için, okuyucularımın Y-DNA (baba tarafından) soyağacına dair yazmış olduğum ilk makaleyi incelediklerini var sayarak devam ediyorum. Yine de konunun anlaşılması için bazı terimleri açıklamak zorundayız. Öncelikle mitokondrial DNA'nın sadece anneden çocuklarına aktarıldığını hatırlatmakta yarar var. Mitokondri, çekirdek dışında DNA'ya sahip olan tek organeldir. Asıl görevi enerji üretimi olsa da genetikçiler açısından bambaşka bir öneme sahiptir. Döllenme esnasında mitokondriler spermin kuyruk kısmında toplandığından sperm sitoplazmasında mitokondri bulunmaz. Dolaysıyla hepimiz mitokondrilerimizi annemizden alırız. İşte bu mt.DNA'da meydana gelen mutasyonlara göre haplogruplar belirlenerek anne tarafından soy ağacımız tespit edilmektedir.

Avrupa'da görülen mt.DNA haplogruplarının şemasını inceleyelim:


Bu şemada Afrikalı haplogruplar L1, L2, L3 gösterilmemiştir. Avrupalı milletler, L3'ten ayrılan N haplogrubu ile başlamaktadır. İlk kadının (Eve-Havva) yaklaşık 200 bin yıl önce Doğu Afrika'da, bugünkü Etiyopya-Kenya civarında yaşadığı tahmin ediliyor. Ancak yakın zaman önce homo sapienslerin tarihinin 300 bin yıl öncesine hatta daha eskiye dayandığını ortaya koyan araştırmalar da oldu. Toplum genetiğinin henüz çok yeni bir bilim dalı olduğunu, verilerin sürekli güncellendiğini her fırsatta hatırlatıyorum. Yazılarımda da bilim camiasının üzerinde mutabakat sağladığı sonuçları aktarmaya gayret ediyorum.

İlk kadına mitokondrial Havva adı verilmesi semboliktir. Kutsal kitaplarda sözü edilen Adem ve Havva ile toplum genetiğinde haplogrupların atası kabul edilen kişiler elbette aynı insanlar değildir. Haplogrup terimi, toplum genetiğinde Y-DNA ve mt.DNA üzerinde meydana gelen değişimler için kullanılır. İlk kadınının mitokondrial DNA'sı baz alınarak yapılan yukarıdaki şemada görüldüğü gibi, binlerce yıl sonra meydana gelen her mutasyon ile yeni bir haplogrup oluşmaktadır. Eğer birisi ile aynı haplogruptan iseniz o kişiyle şemada gösterilen tarihte ortak bir büyük anneniz var demektir.

Bu aşamada haplogrup kavramını doğru anlamamız gerekiyor. Ancak bir kitapta anlatabilecek geniş konuları birkaç paragrafa sıkıştırmak hiç kolay olmasa da bir örnekle açıklayayım; Bundan 70 bin yıl önce Afrika'da yaşayan ilk insanları ağacın gövdesi gibi düşünürsek, haplogruplar bu ağacın dalları, haplotipler ise yaprakları gibidir.

Örneğin, diyelim ki Y-DNA testi sonucunuz Q çıktı. Bu ne anlama gelir? Eğer bir başka Q grubundan insanla karşılaşırsanız akrabanızı bulmuş gibi sevinebilirsiniz. Çok yakın olmasa da (22 bin yıl öncesinde) ortak bir dedeniz olduğu kuvvetle muhtemeldir. Ve bu dedenizin Ural-Altay Dağları arasında bir bölgede yaşadığı da kesindir. Eğer Q'nun alt grubu (sub-haplogrup) olan Q1a'dan iseniz daha yakın bir tarihte ortak atanız var demektir. Bu şekilde, en alttaki haplogruba (yani ağacın en ince dalına) varıncaya kadar DNA analizinizi derinleştirebilirsiniz.

Bu arada mizah olsun diye bir öngörüde bulunayım. Acaba yakın bir gelecekte tanışma yöntemlerimiz de değişebilir mi? Geleneksel tanışma şeklimiz malum olduğu üzere "Nerelisiniz?" sorusuyla başlar.

Belki de pek yakında bunun yerine "Hangi haplo-gruptansınız?" sorusunu duymaya şimdiden alışmalıyız. Baba tarafından Q olduğunu söyleyen birisiyle ortak dedenizi bulduğunuza göre sorulacak ikinci soru alt-haplogruptur. Tıpkı memleketinizi söyledikten sonra "neresindensiniz" sorusuna muhatap olduğunuz gibi…

Nasıl ki şu an herkes kan grubunu biliyor ve bu bize çok doğal geliyorsa belki de birkaç yıl sonra pek çok kişi haplogrubunu da bilecek. Bugün kan gubunu bilmeyen birine nasıl şaşkınlıkla bakıyorsak haplogrubunu bilmeyen de yakında benzer bir durumda kalabilir. Biraz şakayla karışık ifade etsem de sanıyorum bu öngörüde önemli bir gerçek payı olduğunu fark ediyorsunuz. Şimdi tekrar dönelim konumuza...

Proto-Türkler
Eğer Y-DNA test sonucunuz Q ise baba tarafından ön-Türklerle aynı soydansınız demiştik. Öyleyse, 20 bin yıldan fazla bir süre Ural-Altay bölgesinde yaşayan bu grup eğer Türklerin ataları ise, o zaman Q haplogrubu Türk'tür diyebilir miyiz? Cevap: Hayır!

Bir ırk veya millet adıyla haplogrubu özdeşleştirmek toplum genetiği adına yapılabilecek en büyük yanlıştır, affedilmez bir hatadır. Siz siz olun böyle bir yanlışa asla düşmeyin. Filan haplogrup Türk'tür, falan Slav'dır gibi şeyler söyleyen birisiyle karşılaşırsanız bu şahsın haplogrup kavramını hiç ama hiç anlamadığını bilmelisiniz.

Doğru tanım şöyle olmalıdır: proto-Türklerin ana yurdu olan Sibirya'da en çok rastlanan grup Q'dur. Ural dağlarından Sakha (Yakut) halkının yaşadığı bölgeye kadar bütün doğu Sibirya'nın yerlisi olan bu grubun insanları bugün hala Altay dillerini konuşmaktadırlar. Batıda ise N haplogrubu hakimdir. Finlandiya'ya kadar olan Kuzey Doğu Avrupa coğrafyasında yaşayan N grubu insanları da bugün hala Türkçe ile uzaktan akraba olan Ural dillerini konuşmaktadırlar.

Bu haplogrupların doğum tarihlerini tekrar hatırlayalım, 20-30 bin yıl öncesinden söz ediyoruz. Ulus kavramı ise dile bağlı olarak sadece birkaç bin yıl önce oluşmuştur. Paleolitik dönem dediğimiz buzul çağı bambaşkaydı. Hayalen 12 bin yıl öncesine, henüz buzul çağının sona ermediği zamanlara gidecek olursak pek çoğumuzu hayal kırıklığına uğratacak bir dünya görürüz. Biyolojik dedelerimiz 15-20 kişilik küçük gruplar halinde avlanarak hayatlarını sürdürürlerdi. Henüz tarım yoktu, hayvanlar evcilleştirilmemişti, bu yüzden yerleşik bir köy hayatı mümkün değildi. O dönemin insanları mağara ve sığınaklarda yaşar, ucu sivriltilmiş kemik ve ağaçlarla hayvan avlar, yabani meyvelerle beslenirlerdi. Paleolitik çağın yaşam kuralları son derece basitti:
1.Av hayvanını takip et
2.Su kaynaklarına yakın ol

Atalarımızın yüzbinlerce yılda yapabildikleri tek şey kemik ve ağaçları sivriltip belki ateş yakabilmekten ibaretti. Düşünsenize, masa sandalye gibi basit araçları bile yapamadılar. Ne dil konuştukları ise tam bir muammadır. Mağara duvarları ve kayalar üzerine çizilen bazı şekiller dışında düşünce ürünü herhangi bir eser yoktur.

Yeryüzü 11-12 bin yıl önce değişmeye başladı. Buzul çağı sona erince bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu arada parantez içinde söyleyeyim, günümüzde buzul çağı hala sona ermeye devam etmektedir. Küresel ısınmanın nedenini sanayi ve insan faktörüne bağlayanlar varsa da asıl sebep buzul çağının bitmesiyle başlayan ısınma dönemine girmiş bulunmamızdır.

Neolitik çağın başlamasıyla birlikte yeryüzünde ilginç gelişmeler olduğunu görüyoruz. Bunların ilki 11 bin yıl önce Urfa Göbeklitepe'de yapılan tapınaktır. Bu insan eliyle yeryüzünde yapılan ilk inşaattır. Yukarıda dediğim gibi, on binlerce yıl boyunca hiçbir şey icat edemeyen homo sapiensler birden bire hızlı bir değişim sürecine girdiler. Ama ortada hala bugünkü gibi bir dil olduğuna dair elimizde bir kanıt yok.

Her ne olduysa bundan yaklaşık 7-8 bin yıl önce oldu. Artık buzul çağının etkileri iyice kayboldu, deniz seviyesi 100-120 metre yükseldi, İstanbul Boğazı tahminen 6000 yıl önce oluştu. Karadeniz daha önce tatlı su gölüydü, Marmara denizinin suyu boğazdan taşarak Karadeniz'e dökülünce bugün bildiğimiz halini aldı. İsterseniz siz buna Nuh tufanı deyin veya bir başka şekilde yorumlayın. Kesin olan bir şey varsa, o da tam bu dönemde insanların yerleşik hayata geçtikleri ve tarımı öğrendikleridir. İlk köy ve toplum hayatı böyle başladı. Artık insanlar buzul çağındaki gibi sürekli yer değiştiren dağınık ve birbirinden kopuk gruplar halinde değildi, birlikte yaşıyorlardı. Gelecek yılın hasatı için plan yapıyor, ekiyor, biçiyor ve iletişim halinde oluyorlardı. Yakın köylerle bir şekilde anlaşmak zorundaydılar çünkü ticaret yapmaları gerekiyordu. İşte bugün konuşulan diller o tarihlerde oluşmaya başladı.

Artık bundan sonrasını anlamak çok daha kolay. İlk defa metal araçları yapan toplumlar diğerlerine karşı önemli bir üstünlük elde ettiler. Bilinen en eski kılıç bundan 6000 bin yıl öncesine, Maykop kültürüne aittir. Bugün Rusya Federasyonu içinde yer alan Adıge özerk cumhuriyetinin başkenti olan Maykop civarında yaşayan bu toplumun ilk madeni silahları yaptığını ve atları evcilleştirdiğini biliyoruz.

Artık devlet diyebileceğimiz çapta oluşumların gerçekleşmesi için gerekli alt yapı hazırdı. At üzerinde onlarca kilometrelerce uzağa gidebilen ve ellerindeki güçlü silahlarla düşmanlarına üstünlük kurabilen bu toplumlar hakimiyet alanlarını genişlettiler.

Oysa eskiden insanlar yaya olarak en fazla birkaç bin metre öteye gidebilirdi. Üstelik ellerindeki sopa ve kemik aletlerle karşılaştıkları köylerdeki rakiplerini hakimiyet altına almaları da mümkün değildi. Dolaysıyla devlet kurulması teknik yetersizlik nedeniyle imkansızdı. Bu yüzden o dönemin yaşam düzenine devlet değil "kültür" adını veriyoruz. Maykap kültürü, Andronova Kültürü gibi…

At arabası ve demir silah insanlık tarihinin dönüm noktası oldu. Bunlara sahip olan toplumların bir bölümü Kafkas dağlarını aşarak güneye indi, Anadolu ve Mezopotomya'da ilk devletler böyle kuruldu. Sümer dilinin İbero-Kafkas dil grubuna olan yakınlığı dikkate alınırsa binlerce yıl Orta Doğu'da hüküm süren bu insanların orijini daha iyi anlaşılır. Sümer devleti Semitik halklar tarafından ortadan kaldırıldığında artık at ve silah üstünlüğü kimsenin tekelinde değildi. Pontik steplerinden Batı Avrupa'ya, Ural dağlarından doğuya ve Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada insanlar demir silahlar üretebiliyor, at arabalarını kullanıyorlardı. Artık dillerin oluşması için zemin hazırdı. Elindeki olanakları en iyi kullanan liderler konuştukları dili hakimiyet altına aldıkları toplumlara öğretiyor ve sınırlarını genişletiyorlardı.

Sümerlerin orijini hep tartışma konusu olmuştur. Yeryüzünde bilinen ilk medeniyeti kurdukları için paylaşılamayan bu halkı sahiplenmek isteyen çoktur. Ortada kesin bir kanıt bulunmadığı için bilim dünyasında tartışmalar halen devam etmektedir. Gerçek olan şu ki konuştukları dil Hint-Avrupa grubundan değildir. Mezopotomya'da yaşamalarına rağmen Semitik olmadıklarını da biliyoruz. Dil yapısı eklemeli (agglutinative) olması yönüyle Ural-Altay ve Ibero-Kafkas dil aileleriyle benzerlik göstermektedir. Ancak Ergatif yapısı da dikkate alındığında en güçlü ihtimal Ibero-Kafkas olarak görünmektedir. Yeryüzünde sadece Basklar ve Kuzey Kafkasya'nın otokton halkları tarafından konuşulan bu dilin, ilk defa kılıcı yapan ve atı evcilleştiren Maykop kültürünün insanları tarafından Mezopotomya'ya taşınmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Ön Türk Y-DNA Haplogrupları
Bütün bunlar son birkaç bin yılda cereyan ederken (anne ve baba tarafından) haplogruplar yeryüzüne çoktan dağılmış ve bazıları da karışmıştı. Pek çok toplum birkaç haplogruptan oluşmaktaydı. Bazı haplogruplar ise (Q gibi) çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. 12 bin yıl önce buzul çağında Bering boğazı yoktu. Yani Alaska ve Rusya birbirine bağlıydı ve yürüyerek geçmek mümkündü. İşte o çağlarda (büyük ihtimalle bir geyik sürüsünü takip eden) bazı insanlar Amerika kıtasına geçtiler ve Kanada üzerinden daha güneye yayıldılar. Q grubu insanlarının torunları Güney Amerika'ya kadar giderken bir bölümü Sibirya'da kalmıştı. Buzul çağı sona erince deniz seviyesi 100 metre yükseldi ve Bering boğazı oluştu, geri dönüş yolu kapandı.

Bütün bu bilgiden sonra şimdi tekrar soralım, Q Türk müdür, Amerikan yerlisi midir? Sanıyorum devlet-millet kavramlarının nasıl oluşmaya başladığını anladıktan sonra bu sorunun ne kadar saçma olduğunun farkına varmışsınızdır. Haplogrup asla bir millet adıyla eşleştirilemez. Çünkü ortada millet kavramı yokken haplogruplar zaten vardı. Yani Q 22 bin yıl önce doğmuş bir insanın adıdır ve proto-Türkler ile birlikte pek çok milletin de atasıdır.

Sibirya'da Ural-Altay lehçelerini konuşan insanlar devlet kurarken bu toplumlarda hem Q hem de N grupları zaten kaynaşmıştı. Ki bu gruplar oldukça uzak akrabadır, ancak 36 bin yıl öncesinde ortak bir ataları vardır. Bir diğer uzak akaraba ise (Y-DNA) C haplogrubudur. Bugün hala Altay lehçelerini konuşmakta olan C3 en çok Moğollorda ve Tunguzlarda görülür. Yani elimizde Ural-Altay dillerini konuşan birbirine uzak akraba dört haplogrup var: C3, N, R1a ve Q. Bunların hangisi proto-Türk dilini ilk konuşandır bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey varsa, o da bu grupların Orta Asya'yı hakimiyet altına aldıkları zaman R1b, J ve kısmen O (Çin) gruplarına Türkçeyi öğreterek asimile ettikleridir. Dolaysıyla Hun ve Göktürk devletleri kurulduğunda bütün bu haplogruplar zaten karışmıştı ve hepsi Altay dil ailesine ait lehçeleri konuşuyordu.

Aslında bu durum sadece proto-Türkler değil, hemen her millet için geçerlidir. Bugün yeryüzünde sadece bir haplogruptan oluşan belki de tek millet Bask'lardır. Bu halkın %95'ten fazlası R1b'dir. Yani bir ırk adıyla haplogrubu eşleştirmek mümkün olsaydı R1b Bask'tır diyebilirdik. Ancak bunu Basklar için bile söyleyemiyoruz. Nedenini yukarıda açıkladık. Bask dili ve ulusu oluşmadan 20 bin yıl önce R1b doğmuştu ve bu insanın torunları Kuzey Hindistan'dan Orta Asya'ya, oradan Kuzey Kafkasya ve Anadolu'ya kadar çok geniş bir coğrafyada yaşamaktaydı. Bunların yalnızca küçük bir bölümü, Kuzey Kafkasya'da yaşamış olan bir toplum Bask halkının atalarıdır.

Basklar bugün hala filologlar ve genetikçiler için bilmecedir. Konuştukları dil İbero-Kafkas dil grubundandır. Yani Adıge (Çerkes) ve Vaynakh (Çeçen, İnguş...) dilleri ile akrabadır. Bu da Baskların Kafkasya'dan İspanya'ya gitmiş olduklarını düşündürmektedir. Diğer yandan İspanya ve Portekiz'i içine alan İber yarımadasının ismi de Kafkas orijinlidir. Eski çağlarda Kafkasya coğrafyasına İberia dendiğini biliyoruz. Yukarıda sözünü etmiş olduğum Maykop kültürü ile olan yakınlığını dikkate alırsak Basklar ve akraba Kuzey Kafkas halklarının Sümer medeniyeti ile ilişkisi ve daha sonra Anadolu üzerinden Batı Avrupa'ya göçleri anlam kazanmaktadır.

Benzer şekilde, Altay bölgesinde yaşayan milletlerde baskın olan grup Q'dur, Amerikan Yerlileri ve ön-Türk dili konuşan kavimlerin pek çoğu aynı soydan gelmektedir, veya genetik akrabadırlar diyebiliriz, bunda bir mahsur yok. Ama Amerikan yerlileri Türk'tür, Q veya R1b Türk'tür gibi bir şey asla söyleyemeyiz. Bu elmayla armutu birlikte tartmak gibi anlamsızdır. Evet ikisi de meyvedir ama farklı şeylerdir. Bu farkı anlamayan bazı araştırmacıların Orta Asya'da yaşadığı bilinen her haplogrubu Türk sayma gibi bir hataya sıkça düştüğünü görüyoruz. Özellikle bilimi salt ideolojik bir yaklaşımla yorumlayanlar bu yanlışı çok yapıyor.

Bazıları daha da ileri gidip Orta Asya=Türk mantığı ile yola çıkarak, İngiliz, Fransız, Bask, İrlandalı herkesi Türk olduğunu unutmuş soydaşlar olarak görüyorlar. Bu tıpkı bir Etiyopyalının çıkıp, siz Türkler aslında ön-Etiyopyalısınız, atalarınız bu topraklardan göç etti, siz gerçek kimliğinizi unuttunuz gibi şeyler söylemesine benzer. Böyle komik bir iddiaya gülüp geçmez miniz? Evet, doğru hepimizin biyolojik ataları Kenya-Etiyopya civarında yaşadı ve oradan yeryüzüne dağıldırlar. Orta Asya, Sibirya, Amerika ve Batı Avrupa'ya göç edenlerin hepsinin ataları Doğu Afrikalıdır. Demek ki genetik orijini Orta Asya olan herkesi Türk yapmaya kalkarsak, Etiyopyalı biri de bizim çok rahatlıkla Oromo kabilesinden olduğumuzu, atalarımızın dili olan Bantu yerine, asimile olarak başka diller konuştuğumuzu iddia edebilir.

Yaptıkları hatayı bir an önce görüp düzeltecek yerde, ağlamaklı bir edayla Avrupalıların bu gerçeği bilerek sakladığı, R1b'nin Orta Asya orijinini bildikleri halde Türklüklerini inkar ettikleri gibi hezeyanlarla bilim adamlarını halka şikayet etmekteler. Oysa kimsenin bir şey sakladığı filan yok. Genom projesini başlatan zaten Amerikalı ve Avrupalı bilim adamları. İlk insanların Afrikalı olduğunu söyleyenler yine kendileri. Batı Avrupa nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan R1b'nin 20 bin yıl önce Orta veya Güney Asya'da doğmuş olduğunu ve daha sonra Avrupa'ya göç ettiğini de söyleyen yine onlar…

Haplogrubun ne olduğunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek, ancak bu hatayı çok fazla insanın yaptığını görünce bir örnekle açıklamayı deniyorum. Haplogrubu çiçek gibi düşünürseniz, millet adı da bukettir. Çiçek ile buket aynı şey değildir. Yani bir bukette, gül, papatya ve daha pek çok çiçek bulunabilir, hatta tek çiçek bulunsa bile (Bask örneğinde olduğu gibi) buket=çiçek diyemeyiz. İşte genealoji bilimini yanlış yorumlayanlar böyle gülünç duruma düşmekte ve maalesef medya da bu komediye alet olmaktadır. Orta Asyalı olmakla Türk olmayı aynı şey görenlerin bir diğer yanlışı da proto-Türklerin asıl yurdunun Sibirya olduğunu gözden kaçırmalarıdır. Ural-Altay dağlarını kapsayan bu bölgedeki insanlar M.Ö 7. Yüzyıldan itibaren güneye, yani Orta Asya'ya inmeye başladılar. Hunlar ve Hunların Aşina boyu (Göktürkler) bölgeyi ele geçirene kadar Orta Asya'da Suğd (ing. Sogdian) halkı yaşıyordu. Bu milletin dili Hint-Avrupa dil grubundandı. Nitekim bunu en doğru tespit eden Kaşgarlı Mahmut olmuştur. Bu halkın ana dillerini zaman içinde unutarak Türkler tarafından asimile edildiğini söyledikten bin yıl sonra genom projesi kendisini doğrulamaktadır.

R1b konusunda yapılan diğer bir yanlış şudur; İlk makalemde Anadolu'da yaşayan nüfusun ancak %10'unun Orta Asya orijinli olduğunu belirttiğimde bazı araştırmacılar itiraz ettiler. Türkiye'de %15 oranında rastlanan R1b grubunun bugün Türkmenistan başta olmak üzere diğer Orta Asya ülkelerinde de yüksek oranlarda bulunduğunu, dolaysıyla Orta Asya'dan göç edenlerin hesaplanandan daha fazla olması gerektiğini ifade ettiler. Öncelikle bu arkadaşlarımızın dikkatini takdir ettiğimi belirtmek isterim. Yorumları yanlış olsa da konuya bilimsel bir yaklaşımda bulunmaları, ülkemizde toplum genetiği alanında araştırmacıların yetişmeye başladığının sinyalini veriyor. Dikkatlerinden kaçan nokta, Orta Asyalı R1b ile Roma imparatorluğu döneminden kalan Anadolu'nun yerli R1b alt gruplarıdır. Yani Selçuklular Anadolu'ya gelmeden önce bu coğrafyada zaten R1b grubundan insanlar yaşıyordu ve bunlar bölgenin dominant halkıydılar. Romalı veya Anadolu'nun yerlisi olarak adlandırabileceğimiz bu insanların torunları olan günümüzdeki Türkiyeli R1b insanlarının alt grubu (M335) R1b1b iken Orta ve Güney Asyalıların alt grupları ise (M73) R1b1a1 ve (M269) R1b-L23, eski kodla R1b1a2'dir. Benzer durum R1a için de geçerlidir. Doğu Avrupa'dan Orta Asya ve Sibirya'ya göç eden daha çok Z93 ve Z94 alt grupları iken, Anadolu'nun yerlisi R1a ise Ermeni R1a'ya daha yakın akrabadır. Orta Asyalı alt grupların Türkiye'deki oranı %0.8 olarak tespit edilmiştir. Benzer durum Orta Asyalı ve Türkiyeli J grupları içinde geçerlidir.

Görüldüğü gibi toplum genetiği birkaç web sitesi araştırmasıyla öğrenilecek kadar basit bir konu değil. Bu makale kapsamında verdiğim sınırlı bilgi bile pek çok okuyucunun harfler ve kodlar arasında boğulmasına neden olacağından daha fazla derinleştiremiyorum. Ama ilgi duyan okuyucularımıza tavsiyem, hemen heyecanla klavyenin başına geçip aceleci yorumlar yazmaktansa önce ciddi bir araştırma yapsınlar. İnternet ortamında Türkçe bilgi nerdeyse yok denecek kadar az ve olanların pek çoğu da maalesef yanlış. Bazen yabancı dildeki kaynaklar bile yetersiz kalıyor. Ben kendi adıma böyle durumlarda dünyaca tanınan bilim adamlarının desteğine başvurarak onların verdiği bilgileri ve yorumları aktarıyorum.

Haplogrup-Fenotip İlişkisi
Haplogruplarla ilgili en çok sorulan sorulardan biri de fiziksel görünüşleridir. Birbiriyle akraba olan insanların dış görünüşleri doğal olarak benzerdir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var, aynı haplogruptan olanlar aynı dış görünüşe sahip olmak zorunda değildir. Örneğin anne tarafından L1 ve L2 haplogruplarına ait olan birisinin Afrikalı zenci olduğunu tahmin edebiliriz. Ama bu kesin bir yargı değildir. Deri, göz ve saç rengini belirleyen otozomal genlerdir. Y-Kromozomu veya mt.DNA grubuna bakarak dış görünüş hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz. Sadece tahminde bulunabiliriz. Yüzünü hiç görmesekte L2 grubundan olan birinin siyahi olma ihtimal çok yüksektir, ama bu kişi hiç umulmadık bir şekilde karşımıza albino olarak çıkarsa buna da şaşırmamalıyız.

Aynı haplogruptan olan insanların fiziksel görünüşlerindeki farklılığın temel nedeni eski çağlardaki cariyelik sistemidir. Savaşlarda esir alınan kadınlar çok eşliliğin yaşandığı dönemlerde bir erkeğin neslinin pekçok kadından devam etmesine neden olmuştur. Bu yüzden baba tarafından aynı haplogruba ait insanların bazen çok farklı dış görünüşü olabilmektedir. Haplogrupları araştırırken bulundukları coğrafyayı dikkate alarak fenotiplerini yorumlamalıyız. Doğu Avrupa'da yaşayan bir R1a büyük olasılıkla sarışın veya kumralken, Kırgızistan'da çekik gözlü, Hindistan'da ise oldukça esmerdir. Afganistan'daki Hazara halkının R1a bağlantısı çıplak gözle bile tespit edilebilirken başka bir toplumda hiç ayırt edilemeyecek kadar otozomal DNA'lar karışmış olabilir.

Havva'nın Yedi Kızı
Şimdi biraz da mt.DNA'dan bahsedelim. Reklam gibi olacak, ama olsun, dünyada bu alanda yayınlanmış belki de ilk eser olan Havva'nın Yedi Kızı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Mt.DNA üzerine ilk araştırmaları yaparak bugün sahip olduğumuz genealojik soyağacının temelini hazırlayan Bryan Sykes, Avrupa'da görülen 7 ana haplogrubun baş harflerinden yola çıkarak isimlendirmiştir:
U (Ursula) - %11
X (Xenia) - % 6
H (Helena) - % 47
V (Velda) - % 5
T (Tara) - % 9
K (Katrine) - % 6
J (Jasmine) - %19



Haritada, Afrika'da yaşayan ilk kadın (mitokondrial Havva) ve ondan ayrılan haplogrupların yeryüzüne dağılış rotası görülmektedir. Anne tarafında soyağacımızı gösteren bu haplogrupların, baba tarafından Y-DNA haplogruplarla karşılaştırılarak etnik analizinin yapılması oldukça kapsamlı bir konudur. Şimdilik sadece Türkiye'de görülen mt.DNA haplogruplarının oranlarını vererek, bu sonuçların nüfusumuzun Orta Asya orijinine dair Y-DNA analizinden elde ettiğimiz sonuçlarla uyumlu olduğunu belirtmekle yetineceğim.



Ayrıca, aşağıdaki tabloyu inceleyerek Avrupalı milletlerle ne oranda (anne atarafından) akraba olduğumuzu görebilirsiniz. Türkiye nüfusu üzerine yapılan mt.DNA araştırmaları henüz yeterli düzeyde olmasa da bu istatistikler genel bir fikir ednimemize yardımcı olmaktadır.

Murat Mirza muratmirza@gmail.com

(Eupedia.com)

Not: İlgilenenler için facebook grubu: Toplum Genetiği, Genom Araştırma Merkezi

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 18-08-2015, 21:40
Predator Predator isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 17 Aug 2015
Bulunduğu yer: Dünya Vatandaşı
Mesajlar: 181
Standart

İki makaleyi de bir solukta okudum. İkinci makalede ki tarihi olaylar çok yüzeysel anlatılmış. O konuyla ilgili ayrıca bir makale yazmak mümkün. Mutlaka okumalısınız! Teşekkürler.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Lafla uydurulan akrabalık ilişkileri çelişkisi lars vilks İslam 1 09-10-2013 19:29
Dünya’nın ‘yeşillik haritası’ Ahlaksız Ekoloji 6 30-06-2013 10:16
Sanal Akrabalık pervane Tarih 29 24-11-2011 05:12
Ateistlerin Gen Haritası Akhenaton Konu-dışı 42 17-06-2009 22:58
Rasgele Genetik Sürüklenme Tercüme Çalışmalarımız 4 21-07-2007 10:37

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:45 .