Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 31-03-2007, 13:30
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Erdoğan Aydın Makaleleri- Çanakkale Zaferini Doğru Anlamak

ÇANAKKALE ZAFERİ'Nİ DOĞRU OKUMAK

Son 10 yılda Çanakkale Savaşı'na dair yapılan anmalar, atıflar, yayınlar ve ziyaretlerin sayısında olağanüstü bir artış oldu. Kuşkusuz hem yaşandığı dönemdeki büyük önemi hem de neden olduğu korkunç insan kaybıyla Çanakkale Savaşı'nı anmak değil, anmamak anormal olurdu, ki soğuk savaş dönemindeki ittifakların yüzü suyu hürmetine böylesi bir anomali sergileniyordu. Ne uçlar arasında gidip gelen bir anlayışın toplumu olarak, Çanakkale Zaferi'ne ilişkin son yıllarda yaşadıklarımızda da bir anormallik olduğu kesin.

Çanakkale Savaşı yıl dönümleri, anmanın çok ötesinde bir gösteriye, bir ideolojik mücadele alanına döndürülmüş durumda. Öyle ki iç sorunlarımız artışıyla koşut olarak Çanakkale anmalarının dozu da, eklentileri de artıyor.Sonuçta geldiğimiz yer, herkesin güncel ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği, gerçek bağlamından koparak güncel bir politika nesnesi kılmaya çalıştığı kendi Çanakkale'si olmuştur. Bu Çanakkale'lerin içinde, İngiliz Kraliyet Birliği'ni yutan bulutlardan, düşmanın attığı top mermilerini elleriyle tutup düşman gemilerine geri atan sarıklı yeşil cüppeli evliyalara kadar her şey var.

* * * * *Haluk Şahin,(yanılmıyorsam) geçen yıl, M. Akif'in "Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?" adlı ünlü şiirinden hareketle yazdığı bir makalede bu duruma değinmişti. İslamcıların, milliyetçilerin ve hümanistlerin Çanakkale Savaşları'nın, farklı savaşlar haline geldiği, zaman zaman ortak cümleler kullansalar da temelde üç farklı Çanakkale yorumunun şekillendiğine işaret ediyordu.

İslamcıların yorumu, esas olarak İslamın Hristiyanlıkla savaşı ve uzlaşmazlığı ekseninde, Çanakkale’ye bir cihat anlamı yüklüyor. Bu perspektifle dinler/medeniyetler savaşı olarak görülen Çanakkale, bugün için de toplumun İslamcı dönüştürülmesi ve tahkimatının arka planı yapılıyor. Çanakkale zaferi, ‘milli’ kültür olarak İslama sarılınması halinde maddiyatçı/kafir Batı medeniyetinin yıkılabileceğinin göstergesi olarak sunulurken bu illüzyonu güçlendirmek amacıyla Çanakkale Savaşı’na ilişkin bir dizi dinsel efsane üretiliyor.

Milliyetçi bakış ise, Çanakkale Savaşı’nı, I. Dünya Savaşı içindeki diğer savaşlardan ve savaşın sonuçlarından koparak Türklüğe yüklenen önsel bir üstünlüğün kanıtı olarak sahipleniyor. Çanakkale’nin milliyetçi anlatımı konjoktürel ilişkilere göre de değişiyor; örneğin Soğuk Savaş döneminde sadece bir ‘milli şahlanış’, bir ‘yiğitlik destanı’ olarak anlatılıp işgalciler adeta belirsizleştirilirken son yıllarda Batı karşıtı bir toplumsal tahkimata malzeme yapılır.

Bu her iki bakışın da garip ortak paydaları var tabii. Örneğin bizi Çanakkale Savaşı’na sürükleyen politikaları gözden gizleme ve savaşın salt kahramanlarımız ve şahadetimiz üzerinden bir milli övünç vesilesi olarak anlatılması, bunlardan birini oluşturuyor. Gerek I. Dünya Savaşı süresince gerekse de onun bir parçası olarak yaşanan Çanakkale’deki Alman yönetimi de gözlerden gizlenmeye çalışılan ikinci ortak payda oluyor; çünkü bu Alman gerçeği, İslamlık veya Türklük eksenli resmi anlatımı gölgeleyen bir sorun oluşturuyor.

ÇANAKKALE VE KURTULUŞ İLİŞKİSİ

Oysa bu yaklaşımlar Çanakkale Savaşı’nı kendi nesnelliği ile anlamamızı engellediği gibi, tarih bilimini de, toplumu gütmeye yönelik ideolojik araca indirgiyor. Bu bağlamda gerçeklerin yerini tek yanlılık alırken tarih yazımı da, benzeri tekerrürlerden kaçınmamızı sağlayan bir ders olmaktan çıkarak bir koşullandırma ve hamaset aracına dönüşüyor. Oysa Çanakkale’yi dinci ve milliyetçi hamasetten kurtarıp gerçek temelleri üzerinden yeniden anlamaya ve buna uygun anlatmaya gereksinimimiz var.

Böylesi egemen ideolojik bakışların bir diğer ortak paydası da, Çanakkale ile Kurtuluş Savaşı’nı dolaysız bir şekilde birbirinin devamı göstermektedir; ki bu da doğru değil. Kuşkusuz Çanakkale Savaşı, Ulusal bir bilinç oluşumu ve Mustafa Kemal’in, “birçok merhalelerden ve tecrübelerden geçerek kariyer yaptığı”, ulusal bir lider olarak kendini kabul ettirdiği bir süreç olarak Kurtuluş Savaşı için ciddi bir katkı oluşturmuştur. Ancak bu dolaylı ilişkiye karşın Çanakkale savaşı, Osmanlı’nın İttihatçılar eliyle sürüklendiği emperyalist savaşın cephelerinden ve aşamalardan biridir. Kurtuluş Savaşı ise, onun yıkıntıları arasından sadece emperyalizmle değil, imparatorluk kalıntılarıyla *savaşarak kendini Misak-ı Milli’de (Ulusal Ant) belirlenen toprakların kurtarılmasıyla sınırlayarak ve yüzünü batı medeniyet değerlerine, cumhuriyete,laikliğe dönen yeni bir kuruluş sürecidir. Bu bağlamda Çanakkale ile Kurtuluş savaşları arasında dolaysız bir neden sonuç ilişkisi kurmak öznel bir zorlamadır.

Çanakkale Zaferi’nin bir diğer sonucu, ordu ve halk üzerinde yarattığı ciddi moral katkıdır; ancak bu moral katkı, Dünya Savaşı’nın sonraki yenilgisiyle yerini ağır bir travmaya bırakacağından, Kurtuluş Savaşı’na bu anlamda bir katkı işlevi göremeyecektir. Onun Dünya Savaşı sürecinde sağladığı moral katkıya gelince, bu katkı, Osmanlı’ya egemen olan İttihatçı zihniyet tarafından, onurlu bir barış için değil, savaşa daha çok yüklenmek, yeni maceralara yönelmek için kullanılacaktır. Nitekim Çanakkale’den sağ çıkan tecrübeli Mehmetçikler, bonkör bir mirasyedi tavrıyla, Doğu Avrupa cephelerinde sıkışan Almanlara sunulacak; Çanakkale savunmasında ölmeyen halk çocukları, Galiçya’ya, Dobruca’ya, Eflak’a ölüme yollanacaktır.

FELAKETLERİN MÜSEBBİBİ BAŞIMIZDAKİLER

Çanakkale Savaşları’nın si içinde yeraldığı I.Dünya Savaşı ve bu savaşa Osmanlı’nın katılım kararı, dünya ve Osmanlı halkları açısından, bizzat Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi, bir “felakettir”. Bu felaketin, bir zafer olan Çanakkale’deki faturası bile, 60 bini ölü olmak üzere 250 bin kayıptır.

Von Sanders’ten *Yıldırım Orduları Komutası’nı alırkenki diyoloğunda M. Kemal, “Müsterih olunuz, sizde hiçbir kusur ve kabahat düşünemiyorum. Kusur ve kabahatin büyüğü, sizi mensup olmadığınız bir milletin orduları başına getirenlerdir. Şimdi siz belki feci akibetlere duçar olacaksınız. Belki ben, yalnız ben değil bütün Türk milleti aynı akıbetlere uğrayacağız, fakat ikimizin de müsterih ve müteselli olabileceğimiz bir nokta vardır; o da felaketlerin müsebbibi siz veya ben olmayışımızdır; mensup olduğmuz imparatorlukların başınsa ve idaresinde bulunanlardır” diyecektir. (Cevat Abbas’tan akt.Sermet Atacanlı, Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları, s.184)

Özetle Çanakkale Savaşı, dünyanın dört tarafında sürdürülen ve Almanya-Avusturya-Osmanlı bloğunun Rusya-Belçika-Fransa’ya saldırı ile başlayan savaşın cephelerinden biri olarak yerli yerine oturtulduğu oranda doğru anlaşılabilecektir. Onun bu bağlamı, Çanakkale’ye yönelik saldırıyı veya onun böylesi erken bir tarihte gerçekleşmesini de bize açıklayan başlıca nedendir. Çanakkale anmalarının, hiç olmazsa 92. yılında bu bağlamı gözlerden gizliden yapılması ise benzeri felaketlerden uzak durabilmemizin güvencesi olarak önem taşımaktadır. Bu bağla, tarihe neden sonuç ilişkileri içinde bakabilen, zaferleri gibi yenilgileriyle de yüzleşebilen bir yurttaşlık bilincinin temelidir.

ASLOLAN MEŞRUİYET

Çanakkale’ye emperyalist saldırı, işte bu bağlamı içinde yerli yerine oturtulduktan sonradır ki, onu I.Dünya Savaşı’ındaki diğer muharebelerden ayrımla olağanüstü bir zafere dönüştüren özgünlükleri doğru kavranabilecektir. Bu özgünlükler içinde öncelikle anılması gereken öğe ise, kuşkusuz onun meşru bir savunma savaşı olmasıdır. Çanakkale’de saldırgan doğrudan emperyalizm, savunulan meşru vatan topraklarıdır. Bu fark aynı zamanda hem Çanakkale’nin sonucunu hem de tarih içindeki anlamını diğer savaşlardan farklılaştırmıştır. Bu bağlamda Çanakkale, doğru yerde,doğru şekilde yönetilen bir savaştan, güç eşitsizliğine rağmen başarıyla çıkabileceğinin, bu noktada aslolanın meşruiyet olduğunun anlamlı bir göstergesidir.

Alman işbirlikçiliği içinde bizi felakete sürükleyen ittihatçılara rağmen Çanakkale Savaşı, emperyalist saldırganlara karşı meşru bir savunma savaşı olarak gerçekleşmesi nedeniyle, başka hiçbir savaşta gözlenemeyen büyük bir toplumsal seferberliğe yol açmıştır. Bu meşruiyet, içlerinde Ermeni,Yahudi,Rum ve tabii Kürt,Laz,Çerkez,Arap,Arnavut Osmanlı tebaalarının olduğu bir halklar harmonisinin emperyalizme karşı seferber edilebilmesini ve hepsinin cansiperane bir şekilde saldırıyı püskürtmesini mümkün kılmıştır. İşte bu nitelikleriyledir ki Çanakkale, tüm teknik üstünlüğe karşın emperyalizmin yenilmez olmadığını göstererek tüm kurtuluş savaşlarına bir örnek olmuştur.

92.YILDA SOĞUKKANLI OLMAK

Çanakkale Savaşı’nın anlatımında karşılaştığımız bir diğer sorun da, ölçüsüz ekleme ve abartılardır. Oysa kendi yalın gerçekliğinde olağanüstü bir kahramanlık destanı olan bu direnişi, dinsel ve milliyetçi efsanelerle süslemeye kalkanlar, gerçekte onu gölgelemiş oluyorlar.Böylesi destanlar için ihtiyacımız olan koşullandırma değil, inandırma ve insana güvenmektir.

Bugün Çanakkale anmalarında işittiğimiz sözler öyle ölçüsüzdür ki, salt bunları dinleyenlerin, yed-i düvel’in birleşip saldırdığı, bizim de onları yendiğimiz şeklinde kendi başına bağımsız bir zaferin anıldığını veya yenilgiye giden bir savaşı tersine çevirdiğimiz gibi bir sonuç çıkarabilirler. Oysa bu doğru değil. Kuşkusuz başarı örneklerine gereksinimimiz var, ama gerçeklerden kopartılmışlara değil.

Unutulmamalı ki, Çanakkale’nin de cephelerinden birini oluşturduğu emperyalistlerarası savaş, Osmanlının da parçası olduğu ittifakın yenilgisiyle sonuçlanacaktır. Osmanlı’nın bu yenilgi sonrasında yaşadığı insani ve ekonomik yıkım ise, müttefiklerininkinden çok daha ağır, sözcüğün gerçek anlamında bir felaket olacaktır.Dahası 1915’te, Osmanlı’nınki kadar büyük kayıplar vererek Çanakkale’den geri çekilmek zorunda kalanlar, genel savaşı kazandıktan sonra tek bir kurşun bile atmadan Çanakkale’den geçip İstanbul boğazına demir atacaklardır. Tarih, salt görmek istediğimiz taraflarıyla değil bütünlüğüyle tarihtir. Ve içinde boğuştuğumuz sorunların çözümü, bu bütünlüğün bilinci üzerinden mümkün olabilecektir.

Bu bağlamda “Çanakkale Deniz Zaferi bir milletin, dünya tarihine yeniden hükmetme güç ve iradesini gösterdiği savaştır”(Bülent Arınç) *yargısı, ciddi bir şekilde düzeltilmeye muhtaçtır. Düzeltilme gereği yanında bu görüş, ülkemizin yarını açısından tehlikelidir de. “Dünya tarihine yeniden hükmetme” hayalleri, Osmanlı’yı savaşa sürükleyen zihniyetin görüşüydü ve bu hayalle girilen savaşın sonucu, halkın ve ülkenin korkunç yıkımı olmuştur. Dolayısıyla bizzat Çanakkale’nin anısı, bu ülkeyi yönetenlerin, dünya tarihine hükmetmek gibi imparatorlukçu düşlerden kendilerini kurtarmalarını gerektirmektedir. Kaldı ki bu yaklaşım, tarihin doğru okunmasından da tümüyle uzaktır; çünkü bu zafer, bırakalım “dünya tarihine yeniden hükmetmeyi”, *sadece bir ara zafer olarak, savaşı uzatmıştır.

Devlet katlarından dillendirilen, Çanakkale Savaşları’nın, “Türk Ulusu’nun yazgısını ve tarihin akışını değiştirdiği” iddiası da aynı şekilde yanlıştır.

Türk Ulusu’nun yazgısı, Çanakkale’de değil, korkunç bir yıkımın sonrasında Kurtuluş Savaşı’ında değişecektir. Çanakkale sonrasında ise söz konusu yazgı, Almanların ve İttihatçıların elinde kalmaya devam ederken, halk ve Anadolu her gün daha da ağırlaşan bir yıkımın pençesine tutsak olacaktır. Bu tutsaklığın sonucu ise bilindiği gibi Serv’dir.

Durum buyken Necmettin Halil Onan’ın, “ Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir” diye seslenen şiiri, kuşkusuz çoğumuzun gönlünü okşamaktadır, ama itiraf edilmelidir ki gerçeklikten kopartılışımızın estetize edilmiş yansımalarından öte nesnel bir anlam taşımamaktadır.

Çanakkale Zaferi’nin 92. yılında soğukkanlılığa, tarihimizle gerçekçi bir ilişki kurmaya, bizi yeni savaşlara, düşmanlıklara sürüklemeyecek ve sorunlarımızı barışçıl yollarla çözme bilinci oluşturacak dersler çıkarmaya ihtiyacımız var.


*Erdoğan AYDIN
*24/Mart/2007 *Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 31-03-2007, 14:04
hiramusta hiramusta isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
Standart Re: Erdoğan Aydın Makaleleri-2

Erdoğan beye tamamiyle katılıyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 31-03-2007, 15:17
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Erdoğan Aydın Makaleleri-2

Yazdıklarının gerek içeriği gerekse de üslubu olarak beğendiğim bir yazar Erdoğan Aydın. Bu yazısında da çanakkale Svaşı'ndan bahsetmiş. Aynı konuyu biz de forumumuzda "Çanakkale Savaşları'na Farklı Bir Bakış" başlığı altında tartışmıştık. Erdoğan Aydın'ın yazdıklarına katılmamla birlikte sadece Çanakkale Savaşı'nda saldırıya uğrayan mazlum tarafı temsil ettiğimiz görüşüne katılmıyorum. Salt Çannakkale düşünüldüğünde ilk bakışta mazlum gibi gözüksek de savaşın bütünlüğü göz önüne alındığında -ki bütünlükten kopuk değerlendirme objektif olmayacaktır- savaşa saldırarark girenin Osmanlı olduğunu görürüz. Siz bir kez savaşı başlattıktan sonra da düşmanın nereye saldırıp saldırmayacağına karar veremezsiniz ve mazlum rolü oynayamazsınız.

Çanakkale'deki Alman komuta kademesinin rolüne birkaç cümle ile atıfta bulunuor Erdoğan Aydın. Gerçekten de başkomutan Liman Von sanders'i arka plana ataraktan bu savaşı sadece Türklüğe veya islama mal etmek objektif olmayacaktır. Çünkü sonuçta Çanakkaledeki birlikleri satranç tahtasında kullanır gibi kullanarak taktikleri yaratan kişi Von Sanders'dir. Komuta iyi olmadan salt askerlerin kahramanlıkları genellikle işe yaramaz.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 31-03-2007, 15:54
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Erdoğan Aydın Makaleleri-2

Birinci Dünya Savaşı adı verilen savaşa Osmanlı'nın nasıl girdiğini analiz etmeye, 2 Alman zırhlısının Çanakkale boğaz girişini ablukaya almış İngiliz donanmasının arasından nasıl elini kolun sallaya sallaya geçip Karadeniz'e ulaştığını sorgulayarak başlamak gerekir. İstimi ardından gelir zaten.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 31-03-2007, 16:08
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Erdoğan Aydın Makaleleri-2

Bir konu dikkatimi çekiyor ve araştırmadan bir iddiada bulunmak zor. Erdoğan Aydın Çanakkale'de 60 bini ölü 250 bin kayıptan bahsediyor. Peki bu 190 bin kayıp nedir?

Geçenlerde bir roman okumuştum. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun Rus sınırında Birinci Dünya Savaşı sırasında bir kasabada yaşanan olayları anlatıyordu. Buraya sürekli Rus asker kaçakları geliyor. Yaşamları tam bir sefalet. Başka roman ve filmlerde de Birinci Dünya Savaşı'nda çok sayıda asker kaçağı olduğunu görürüm hep. Ama nedense bizde adeta herkes kahramanca savaşıyor gibi anlatılır. Aydın'ın söylediği gibi bu savaşlar toplumu gütmek için bir ideolojik bir söylem eşliğinde anlatılıyor. Gerçekler öyle mi acaba?

Yıllardır dedemin babasının Sarıkamış'ta şehit olduğu anlatılır. O yüzden babama onun adını vermişler. Ama diğer kardeşi savaştan kaçmış gelmiş. Babası geri askere göndermeye çalışmış, ama başaramamış. Çoluk çocuk aç ve birilerinin tarlaları ekmesi gerekiyor. Jandarmaya falan görünmemek için geceleri tarlaları ekip gündüzleri de dağlarda saklanıyorlarmış. Bu insanların İttihatçıların Kızıl Elma hevesleri uğruna ne çektiği anlatılmaz da bir sürü kahramanlık edebiyatı yapılır hep. Birinci Dünya Savaşında ne kadar asker kaçağı vardır, bir araştırma yapılmış mıdır? Sonuçta kimsenin neden girdiklerini anlamadığı, kavrayamadığı bir savaş için bir sürü Mehmet Hicaz'a, Yemen'e, Trablus'a, Galiçya'ya gönderiliyor.

Aslında Sarıkamış üzerine bir araştırma yapacaktım ama sanırım bir süre fırsat olmayacak. Sadece bir örnek vermek istiyorum.

Sarıkamışla ilgili çok güzel bir belgesel var. Herkesin seyretmesini tavsiye ederim. Üç bölüm halinde Youtube'da var.







Belgesel oldukça nesnel bir bakışla Sarıkamış gerçeğini anlatmaya çalışıyor. Ama ordaki ifadeler milliyetçi ve islamcı ideolojik argümanlara uymadığı için olsa gerek bakın bazı kahramanlarımız ne hale getirmişler bu belgeseli. Yaptıkları tek şey metini değiştirip, sahtekarca değişiklikler yapmak.




Bu değişikliği yapan Anadolu Gençlik Derneği'nin linki de şu:

http://www.agd.org.tr/index.php

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 31-03-2007, 22:13
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Erdoğan Aydın Makaleleri-2

Erdoğan Aydın Çanakkale'de 60 bini ölü 250 bin kayıptan bahsediyor. Peki bu 190 bin kayıp nedir?
190.000 sayısı çoğunluğu yaralı olmak üzere, esirleri ve kayıpları (ne yaşadığı ne öldüğü tesbit edilebilen) ifade ediyor. Ben de bir İnkılap tarihi doçentiyle yaptığım bir görüşmede ölü sayısının 53.000 ila 58.000 arasında olduğunu duymuştum. Erdoğan Aydın bu rakamı yuvarlamış.

Sarıkamış ile ilgili bir not da benden: General Liman Von Sanders, Enver Paşa'ya Doğu cephesinde kış saldırısında bulunmamasını tavsiye ediyor. İlkbaharı beklemesini öneriyor. Ama Enver Paşa bu öneriye kulak asmıyor. Çanakkale galibiyetinin mimarı bu Almana kulak verilseydi Sarıkamışta bu kadar insnaımızı da kaybetmez idik.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30-08-2017, 08:09
Engse Hohol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Engse Hohol Engse Hohol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
Standart

"Çanakkale'de bal gibi yenildik" diyen akp bakanı Hüseyin Çelik. Senin ataların hangi taraftaydı acaba?


islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:51 .