
02-12-2015, 13:04
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
Tanrıyı Öldürenlerin Yükü
Dünyanın neden var olduğunu ve nasıl bu varlığın vücut bulabildiğini açıklamak, şayet bir dine mensup isen çok kolay.
Herşeyi baştan planlamış, tasarlamış, fizik yasalarından maddenin birbiri ile etkileşimine kadar her türlü detayı fazlası ile kurgulamış yüce bir Tanrı varsaydığında her şey çok daha kolay. Asla sırrına ve kudretine vakıf olmayacağımız, neyi neden yaptığını ya da nasıl var olageldiğini düşünmeyi bile cüretkârlık sayacağımız bir Tanrı varsaydığımızda; varlığın neden ve nasıllarına dair tüm sorulardan ve çıkmazlardan kurtuluyoruz... Bize düşen ise sadece biri tarafından mükemmel "bir şekilde" tasarlanmış bu dünyada yaşamak... Bir Tanrı'yı varsaydığımızda tüm karmaşık "neden" ve "nasıl" lar artık bizden ziyade Tanrı'yı ilgilendirir hale geliyor çünkü... Hani birazcık dalsak bu sorulara, birazcık o neden ve nasılların derinliğine dalsak ve o derinlikte yavaş yavaş ilerler iken, her neden sorusunun yeni bir neden sorusuna gebe olduğunu farkederek bir çıkmaza doğru ilerlesek, ve en nihayetinde çıkmaz bir kuyunun dibinde ufaktan boğulma tehlikesi görsek bile "işte Tanrı böyle istemiş demek ki" diyerek yüzeye çıkma lüksümüz ve ferahlığımız her zaman var.
Ancak bir Tanrı'yı reddettiğimizde o bütün neden ve nasıl'lar artık biz "anlamak" yetisindeki insanoğlunun cevaplaması gereken sorular haline geliyor. "Neden ve nasıl varız?" sorusu artık daha fazla yüce bir tasarımcıya topu atarak kurtulamayacağımız, cevaplanması ve açıklanması gerektiğini bildiğimiz sorular haline dönüşüyor. Bu soruların derinliğine dalmaya başladığımızda artık her an yüzeye çıkma lüksüne de sahip olamıyoruz; çıkmazın en dibine kadar yol almaktan ve o çıkmazın karanlığına tahammül etmekten başka yapılacak şey de kalmıyor.
Gobi çölündeki bir kum tanesi kadar evrende yer kaplayan bu gezegende nasıl hayat oluşmuş? Nasıl olmuş da 5 milyar yıldır bu gezegen gelişimini sürdürebilmiş? Hiç bir akıllı canlının olmadığı milyonlarca yıl... Sadece bitkiler ve hayvanlar... Milyonlarca yıl boyunca bakteriler, böcekler, sürüngenler, kuşlar ve diğer tüm memeliler kendi kendilerine gezinip durmuşlar mı yeryüzünde öylece? Tesadüfi bir göktaşı dünyaya çarptı diye dinazorların nesli tükendi ise, neden yarın bir gün aynı tesadüf biz insanlar için de olmasın?
Düşünce nedir? Enerji midir? Kontrol edilebilinir mi, bir bilgisayara aktarılabilir mi, depolanabilir mi, yönlendirilebilir mi? Neden rüya görürüz? Neden rüyalarımızı gerçek sanırız? Gerçeklik nedir o zaman?
Hiçlikten varlık nasıl mümkündür? Bu gezegen, ay ve güneş yok iken, Samanyolu galaksisi yok iken, tüm o yıldızları oluşturan gazlar henüz yok iken, o gazları oluşturan hidrojen ve karbon atomları henüz ortaya çıkmamış iken ne vardı? O en başta var olan her ne ise niye vardı? Neden hiçbir şey yerine o sıfır hacimli sonsuz kütle vardı? Ya da o şey gerçekten sıfır hacimli sonsuz bir kütle sandığımız bambaşka bir şey mi?
Ateş yakmayı bile bilmeyen, konuşup adam gibi düşünemeyen, sadece taşı yontarak sivri bıçak yapabilme kapasitesindeki atalarımız.. Karanlık geceleri sadece ay ve yıldızların ışığı ile yaşamaya mahkum, kıyafeti, ayakkabası, traş makinası, sabun ve şampuanı olmadan yeryüzünde hayatta kalmak için yüzbinlerce yıl gezinip duran atalarımız...
Canlı hayatın söz konusu olduğu milyonlarca yıl yaşındaki bu gezegenin geçmişinde hangi anların yaşanmış olabileceğini düşünmek bile beni hayrete düşürüyor. Kendi kendine dönüp durmuş bu gezegen, bu galaksi, oluşan ve yok olan yıldızlar, kara delikler... Big Bang'e şahitlik edecek hiç bir göz yoktu, sesini duyacak hiçbir kulak da...
İnsanlar Ortaçağ'da yaşamış mesela.. TV yok, akıllı telefon yok, kitap yok, araba yok,bilim yok, bilgi yok... Sürekli değişen bu gezegen ve üzerindeki hayat nereye doğru neden yol alıyor? Yol almak? Sahi neden herşey yol alıyor, ilerliyor... Neden herşeyin dengeye ulaştığı ve o noktadan itibaren hiçbir şeyin değişmeyeceği bir denge (equilibrium) noktası yok? Neden denge sürekli bozuluyor? Neden "diyalektik" var?
İşte bu sorular artık Tanrı'yı öldürmüş tüm insanların sırtlarında koca birer yük...
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

02-12-2015, 14:54
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
|
|
Sevgili Dialectics.
Bir yanılgın var, ortaya koyduğun soru kafadan hatalı değil mi?
Tanrı? elindeki bilgi dahilinde neden bahsediyorsun anlatman gerek. Tanrı kavramı sana özgü bir düşünce mi? Değil, bizede ait değil ama sahiplenmemizi ve burdan yola çıkarak onu öldürdüğümüzü kabul etmemiz gerektiği sonucuna varıyorsun. Niye? Neden bunu kabullenmemiz gerek?
Nedir bu farazi kavramı sahiplenmemizi gerektirecek kanıt veya gerekçe(kanıt zaten yok)? Yapma böyle gözün sevem.
Ne olduğuna dair masallar dışında bilgimi var öldürmek nasıl olacak? Ortada yük dediğin soruların cevapları ortaya çıktıkça(geçmişteki bir çok olayı düşün lüfen) aralarında tanrı kavramına ilişkin bir adet olabilirlik çıktı mı? Evren kendi kendine var olabilir bir tanrıoya ihtiyaç duymadan varlığını fizik yasalarıyla (kendi özelliklerine bağlı) sürdürebilir ve dışardan müdaheleye ihtiyacı yoktur noktasına kadar geldik. Ama nedense illa henüz cevabı bilinmeyen o soruların cevaplarına ilişkin müthiş merakınızla olmayanı yaratmaktasınız(ki tanrı dahi düşünceniz içinde bir elemandır) ve ona tüm soruların (bilmediğiniz) cevaplarını yükleyerek kolaycılığa kaçmakta mahsur görmemektesinizde neden sizin doğuramadığınızı biz öldürmüş oluyoruz anlayamıyorum?
Siz doğurmakta ısrar ettiğiniz ama doğmadığını anlamamakta ısrar ettiğiniz gerçekliği olmayan kavramın zaten istesende ölemeyeceğini nasıl anlayamıyorsunuz?
Lütfet bana bir kanıt sun, lütfet bana düşünceyi maddeden soyutlayıp göster, bunları yaparkende gerekçelendir ki( sorularımın cevabı yok işte bu yüzden demekten öte) mantığını anlayalım.
Yoksa sonsuz sayıda üretilebilecek varsayımsal iddiaların her birini ya olabilir diyerek niçin yüklenelim a dostum? Bu kısır döngüye girmek ne yarar sağlayacak bilgisiz belgesiz kişisel olmak dışında ne değer taşıyacak ?
Umuyorum ölen bir şey olmadığını çünkü doğan bir şey olmadığından tersininde mümkün olmadığını değerlendirirsin ve kabul etmiyor isende daha elle tutulur bilgiler eşliğinde düşüncelerini sunarsın diye bekliyorum.
Şimdilik saygımla gittim...
Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
|

02-12-2015, 16:33
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
Sevgili aliyarasfal,
Yanlış anlaşıldığımı görüyorum. Bir Tanrı doğurmak çabası ya da sancısı ile yazmış değilim bu yazıyı. "Bizler Tanrıyı öldürdük" sözü aslında Nietsche'ye aittir ve Nietsche Tanrıyı öldürdük derken artık biz insanlığın bir Tanrı inancına ihtiyacı olmadığını vurgular. Konu başlığını koyarken bundan esinlenmiştim. Tanrıyı öldürenlerden kastım da ben dahil tanrıya inanmayan herkes idi.
Tanrı inancı olanların işinin kolay olduğundan bahsedişimden yoksa Tanrıya inananlara özendiğim sonucunu mu çıkardınız?
Sevgili aliyarasfal bizler artık geri dönüşü olmayan yoldayız. Aklın yolunu bulan bir daha nasıl iman denilen deliliğe dönebilir ki? Ve evet Tanrıya inanıp da aynı zamanda neden, nasıl diye soranların işi daha kolaydır, çünkü dediğimiz gibi onların topu taca atma şansları her zaman vardır. Ve bu anlamda işte olsa olsa "Tanrı inancı" çok iyi bir plasebo etkisine sahiptir. Ancak Tanrı inancının bir plasebo etkisine sahip olması elbette ki hiçbir şekilde Tanrı'nın varlığı için bir yeter neden değildir ve aslında bu yazıyı okuyan imanlıların da Tanrıya inanmanın sahte bir rahatlama hissinden başka bir şey sağlamadığı mesajı almasını umuyordum. Onun yerine siz benim Tanrı doğurma çabası içinde olduğum mesajını aldınız
Elbette şunu itiraf etmeliyim: cevabını veremediğim çok soru var, pek çok soru hem de. Bazı şeyleri henüz bilemeyişimiz ve sanki asla bilemeyecek gibi duruşumuz da açıkçası beni bazen çok şaşırtıyor, "yahu nasıl olur da bunu anlayamayız" diye soruyorum. Bazen ise sinirleniyorum, böyle saçma anlaşılmaz sistem mi olur diye... Neden anlayamıyoruz diye... Ama lütfen bu serzenişlerin beni bir Tanrı kabulüne götüreceği çıkarımını yapmayınız, hele hele Tanrıya inanmanın topu taca atmak ya da en fazla plasebo gibi sahte bir psikolojik rahatlama sağlamak olduğunu söylemişken...
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

02-12-2015, 18:28
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.704
|
|
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Düşünce nedir? Enerji midir? Kontrol edilebilinir mi, bir bilgisayara aktarılabilir mi, depolanabilir mi, yönlendirilebilir mi? Neden rüya görürüz? Neden rüyalarımızı gerçek sanırız? Gerçeklik nedir o zaman?
|
Düşünce şu ya da bu enerjidir denemez. Aktarılabilir olan düşünce değil, bilgidir. Düşünce verilerin anlık yorumundan ibarettir, aktarılabilir olan ise veridir ve tamamen maddi bir karşılığa denk düşer.(frekans vb iletimiyle ilgili, yorumcu bunu aldığında şiddet, frekans ölçeğiyle sembolik olarak karşılıklandırıp, kayıt eder,zaten kayıtlı ise eşleştirir, böylelikle gelen etki yorumlanmış olur.). Hiç bilmediğiniz ya da tecrübe etmediğiniz bir etkiye maruz kalırsanız ne olur? Yorum sürecinden önce bir anlık şaşırma yaşarsınız çünkü kayıtlar arasında eşleşen yoktur, bu halde yeni bir sembolik karşılık oluşturup kaydedilmelidir...) Örneğin hiç ama hiç bir şey bilmediğiniz bir konuda düşünemezsiniz.. Flşglfglkg nedir? Buyrun düşünün... Ama önce veriye, kayıt altına alınmış, tecrübe ve hafıza edilmiş veri-bilgiye ihtiyacınız var
Gerçeklik iradeniz dışında her şey, artık ne ise...
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Hiçlikten varlık nasıl mümkündür? Bu gezegen, ay ve güneş yok iken, Samanyolu galaksisi yok iken, tüm o yıldızları oluşturan gazlar henüz yok iken, o gazları oluşturan hidrojen ve karbon atomları henüz ortaya çıkmamış iken ne vardı? O en başta var olan her ne ise niye vardı? Neden hiçbir şey yerine o sıfır hacimli sonsuz kütle vardı? Ya da o şey gerçekten sıfır hacimli sonsuz bir kütle sandığımız bambaşka bir şey mi?
|
Hiçlikten varlık oluşmuyor, oluşumlar sadece NİTELİKSELDİR. Varlık oluşmaz zira oluşmak fiili, varlığın değişiminde hayat bulur.
Bu anlamda NEDEN VARIZ sorusu anlamsızdır. Nasıl oluştuk sorusu ise anlamlıdır lakin bu durumda da VARLIK NASIL OLUŞTU sorusu anlamsızdır, varlık oluşmaz, oluşumlar sadece nitelik çerçevesindedir. Gaz bulutu değişim geçirir(reaksiyon), yeni niteliğe bürünür bu yeni niteliğe ise oluşum denir. Oluşum sadece dönüşüm düzlemidir. Bu halde dönüşen neden, nasıl oluştu diye sormak anlamsızdır, muhatapsızdır, zira varlık oluşmaz, sadece nitelikler oluşur ve kaybolabilir özelliğe sahiptir. (örnek vereceğim)
Tanrı sorunsalının en temelinde yatan zaten mantık hatası ve yanlış sorulardır, kavramları yanlış yorumlamaktır, alakasız ilişkilendirmektir.
Peki Ozon nasıl oluştu? (işte örneğimiz)
3 Oksijen atomu bileşik yaptı(reaksiyon), işte ozon oluştu.
Peki ozon nasıl yok olur? 3 Oksijen atomu yine reaksiyonla ayrıştığında ozon yok olur...
Oluşmak, kaybolmak, var-yok düzlemi sadece nitelikseldir. Dinozorlar şu an yok değil mi? Lakin yok olan varlık değil(madde yok olmadı, sadece bileşik, yapı kısaca nitelik-form değişti), sadece niteliktir, aynen ozon gibi, oluşur ve kaybolur...
Peki canlı nasıl oluştu?
Ozon nasıl oluşuyorsa, sadece bileşik yapısı, reaksiyon süreçleri farklı...
Ozon oluşuyorsa, tanrı sorunsalı diye bir soruna sahip değiliz. Maddenin dönüşümünde neye dönüştüğünün kendi şahsına münhasır bir ayrıcalığı olamaz. Dönüşüm mevcut mu? Devinim mevcut mu? Maddeler arası ilişki mevcut mu? Bu ilişkielrden envai çeşit nitelik-özellik açığa çıkıyor mu? Etki-tepki mevcut mu? Tüm soruların yanıtı olumlu!
Her şey gayet doğal, Tanrı yükü diye bir yüke sahip değiliz, sadece ortada ciddi mantık hataları var, mantık hatası, kavramları yanlış kullanma hatası söz konusu.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

02-12-2015, 21:07
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
|
|
Tanrının ölümü
Hayır redediyorum izninle, tanrı kavramını ve onun etrafından kendimi tanımlamayı redediyorum.
pinokyoyu öldürdük demekten farkı yok. pinokyonun var olduğuna inananlar olması bu kavram üstünden yola çıkılarak yapılmış bir tanımlama üstünden (tanrının ölümü-tanrıyı öldürmek) kendimi tanımlamamı gerektirmediği gibi tamamen bağımlı bir davranıştır-düşüncedir .
Bu yüzden o kavram üstünden herhangi bir yük(soruda ) falanda sırtımızda yok. Her şey varlığımıza ilişkin sorular, cevabıda olsun olmasın yük değil bilip bilmemek meselesi.
Ben basit insanım, basit düşünür basit cevaplarım. Bulunan her cevapta (bu gün için kuantumun çok garip olduğunu savunan düşünceler dahil) aslında çözülüp bilgiye dönüştükçe basit ve anlaşılır olur. Düşününki big bangi yaşamadık hiç birimiz, bilmiyoruz ama bakın bu gün doğruluğu yanlışlığı üstünden dahi tartışabiliyoruz.
Nasıl?
Düşünün bulursunuz(cevap düşünmek zaten ki gerisini hem sayın obi-wan hem sevgili Spartacus anlatmışlar banada okumak kalmış )
Neyse, tanrıyı öldürmek tanımı bana uymuyor.
Şimdilik saygımla gittim...
Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
|

02-12-2015, 22:08
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2015
Mesajlar: 135
|
|
Dialectics´isimli üyeden Alıntı
Dünyanın neden var olduğunu ve nasıl bu varlığın vücut bulabildiğini açıklamak, şayet bir dine mensup isen çok kolay.
Herşeyi baştan planlamış, tasarlamış, fizik yasalarından maddenin birbiri ile etkileşimine kadar her türlü detayı fazlası ile kurgulamış yüce bir Tanrı varsaydığında her şey çok daha kolay. Asla sırrına ve kudretine vakıf olmayacağımız, neyi neden yaptığını ya da nasıl var olageldiğini düşünmeyi bile cüretkârlık sayacağımız bir Tanrı varsaydığımızda; varlığın neden ve nasıllarına dair tüm sorulardan ve çıkmazlardan kurtuluyoruz... Bize düşen ise sadece biri tarafından mükemmel "bir şekilde" tasarlanmış bu dünyada yaşamak... Bir Tanrı'yı varsaydığımızda tüm karmaşık "neden" ve "nasıl" lar artık bizden ziyade Tanrı'yı ilgilendirir hale geliyor çünkü... Hani birazcık dalsak bu sorulara, birazcık o neden ve nasılların derinliğine dalsak ve o derinlikte yavaş yavaş ilerler iken, her neden sorusunun yeni bir neden sorusuna gebe olduğunu farkederek bir çıkmaza doğru ilerlesek, ve en nihayetinde çıkmaz bir kuyunun dibinde ufaktan boğulma tehlikesi görsek bile "işte Tanrı böyle istemiş demek ki" diyerek yüzeye çıkma lüksümüz ve ferahlığımız her zaman var.
Ancak bir Tanrı'yı reddettiğimizde o bütün neden ve nasıl'lar artık biz "anlamak" yetisindeki insanoğlunun cevaplaması gereken sorular haline geliyor. "Neden ve nasıl varız?" sorusu artık daha fazla yüce bir tasarımcıya topu atarak kurtulamayacağımız, cevaplanması ve açıklanması gerektiğini bildiğimiz sorular haline dönüşüyor. Bu soruların derinliğine dalmaya başladığımızda artık her an yüzeye çıkma lüksüne de sahip olamıyoruz; çıkmazın en dibine kadar yol almaktan ve o çıkmazın karanlığına tahammül etmekten başka yapılacak şey de kalmıyor.
Gobi çölündeki bir kum tanesi kadar evrende yer kaplayan bu gezegende nasıl hayat oluşmuş? Nasıl olmuş da 5 milyar yıldır bu gezegen gelişimini sürdürebilmiş? Hiç bir akıllı canlının olmadığı milyonlarca yıl... Sadece bitkiler ve hayvanlar... Milyonlarca yıl boyunca bakteriler, böcekler, sürüngenler, kuşlar ve diğer tüm memeliler kendi kendilerine gezinip durmuşlar mı yeryüzünde öylece? Tesadüfi bir göktaşı dünyaya çarptı diye dinazorların nesli tükendi ise, neden yarın bir gün aynı tesadüf biz insanlar için de olmasın?
Düşünce nedir? Enerji midir? Kontrol edilebilinir mi, bir bilgisayara aktarılabilir mi, depolanabilir mi, yönlendirilebilir mi? Neden rüya görürüz? Neden rüyalarımızı gerçek sanırız? Gerçeklik nedir o zaman?
Hiçlikten varlık nasıl mümkündür? Bu gezegen, ay ve güneş yok iken, Samanyolu galaksisi yok iken, tüm o yıldızları oluşturan gazlar henüz yok iken, o gazları oluşturan hidrojen ve karbon atomları henüz ortaya çıkmamış iken ne vardı? O en başta var olan her ne ise niye vardı? Neden hiçbir şey yerine o sıfır hacimli sonsuz kütle vardı? Ya da o şey gerçekten sıfır hacimli sonsuz bir kütle sandığımız bambaşka bir şey mi?
Ateş yakmayı bile bilmeyen, konuşup adam gibi düşünemeyen, sadece taşı yontarak sivri bıçak yapabilme kapasitesindeki atalarımız.. Karanlık geceleri sadece ay ve yıldızların ışığı ile yaşamaya mahkum, kıyafeti, ayakkabası, traş makinası, sabun ve şampuanı olmadan yeryüzünde hayatta kalmak için yüzbinlerce yıl gezinip duran atalarımız...
Canlı hayatın söz konusu olduğu milyonlarca yıl yaşındaki bu gezegenin geçmişinde hangi anların yaşanmış olabileceğini düşünmek bile beni hayrete düşürüyor. Kendi kendine dönüp durmuş bu gezegen, bu galaksi, oluşan ve yok olan yıldızlar, kara delikler... Big Bang'e şahitlik edecek hiç bir göz yoktu, sesini duyacak hiçbir kulak da...
İnsanlar Ortaçağ'da yaşamış mesela.. TV yok, akıllı telefon yok, kitap yok, araba yok,bilim yok, bilgi yok... Sürekli değişen bu gezegen ve üzerindeki hayat nereye doğru neden yol alıyor? Yol almak? Sahi neden herşey yol alıyor, ilerliyor... Neden herşeyin dengeye ulaştığı ve o noktadan itibaren hiçbir şeyin değişmeyeceği bir denge (equilibrium) noktası yok? Neden denge sürekli bozuluyor? Neden "diyalektik" var?
İşte bu sorular artık Tanrı'yı öldürmüş tüm insanların sırtlarında koca birer yük...
|
İlk paragrafınıza istinaden; bende tanrıya inanıyorum ancak anlama, öğrenme, merak etme kulvarlarından hiçbirin de topu O'na attığımı hatırlamıyorum. Kafama takılanlar yüzünden az uykusuz kalmadım ve asla "nasıl oluyorsa oluyor işte" diye dönüp yattığımı hatırlamıyorum. Kısaca ya ben inançlı bir istisnayım ki neden olsun? Ya da siz çok genelleyici bir yazı yazmışsınız. Şimdi ben bugün bunu da düşünmek zorunda kalacağım sayenizde
Ancak bilmenizi isterim ki ilk paragraf hariç diğer tüm yazdıklarınız benim de sorularımı ve çabalarımı oluşturmaktadır. Burada tanrıyı kabul etmek yada etmemek bilim yolunda bir fark oluşturmamalı. İlk insan kim ise kim. Onun yaratılmış yada oluşagelmiş olması, izini sürmek, geriye gidip verileri toplamak ve birleştirmek yolunda bir fark yaratmamalı. Metot aynı olmalı. Ne var ki birisi Ademi bulmak ister, diğeri ortak atayı, bir başkası uzaydan gelen o kapsülü. Sonuçta gerçek bir tane ve oraya kim ulaşırsa ulaşsın bulacağı şey tek olacak. Oda gerçek.
Saygılar.
|

02-12-2015, 22:38
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
|
|
Güzel bir yazıydı, zevkle okudum ve katıldım.
Antik çağdan beri filozoflar Arkhe problemine cevap aramışlar. (ilk neden veya her şeyin kaynağı, özü nedir sorunu). Thales su demiş, Heraklitos ateş demiş, kimisi apeiron demiş, kimisi logos demiş. Kimileri de Tanrı demiş.
Tanrı ve bu tarz kavramlar, hep bilinemeyen gizemlerin yerine kullanılmış.
İnsan beyninin sınırlı olduğunu düşünüyorum. Evren, kendisini idrak edebilecek bir mekanizma ortaya çıkarmak zorunda değil. Yani ortaya çıkardığı bu beyin, evreni anlayabilecek kapasitede olmak zorunda değil. Beynimizi ve kendimizi o kadar da büyütmeyelim.
Önümüzde olan renklerin sadece trilyonda birini görebiliyoruz. Renkler birer dalgadır ve etrafımızda trilyonlarca daha dalga vardır ve bunların çoğu içimizden geçip gider, farkına bile varmayız.
Her şeyin bir nedeninin olduğunu varsaymak için bir nedenimiz yok. Nedensiz sonuçlar da mümkün olabilir ve hatta her şeyin özünün nedensiz olduğunu düşünüyorum. Nedensiz sonuç nedir? hiçbir fikrim yok. Çünkü beynimiz neden-sonuç ilişkisine uygun evrimleşmiş. Bunun dışını algılayamaz.
Bilenemeyen gizemleri Tanrı'ya atfetmek insan merakına hakarettir. Zira bu durum keşif arzumuzu söndürür.
|

02-12-2015, 23:29
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.704
|
|
Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı
Güzel bir yazıydı, zevkle okudum ve katıldım.
Antik çağdan beri filozoflar Arkhe problemine cevap aramışlar. (ilk neden veya her şeyin kaynağı, özü nedir sorunu). Thales su demiş, Heraklitos ateş demiş, kimisi apeiron demiş, kimisi logos demiş. Kimileri de Tanrı demiş.
|
Sevgili Yıldıztozu
Heraklitos, bu filozofa dikkat edilmeli, aslında bir çok benzer sorunun cevabı var. Zaten özünde insanlar abartmasa, konu o kadar da karmaşık ve zor değil(bir hayli sade).
Oluşlar -> Nitelikseldir, Heraklit içinde böyledir ve o yanıtı;
Her şey değişir. Her şey birbiriyle çatışma(savaş) halinde. İşte bu yüzden her şey oluşur ve kaybolur... Özetle ifadesi. Ateş'i esas alması ise ateşin görnümü değil, özünde çatışkısı, kaosu, değiştirmesi... Bu bakış açısı bu günde geçerlidir... Hasılı Heraklitos açısında açığa çıkan diyalektiktir.
Diyalektik çerçevede ise tüm bu çatışkılar iç, içe daha doğrusu birliktedirler, birisi, diğerinden yalıtılamaz. Örneğin tek başına "yoktan","vardan" da söz edilemez, ikisi içinde zıttı olmak ve birbirini tamamlamak zorunda. örneğin var olmayan yok, yok olmayan ise var değildir. Bir şey ancak bir ortamda var ya da yoktur(bu sayede yokluğunu ya da varlığını anlamlı kılar. Örneğin ekmeğin fırında olması-bulunması-, olmamasını-bulunmamasını- da anlamlı hale getirir ve Ekmek var mı? sorusunun yanıtını ancak o ortamda ekmeğin olup, olmamasıyla verilir...)
Oluşlar ve oluşmak, yoktan var olmak anlamı taşımaz, var olanın değişimi anlamını taşır. Heraklitos'un kastettiğide işte varolandaki çatışkının, nitelikleri sürekli değiştirdiği, böylelikle formların oluşup kaybolması üzerine.
Varlığın nedeni nedir? Bu soru anlamsızdır, zira varlığın nedeni yok, neden arayabileceğimiz bir zemini yok. O nedenle şeylerden başka şeyler oluşur, Heraklitos'un kastıda yine niteliktir, formdur. Oluşmak fiilinin zemini budur, bir şeyin başka şeye dönüşmesi
Bu halde soru şu; Su'yun buhar olması için tanrı gerekir mi?  Son olarak Hawking boşa şu ifadeyi kullanmadı;
"Yer çekimi varsa, tanrıya gerek yoktur"
Bu ifadeyi ise çok az insan anlayabildi, çoğuda bu sözle dalga geçti, cehaletini gösterdi... Oysa aynı şeyi başka biçimde sorabiliriz, suyun buharlaşması için tanrı gerekiyor mu?
Oluşların sebebi olabilir, aranabilir, oluşlar için faktörler(neden sorusunun zemini) söz konusu olabilir, lakin varlık çerçevesinin nedeni yok, neden sorunsalı taşımaz. İnsanlar "varlık neden var" diye sorabilirler, lakin bu soru geçersizdir, yanlış sorudur.... Sadece oluşların -olay ufkunun- nedenleri olabilir, bu ise faktöreldir...
Evet her şey birbiriyle ilişki, çatışma halinde, işte bu yüzden, her şey değişiyor, oluşuyor ve kayboluyor(nitelik), işte oluşmak fiili temelindeki neden sorusunun basit yanıtı... 3 Oksijen atomu bir araya geldi ozon oldu, 2 Hidrojen ile 1 oksijen bileşik yaptı, su oluştu, ayrışırlarsa ne olur? başka şey oluşur, işte "oluşmak" ve "kaybolmak", bu kadar basit ve böyle bir zemini var
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

02-12-2015, 23:47
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
aliyarasfal´isimli üyeden Alıntı
Ben basit insanım, basit düşünür basit cevaplarım. Bulunan her cevapta (bu gün için kuantumun çok garip olduğunu savunan düşünceler dahil) aslında çözülüp bilgiye dönüştükçe basit ve anlaşılır olur. Düşününki big bangi yaşamadık hiç birimiz, bilmiyoruz ama bakın bu gün doğruluğu yanlışlığı üstünden dahi tartışabiliyoruz.
|
Sevgili aliyarasfal,
Bense basit düşünmem... Sen "herşey bir gün anlaşılabilir olacak" a umut bağlıyor olabilir ve böylece rahata eriyor olabilirsin. Bense neden bugün bunları anlayamıyor oluşumuzun sıkıntısındayım... Tüm varoluşun sırrını idrak edebilmek için kısıtlı bir ömrüm var ve bu ömrün tüm sorularımı cevaplayabilecek olduğundan da şüpheliyim.
Belki de beynimiz neokorteksin üzerine yeni bir evrim geçirmeli. Zaman boyutunu da 4. boyut olarak algılamak kapasitesine erisebilecek yeni bir bölge evrimlesmeli beynimizde belki. Gelecegin insanları belki çok daha büyük kafalı ama çok daha küçük çeneli olur...
Bu arada sen Tanrı varmış gibi davranmama takılıp kaldın ama halbuki bu benim sadece sevdigim bir üslup. Tanrıyı varmış gibi varsayıp çürütmek... Bu benim daha çok hoşuma gidiyor... Icinde her "Tanrı" kelimesi gecen cümleyi "farzedelim ki Tanrı var" diye düzelttigimi varsay.
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|

02-12-2015, 23:56
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
|
|
dolekbas´isimli üyeden Alıntı
İlk paragrafınıza istinaden; bende tanrıya inanıyorum ancak anlama, öğrenme, merak etme kulvarlarından hiçbirin de topu O'na attığımı hatırlamıyorum. Kafama takılanlar yüzünden az uykusuz kalmadım ve asla "nasıl oluyorsa oluyor işte" diye dönüp yattığımı hatırlamıyorum. Kısaca ya ben inançlı bir istisnayım ki neden olsun? Ya da siz çok genelleyici bir yazı yazmışsınız. Şimdi ben bugün bunu da düşünmek zorunda kalacağım sayeni
|
Sayın dölekbaş,
Daha çok sorup daha çok düşünün... Potansiyel ateist olma ihtimaliniz yüksek...
Bir de daha çok okuyun.. Özellikle korktuğunuz konukar hakkında..
Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:51 .
|