Sargon komplo teorisyenlerine benzemeye başladın, gidişatını iyi görmüyorum.
Kim bu İsmail Aksoy?
Yalçın Küçük'ü İsmail Aksoy'dan mı tanıyacağız? Nesini referans alacağız?
Bu konuda sen daha iyi referans sayılırsın ama yanılmıyor musun?
Yalçın küçük'ü Enver Paşacı diye nitelemek için daha geçerli deliller, belgeler ya da kendi düşüncelerinden örnekler gerekmez mi?
Kim kaldı Enver Paşacı olmayan?
"Vatan" diyen herkesi "Turan" demiş gibi algılıyorsun gibime geliyor. Son yıllarda yeni bir akım doğdu. Türk diyen, vatan diyen, birlik-bütünlük diyen, Atatürk diyen, cumhuriyet-laiklik diyen insanlara ırkçı gözüyle bakan bir akım. Bunun karşısında Kürt diyen, Ermeni diyen, Kürdistan diyen, Atatürk'ü eleştiren, cumhuriyeti eleştirenler bu akımın gözüne giriyor, el üstünde tutuluyor, korunup kollanıyor.
Türkler 600'lü yıllardan itibaren sömürge olarak ve köle gibi yaşadılar, hor görülüp aşağılandılar. Nihayet bir Kurtuluş Savaşı verip yeni bir devlet olarak ortaya çıktılar. Bunu da kolay kolay kaybetmek istemezler. Ne şeriat devleti ile yeniden ümmet devleti altında ezilmeye ne de bölünüp Misak-ı Milli topraklarını kaybetmeye tahammülleri var. Bütün mücadelenin amacı budur.
Enver paşacılık diye birşey yok. Türkçü Turancı milliyetçiler var ve Enver Paşa'da onların gözünde ismi gerilerde yer alan bir kişilik. Türkeşçilik, Nihal Atsızcılık, Ziya Gökalpçilik değil de niye Enver Paşacılık?
Kimse Enver Paşayı bir önder, lider olarak düşünmez. Sadece Turancı fikirler, konular geçtiğinde adı anılabilir ya da eleştirilebilir o kadar.
Enver Paşacı olanların Turancı olması gerekir. Yani Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan topraklar üzerinde Türkleri birleştiren bir hayal peşinde olması lazım.
Turancılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanları Enver Paşacı yani Turancı göstermenin anlamı yoktur. Musul meselesinin de Turanla ya da Enver Paşa ile ilgisi yoktur. Misak-ı Milli meselesi olarak görülür.
Yalçın Küçük'ü yıllardır dikkatleri üzerine çekmeye çalışan, aykırı yazarak farklı olma görüntüsü veren bir uç yazar olarak tanıdım hep. Zaman zaman da komplovari tezler sunan bir yazardır.
Ama kendisini bir isimle özdeşleştireceğini şucu-bucu olacağını sanmıyorum.
İlginçbir yazı Sargon. Aslında bu şeriatçılarla uğraşmaktan kafamızı kaldıramıyoruz ki Envercilerle uğraşalım. "Yayılmacı Türklük" taraftarı olan birisi kendisine "anti-emperyalist" diyemez. Yani bu emperyalizm denen şey başkaları yapınca kötü sen yapınca iyi bir şey mi?
Devletler güçlü oldukları oranda "yayılmacı" olurlar bu bir nevi "devlet refleksi" ama aydınlar her durumda "ilkeli" olmak zorundadır. Atatürk'ü ayrıan özellik sadece onun siyasi ve askeri lider oluşu değil aynı zamanda "aydın" oluşudur. Atatürk bu tip bir yayılmacılığı hem hayal mahsulü olarak görüyor hem de kendi anti-sömürgeci kişiliğine yakıştıramıyordu. O'nun tek odaklandığı şey "bağımsızılık" fikiri idi.
Kaldı ki, Atatürk'ün "Musul'un alınması ile ilgili İsmet İnönü'nün kulağına fısıldaması" diye bir şey yoktur ve bu bile her zamanki gibi Atatürk'ün nasıl istismar edilerek yayılmacı amaçlara alet edildiğini gösteren komik ötesi bir yorumdur çünkü tarih fısıltılarla yazılmaz veya fısıltılara kulak vererek anlaşılmaz. Ne demek İnönü'nün kulağına fısıldadı? Aklı başında bir insan bu tip saçmalıklara inanır mı? Atatürk'ün Musul'un alınması ile ilgili resmi hiç bir sözü yoktur ve söylenenler uydurma rivayetlerden başka bir şey değildir.
Şu sözlere bir baksana:
1933 yılında Amerikalı General Mc Arthur ile yaptığı görüşmede de bu düşüncesini dile getirerek, “Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım” ifadelerini kullanıyor.
Yahu Atatürk'ü birazcık tanıyan bir insan şu sözlerin Atatürk'e ait olmadığını anlar anlamasına da bu da işlerine gelmez.
Yalçın Küçük önce Atatürk'ün ne söylediğini ne söylemediğini bi öğrensin de dedikodu ve fısıltılara göre tarihçilik yapılamayacağını anlasın. Boyumun iki katı kitap yazan adam Sovyetler'deki komünistlerin yaptığı askeri darbeyi överse ben daha ne diye onu okuyayım ki?
Herkes yazar, tarihçi şu bu olabilir ama herkes aydın olamaz netekim.
Yalçın Küçük, Mustafa Kemal'in, Musul'un alınmasını ölmeden önce İsmet İnönü'ye vasiyet ettiğini ileri sürdü. Bu ay içinde ilk cildi çıkacak kitabında bu konuya değindiğini anlatan Yalçın Küçük, İsmet İnönü'nün de Atatürk'ün vasiyetini Bülent Ecevit'e aktardığını savundu. Küçük, 'İsmet İnönü CHP'nin genel sekreteri olduğu sırada Ecevit'i yanına çağırdı. 'Atatürk bana Musul'u al diye vasiyet etmişti. İlerde sen başbakan olacaksın. Fırsatını bulursan Musul'u al' dediğini ifade etti. Yalçın Küçük, Ecevit'in bu vasiyeti son ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e açtığını ve 'Musul'u almamız lazım, yoksa onlar gelip alacak' dediğini hatırlattı
Kulaktan kulağa oyunu oynardık ya küçükken işte aynısı. Atatürk İnönü'ye o da Ecevit'e o da A.Necdet Sezer'e Gerçekten ciddiye alan va mı bunları acaba?
Pante, haklısın. Aslında Yalçın Küçük'ün yazılarını internet ortamında aradım ama bulamadığım için o linki verdim. İsmail Aksoy'u tanımam ama Yalçın Küçük'ün "Emperyalist Türkiye" kitabından yaptığı alıntılar doğrudur. Ben kitabı o zamanlar okumuştum. Ayrıca sadece o kitapta değil başka birçok yerde de Mustafa Kemal ile Enver Paşa karşılaştırması yaptığını okudum. Bu daha Türkiye Üzerine Tezler'de başlar.
Ne yazık ki elimin altında doğru dürüst kitap yok. Yeniden toparlamam da epey zaman alacaktır. Mecburen bulabildiğim böyle bir link verdim. Ama haklısın, elimde olsaydı direk kitaplarından alıntılar yapardım.
Enver Paşacılık diye üzerine basa basa söylememin bir nedeni var. Buna ittihatçılık da diyebiliriz. Türkeşçilik, Nihal Atsız'cılık demiyorum. Bunları ayırıyorum. Bu akımlar da Turancı milliyetçi akımlar ancak ittihatçılıktan farklıdır. Kemalizm'den sonra ve komünizme tepki olarak ortaya çıkmış yada üretilmiş akımlardır. Bu akımlar kendilerini bir yere bağlamazlar, ayakları havadadır. MHP'nin sitesinden milliyetçilik tarifi üzerine yazılarını okudum geçenlerde. Adamlar milliyetçiliği kendileriyle başlatıyorlar. Böyle saçma bir şey yani. Bu akımın hiçbir kökü yoktur. Orta Asya hikayeleri, Dedem Korkut masallarıyla, cahil, işsiz, parasız geçlere dayanarak güç olmaya vurduyla kırdıyla güç olmaya çalışıyorlar. *Ciddi bir aydın kuşağına da sahip değildir. 12 Eylül sayesinde biraz köşe tuttular hepsi bu.
İttihatçılık ise Kemalizm'den öncedir. Osmanlının son döneminin en güçlü akımıdır. Jöntürk hareketinden beslenmiş ve son dönem Osmanlının sivil asker bütün bir kuşağını etkilemiştir. Yoksa Enver 1912'de yarbay 1914'de ise devletin en güçlü adamı olamazdı. İttihatçılık bir kurtuluş projesiydi. Osmanlı yıkılıyordu ve dönemin aydınları kurtuluşu milli bir çözümde görüyordu. Mustafa Kemal de bu akımın içindeydi. Hareket Ordusuyla İstanbul'a giren subaylardan biri de oydu. Ama görüldüğü gibi Mustafa Kemal ile İttihatçılar arasında aslında ciddi farklılıklar var. İttihatçılara göre korkaktı yada fazla temkinliydi. Belki de bu doğrudur. Çünkü İttihatçılar Abdülhamit'e karşı Ermenilerle işbirliği yapmaktan çekinmemiş ama 5 yıl sonra sürgün emrini vermişlerdi. Mustafa Kemal ise fazla kılı kırk yarıyordu. Karşısında gelişebilecek güçleri sürekli hesaplıyor ve sorun büyümeden ortadan kaldırmayı yada kendinden uzaklaştırmayı tercih ediyordu. Dr. Nazım, Çerkes Ethem ve Mustafa Suphi olaylarını bunlara örnek olarak düşünüyorum. Bence aradaki fark temkinlilik, cesaret farkı değil, hayalcilik ile ayakları yere basmak arasındaki farktı. Başka birçok farkı da bu topic'te anlatmaya çalıştım zaten.
Herneyse amacım Mustafa Kemal'e girmek değil. Neden Envercilik diye özel bir vurgu yaptığımı açıklamak için bunları yazdım. İttihatçılık son derece ciddi ve güçlü bir akımdır. MHP, BBP gibi köksüz değildir. Bu akımdan hiç bahsedilmemesi, Enver'in adının anılmaması, İttihatçığın mazide kalmış silik bir anı gibi görünmesi yanıltıcıdır. Ben diyorum ki onlarca gösterge bu akımın son derece canlı olduğunu gösteriyor. Ama kimse kendini koca bir imparatorluğu batırmış adamlarla anmak istemez. Herkes yeni bir devlet kurmuş olanla anmayı tercih eder. Halbuki "sözde değil özde" Kemalizm diyeceksen eğer İttihatçığın ne olduğunu bilmen lazım. Şu anki atmosferde CHP'nin bile bir ittihatçı anafora girebilecek duruma geldiğini düşünüyorum. Kaldı ki sağından solundan çekiştirip duranlar ortada. Nasıl gelişeceğini göreceğiz.
Yalçın Küçük'le ilgili metin veremiyorum ama youtube'da bir tartışma programı var, dileyenler seyretsinler, hoca oldukça hoş adamdır.
"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
"1992'de Tacikistan'da girdiği bir çatışmada mitralyöz ateşine yalın kılıç saldırarak öldü. Cemal Paşa da Enver Paşa'nın ardından Almanya'dan ayrıldı. Enver Paşa ile buluşup Turan hayalini geröekleştirmek için Afganistan'a gitti. Orda iki Ermeni komitacı tarafından vuruldu. "
Bati dusmanligi yapmayin vurulursunuz mu demek istiyorsun bir bakima?
"1992'de Tacikistan'da girdiği bir çatışmada mitralyöz ateşine yalın kılıç saldırarak öldü. Cemal Paşa da Enver Paşa'nın ardından Almanya'dan ayrıldı. Enver Paşa ile buluşup Turan hayalini geröekleştirmek için Afganistan'a gitti. Orda iki Ermeni komitacı tarafından vuruldu. "
Bati dusmanligi yapmayin vurulursunuz mu demek istiyorsun bir bakima?
Sevgili respendial, anlaşılan biz iyi arkadaş olucaz senle. Ama bu vurma, vurulmayı falan bırakalım bir kenara. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım. Ben başlangıç olarak sana eğlenceli bişeyler seyrettiriyim. *
"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
hazır respendial bu alıntıyı vermişken sargon oradaki 1992 yi, 1922 olarak degiştirsen iyi olur. İlk okudugumda da aklımdaydı, uny,utmuşum şimdi hatırladım.
* * Son altı aydır yazdıkları haricindeki tüm kitaplarını okumuşumdur Yalçın Küçük'ün ve son derece ilginç , güzel ve etkileyici tespitlerinin oldugunu düşünürüm. Herkes tarafından eleştirilir ama kimse de çürütemez Hoca'yı. Kitapları korsana düşen tek düşünürdür herhalde. Çok okunkasından dır bu da.
* * Ben Yalçın Hocanın bazı ters yüz olan şeyleri yerli yerine oturtma çabası olarak algılıyorum konuyu. Türkiye de cumhuriyet sonrasında tek adamlı bir tarih yazımımız oldu. Bu ulusu milli hake getirmek için gerekliydi belki de. Ama artık cumhuriyet öncesi degerleri de yerli yerine koymak lazım diye düşünüyorum.
* * *Şu Musul meselesine gelirsek. Şimdi Sodomo gene kızacak ama bu tahlili yapmadan gerçegi göremeyiz.
* * *Eskiden beş parçacılar vardı. Kürtlerin İran, Irak, Suriye, Türkiye ve SSCB de bir miktar oldugunu ve onların yaşadıgı yerlerin Kürdistan oldugunu ve Kürt devletinin topraklarının buraları oldugunu söylerlerdi. Şimdi bir Kürt devletinin Kürtlerin yaşadıgı toprakları içermesinden daha dogal bir şey olamaz. Bugün Irakta da bir Kürdistan var. Kim ne derse desin bu ülkenin diger Kürtlerin yaşadıkları yerleri hedeflememesi de mümkün degil. O halde Barzaninin tüm söylemlerinin haricinde Türkiyedeki Kürtlerle birlikte bir birleşik Kürdistan hayali olması objektif bir zorunluluktur.
* * *Hocanın tahlili de bu anlayıştan yola çıkıyor zannedersem. Ben okudugum kadarıyla ondan bunu anlıyorum. Geçmişte Özal ın bakış açısının da bu minvalde oldugunu zannediyorum. Bu yüzden Kürtlerle anlaşıp onlarla birlikte diger Kürt topraklarını birleştirmeyi düşünüyor olması ihtimali de var. Şimdi aynı şeyi Barzani hedefleyecek.
* * * Musul ile Diyarbakır bu stratejinin farklı uçları oluyor. Atatürk ün vasiyetinin de şayet varsa böyle anlaşılması gerekiyor. Maalesef kapalı kapılar ardında politika ve stratejiler saptanırken nutuklara benzemiyor. Milliyetçi söylemlerden uzak ve aklıcı tahlillere dayanıyorlar.
* * * *Bu ikilem önümüze konulmuş ve oradan bize sırıtıyor. Hocanın bunu dile getirdigini zannediyorum. Yeni Enverci oldugunu zannetmiyorum. Sebatayizm konusunda biraz kendini fazla kaptırmış gibi geliyor. İş artık bilimden çıktı ve mezar taşları altında define aramaya dönüştü. *
yillar once tv'yi biraktim. Merak ettigim bir film oluyor alirim, bir belgesel olur alir dvdsini izlerim. Ama tv'yi uzun zaman once biraktim, antenim, risiyvirimda yoktur. Simdi tv kulturunu animsadigim zaman icim bulaniyor. Hele o kahkaha efekti varya, o beni delirtiyor. Bu yolladigin filmi birak gulmeyi, sonuna kadar izleyemedim bile. Ama yinede bu iyi arkadas olamayacagimiz anlamina gelmez.
Benim yazının ilk bölümleri bir gadre uğramış ve kaybolmuş. Halbuki buraya eklemeler yapmayı düşünüyordum. Ne olacak şimdi.
Her neyse ben bir iki konuda bana ilginç ve yeni gelen bazı konulara gireceğim. Birincisi Enver ile ilgili yapılan tartışmalar. Enver şu anda birçok insan tarafından Turan hayali ile ülkeyi maceraya atmış ve büyük bir perişanlığa yol açmış birisi olarak görülüyor. Ancak bu bakış açısı nerdeyse yüzyıl sonra oluşmuştur. Yılarca Sarıkamış faciası bile bilinmedi halbuki.
Enver'in bir başka yönü üzerine başka yerlerde yazmıştım, buraya da kopyalamak istedim ama yazıları ne yazık ki kaybetmişim. Tekrarlamaya çalışayım. Enver sıkı bir milliyetçi olmasının yanında gözünü budaktan sakınmayan da birisidir. Biraz da bu özelliğinden dolayı yükselişi çok hızlı olur. Ölümü ise taraftarları arasında adeta bir destan olmuştur. Bugün bütün bunların üstü örtülmüş ve Enver'in kahramanlıkları unutulmuş durumda. Sadece kötü yönleri il tanınıyor. Dediğim gibi Enver bir zamanlar "Hürriyet kahramanı" idi. Bakın Şevket Süreyya Aydemir Enver Paşa'nın Türkistan'da ölümünü nasıl anlatıyor. Gerçekten kahramanca bir ölümdür bu ve yıllarca destan şeklinde anlatılacaktır.
"Şimdi 4 Ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramı’nın birinci günüdür... Enver Paşa, maiyetinde kalanların, evin önünde toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler. Toplanılır. Kalan askerlerine dualarını, tebriklerini bildirecek ve kendilerine bir miktar para verecektir. Asker başlarına ise, kendilerinin de bildikleri gibi, onlara sunacak bir şeyi olmadığını söyleyecek ve bu müşterek mücadelelerin hatırası olarak kendilerine, kendi mühür ve imzasıyla birer belge, hatta rütbeler verecektir.
Balcevan Beyi Devletment Bey de Enver Paşa’ya , altın ve gümüş işlemeli bir çapan, yahut ipekli cübbe ile bir sarık hediye etmiştir. Hulasa herkes bu hüzünlü Kurban Bayramının havası içindedir. Çünkü bilinir ki bu günler, artık son beraberlik günleridir. Arkadan ve çevreden ise düşman ilerler. Doğudaki Pamirler yol vermez karlı dağlardır. Kesilen kurbanların toprağa akan kanları, hala tazedir.
İşte tam bu tören sırasındadır ki doğuda, vadinin dere-i Hakiyan kısmı ile Çeğan tepesi istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir.
İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25 kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çeğan Tepesi’ne yönelinir. Çegan, Abıderya suyunun kuzey sırtlarına düşer. Altta, Dere-i Hakiyan vadisi uzanır. Çeğan, Balcevan’a (yahut Belh-i Cevan) 15 kilometre kadar doğudadır. Tepede mevzilenmiş ve makineli tüfekleri bulunan bir düşman müfrezesine karşı aşağıdan, vadiden ve ancak atlar üstünde çekilmiş kılıçlarla, azlık bir nevi fedai süvari grubunun saldırıya geçişinin sonu bellidir. Ama Enver Paşa en öndedir. Atını yıldırım gibi sürer. Kılıcıyla havayı yararak koşar. Yanındakiler de ondan geri kalmazlar.
Bir Kumandanın, bir Başkumandanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise, ölüm ve şahadettir...
Şimdi bütün yollar kapalıdır ve 1908’de Makedonya dağlarında başlayan serüven artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona erecektir.
Öyle de olur. Ceğan tepesinde ve Kulikov kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine, yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta, hatta şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki mitralyöz susturulmuştur bile, ama ateş kesilmez ki. Daha arkadaki ikinci mitralyöz, ateşini, huzmesini, en önde ilerleyenlerin üzerinde yoğunlaştırır. Bunların en önünde de, Enver Paşa vardır. Böylece, çağdaş Mitralyöz, ortaçağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra yana devrilir. O da son nefesini vermiştir.
Çeğan tepesine arkadan kalabalık yardımcılar gelemez. Abıderya panik içindedir. Ama Doğu Buhara Beylerinin en vasıflısı, en sadık olanı ve en yiğidi olan Balcevan Beyi Devletment, köye biraz geç yetişmiştir. Paşasının Çeğan’a saldırdığını öğrenince, hemen atına atlar. Son sahneye yetişir. Ve Devletment Beyin de cesedi, bu tepede Paşasının biraz berisinde toprağa serilir." (2)
Türkistan'da mitralyöz ateşinin üstüne yalın kılıç ölüme koşan Enver Paşa için yapılan bir marşı aktarayım bir de. Bu marş Enver Paşa için yazılmış ancak sonradan sözleri değiştirilerek Mustafa Kemal'e maledilmiştir.
hoş gelişler ola, kahraman enver paşa
askerin, milletin bayrağınla çok yaşa
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al da bayrağın düşman üstüne
cephede mitralyöz, ayna gibi parlıyor
türkistan türkleri bayrak açmış bekliyor
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al'da bayrağın düşman üstüne
parlayan yıldızın alemi temrih eder
cumhuriyet bayrağı semalar içre süzer
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al'da bayrağın düşman üstüne
"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
ben de bu başlıga bir iki kere yazdıgımı hatırlıyorum ama o da kaybolmuş, Gözdenin Erdogan Aydın köşesine yazdıgım da kaybolmuş. Gene yazıyorum.
* Benim ittihatçılara kişi olarak sempatim var, onların ideallerine, idealleri için gözü kapalı ölüme gidişlerine hayranım.
* *Kardeşim bir tane degil ki bunlar, hepsi aynı. Süleyman Askeri muharebe kaybettim diye canına kıyıyor, bu kadar yaman ve inançlı insanlar. Saygı duyuyorum. İnanma tarzlarına.