Sn. bilgivehis;
Tesbitleriniz genelde doğru olmakla birlikte, sâdece müslümanı hedef almanız hasebiyle eksiktir. Gerçek inanç ile kültür dindarlığını birbirinden ayırmak gerekir. İnanç; ateist'e göre aslı-astarı olmayan boş hayallerdir. Böyle varsaysak dahi, inancın kültürel miras yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Çünki, ancak görünen şey taklid edilebilir. İnanç ise görülemeyen ve ölçüleemeyen bir durumdur. Böyle olunca da kültür üzerinden, mirasla nesillere geçmesi söz konusu olamaz. Geçtiği zannedilen şey, bireyin sosyal kimlik ihityâcı ve âidiyet duygusunun tetiklediği zorunluluğun, kişide şartlı reflekse dönüşmüş biçimidir.
Kültür dindarı riyâkârdır; maskeli gezmeye alışmıştır. Genelde kendi hayatında davranışa dönüştüremediği ahlâki ilkelerin lafâzanlığı üzerinden prim toplar. Eğer bir de dini titr edinmişse - İlâhiyatçı prof, vaiz, rahip, pastör, haham vs. - bu makam üzerinden sağladığı inandırıcılık ile daha çok etkili olur. Bakınız; benim hayatımın son 6-7 senesi İncil çalışmakla geçti, geçiyor. Çevremde hiç Hristiyan yok. Belki de var ama kendilerini gizliyorlar. İncil çalışmalarım esnâsında yazıştığım pastörlerden, bunlara ait iki tv kanalından izlenmilerimden hareketle diyorum ki; müslümanın en şeytanı bile riyâkârlıkta bunların eline su dökemez. İçlerinde elbette samimi inançlı MESİH öğrencileri vardır. Ama bunlar, göz önünde olmazlar. Reklâm peşinde koşmazlar. Pastörler artık sorularıma cevap vermiyor. Forumlarına giriyorum; kimliğim anlaşılınca şut... Dün, kanalhayat tv sitesinden verilen tlf. numaralarından birisini arayıp, çok basit bir soru sordum. Karşımdaki önce kekeledi. Sonra kel alâka bir cevap verdi. Aynı soruyu dört değişik adrese yazarak ilettim. Ama; cevap vereceklerini sanmam. Çünki içlerinden birisi bende kutsal ruhun işlemediğini e-posta mârifetiyle anlamıştı.
Adı, sanı ne olursa olsun; hangi din, kişiyi ebedi hayat ve Cennet'e kavuşma vaadiyle bencilleştiriyor, zaaf ve korkularının esiri yapıyorsa o din insanlık için en tehlikeli düşmandır. Çünki; bir Tanrı varsa eğer, O bizim aklımızdan endişe etmez. Tam aksine, bizimle irtibata geçmesi, korku ve zaaflarımızı kaşıyıp, aklımızı dumûra uğratarak değil, bizatihi aklımıza hitap ederek gerçekleşmelidir. Bunun yolu da şaşmaz-değişmez Tanrısal ilkeselliğin farkındalığıdır.
Geçenlerde bu foruma bir resim asılmıştı.
Kesilmiş insan kafaları önünde bir kişi, elinde bıçak, sırıtarak poz veriyordu.
İster istemez. İncildeki şu âyet geldi aklıma.
"Her ağaç meyvesinden tanınır." (Luka: 6/44)
Dinlerin "kutsal" kitaplarında ahlâki olarak neler yazdığı o kadar mühim değil aslında.
İnandığını söyleyen bizler, bunları kendi hayatımıza ne ölçüde uygulamaktayız ?
İşte esas sıkıntı burada !..