Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 17-04-2017, 05:17
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Takke düştü, kel göründü: Referandum meşru değil!

Bilirsiniz, AKAD Kralı Büyük Sargon (Sargon The Great)'un Akadça'daki adı "Šarru-ukīn" ya da "Šarru-kēn"dir. Anlamı, "Hükümdar Meşru"dur.

Oysa bu referandum meşru değildir!

Peki neden meşru değildir?

1. 2.5 milyon oyun zarfı mühürsüzdür ve 98 ile 101. maddelere göre bu oyların geçersiz sayılması gerekiyor. Bu, EVET oylarının % 4.61'inin silinmesi demektir. O halde manipülasyonlu EVET oyları % 51.2 olduğuna göre, gerçek EVET oylarının yüzdesi % 51.2-% 4.61= % 46.59 olur.

Yani sırf bu maddeye göre bile referandum meşru değildir!

2. Avrupa Parlamentosu eski Başkanı ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Martin Schulz, "Sonuçlar, Erdoğan'ın Türkiye olmadığını gösterdi" dedi.

3. Kait Piri: “Adil olmayan seçimlerde, cüzi bir çoğunluk ‘evet’ dedi. Böylesi radikal değişiklikler için çok küçük bir fark. Hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ kazandığını savunuyor. Uluslararası seçim gözlemcilerinin #Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı raporu endişeyle bekleniyor”

4. AGİT'in gözlemcilerinin başında bulunan Michael Link, Alman Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, “Hayır diyenler için adil ve eşit bir kampanya asla mümkün değildi” diye konuştu.

5. İsviçre Sosyal Demokrat Milletvekili olan ve AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) adına, Türkiye’de referandumu izleme komitesinde bulunan Pierre- Alain Fridez, "Referandum eşit şartlarda yapılmadı" dedi.

Bu referandumun ne anlama geldiğine ilişkin şunu da ekleyelim:

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 17-04-2017, 08:11
kartopu kartopu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
Standart

Türkiye de seçimler 2015 den bu yana şaibeli. Bence AKP nin iktidara gelişi ve bu kadar iktidarda kalması şaibeli.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-04-2017, 18:50
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart KOZ-Maskeler Düşüyor: "Suç işlemeden Devrim olmaz!"

Dün referandumdaki terör olaylarının yaşanmasına şaşırmamalı. Çünkü,


sahnesinde görüldüğü gibi "Suç işlemeden Devrim olmaz!"

Bu sahneyi doğrudan şöyle görebilirsiniz: Bu videonun üstündeki linki tıkladıktan sonra adresin sonuna &t=1h26m52s zamanını ekleyiniz!

Gerçi filmin başında,

"Bu film bir hayal ürünüdür. Kişi ve kurumların gerçeklerle ilgisi yoktur!"

uyarısı veriliyor ama siz buna inanmayın!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17-04-2017, 22:51
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart İşte TRUMP'ın önüne getirilecek AGİT'in Ön Raporu!

Son dakika… Avrupalı gözlemcilerin referandum raporu açıklandı

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın 16 Nisan referandumu konusunda yayınladığı raporda "yok yok."


AGİT'in raporundan sonra TRUMP!

Referandum öncesinde Türkiye’ye gelerek, gerek kampanyaları, gerekse oy verme ve sayım işlemlerini yerinde gözlemleyen AGİT heyeti, “ön raporunu” bugün açıkladı. Ayrıntılı rapor ise daha sonra açıklanacak.

AGİT’in “ön raporunda” yok yok; “evet” kampanyasının devlet imkanları ile yapılmasından, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, AKP’lilerin “hayır” oyu verecekleri terörist ve vatan hainleriyle aynı düzlemde göstermelerine kadar her unsur AGİT raporunda yer alıyor.

İşte AGİT’in ön raporunda yer alan tüm unsurlar:

1. Seçmenlere, oylanacak metin konusunda tarafsız bilgi aktarılmadı.
2. Olağanüstü hal sürecinde kısıtlanan temel özgürlükler, tüm süreç üzerinde olumsuz etki yaptı.
3. “Evet” ve “hayır” tarafları eşit propaganda yapma imkanına sahip olamadı
4. Medyada “evet” kampanyası çok geniş yer bulurken, medya üzerindeki kısıtlamalar, gazetecilerin tutuklanması ve medya kuruluşlarının kapatılması, seçmenlerin çoğulcu fikirlere erişim imkanını azalttı.
5. Oy verilen yerlere sivil toplum gözlemcileri sokulmadı.
6. Valiler olağanüstü hal rejiminin kendilerine verdiği yetkiyi, toplanma ve ifade özgürlüklerini kısıtlamak için kullandı.
7. Olağanüstü hal, hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırmak amacıyla kullanıldı.
8. Genel olarak referandum Avrupa Konseyi standartlarını karşılamadı. Yasal çerçevede gerçek bir demokratik süreçin işlemesi için uygun değildi.
9. Kamu adına yayın yapan kuruluş, meşru siyasi partilere eşit zamantanımadı. Kamu adına yayın yapan kuruluş tercihini iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı adına kullandı. Bu konuda YSK’nın yaptırım yetkisi de elinden alındı.
10. Meşru siyasi partilerin referandum kampanyasına tam katılımına kısıtlamalar getirildi. Diğer ilgili kurum vekuruluşlara da kampanya kısıtlaması getirildi. YSK, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin kampanya faaliyeti yapmalarına izin vermedi.
11. Yerel kamu görevlileri “evet” kampanlarında yer aldı.
12. Kamu imkanları uygun şekilde kullanılmadı. “hayır” kampanyaları kamu imkanlarıyla etkisizleştirildi
13. Bazı üst düzey yetkililerin “hayır” destekçilerini terörist sempatizanı olarak göstermesi, kampanya dilini lekeledi.
14. “Hayır” destekçileri kampanyalarını yürütürken polis müdahalesine ve şiddete maruz kaldı.
15. Oy verilen yerlerin içinde ve dışında polis mevcudiyeti vardı. Bazı yerlerde polis, oy vermeye gelen seçmenlerin kimlik numaralarını bile kontrol etti
16. YSK’nın tam da oy verme günü yayınladığı karar, oyların geçerliliğine ilişkin kriteri değiştirdi. Bu durum hem mevcut yasayla çelişti hem de seçimlerin hukukiliği konusundaki önemli bir garantiyi ortadan kaldırdı.

AGİT, bu son maddede şunu belirtiyor (Bkz. 1. mesajdaki 1. maddeye):

upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bilirsiniz, AKAD Kralı Büyük Sargon (Sargon The Great)'un Akadça'daki adı "Šarru-ukīn" ya da "Šarru-kēn"dir. Anlamı, "Hükümdar Meşru"dur.

Oysa bu referandum meşru değildir!

Peki neden meşru değildir?

1. 2.5 milyon oyun zarfı mühürsüzdür ve 98 ile 101. maddelere göre bu oyların geçersiz sayılması gerekiyor. Bu, EVET oylarının % 4.61'inin silinmesi demektir. O halde manipülasyonlu EVET oyları % 51.2 olduğuna göre, gerçek EVET oylarının yüzdesi % 51.2-% 4.61= % 46.59 olur.

Yani sırf bu maddeye göre bile referandum meşru değildir!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 29-04-2017, 00:34
Engse Hohol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Engse Hohol Engse Hohol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
Standart

Tayyip'in karşısında el pençe divan durup cüppe ilikleyen Danıştay ve Yargıtay üyeleri, karşılığını almışlar: AKP'li avukatların hâkim yapılması skandalı giderek büyüyor. Hâkim yapılan avukatlardan biri de, Erdoğan'ın önünde cüppesini iliklemesiyle tanınan Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'ün kızı, Gonca Hatinoğlu.

Akp İl ve Akp ilçe yöneticilerinin yanı sıra, Beştepe Sarayına hizmet edenler de ihmal edilmemiş son atamada. Örneğin CHP'nin referanduma ilişkin başvurusunu jet hızıyla reddeden Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'ün kızı Gonca Hatinoğlu, Chp'nin referandum itirazına ret yanıtı verildiği gün, Avukatlıktan Hakimlik görevine atanmış. Ne tesadüf ama!

islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 29-04-2017, 13:10
Vefik Sami Vefik Sami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
Standart

Şeriatçi, karşı devrimci güruh, aklı sıra kadrolaşmakta. Kadrolaşma önemlidir, önemli olmasına da o kadroların belli bir amaca yönelik olarak, gerektiğinde "kelle"yi verecek düzeyde dâvâsına bağlı olmaları şarttır. Aksi takdirde, kendi menfa'ati için her kılığa girmekten çekinmeyenler; yarın, kendilerini o makamlara getirenleri de satarlar.

Mustafa Kemâl ATATÜRK de üstyapı devrimlerini bir avuç kadro ile gerçekleştirmişti. Okuma-yazma oranının % 5-10 aralığında tahmin edildiği bir dönemde, tabana dayanan devrim söz konusu olamazdı. Gâzi Paşa'nın başarısnın temelinde iç ve dış konjonktür'ün müsâit olması yatmaktaydı. İşte böyle bir ortamda "Nuh'un gemisi"nin yapımında çalışmamış, emek harcamamış, sâdece "sel" gelip de önüne çıkanı götürürken, can havliyle "gemi"ye atlamış olanlar, zaman içerisinde yönetimde etkin noktalara gelip makam-mevki sâhibi oldular. Sular çekilip gidince de o "gemi"nin artık bu çakma entelijansiya için bir önemi kalmamıştı.

Saltanat ve Halifeliğin ilgâsı neticesinde şeriati savunacak örgütlü bir yapı bulunmadığından kısa ve orta vâdede bir karşı devrim riski görünmüyordu. Ne var ki 1938 sonrasında devleti yönetenler, mütedeyyin müslüman ile kültür devrimlerini ve amacını bir araya getirecek, insanımızı Demokrasi ve lâik cumhuriyete özendirecek hamleler, eğitim hareketleri gerçekleştirmek yerine, - gerçekleştirilen devrimlerin önemine müdrik olmadıklarından - kendi insanı ile aralarına aşılamaz duvarlar ördüler. Namaza "Allahu Ekber" deyip başlayanı "Mürteci" ilân ederken, inanca ilişkin ritüellerin toplu olarak sergilenmesine de "irtica" demeye başladılar. Tabi bu tip anlamsız, saçma ve gayrı hukûki tavırlar, devrimler neticesinde pasifize edilmiş şeriatçi, gürhun işine yaradı. Kurulan devlete ve yapılan devrimlere sahip çıkacak nesiller yetiştirmekle sorumlu olan idâreciler, mevcut konumlarını yalakalık ve ahbap-çavuş ilişkileri üzerinden elde ettikleri için, gelişen süreçte daha ziyâde şeriatçi tayfaya malzeme olacak şartlar oluşmaya başladı

Saltanat ve Hilâfet sonrası örgütsüz kalan şeriatçi cenah vaktiyle nasıl bocalayıp sindi ise durumdan vazife çıkarıp, "Cumhuriyeti koruma ve kollama" diye abuk-subuk bir görev ihdas eden TSK'nın, son dönemde iç siyâsette pasifize edilmesiyle birlikte, sırtını TSK'ya dayayarak devran sürmeye alışmış "Atatürkçü-lâik" kesim de zamânında şeriatçilerin yaşadığı sıkıntıları yaşamaya başladı. Örgütlü toplum bu zamana kadar kurulamadığı, var olan STK'lar gerçekte göbek bağı ile egemenlere bağlı olduğu için Cumhuriyet ve devrimler sahipsiz kalırken, bu devrimlerin mimarları da"iki ayyaş" nitelemesiyle aşağılanır oldu.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 29-04-2017, 13:40
postalmarx postalmarx isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2013
Mesajlar: 957
Standart

Sayın Vefik Sami abimiz. Çok güzel bir yorum. Atatürkçülerin sonunda bu zihniyete ulaşabilmesi sevindirici bir gelişme bence. Sizin gibi eski kuşak birisi bile bunları görüyorsa ülke için umut var demektir.

Ama sizin bu güzel yorumunuzda bile sanki "devrim" denilen şey iyi birşeymiş, elzem birşeymiş, gerekli birşeymiş gibi bir önyargı göze çarpıyor. Bence hiç de öyle değil. Toplumlara gereken özgürlük, demokrasi ve hukuktur. "Devrim" hiç de lazım değildir. "Devrim" zaten genellikle sadece istibdad getirir, baskı getirir, ve zaten hiçbir zaman da 100 seneyi gördüğü görülmemiştir bir "devrimin" tam da bu sebeplerden dolayı.

Değişim yavaş yavaş olur, toplumsal uzlaşma ile olur. Eğer gerekliyse olur. Toplumlar kendi faydalarına olan şeyi sezebilirler. Kendi hallerine bırakıldığında toplumlar kendileri için en iyisini bulurlar yaparlar ve kendilerine başlarında apoletli bir dadı olmadan gayet iyi bakabilirler. Hatta çok daha iyi bakarlar çünkü hiçbir tek adamın veya bir grup oligarşik politbüronun zekası toplumun kolektif ama gayrimerkezi ve bilinçdışı zekası ve sezgisinin gördüğü şeyleri göremez. Bu üretim planlamasında da böyledir, herşeyde böyledir.

"Padişahlık ve halifelik" değildi bu ülke insanının asıl problemi. Bu ülke insanının problemi her zaman kanunları kendi yapamaması, kendi kendini yönetememesi idi. Padişah zamanında da meclis vardı, Atatürk zamanında da. Her ikisinde de yönetim aslında milletin kendisinde değildi. Meclis'te değildi. Padişah sembolik bir makama çekilebilirdi aynı İngilteredeki gibi. Avrupanın en demorkat ülkelerinin çoğunda hanedan hala duruyor. Hanedanla olayın bir alakası yok. Olay özgürlük ve demokrasi meselesi.

Padişahlık olsa da olmasa da demokrasi olabilir. Cumhuriyet rejimi demokrasiyi garanti etmez. Bugün Kuzey Kore, Çin gibi ülkeler cumhuriyettir. İnsanlara asıl gereken demokrasidir, cumhuriyet değil. "Cumhuriyet var o zaman özgürlük var" demek insanları kandırmaktır.

Kazım Karabekir demiştir ki (doğru hatırlıyorsam) "atatürk devrimleriyle cumhuriyeti kazandık ama hürriyetimizi kaybettik." Yani padişah döneminde bile demek ki sivil siyaset daha serbestmiş ki adam bunu söyleyebilmiş.

Benim duyduğum bir hikayeye göre Atatürk kendi dışında siyasi kültürel meselelerde uğraşılar olmasına o kadar tahammülsüzmüş ki, kendi kendilerine organize olmuş bir feminist derneği gitmiş kapatmış kendi başlarına organize olmuşlar diye. Halbuki istenen tam da budur. Vatandaşın kendi kendine girişimleriyle kültürü geliştirmesidir. Atatürk gericileri bırak ilericilere bile konuşma hakkı tanımamış. Bugün kültürümüz bu sığ halde oluşunun sebebplerinden birisi budur. Bu toplum hep ham kaldı, hep çocuk kaldı. "Devlet baba"nın gözetiminde böyle ham ve sığ kalırız tabii. Şimdi kendi kendimize diplomasi yapmaya, kanunlarımızı yapmaya çalışıyoruz. Ama habire saçmalıyoruz, çam deviriyoruz. Ölçüyü tutturamıyoruz. Bunlar hep Atatürkün bize mirası. Toplum olarak olgunlaşmamız biraz zaman alacak ama ümitvar olmak lazım. Atatürkçülerin de artık çuvaldızı kendine batırma zamanı geldi de geçiyor.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 29-04-2017, 14:17
Amon yarebbi Amon yarebbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Apr 2017
Mesajlar: 720
Standart

1950 den itibaren devlet yönetimini dini söylemler ile ele geçirmiş ve halen de vahşi bir şekilde devam eden zihniyetin yaptıklarını görmeyip Atatürk' e KARA çalmak HÜRRİYET ve DEMOKRASİYE giden bir yolmudur..

Foto ve onunla yürüyenler bir gün paylaşım kavgasına düşünce sanki fetoyu bu günkü feto ve beraber yürüdükleri ortaya çıkaramamış gibi davranıp bu kesimlere net bir şekilde karşı duranlara yamamak,1950 den sonraki amerikan zihniyetlilerin yaptığı her pisliği Atatürk' e yamamaya benzer.

1950 den beri Amerikan kuklası olduk.Halen de buna devam ediyoruz.Zihniyet aynı zihniyet. Mağdur yine onlar.

Amerikan postalı bu coğrafyadan sadece Atatürk ün işaret ettiği devrimler geliştirilerek kurtulunur.

Aksi taktirde Amerikanın 1950 de Türkiye ye giren postalı bu toprakları ve üzerinde ki halkı ezmeye devam edecektir.

Amerikan postalından yana olanlar HÜRRİYET ve DEMOKRASİDEN bahsedince komik oluyor. Irak ve diğerlerine getirilen HÜRRİYET ve DEMOKRASİYİ izliyoruz .

Atatürk' e haksızlık etmeyelim.Lütfen

Atatürkçülük maskesi takmış Kenan Evren gibi tipleri sorgulamanız daha faydalı olur.Yada bana kimse sağcılar adam öldürdü dedirtemez çileri, yada 6. Filoya selam duranları, yada amerikan postalı ıraka girmeli diye meclisten onay çıkaranları.

O kadar çok örnek varken Atatürke laf çakmak nefretin söylemidır.

NATO denen yapı ve çocukları bellidir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29-04-2017, 15:03
Vefik Sami Vefik Sami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
Standart

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayın Vefik Sami abimiz. Çok güzel bir yorum. Atatürkçülerin sonunda bu zihniyete ulaşabilmesi sevindirici bir gelişme bence. Sizin gibi eski kuşak birisi bile bunları görüyorsa ülke için umut var demektir.
"Sonunda bu noktaya gelmek" bir bakıma "İyi-olumlu" intibâı uyandırsa da altında ironik bir imâ/gönderme de barındırıyor. Ben edebi sanatlardan pek anlamam. Amacım düşüncelerimi paylaşmak olduğundan, merâmımı en basit ve anlaşılır biçimde aktarmaya gayret ederim. Buraya aktardığım düşüncelerim de yeni oluşan fikir ve düşünceler değil.

Aslında "Atatürkçü" nitelemesi bizim toplumda uydurulmuş/üretilmiş hilkât garibesi bir kavramdır. Bir ara bu ülkede sol cenahta "Maocu, Leninci" gibi klikler oluşmuştu. Her ne kadar nitelemeden maksat anlaşılsa da söylenen doğru değil. Bu tip betimlemeler lider fetişizmi ile karışıtırılabilir. Rasyonellikten uzak kavramsalaştırmalar iç siyâsette konjonktürel olarak birilerinin işine yarasa da gerçekte toplumsal bir getirisi yoktur. "Atatürkçü" derken Gâzi Paşa'nın bu ülke için arzuladığı, öngördüğü "Muasır medeniyet seviyesine çıkma" amacını kendisi için şiar edinmiş insan anlaşılmalıdır. Bunu gerçekleştirmenin yöntemi de şeriatçi-takiyeci tayfanın pâyandası olmak değildir. Her hâlûkârda bilimsellikten uzaklaşmamak şarttır.

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ama sizin bu güzel yorumunuzda bile sanki "devrim" denilen şey iyi birşeymiş, elzem birşeymiş, gerekli birşeymiş gibi bir önyargı göze çarpıyor. Bence hiç de öyle değil. Toplumlara gereken özgürlük, demokrasi ve hukuktur. "Devrim" hiç de lazım değildir. "Devrim" zaten genellikle sadece istibdad getirir, baskı getirir, ve zaten hiçbir zaman da 100 seneyi gördüğü görülmemiştir bir "devrimin" tam da bu sebeplerden dolayı.
Valla muhterem, zekânıza söyleyecek söz bulamam. Ne var ki zekâ olumlu yönde kulanılmalı. Bu paragrafı yazan kişi zeki ve birikimli biri ise muhatabı inceden "ti"ye alıyor demektir. Bilgi ve birikime dayanmadan yazılmışsa, son günlerin 'Moda' tabiri ile trollük yapmaktadır. Devrim, amaç değil araçtır. Kanlı olması ve acılara yol açması anlamında tasvip edilecek bir tarafı da yoktur. Ameliyat olmayı da kimse istemez. İnsanın kendisini "kuzu-kuzu" biçağın altına bırakması olacak iş değildir. Ama kötü bir durumdan kurtulma adına sıkıntılı bir "operasyon"a razı olmak gerekrebilir zaman zaman. Demokrasinin gelişimi süreci de öyle "al gülüm-ver gülüm" yaşanmadı bildiğiniz gibi. Fransız ihtilâli de "özgürlük" adına yapılmışken, bir süre sonra ihtilâlciler birbirine düşmüşlerdi. Devrimlerin orta ve uzun vadede kazandırdıkları mühimdir. Savunulan, devrimin bizâtihi kendisi olmayıp, o devrimle elde edileceğine inanılan veya elde edilen hak ve özgürlüklerdir.

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Değişim yavaş yavaş olur, toplumsal uzlaşma ile olur. Eğer gerekliyse olur. Toplumlar kendi faydalarına olan şeyi sezebilirler. Kendi hallerine bırakıldığında toplumlar kendileri için en iyisini bulurlar yaparlar ve kendilerine başlarında apoletli bir dadı olmadan gayet iyi bakabilirler. Hatta çok daha iyi bakarlar çünkü hiçbir tek adamın veya bir grup oligarşik politbüronun zekası toplumun kolektif ama gayrimerkezi ve bilinçdışı zekası ve sezgisinin gördüğü şeyleri göremez. Bu üretim planlamasında da böyledir, herşeyde böyledir.
Burada itiraz edeceğim tek husus şudur: Değişim genellikle kavgasız, gürültüsüz ve kansız olmaz. Bu durumu tasvip ettiğim için yazmadım. Basit bir tesbittir. Genellikle uzun ve hemen anlaşılması zor yazılar yazan sizin gibi birinin bu basit bilgiden "bihaber" görünmesi tuhaf gerçekten.

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Padişahlık ve halifelik" değildi bu ülke insanının asıl problemi. Bu ülke insanının problemi her zaman kanunları kendi yapamaması, kendi kendini yönetememesi idi. Padişah zamanında da meclis vardı, Atatürk zamanında da. Her ikisinde de yönetim aslında milletin kendisinde değildi. Meclis'te değildi. Padişah sembolik bir makama çekilebilirdi aynı İngilteredeki gibi. Avrupanın en demorkat ülkelerinin çoğunda hanedan hala duruyor. Hanedanla olayın bir alakası yok. Olay özgürlük ve demokrasi meselesi.
Zâten dünya tarihinin hiçbir döneminde yönetim için gereken hukuk sistemini halk belirlememiştir. Hiçbir toplumda bunu yapabilecek birikim yoktur. Kanunları genelde elitler yapar. Halk ise ma'alesef "Muhürcübaşı" konumundadır. Seçilmişleri seçer, hazırlanmış kanunlara "evet" der. Osmanlıda halkın lokomotif olduğu bir sosyal süreç yaşanmadı. Jön Türkler veya İttihatçılık hep bir grup "aydın"ın çabalarıyla varoldu. Tabandan kopuk geliştiği için de uzun ömürlü olmadı. T.C. devletinin kuruluş döneminde okuma yazma oranı % 5-10 nisbetinde idi. Bu gün % 90'ın çok üzerinde. Ama Demokratik talepler anlamında o gün ki toplum ile bizim aramızda dikkate değer bir farklılık olduğunu zannetmiyorum

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Padişahlık olsa da olmasa da demokrasi olabilir. Cumhuriyet rejimi demokrasiyi garanti etmez. Bugün Kuzey Kore, Çin gibi ülkeler cumhuriyettir. İnsanlara asıl gereken demokrasidir, cumhuriyet değil. "Cumhuriyet var o zaman özgürlük var" demek insanları kandırmaktır.
Bu "padişahlık" kavramının içinin ne ile doldurulduğuna bağlıdır. Demokratikleşme sürecini yaşayan batıda aşama aşama monarşinin ve aristokratların gücü azalırken burjuva güç kazanmıştı. Şimdilerde Avrupada hâlâ hüküm süren Kral veya Kraliçelerin konumu siyâsi olmaktan ziyade kültürel, yetkileri ise son derece sınırlıdır. Avrıpa 16. yy da Reformasyonu yaşadı. Laikliğin temelleri bu dönemlerde atıldı. Biz ise uzun yıllar şeriatin pençesinde kıvranmış bir toplumuz. Hâlen halkın mühim bir kısmı lâkliği "dinsizlik" olarak algılıyor. Elmalarla armutları karıştırmamak lâzım.

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kazım Karabekir demiştir ki (doğru hatırlıyorsam) "atatürk devrimleriyle cumhuriyeti kazandık ama hürriyetimizi kaybettik." Yani padişah döneminde bile demek ki sivil siyaset daha serbestmiş ki adam bunu söyleyebilmiş.
Karabekir Paşa'nın bunu söyleyip-söylemediğini bilemem. Devrim süreci bir geçiş dönemidir. Osmanlı siyasi yapısı ve toplumu geri bırakan kültürel mirasın tasfiyesi sürecinde kimi özgürlüklerin geçici kaydıyla askıya alınmış olması normal karşılanmaldır. Mühim olan kültür devrimleri ile amaçlanan Demokratik toplum olgusudur.

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu toplum hep ham kaldı, hep çocuk kaldı. "Devlet baba"nın gözetiminde böyle ham ve sığ kalırız tabii. Şimdi kendi kendimize diplomasi yapmaya, kanunlarımızı yapmaya çalışıyoruz. Ama habire saçmalıyoruz, çam deviriyoruz. Ölçüyü tutturamıyoruz. Bunlar hep Atatürkün bize mirası.
Yahu yapmayın, etmeyin !..
Eleştirmenize bir sözüm yok.
Ama 20. yy'a damga vurmuş bir lidere "Nuri Alço" muamelesi çekmeyin.
Şimdiye kadar yaşanan her yanlışı Gâzi Paşa'ya fatura etmeniz doğru değil.
Toplumun siyasi eblehliği ve hâlen kim "hooo" dese o taraf yöneliyor olmasına Atatürk'ün siyâsi mirâsını yetersizlik ve beceriksizlikleri nedeniye çar-çur eden çakma entelijansiyanın iş bilmezliği sebep olmuştur. 1923-38 arası 15 yıllık dönemin etkisinin bu güne kadar gelebildiğini iddia etmek gülünçtür
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 29-04-2017, 18:31
Takiyiddin Takiyiddin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Apr 2017
Mesajlar: 118
Standart

postalmarx´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ama sizin bu güzel yorumunuzda bile sanki "devrim" denilen şey iyi birşeymiş, elzem birşeymiş, gerekli birşeymiş gibi bir önyargı göze çarpıyor. Bence hiç de öyle değil. Toplumlara gereken özgürlük, demokrasi ve hukuktur. "Devrim" hiç de lazım değildir. "Devrim" zaten genellikle sadece istibdad getirir, baskı getirir, ve zaten hiçbir zaman da 100 seneyi gördüğü görülmemiştir bir "devrimin" tam da bu sebeplerden dolayı.
Yanlış düşünüyorsunuz. Bugün insanlığın elde ettiği pek çok düşünsel ve politik kazanım, devrimler vasıtasıyla elde edilmiştir. İnsanlığın gelişimi bu devrimler vasıtasıyla mümkün olmuştur. Zira her zaman kendi çıkarları için toplumun gelişimi önüne set çeken kişi ve güruhlar varolagelmiştir. Bunların alt edilmeleri ancak devrimler ile mümkün olmuştur. Mesela 1789'da vuku bulan Fransız devrimi ile insanlık eşitlik, özgürlük gibi değerlere sahip olup, kralın tebaası olmaktan çıkıp modern ulusun bir parçası olabilmişlerdir. Yine aynı şekilde Kemalist devrim ile Osmanlı'nın feodal kurum ve sistemi aşılabilmiştir.

Tabi ki devrimlerde yoğun bir şiddet dalgası yaşanmış olabilir. Fakat tarihte hiç bir zaman Krallar, feodal güçler, hakim olan oligarşik sınıflar, iktidarı kendi gönüllülükleri ile teslim etmemişlerdir. Bu sebeple de devrimsel şiddet yoluyla alt edilmeleri gerekmiştir. Yani özgürlük, eşitlik gibi kazanımlar kendiliğinden ortaya çıkmamış, devrim yoluyla kralların, ağaların başları ezilerek kazanılmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:52 .