Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 03-05-2007, 15:08
zahir zahir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Feb 2007
Mesajlar: 5
Standart Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Merhabalar

Kureyş, bildiğiniz gibi *Kureyş kabilesine ismini veren Muhammedin büyük dedesi olan Kureyş'dir.

Kueryş'ten sonraki serece şöyle devam etmektedir:
* * *
Kusayy
* * * * * *|
* * * Abd'Menâf
* |--------------------|
Abd Şems * * * * * Haşim *
* | * * * * * * * * * * * * |
Umeyye * * * * * Abdul - Muttalib

Bildiğiniz gibi Muhammed, Abdul Muttalib'in torunudur.
Babası Abdullah'tır ve İki Amcası bulunmaktadır *el-'Abbâs *ve Ebu Talib

Ebu Talib, Ali'nin Babasıdır. *El Abbas ise Abbasilerin babalarıdır yani el-Mansur'un atasıdır..

Umeyye ise Ebu Süfyan'ın Büyük babası,dolaysıyla oğlu Muaviye, torunu Yezid'in atasıdır.

Fakat gördüğünüz gibi tümü kardeş çocuklarıdır..
İslam'ın *arap yarım adasına neler getirdiğini irdeleyebilmek için bunları bilmekte yarar görüyorum..

Muhammed İslam ile birlikte Arap yarım adasına Barış Huzur mu getirmiştir? yoksa; kardeşler kabileler arasına fesatı fitneyi yağmayı, talanı, kin ve nefreti mi miras bırakmıştır?

Zaman buldukça bu konuyu bu başlıkta sizlerin de katkılarıyla irdelemeye çalışcağım..

saygılar...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-05-2007, 15:35
mitch - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
mitch mitch isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

bugüne gelirsek sağdakiler haşimi olarak algılanabilir soldaki dal hangisi acaba bunuda yazarsanız sevinirim saygılar hatta bunu ibrahimden bu yana alırsanız dahada iyi olur mesela ben muhammedin soyunu ibrahim ve tabası ile mısıra göçerlerken ibrahimin karısının diğer mısırlı cariyeden olan yanılmıyorsam ismail adındaki oğlunu istememiş ve onu ynlarından kovmuş muhammedin soyuda bu koldan geliyor diye biliyorum buradan itibaren soy ağacı düzenlerseniz anlamamız ve anlatmamız daha net olacaktır mümkünse aradaki geçişleri incelikleriyle hatta anlatımlı olarak saygılarımla bunlar bilmemiz gereken önemli konular.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-05-2007, 16:01
tewderi tewderi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2006
Mesajlar: 635
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Çok güzel bir konu merakla devamını bekliyorum..

"Yeryüzünde hic bir insan toplulugu, biribirinden daha asagi, daha önce ve daha antik degildir. Tümü de insanin dogaya yüksek uyumunu geleneksellesmis kültürel yasamin binlerce yillik ürnünü temsil eder." Gordon Schild.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03-05-2007, 17:06
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Lamerlerden sonra siteyi Nasyonalist Sosyalistler bastı! 8O

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-05-2007, 17:31
zahir zahir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Feb 2007
Mesajlar: 5
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

mhmmd";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Lamerlerden sonra siteyi Nasyonalist Sosyalistler bastı! 8O

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Tekrar Merhaba

Önce ,bu mesajın, konuyla alakasını sormak istiyorum?

Konuya devam etmek isterim, fakat bu tip, ilgisiz parazit yazılar araya girerse..
vaktimin değerli olduğunu, "chat" yapmak için forumu kullanmadığımı, dolaysıyla parazit yazılar ayıklanmadan devam etmeyceğimi bildirmek isterim..


Neyse.. konumuza devam edelim...

Önce, Sayın mitch'in sorusuna cevap vereyim. Soldakiler “Umeyye” ailesi, ileride okuyacağımız Emeviler olacaklar. Â*Ebu Süfyan'ın büyük babasıdır.
Haşim, Haşimiler'dir, fakat, Haşimilerden bir kol daha ayrılmıştır “El-Abbas” Â*çocukları Abbasi'lerdir..

Konumuza, Mekke'den devam edersek..
Bu insanlar Mekke ve cıvarında, kendi hallerine, kendi inançlarına göre yaşarken, ne oldu da daha sonra inceleyeceğimiz konularda göreceğiniz gibi, acımsızca birbirnin nesillerini yok etme isteği ile savaştılar, kan döktüler...

Bunu anlayabilmek için Muhamm'edin çocukluğunu ve büyüme çağındaki Mekke'yi ve üstte serecesi verilmiş ,kardeşlerin durumuna göz atmakta yarar var..

Abd Menaf'tan olma Abd Şems ile Haşim Â* çocukları Â*Umeyye Abdul Muttallib,
Bir kardeş çocuklarını ticarete sokmuş arap yarım adasının aristokrat kesimi ile iyi ilişkiler kurmuş, zengin olmuş ,çocukları Mekke'nin ileri gelen söz sahibi aristokrat kesimini oluşturmuş.. diğer kardeş Haşim'in çocuklarıda daha çok hayvancılık ve tarım işi ile ilgilenmiş.. Bu durum iki aile arasında sosyal bir ayrışma getirmiş gibi görünse de, aileler arası kavgalara savaşlara çekememezliklere neden olmamış..
Taaki yetim kalıp, amcası tarafından büyütülen Muhammed ortaya çıkana kadar..
Muhammed amcasının işlerine yardımcı olan bir genç, zeki ama içine kapanık Â*ve ezik Â*parasız., büyümüş, annesiz ve babasız Â*büyümüş olmasından olsa gerek ki, Â*gayette normaldir..

Bir yanda zengin aristokrat kesimi oluşturan akraba gençleri, bir yanda evlenecek parası dahi olmayan Muhammed..
Muhammed bu insanların arasına uzun bir süre giremedi, girememesinin bir çok nedeni olabilir.. Gururludur, kendini ezdirmek istememiştir, asidir, parası olmasa da hiç kimseye eyvallah eden bir yapısı yoktur vs. bunlara saygı duymak gerekir..
Fakat bu insanlara karışmayı, kendini saydırmayı da elbetteki istiyordu..
Etrafta olan bitenle ilgiliydi, felsefi sohbetler, ibadetler, söyleşiler ilgi alanıydı ama, bunları bilmek tek başına yeterli gelmiyordu. Bilginin yanında, parasıda olması gerekiyordu.. İşte bu noktada ,Hatice ile evlenme teklifi gelmesi ona zenginliğin kapısını aralamış oluyordu… Ve bu fırsatı kaçırmamıştı, değerlendirerek 24 yaşında iken 40 yaşındaki Hatice ile evlendi..
Fakat bu durum onu Mekke elit'leri sınıfına sokmuyordu..
Sonuçta içgüveysiydi, evlendiği kadının parası ile yaşıyordu.. Â*Hatice'nin servetinin söz sahibi değildi.. Elbetteki bunu ,kendi de biliyordu..
Fakat Muhammed'i Â*kendi gariban akrabaları arasında daha iyi bir mevkiye de getirmişti Hatice evliliği..
Eskisine nazaran, daha fazla saygınlık gördüğü muhakak ki Â*amca Â*çocuklarının bir kısmı onun dinler sözünü sayar olmuştu..
Fakat bunlar, Muhammed'i tatmin ediyordu denemez.. O, aristokrat kesimden kabul görmek ve hatta onları aşmak istdediğini sonraki uygulamalarından anlayabiliriz.. .. Buna bir nevi, ezilmiş çocukluk yıllarının intikamını almak, hesap sormak. veya kendini kabul ettirme isteği, hırsı da diyebiliriz..
Tüm bunları aşabilmesi ve kabul görebilmesi için daha büyük şeylere ihtiyaç vardı.. O dönemde herkes, her kabile tarafından geçerli olan, saygı gören ilahlaştırılan ,din elçsi olmak, Muhammed putların yerine geçip, Allah'a putlar aracılığı ile tapınan Arap kabilelerin tek aracısı kendi olmalıydı. Â*
Muhammed bunu kafasına koydu ve yaptı..
Ve de başardı..
Muhammed'in bu başarısı, kendine iç dünyasına egosuna neler katmıştır bilemeyiz, fakat İnsanlığa iyi şeyler katmışmıdır katmamışmıdır..? Â*
İslam sonrasının olaylarını irdeleyerek anlamaya çalışabiliriz..
Bu başlıkta onu yapmaya çalışcağım izninizle..



Varsa yanlışım, hatam o yönde itiraz edebilirisniz..

Saygılar...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-05-2007, 17:47
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Sn. zahir,

Soy sop, ırk, secereleri görünce aklıma ilk gelen bu idi.
Güncelimizi de bu tip ayrılıklar ile belirlemeye çalışan egemen güçlere kızgınlığımdı belki de buna sebep.
İkinci yazınızı okuyunca işin içine psikoloji, sosyo-kültürel yapı ve davranış bilimlerini de girdiğini gördüm.
İlk değerlendirmemi küçük bir espiri olarak alın.
Dizinizi ilgi ile takip ediyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04-05-2007, 01:13
zahir zahir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Feb 2007
Mesajlar: 5
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Sayın mhmmd,
Düzeltme yazınız için teşekkürler..
"psikoloji, sosyo-kültürel yapı ve davranış" ları bu gibi tarihi konulara sokmazsak, konular çok yalın kalıyor.. *sizde farkındasınız..
bu olayları yaşamış olanlar ve okuyan bizler insanız, üç aşağı beş yukarı benzer duygular, davranışlar taşıyoruz... Dolaysıyla konuyu bu şekilde irdelemek, empaty yapmamıza da olanak sağlayabilir..

"Güncelimizi de bu tip ayrılıklar ile belirlemeye çalışan egemen güçlere kızgınlığımdı belki de buna sebep."
Demişsiniz...
Evet.. bizde buna sebep olanları, ve beslendikleri kaynağı irdelemeye çalışcağız, ki, bu günlerde konuşulan; Â*"dindar, az dindar, dinsiz" gibi ayrışmaların içine Â*halkımız sokularak Â*ülkemiz parçalanmasın.
Bize dayatılmak istenen "ılımlı islam" neymiş, islam coğrafyasında neler yaşanmış, dayatmak isteyenlere de anlatılmalı..! gerçi onlar sundukları şeyin fitne olduğunu iyi biliyorlar, zaten amaçları "ılımlı gösterip" kabul ettirmek..
sonrasında bölmek parçalamak daha kolay olacaktır onlar için..

biziler, öncelikle masum inançlı halkımız uyandırmak için bu bilgileri aktarmaya çalımalıyız..

selamlar..
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-05-2007, 06:55
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...


Bugün Mekke şehrinin bulunduğu bölgede çok eski zamanlarda Amelika, Ad,Semud kavminin uzantıları olan Cürhümlülerin yaşadığı rivayet edilir. Cürhümlüler burada yaşarlarken Hz. İsmail ve annesi Mekke vadisine inmiş, Hz. İsmail burada Cürhümlüler'den bir kızla evlenmisti. Hz. İsmail babası Hz. İbrahim ile beraber Kabe'yi inşa etmis ve Cürhümlüler'le dinini yaşamış ve dinini yaymaya çalışmıştı.Cürhümlüler'in zenginleşmesi neticesinde ortaya çıkan bozulmalar çevreden gelen hacılar için çekilmez bir hal almaya başlamış ve bunun neticesinde Huza'a kabilesi yönetimi ele geçirmişti(Çelikkol, 2003: 28-29). Daha sonra Kureyş'ten Kusay Bin
Kilab, Huzaa'lı Huleyl b. Hubsiyye kızı Hubba ile evlendi. Kayınpederinin ölümüyle iktidarı ele geçirdi. Kavmini Mekke'ye topladı, onların ve Mekke halkının üzerine malik olmak istedi, onlar da bunu kabul ettiler(İbn Hisam, 1985: I, 165-172).
Kusay Mekke'yi kavmi arasında mahallelere böldü ve Kureyş'ten her bir kavmi Mekke'de gelip içinde bulundukları evlerine yerleştirdi. Kureyş onun adını Mücemmi (toplayan) koydu. Çünkü onların işlerini toparladı ve onunla hareketlendiler. Kusay Kabe'nin yanına kendisi için bir meşveret evi yaptırdı ve kapısını Kabe'ye doğru açtı.Kureyş'in işlerini buradan yürütür ve hüküm verirdi. Kusay'ın hayatında ve ölümünden sonra da Kureyş'ten olan kavmi arasında onun koyduğu kurallar ve adetler hiç şaşırmadan uyulan bir din gibiydi(Çelikkol, 2003: 112)

Mekke / Bekke
Mekke, Kızıldeniz'den 100 km uzaklıkta 360 metre yükseklikte bir yerleşim yeridir(Lammens, 1970: VII, 630). Topografik özellikleri itibariyle yuvarlağa yakın hilal şeklindedir. Kuaykıan dağlarının eteklerinden başlayan karşılıklı iki tepeden Ebu Kubeys Dağı doğuya, Kuaykıan dağı ise batıya doğru uzanmaktadır. Ebu Kubeys Dağı bölgede en büyük dağdır. Mekke'yi çevreleyen dağlar arasında Fadıh, elâ€"Metabih, elâ€"Felak, elâ€"Hacun, Sakar ve Tihame dağları bulunmaktadır. Bu dağlar arasında genişleyerek Batha'ya uzanan küçük vadiler ve bu vadilerin dağla birleştikleri
mekanlarda yerleşim yerleri vardır. Bu yerleşim yerleri orada yaşayan kabilelerin ismini
almaktaydı. Bu yerler hendek seklinde bir koridorla Harem'e kadar uzanır(Çelikkol 2003: 35).

Mekke'nin Bekke olarak adlandırılmasını İbn Hişam şöyle ifade eder: “Oranın zalimlerinin orada bir şey yaptıkları zaman boyunlarını bekk eder (kırar) olduğundandır.
Bekke Mekke çukurunun ismidir. Çünkü onlar orada tabak eder oldukları yani izdiham eder oldukları için bu isim ona verildi” (İbni Hisam 1985: I, 159).
Mekke Cürhümler ve Katura zamanında Ma'lat (yukarı sehir) ve Mesfele (aşağışehir) olarak ikiye ayrılmıştı. Mekke'ye tümüyle Harem denilirdi. Haremden aşağı doğru eğimli olan bölgeye “el â€" Mesfele”, yukarı doğru uzanan yere ise “el-Ma'lat” ismi verilmiştir(Hamidullah, 1986: I,116). Mekke vadisi Hz. İbrahim'den önceki dönemlerde Şam'dan Yemen'e ve Yemen'den Şam'a giden kafilelerin uğrak yeri olarak bilinir(Heykel, 1948: 16-19).
Mekkeliler, Hz. Muhammed'den yaklaşık beş nesil önce Hz.İbrahim'in soyundan gelen Kusay'ın önderliğinde civardaki kabilelerin desteğini de alarak, Kureyş adı altında birleşmişlerdi. Mekke, Kusay'dan önce, genellikle, şu boylardan oluşmaktaydı.
(Günaltay, 1997: 51-62):
1.Harisoğulları
2.Muhariboğulları
3.Âmiroğulları
4.Adiyyoğulları
5.Sehmoğulları
6.Cumahoğulları
7.Teymoğulları
8.Mahzumoğulları
9.Zühreoğulları
10.Esedoğulları.
Daha sonraları bunlara Abduddar ve Abdumenafoğulları eklenerek sayıları on ikiye çıkmıstır. Abdüşşems, Haşimiler ve Ümeyyeoğulları gibi oymaklar ise, sonraki soylardan oluşmuştur. Kureyş'in dağınık oymaklarını bir araya getirerek Mekke'de yerleştiren Kusayy'ın oğullarından Abduddar ve Abdumenaf, babalarının ölümü üzerine (M.S.480) Kâbe ve hac hizmetlerini üstlendiler (Babel, 2003: 30). Yukarıda bahsedilen sebeplerle kendilerini tehdit eden güçlü bir düşmandan mahrum olmaları, bir bakıma Mekkelilerin, öteden beri, düzenli bir siyasi devlet kurmalarını engellediği söylenebilir.Bununla birlikte tamamen bir başı bozukluk da olmayıp bedevî prensipleriyle örgütlenen bir tür oligarşik yapılanma vardı; kabile meclisleri üstünde bir kral veya başka bir idari kurum yoktu. Herhangi bir bağlayıcılığı olmayan istişare heyeti, bütün
kabilelerin soylularından oluşuyordu. idari ve ticari gelenekler, güç ve itibarlarına göre
kabileler arasında taksim edilmişti. Modern anlamda bir seçim olmaksızın görevler, genellikle tevarüs yoluyla ailenin yeni nesillerine geçerdi(Hamidullah, 1996: 17).

Kâbe'nin hemen yanında yer alan Darunnedve, idari gelenekleri yürüten Kureyş temsilcilerinin “şuraya” katıldıkları bir tür “senato” veya“parlamento” konağıydı. Bu meclis, icra yetkisi olmadığı için sadece meseleleri görüşürdü. Her oymak nazari olarak bağımsızdı ve istediğini yapabilirdi. Ne var ki, oy birliği ile alınan kararlar çoğu defa etkili olur ve böylece töre ve yerleşik geleneklerden sapmaların icabına bakmanın yolları aranırdı (Hamidullah, 1966: I, 31; Hodgson, 1995: I, 93 ; Esad, 1984: 114; Watt,1988: 15).

M. Watt, İslâm öncesi Mekke demokrasisi ile Atina demokrasisini karşılaştırırken,Mekke senatosunun kararlarının “en kötüyü daha iyi gayeymiş gibi gösterebilen aldatıcı güzel konuşmalar üzerine değil de çoğu zaman kişilerin gerçek liyâkatleri ve siyasetleri
üzerine kurulu” olduğundan, “Mekke mele'ini, Atina ekklesia'sından daha bilgece ve daha sorumlu bir meclis” olarak görür (Watt, 1986: 16) Dış düşman tehlikesini pek hissetmeyen Kureyş, kendi boyları arasında ise bazen kavgalara varacak ölçüde rekabet yaşamaktaydı. Babaları Kusay'ın ölümü üzerine (M.480) Kâbe ve hac hizmetlerini Abduddar ve Abdumenaf üstlendi (Günaltay, 1997: 59). Zamanla servet ve nüfuz bakımından kardeşine üstünlük sağlayan Abdumenaf, dünyevi otoriteye ait iş ve yetkileri kardeşi Abduddar'dan alarak ona sadece dini otoriteyi bıraktı.

İki kardeş hayatta iken bu paylaşıma razı oldular. Fakat onların vefatlarından sonra çocukları
arasında korkunç bir rekabet ve üstünlük yarışı başladı. Abdumenaf'ın, Abduşşems,
Haşim, Muttalib ve Nevfel adlı oğulları servet ve nüfuz bakımından Abduddaroğullarından üstün olduklarından, dünyevi otorite gibi dini görevleri de ellerine almak istediler. Abduddaroğulları buna razı olmadıkları için aralarında şiddetli bir düşmanlık ortaya çıktı. On iki boydan oluşan Kureyş, bu yüzden düşman iki grubaayrıldı.

Abdumenafoğullarına taraftar olanlar (Esed, Zühre, Teym ve Harisoğulları) tarihte “Mutayyebûn (güzelkokulular)”, Abduddaroğullarına destek verenler (Mahzum,Sehm ve Cumah ve ‘Adioğulları ) ise “Ahlaf (yeminliler)” (Watt, 1986: 16) isimleri ile bilinmektedir.
İki gruba verilen bu isimler ittifaklarını kutsamak için yapılan tören ile ilgilidir. Abdumenaf kadınları, müttefiklerinin kendi lehlerine olan ittifaklarını kutsamak için misk ile dolu bir kap getirerek Kâbe'nin kenarına koymuş, müttefik oymaklara mensup kişiler teker teker ellerini bu kaba daldırarak ve Hacer-i Esved'e dokunarak davalarından dönmeyeceklerine yemin ettiklerinden kendilerine “Mutayyebûn” ismi verilmistir. Abduddaroğullarının haklarını savunmaya söz verip yemin eden müttefikleri de içi kan dolu bir çanakla aynı töreni yapıp, yeminlerinden
dönmeyeceklerine söz verdiklerinden bunlara da “ahlaf” denmistir (Günaltay, 1997: 59;
Watt, 1986: 12).

Kutuplaşmanın sıkı sıkıya aile secerelerini izlemediğini görmek ilgi çekicidir. Kusay'ın ailesiyle birlikte diğer aileler de bölünmüştür (Watt, 1986: 12). Bu,kana dayalı kabileciliğin gevşemeye başlamasının ve maddi çıkarlar üzerine kurulan bir birlik düşüncesinin ilk belirtisidir. Kavga neredeyse savaşa dönüşeceği sırada uzlaşmaya varıldı. Ancak, iki grup arasındaki rekabet devam ettiğinden uzlaşma sürekli olmadı; sorunlar geçici olarak dondurulmuştu.

Nitekim daha sonraki yıllarda, Hz. Muhammed'in Peygamberlik görevini bu rekabet hissiyle reddedenler oldu. Abdumenaf'ın ölümünden sonra oğlu Abduşşems, uhdesine aldığı Sikaye (Hacılara su dağıtma) ve Rifade (Hac mevsiminde yoksullara yiyecek sağlama) görevlerini işlerinin çokluğu sebebiyle kendisinden daha zengin olan kardesi Haşim'e bıraktı (Günaltay, 1997: 60). Sonraki zamanlarda benzeri bir rekabet Haşim ile Abduşşems'in oğlu (yeğen) Ümeyye arasında yaşanmıstır.

Haşim, oldukça başarılıydı; bölge ülkeleriyle kervanların emniyeti konusunda sözleşmeler yaparak,yazın Suriye ve Filistin'e, kışın da Yemen'e olmak ( Kureys, 106/1-4) üzere iki büyük
ticaret kervanı çıkarmaya başladı. Böylece Kureyşlilerin servet ve refahı arttı.
Araplar Kusay'dan itibaren, Kâbe'nin koruyucusu ve hizmetkârı olan Kureyş'e derin saygı duymaya baslamışlardı. Bu sayede Kureyş kervanları uzun ticaret yollarını hiçbir saldırıya uğramadan geçebiliyordu (Günaltay, 1997: 61). Bu arada yeğeni Ümeyye de ticaret yoluyla büyük bir servet kazanıp Haşim ile anlaşmazlığa düşerek huzursuzluk çıkardı. Araya giren hakemlerin Haşim'in lehine karar vermesiyle konu tekrar kapandı(Günaltay, 1997: 61). Anlaşıldığı üzere, Mekke'de en güçlü olanlar,çeşitli sebeplerle, komutasındaki Fil ordusu'nun karşısına çıkan Kureyşlilerin başında,Hz.Muhammed'in dedesi Abdulmuttalib'in sözcü olarak bulunuşu, o sıralarda Mekke yönetiminde Muttaliboğullarının etkili olduğunu göstermektedir. Daha sonraki yıllarda en güçlü iki boy olarak Abdüşşems ile Mahzumoğullarının adı geçmektedir. Utbe ve kardesi Şeybe, Abduşşems'in bir bölümünden sorumluydular. Benu Umeyye'nin başına,
Utbe'nin kızı Hind'le evlenen Ebu Süfyan geçmişti(Lings, 1993: 39).Hz. Muhammed'in gençlik yıllarında, Ubu Süfyan, oymağının itibarına paralel olarak Mekke'nin siyasetini elinde tutuyordu. Şahsi nüfuz ve gayretiyle Haşimoğullarının mevkisini yükselten Abdulmuttalib'den sonra oymağın nüfuzu oldukça azalmıştı. Çünkü, oğullarından Ebu Talib zengin değildi. Abbas zengin olmasına rağmen sürekli Mekke'de kalmıyordu. Ebu Leheb ise toplum tarafından pek sevilip sayılmayan bir kimse olarak biliniyordu( Kurt, 2001: 97-122).

Genel olarak İslam öncesi Mekke toplumunun yapısı buydu.


Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*Fatih Duman /araştırma görevlisi
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*Yüksek Lisans tez'inden alıntıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04-05-2007, 13:19
Aliminyum Aliminyum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Arapça bilmiyorsanız İslami kavramlar ve terimler üzerinde hele de tarih sahasında çok fazla oynamayın isterseniz.

İSLAM kelimesi Arapça SLM= Silm =Selam yani neticede Barış anlamına gelen sözcüklerden türemiştir. Bunun bir anlamı olmalı.

Fıkıh Usulünde ; ‘cihâd lizatihî hasen bir vecîbe değildir, belki ligayrihî hasendir' *diye bir kaide, bir anlayış vardır. Bunun ne demek olduğunu, niye böyle bir anlayışın hakim olduğunu, hangi şartların Müslümanları bu anlayışa ittiklerini iyi anlamak lazım.

Peygamber Medine'ye hicret etmeden önce Medine'de meskun iki köklü kabile Evs ve Hazreç kabileleri... Bu iki kabile tam 10 kuşak boyunca birbirleriyle çatışır dururlar, Peygamber'in hicretinden sonra tarihte misli görülmemiş bir kardeşlik bağıyla Evs ve Hazreçliler yani ensar ile muhacir birbirlerine bağlanırlar.

Peygamber kendisiyle sulh etmek isteyen herkese açıktır ve bir sürü örnekte görülebileceği gibi daima sulha yanaşmıştır. Durup durup Beni Kureyza'yı gündeme taşımanın artık bir manası yok. Bu kadar örnek içinde Beni Kureyza'nın bir istisna olduğu ve yapılanın yapılması gereken birşey olduğu açıktır. Devlet yönetiminde İhanet affedilemez. Vatana ihanet suç değildir diyebiliyorsanız Beni Kureyzayı da masum görürsünüz ya da Beni Kureyzayı masum görüyorsanız vatana ihaneti de suç saymıyorsunuz demektir.

Peygamber Mekke'nin fethi sırasında kendisine ve arkadaşlarına yıllarca zulmedenleri bir kalemde affetme büyüklüğünü göstermiştir. Neden Mekke'yi yakıp yıkmadı, neden o eski zalimlerden intikam almayı düşünmedi dersiniz?

Peygamber, devletlerarası münasebetlerini Medine döneminde gerçekleşmiştir. Müslüman olmayan kabile ve devletlerle direk savaş yerine öncelikle barış ve anlaşma yolunu seçti. Bu anlaşmaları ikide bir bozup duran tek halk yahudilerdir. Peygamber devletlerarası veya kabilelerarası bu barış anlaşmalarında elbette Kuran'ı esas aldı, Kuran'da direk bulunmayan ya da genel hükümler halinde verilip ayrıntılarından bahsedilmeyen hususlarda Kuran'a aykırı olmayacak şekilde kendi inisiyatifini kullandı ve böylece devletlerarası hukukta barış anlaşmalarına dayalı bir sünnet dayanağı oluşturdu.

Peygamber'in sünnetinde barışın esas olduğuna dair en iyi örnek 10 senelik Hudeybiye anlaşması dönemidir. Anlaşmaya aykırı düşmemek için kendi sahabisini bile henüz anlaşmanın mürekkebi kurumadan anlaşma şartlarına göre müşriklere teslim etmişti. İslam'ın o çağlarda asıl yayılması daha doğrusu en hızlı yayılması bu 10 senelik barış dönemine tekabül eder. Siz çok zeki tarih okuyucuları ve irdeleyicileri, Bu apaçık gerçeği niye görmezden geliyorsunuz? Ta o dönemlerde aylarca sürecek yolu İslam'ı tebliğ etmek için kateden onlarca sahabi var. Çin'de, Hindistan'da sahabi mezarları var. Bu ne demek? Bu insanlar oralara İslam'ı kılıç zoruyla mı tebliğ etmeye gittiler? Kimi kandırıyorsunuz?

Barış hakkında Sahih Hadisler; Bu hadisler Müslümanlarla Gayr-i Müslimler arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini düzenler;

“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; Allah'tan afiyet dileyin. Fakat onlarla karşılaştığınızda da sabredin ve bilin ki Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace)

“İnsanlar arasında Allah'ın en çok sevmediği kimse, barışa yanaşmayan inatçı hasımdır.” (Buhari ve Müslim)

“İnsanların arasını düzeltmek için, aslı olmasa bile hayır konuşan, güzel söz söyleyen ve bu sözleri birinden diğerine taşıyan kimse yalan söylemiş olmaz.” (Ebu Davud)

Hicretin 6 ncı yılının Zilkade ayında Peygamber sırf umre için üzerinde savaş aletleri de olmadan Mekke'ye doğru yola çıkar ve bunu duyan Mekke ileri gelenleri Peygamber ve arkadaşlarının üzerine bir ordu yollar, Peygamber'in bunun karşısında söylediği sözlere bakın;

"Yazık Kureyş'e ki, savaş kendilerini yeyip bitirdi. Benimle diğer Araplar arasına girmeseler ne olur sanki? ŞÃ¢yet onlar bana üstün gelirlerse, zaten istedikleri bu. ŞÃ¢yet Allah beni onlara üstün getirirse, hep birlikte İslâma girerler. Güçlü olsalar bile daha nereye kadar böyle savaşıp duracaklar?" (İbn Kesir)

Müslümanlar arası ilişkilerde yine her zaman doğruluk ve barışın hakim olması gerektiğine dair hadis-i şerifler de çok;

“İki Müslüman arasını düzeltmek için yalan söyleyen kişi yalancı değildir.”(İbn Mace) (İslam'da yalan söylemenin serbest olduğu 2 yerden birisi budur)

“Müslüman, diğer Müslümanların onun dilinden ve elinden güvenlikte olduğu kişidir.”(Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Şunlara dikkat edin lütfen;

Peygamber Medine'ye hicret ediyor ve 1 sene bile geçmeden yıllardır iç çatışmaların hüküm sürdüğü Medinede anlaşmazlıklar bıçakla kesilmiş gibi kesiliyor, bütün insanlar tek bir anayasa etrafında toplanıyor.
Peygamber Medine'de devlet teşkilatlanmasını tamamladıktan sonra civar kabile ve devletlerle barış ve saldırmazlık anlaşmaları yapıyor.
Civar kabile ve büyük devletlerin (Mısır, İran, Bizans veya Roma ya da Doğu Roma) başkanlarını elçiler ve mektuplar vasıtasıyla İslam'a davet ediyor.

Şimdi size çok enteresan birşey söyleyeceğim.

Peygamberin bu Medine'deki 10 senelik hayatı boyunca İslamiyetin hakim olduğu alan tam tamına 2.000.000 kilometrekareye yaklaşmıştır. Bugün, Rusya'nın avrupada kalan kısmı hariç bir Avrupa kıtası kadar büyüklüğe tekabül eder bu. O zamanlar bu topraklar üzerinde milyonlarca insan yaşıyor.
Yüzbinlerce kilometrekarelik bir hakimiyet alanı söz konusu dikkat edin.

Bu 10 sene içinde bu kadar hakimiyet alanına nasıl ulaşılmıştır?
Salt kılıçla, savaşla mı?
Bu 10 sene içinde harp meydanlarında kaç tane Müslüman öldü dersiniz?
Tahmin edin.
Yüzlerce, binlerce...
Hayır.
Sadece ve sadece 250 Müslüman... İki Yüz Elli Müslüman... Dile kolay, 10 yıllık mücadele bu.
Tarihte bunun başka bir örneği yok beyler.

İslam'ın barış dini olmadığına dair bütün tezleriniz ya çarpık ya da geçersiz. Bırakın artık.

Rengini belli et.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04-05-2007, 14:00
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674

Onur Üyeliği 

Standart Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...

Aliminyum;

Sallama. Bir kere tarih öğrenmek yada belge incelemek için kimsenin arapça bilmeye ihtiyacı yok. Hele boşver irdelemek için arapça bilmeyi, milyonlarca insan arapça bilmiyor ama ne hikmetse, müslüman olabiliyor(ne yani %1 emi iman ediyorlar). Mesala kendine nick belirlemek için önce İngilizce öğrenmedin herhalde, tabi bir i ile ü farkı olsada ben ne dediğini anlıyorum.

Tarih bilmek dil bilmek değildir, sen Medine'ye gidip arkeolojik kazılar mı yaptın? Eeee o halde neyi eleştiriyorsun değil mi? Siz burada yazarken birileri orada araştırır, bulgu belge çıkartır, yorumlar, yazar yada çizer sizde okur yada bakarsınız. Her klişenize yada renginize uymayan, negatif şeylerde bu eleştiriyi ama her pozitif şeylerdede isterse adam bırak dil bilmeyi, okumayıda bilmese *alkışlamayı bırakın.
Peygamberin bu Medine'deki 10 senelik hayatı boyunca İslamiyetin hakim olduğu alan tam tamına 2.000.000 kilometrekareye yaklaşmıştır.

Buda bize yayılma politikasının alanını gösterir. Ne yani Büyük İskender ondan gerimi kalmış alan konusunda yada Kronolojik olarak söylersek "Muhammed B.iskender'den geri mi kalmış alan konusunda"?

Benim diyeceğim, evet köklü değişimler var aslında ama bu Muhammed şahsında değil egemen sınıflar şahsındadır, ve bu dönem tüm dünyada değişimler görülebilir. Doğunun binlerce yıllık Feodalizmi, batıya doğru akımlar şeklinde yayılmaktadır.
Büyük iskender gücünü Zeus'dan almıştı, O'nun oğlu(elçiside aynı etkidedir) olmak ile, ve binlerce insanın(ki o gün için çoğunluğu çöl toprağı olan alan için milyonlarca demek abartıdır onuda söyleyeyim) daha doğuştan sonra, bir toprak çanak nasıl işlenirse öyle işlenmişti, bir su testisi gibi, çark döndükçe, 2 elle kavranan yumuşak çamur(bebek, çocuk) döndüre döndüre işlenmekteydi, geriye en son bir iş kalır, oda bu testiye bir kulp yerleştirmektir. Muhammed bu kulpu iyi kavramıştır ve andığın alanlarda küçük bir azınlık olan, egemen sınıf bireylerinden oluşan, aynı ailevi kökene sahip o azınlık, işte o milyonların kulpundan tutuvermiştir. Olay bu kadar basittir.

İlk sayfaya kütüğe geri dönünüz, sonrada sırası ile düşününüz, Emeviler -> Abbasiler...
Ne diyor? Aile ismi değil mi? Yani aile devletleri, peki ne çıkıyor, Feodal Sistem, yani, bir ailenin, milyonları yönetimi(yani otokrasi). İşte bu duruma biz, bir ailenin temsil ettiği üst sınıf adına, Su Testisinin Kulpundan tutanlar diyoruz. (özel isimler ve dile girmiş kelimeler dışında tek bir arapça kelime kullanmadım). Yayılma, düzen bakın işte iyi gelişme vs bunlar hikaye, mesala Çöl deryasına bir kez bile girişi olmayan Türkler'i Orta Asyada kesmeye, avlamaya niye gittilerdi peki ? Onlarda mı çeşitli anlaşmalara ihanet etmişlerdi? Yoksa kulpundan tuttukları su testilerini(milyonları?!) oralarda telef ederken, mala ve mülke mi sahip olmak gayesiydi?
Peki o kulpun ismi nedir, Din'dir. Orasından tutarsın.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:51 .