Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 16-09-2017, 15:06
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart Gastrik Lavman / Bir Tür Hayatın ve Düşüncelerin Lavmanı

(Bir tür yaşam lavmanı -böyle ad belirdi. aşağıda paylaşılacak linkten alıntı )

Adsız 25 Haziran 2014 20:42

Hayal meyal hatırımda, Allah kaç diye soruluyordu, ve sorduruluyordu.
7 yaşında elime Kur'an ve ilmihal verildi.
Çok iyi bir Kur'an öğrencisi idim.
Namazımda orucumda dikkatli, özenli, efendiydim.
Gerek okulda gerek kuran kursunda en çabuk ezberleyen, en çabuk anlayan, en çabuk çözen, kısaca çok çok başarılı bir öğrenci idim.
Hedeflerim olmadı, hedefe yönlendirildim. Hedef nedir bilmezdim.
Üniversiteyi iyi derecede bitirdim.
12 yaşında meslek edinilmeye başlandım.
Çok çalışıp çok kazandığımda, az çalışıp az kazandığımda, hiç çalışmayıp hiç kazanmadığımda oldu.
Çok iyi yemek yapardım, çok iyi bulaşık yıkardım, çok iyi siler süpürürdüm.
Ufak tefek tacizlere uğradım, ufak tefek tacizlerde bulundum.
Masturbasyonlarım genelde satın alma ve tecavüz üzerine kuruluydu.
Kırmızı noktalar, porno cd ler, yabancı kanallarda geceyi beklemeler çok oldu.
Elime elde aldım, sabunda aldım, bulduğum deliğede girdim, kadın resmini ruloda yaptım.
Taşada boşaldım, toprağada boşaldım, halıyada boşaldım.
Bir günde 5 defa masturbasyon yaptığımı hatırlıyorum.
Geneleve çok az gittim.
Oradan buradan bulduklarımla birlikteliklerde sıktı.
Kısa aşklar (çıkmalar) yaşadım. Daha o zamanlar aşkın anlamsızlığına dalıp duruyordum. Bir türlü o aşk tanımına uyamıyordum, o anlatılan aşka giremiyordum.
26 yaşımda evlendim.
Bir nişanlılık, bir evlilik, bir kısa beraberlik geçirdim. İkinci evlilikten dönüş yaptım.
Çocuklarımla görüşmüyorum.
Ailemlede eski tanıdıklarlada görüşmüyorum.
Bana gelip beni tanıyıp selam verenin selamını almıyorum, tanısamda tanımıyor davranıyorum, tanımak için geçmişe ait hafızamı yoklamıyorum, yeni insan tanımıyorum.
Eskiden Dünyayı çok severdim, kadınları, sazları, sözleri, çayları, kahveleri, kahvehaneleri, sohbetleri, yeşili doğayı hep düşler arada yaşardım.
İçki için kalkar Tekirdağa giderdim. İskender için Bursaya giderdim. Bir işkembe için 6 saatlik yola çıkardım.
Bütün kadınlarla yatmak isterdim.
Seks yaşadıkça, sekse baktıkça Din'den, aynı zamanda hayattan soğudum.
Samanlığın seks yuvası anılması beni hep düşündürmüştü. Diğer fanteziler bu kadar beni düşündürmemişti.
Cinsel sapkınlıkları incelemeye daldım. Ama onların eksik yazıldığını farkettim. Çünkü sapkınlığın alası çoğunluktaydı.
Sapkınlık sapkınlık derken, azgınlık azgınlık derken, ben baya azmış ve sapmışımda haberim yokmuş.

Devam edecek.

Alıntı Linki

Dışarıda yemeklere çıkmak, aşkınla yemeğe gitmek, eşinle yemeğe gitmek, arkadaşla yemeğe gitmek, çok özel mutluluk gelirdi.
Rakısız piknik olmazdı.
Aile pikniklerinin tadına doyulmaz derdim hep.
Sahiller, cafeler, barlar, meyhaneler, kerhaneler, camiler, düğünler, kına geceleri, mezarlıklar, göl kenarları, dereler, ağaçlar, yollar, gökdelenler, kuleler, binalar, herşeyiyle dünyayı düşünür ve gezmek görmek isterdim. Tüm Dünyayı gezmek isterdm.
Çocuk olması için seks yapıldığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Hatta peygamberde öylemi yaptı diye sordum galiba.
Küçük yaştakileri (6-10 arası gibi) açık açık ellerdik, yaşıtlarımızı gizli taciz ederdik. Büyüklere ise mahsus çarpardık.
Kur'an okurduk, arkasından tacizde bulunurduk. Abdestli tacizlerimiz çoktur belki.
Gerdek gecelerini düşünürdüm evlenenlerin, gelinin çok kötü durumda olduğunu, damadın acımasız biri gibi ilişkiye gireceğini düşünürdüm. Gelini mazlum damadı zalim görürdüm yani. Kadın köle konumunda olduğundan, kadını öyle öğrendiğimizden. (Gelin tecavüzleride fantezilerimdendi)
Abdestsiz namazlar kılar, elif ba okur, abdestliyim diye yalanlar söylerdim.
Cenabet iken namaz kılmak zorunda bile oldum. Gitmesen olmayacaktı, mecburen gittim.
Gerdek gecesi namaz sonrası sekse başlamak acayipti. Hele inanmayan birinin namaz kılması dahada acayip.
Gerdekte kadın göstermiyor, utanıyor, korkuyor, acayip sıkıntı. (Pornolarda gördüğünüz kızlık bozmada kadının ıhh demesi aynen olmuş, gerisi olmamış. Keşke gerdek gecesi pornoları yapsalar, yapsalarda insanlar kendilerini görebilse.)
Genelde insan rızası için namaz kıldım sanırım. Pek istekle namaz kıldığım ya 5 ya 10 keredir.
İmamıyla, hocasıyla, komşusuyla, akrabasıyla, her taraftan kişilerle beraber çok porno izledik. Millet çok fena azgın.
Nedense imam, hoca tiplerin sübyancılığı hep belli oluyor.
Porno film satıcılığıda yaptım azıcık. (Eğer insanlar fantezilerini açıkca söyleyip ona göre film isteyebilselerdi, rahatça cd isteyebilselerdi porno cd ciler şimdi holding olurdu. Çok iyi para kazanıldı ama ancak iki oda bir ev alınabildi.)
Kim bilir kaç kişiye tecavüz düşledim.
Marka giymeye çalışırdım. İç çamaşırımdan çoraba kadar kaliteye giderdim. Yemek yemeyip giyime para verdiğimde oldu.
Pek kitap okuyan biri olmadım. En çok okuduğum kitap kur'andı.
İhtiyarlamaktan korkardım. Daha ihtiyarlamadan (kendimi ihtiyarlaştırdım) ah gençlik demeye başlamıştım.
Az daha kadın satıcılığına girişiyordum. Çokta hayalini kurdum. İsmini bile belirledim hanın.
Bir türlü uyuşturucu kullanmadım. Kullanmak istemesemde tadına bakmayı düşündüm ama korktum.
Hafif dilencilik yaptım çocukken.
Siyasette sağcıydım. Solcularla çok tartıştım. Seçim zamanları iddilar, tartışmalar, liderler için savaş boldu. Partiye gider, toplantılara katılır, insanları yönlendirmek için çalışırdık.
Bir ara bir Din hocasının örgütlemesine (öyle olduğunu düşünüyorduk, öyle olduğundada baya iddia vardı) takılıyorduk ki korkup kaçtık. Diğer hocalara şikayet falan ettik, olayı kapattık.
Din hocası demişken, bu Din hocaları hep böylemidir, derste kızlara güzelsin filan diyordu.
Hoca olmak zor, en zor hayat hocaların belki, yükümlülüğün çok, seks bayağı engel tabi, heryere çıkıp gezemezsin, kadınlara bakamazsın, çoluk çocuk demeyip sulanmasında ne yapsın. Senin benim gibi kerhaneye oraya buraya gidemez. O da gelip bana 12 yaş porno soruyordu. 12 yaş niye sevişmesin ki, aişe 9 da sevişmiş. Niye engelliyor bunlar.

Devam edecek.

---

Adsız
27 Haziran 2014 20:26
Hocalarla Din konuşmak sıkıntı, zaten pek konuşmaktan yana olmuyorlardı, camilerde vaaz vermekten bıkıyorlar. Bizde nasıl yapalım nasıl ilmimizi artıralım deyip yollar arıyorduk. Yaşlı başlılarla oturup onlara soruyor cevap alıyorduk, kıssadan hisseler dinliyorduk, ama onlar hep, "hoca olsaydı daha iyi anlatırdı" diyordu. Dinimizi pek öğrenemedik sanırım. Sorular ya cevapsız kalıyor, yada sorulamıyordu.
Bir ara Allah aşkına sardım. Öyle bir sardım ki, her mealde ayette duada Allah diyordum. Allah ile konuşuyor niyetiyle kuranı çok okudum. Mellerde cümleler benim kalbimi öyle bir attırırdı ki sormayın. Çok büyük aşktan kalbimin sıkıştığını, acıdığını bile hisseetim. E aşk acıdır, acıtır.
Şeytan yorma işleminide yaptım. Şu ıslık besmele hikayesi.
Cin büyü meselelerine çok taktık bir ara. Cin ruh çağırma seansları düşündük, korktuk, derken çağırdık. (Orada kesin biri bir film çevirdi)
Meyhanedeki müslüman/sarhoş müslüman ile ibadethanedeki müslüman/ayık müslüman muhabbetlerini çok yapardık. Sarhoşa ayık, ayıka sarhoş derdik. Akıllıya deli, deliye akıllı sonra sonra dedik. Sonra sonra hepten değiştik. Sadece Allah ve biz kaldık, arada görev yok, günah işleme yeter dedik, sevabında pek önemi yok.
Mevlevi, mevlana, ney. O dönüşü yapamadım. Ney çalmak ister, neyhaneler açmayı düşünürdüm.
Eve kelebek girdiğinde kuran, kuş girdiğinde kuran, bilmem ne girdiğinde kuran okurduk.
Çok zikir yaptım, tespihim sağ ön cebimde, takkem sağ arka cebimdeydi.
Askerde dayak yemedim, dayak yemedi demesinler diye dayak yedim. Sıra dayağı.
Durmadan organlarımıza küfreden bölük komutanımız, anamıza küfreden astsubay baş çavuşumuz, üstünden bunalmış şeker gibi bir bölük astsubayımız, acemi yeni bir havalı artist bir eğitim astsubayımız, her türlüsünden subayımız, her türlüsünden astsubayımız vardı.
Akşamdan sabaha 1000 sayfalık bilmem kaç kitabı bitiren astsubay vardı. Okuyandan zarar gelmiyor. Bu astsubayın sesini duymadık, adamın ses tonunu sorsanız söyleyemem.
Satanist, eşcinsel, asker kaçağı, psikopat, aptal köylü denilen tip, hristiyan, şamanist, komünist filan asker vardı.
Soğuk suyla banyo yapmaya mecbur bırakılınca, banyosuz cenabet yaşardık.
Komşu alayda az buçuk çatışma olurdu, bize hiç yansımadı, zaten kalkıp savaşacağımda yoktu. Orda ölsem savaşarak değil, pisi pisine ölmüş olurdum. Banada şehit derlerdi.
Devamlı bahanlerle eğitimden kaçmaya çalışırdım, hiç doğru düzgün şınav çekmedim, uzun atlamalar yapmadım, bilmem sürünmesini, koşmasını, atışını, vuruşunu yapmadım. Çok zulüm bu askerlik.
Askerlik maaşıyla cebe marlboro, mideye sucuk pastırma alır bitirirdik.
Namazı çoktan bırakmış, cumalara gidiyordum. Cumalarıda sonra bıraktım. Teravihe gidiyordum (ilk günlerde), çünkü senede bir kere olunca zevkli oluyordu, bayram namazınada güneşin doğuşu hoş olduğundan giderdim. Ben Allah rızası için ibadet yapmadım, ben ahiret için Dünya için ibadet yaptım.
Oruç tuttuğuma inanırdı ailem, böyleydi ramazanlar.
Sadece gençlerin değil, orta yaşlılar, ihtiyarların bile ahiret için ibadet ettiğini gözlerinde göremedim. Üzerinde cübbe sarık ile dolaşıp vaazlar verenlerin çıkarını merak ediyorum. Bir insan ahiret için ibadet yapamaz. Bende onlar gibi insansam ben yapamadıysam onlarda yapamaz. Bu bir nefis, irade bilmem ne işi değil, bu insanın doğasından gelmesi lazım, gelmiyor. Bir korku, bir çıkar, bir somut birşey olacakki ibadet yapılsın. Bütün hocalar (kuran kuslarındakiler, kuran yurtlarındakiler, camilerdekiler vs.) zaten maaş alıyor gelir sağlıyor ibadet yapıyor. Hacca giden orayı görmek için gidiyor. İbadet Dünya için olmadan olmaz. Bir insan ana babasının mezarında yasin okuyorsa, zamanında onu beslediği için. Bir borç görüyor.
Çocuğun olmuşmuş güzelmiş mutlulukmuş. Çocuğu sevmek öpmek için ona paralar harcamak (hemde boş şeylere) lazım. Çocuğa para vermezsen öpemezsin. Eşinlede sevişemezsin. Para vermeden, para almadan sevmek sevilmek öpmek sevişmek yok. Sevmek parayla, nefret parayla, ibadet parayla, herşey parayla. Eee, bu hayat.

Devam edecek.

--

Adsız
28 Haziran 2014 20:07
Fallar baktırdım. Doğumdan ölüme okuyor adam, hayatını okuyor yazıyor dersin. Adam geçmişini gelmişini geleceğini biliyor. (Bilemiyeceğim)
En çok sevindiğim fal, çıkan fal değil çıkmayan fal oldu.
Şortla yada çıplak yatmazdık, melekler gelmezdi, zaten yatamazdıkta, ayıptı.
Kızkardeşim dışarıya çıktığında uzun eteği çıkarır, miniyi giyerdi. Dekolteyi severdi. Korkudan kapanmak, insan için kapanmak.
İnsanlar ahiret için kapanmıyor, dünya için kapanıyor.
Din'de o yok bu yok derler ve düşünür dururdum, nereden bildim bunu o zaman diye? Soruyorum bunu diyenlere, "nereden bildin" bunu o zaman? Cevap yok. Aslında Dünya'da Din'den başka adını koyamadığım (Cin diyesim var) bir sistem daha var. Adı konulmamış gizli bir sistem var. Esas insanı etkileyen bu. Bu sistem Din'i destekliyor, Din'de bunu desteklyor, hiçte birbirlerine laf etmiyorlar, ediyor gibi görünüyorlar.
Çoook paralar kazanmak istedim. Köşk saray hizmetçiler huriler istedim. Bir cennet hayatı istedim. Geniş bahçe, meyveler sebzeler çiçekler. Uzayan gölgeler, çağlayanlar, güneşlenmelikler. Şaraplar, çıtırlar. Sonra sonra dörde beşe indirdim hatunları. Beş farklı yaşta güzel hatun yeter dedim.
Doğada yaşamaya baktım. Birde bulunduğum yere baktım. Orası cennet burası cehennem dedim.
Daha sonra hayvan gibi yaşamayı düşünmeye başladım. Onlar cennette biz cehennemdeyiz dedim.
Doğada insanın hiç namaz kılası gelmiyor.
Astrolojiye taktım bir ara. Burçları okur insanları incelerdim. Hayvanları incelerdim. Doğayı incelerdim. Kendimce bir astroloji bile kurdum. Yılduzlara bakardım tek tek. Hem romantizm, hem astrolizm.
Teknolojiye taktım. Kafamda binbir projeler ürettim. Geleceğin e-devletini, siber sistemini, e-mesleğini, robotları, arabaları düşledim.
Hiçte küçümsenmeyecek icatlar, çok büyük icatlar döndü kafamda. Sadece kafamda bıraktım.
Fikir üretimim çok iyi, hala da yaparım kendi kendime.
Psikolojiye pek saramadım. O bana hep yanlış geldi. Bir türlü akılla ruh biraraya gelmezdi çünkü.
Parapsikoloji çok kafamı karıştırdı, çok düşündürdü.
Biyoloji zaten herşeydi. O iş zordu. Yada biyoloji demeden hareket etmeliydim. Herşeye biyoloji deyince çok yükleniliyor.
Antropoloji, Arkeoloji, Zooloji derken baktım sarhoş olmuşum.
Müzikte aslında profesyonel olabilirmişim. Piyano, saz, darbuka, gitar, tüm enstrümanları çalmak istiyordum. Senfoni orkestralarından daha farklı orkestralar dönüyordu kafamda. Tek bir cihazda nasıl tüm enstrümanları toplarız diyordum. Tek bir şarkı yapalım, hem caz, hem pop hem türkü hem sanat her tür olsun diyordum. Bardaktan kaşıktan halıdan kilimden pencereden tozdan taştan sesleri bende çok düşünmüştüm.
Küçükken sanatçı olmayı istiyordum ama sesim iyi olmadığı için sinirleniyordum. Notaların çizimini çok güzel yapıyordum.
Edebiyatta pek iyi sayılmam. İyi edebiyat yaparım ama iyi edebiyat yazamam. Tarihte de. Coğrafyanın kitabını yazabilirim. Matematik, fizik, geometri, kimya, öğretmeni olabilirdim. İyi resim yapardım, resim hocamız çok iyidi, hakikaten bu işin hocasıydı. Nü resimleri merak eder, fantezi kurardım.
Seksi (kendide giyimide) bir hocamız, güzel cazibeli alımlı hocamız, sinirli bir hocamız, sakin bir hocamız, komünist bir hocamız, ateist (tahmin) bir hocamız, okulda her tür hocamız oldu herhalde.
Sapanla kuş avlardık. Zevk için kurbağa ezerdik, hayvan dümdüz oluyordu. Ama bir kaç hayvanı da gömüp fatiha da okumuştum. Horozdan çok korkuyordum.
Arkadaşlarla gökte Allah arardık. Allah yukarda derlerdi, bizde arar dururduk.
Büyük baş, küçük baş hayvan güttüm. Ahıra girdim. Girmeyen bilmeyen varsa bir gidip mekanlarını görsün.
Bir çiftliğim olsun, her hayvan olsun istedim.
Tarla sürdüm, belledim, harman yaptım, buğday öğüttüm, biçtim kestim dizdim. Öküz arabası, at arabası, eşek arabası. Vay haline o hayvanların.
Aya çıkmayı hayal ederdim. Millet aya çıktı biz yayayız lafına çok takılmıştım, sanki maharet gibi. Halbuki hayat yayaydı, hayat yerdeydi, Daha bastığı yeri bilmeyen adam aya bassa ne olur? Bastığınız yeri biliyor musunuz?

Devam edecek.

---

Adsız
2 Temmuz 2014 20:42
4 kez kız isteme (4-5 tanede ilgilenilmiş var.) yaşadım. Eller önde bağlı, baş eğik, dizler birleşik, üzerimde ceket kravat, sessiz sakin uslu oturma, odaya geç 10 dk kızla kouş, haçaya kahveye yemeğe bol tuz.
Bir kız çok kibir yaptı beğenmedi beni. O nun bölümü daha üstün bölümmüş. O Dünyayı yönetecek bir kariyere ulaşacakmış.
Eşim başka kadınlara birlikte olmama birşey demiyordu. Erkek nefsi meselesi.
Evlilik çok kötüydü. Her evlilik kötü aslında.
Evde reis olmak hoş gelirdi.
Çok kişinin dert (Dertlerde dert olsa) babasıydım. Bir psikoloğun veremediklerini verirdim herhalde. Sizde az yada çok dert dinlemişsinizdir, hiç seks derdi dinlediniz mi? İnsanlardaki seks acısını bilirmisiniz?
Çok dayakta yedim, çok dayakta attım. Dayak yiyerek ve atarak büyüdüm. Kavgada ettim.
Banka soyma muhabbeti çok geçti hayatımda.
Bankada para bırakmazdım. Banka kullanmasın.
Teyemmüm ile cenabetliğimi giderdiğim oldu.
Cuma geceleri sakin geçerdi. Kur'an gecesiydi. Şimdi yok herhalde, kalmadı pek.
Kur'anı kaç kere hatim ettiğimi bilmiyorum. Yasin tebareke amme ezberlemiştim. İmamlıkta yaptım biraz. Bir rekatta yasinin yarısını diğer rekatta diğer yarısını okumuştum. Tesbih namazını hayatımda galiba bir kez kıldım (Peygamberin hadisini okurlardı, ömrünüzde bir kez olsun kılın. Hiç unutmam). Tecvid dersi almadım sayılır.
Ölümü düşünürdüm, düşünüyorum. Nasıl öleceğim, nerede öleceğim?
Doğumumuda düşünürdüm. Nasıl doğdum?
Rüya tabirleri ansiklopedisi aldım. Neredeyse hatim ediyordum.
Sivilceye, kızamığa, yaraya bereye dualar kitabı okurduk, okunurdu.
Kovboyculuk, evcilik, misket, sek sek, yakartop, ip atlama, çatapat, kızkaçıran, tavla, dama, satranç, okey, 51, batak, poker, pişti falan.
Spor. Futbolu sevemedim. Voleybol, biraz basketbol. Yürüyüşe, koşuya spor denmezdi, sonra sonra herşeyede spor dediklerinde çok sinirlenmiştim.
Vücut geliştirmek istiyor, salonlarını merak ediyordum. Parası çok gelmişti galiba. Kendim bir kaç alet almıştım evde yaparım diye, olmadı.
Karete kursu düşünüyordum. O da olmadı.
Saçlarıma limon (doğal olduğundan) sürerdim. Zeytinyağmıydı ne yağıydı saçlara sürerdim. Kulak temizlemeden ağız spreyine kadar her türlü temizlik bakım malzemelerim vardı. Manikür pedikürüm de oldu biraz. Fondatensiz, parfümsüz gezmezdim. Saçlarımı boyardım arada. Enseyi uzun bırakırdım. Berbere değil kuaföre giderdim.
Zorla misvak aldırırlardı, kullanmaz atardım.
Tasarruf diye bol sulu yemek yerdik, yedirenler hiç olmazdı o sofrada.

Devam edecek.

---

Adsız
7 Temmuz 2014 20:35
Kabir meleklerini düşünürdüm korka korka. Cehennem penceresi açılacak, kitap soldan verilecek. Vah vah vah.
Cehennemde sanatçıları düşünürdüm. Fahişeleri, Kötüleri, Zalimleri, Hristiyanları, Yahudileri, bizim bir komşuyu filan. Ben cennetteyim. Oh ne güzel.
Kerhaneye gidene, meyhaneye gidene nasıl gider derdim. Cehennemde çatır çatır yanacak.
Düşlerimde sırat köprüsünden geçiyorum kaç kere. Sürüne sürüne koşa koşa yürüye yürüye. Ellerimle yürüyorum, asılı gidiyorum. Arkama bakıyorum şefaatçiler varmı yardım edecek.
Zebaniler beni cehenneme atıyor, hepsi korkunç insanlar, Allah öfkeli öfkeli bana bakıyor. Meleklerden biri bana üzülüyor. Cehennemde yanma süremi hesaplıyorum, kaç var cennete.
Rüyalarımda kim bilir kaç kez ahirete gittim.
Peygamberi rüyamda görme duasını okumaktan dilimde tüy bitti.
Tuvalete bilmem hangi duayla sol ayakla girer, sağ ayakla duasız çıkardım.
Ayetel kursi okumadan evden çıkmamayı, besmelesiz beslenmemeyi, şükürsüz sofradan kalkmamayı, hatta uzun uzun sofra dularını öğrendim, yaptım.
Ekmeği yarım bırakma arkandan ağlar, tabağı sünnetle peygamber kızar, ekmeği yere çöpe atma cin çarpar, zeytin çekirdeği, soğan kabuğu falan filan.
İstiklal marşını ezberlediğimde vatan aşkının doruğuna çıkmıştım herhalde. O coşku, o heyacan, o övünç, o müthiş kahramanlık hayallerim, Türkiye yi bir tek ben kurtarabilirim. Ben zamanın Atatürküyüm. Herkes aptal bir tek akıllıyım sanki.
Başbakanlık hayalleri kurardım. Bu ülkeyi süper yapacağım, bu ülkeyi Dünyanın başı yapacağım, Yunanistanı bulgaristanı devireceğim, falan filan.
Türkiye için projeler üretirdim. Çılgın projede neymiş, ben ne projeler ürettim.
İleriyi berrak bir şekilde gören biriydim. Hemde çok çok ileriyi. Biri 50 seneyi yazarken ben 500 seneyi yazardım. Artık ilgilenmiyorum.
Sünnet oldum maalesef. Ağladığımı hatırlıyorum. Yastık altıma altın konduğunu, hediyeleri, paraları, sünnet elbisemi (mavi idi), babamın çüküme sarılan sargıyı çıkardığını, annemin kesilirken yanımda olmadığını, falan. Gitti parça. Ama takıcam.
Bir ara vücuda epilasyon yaptırıyordum, vazgeçtim. Onu kes bunu kes insanlıktan çıkacaz.
Atalarımız, osmanlımız, gazimiz, şehidimiz. Ne gaza gelirdim, türkiye bizim bölünmez derdim.
Şeriatçı gazı aldığımda oldu. Devlet dinsiz diye terör estirmek geçerdi aklımızdan.
Hiç polis gazı almadım. Joplama falan yaşamadım. Karakolluk olmak, herhangi bir ifade için çağırılmak falan olmadı. Belki polis gazı diğer gazlardan iyiydi. Şeriat, milliyet gazı insanı fena yapıyor.
Küçükken doktor mühendis olmak falan düşünmezdim.
Melek gibi olmak. İnsancıl, sevgi fışkıran, içi yardım aşkıyla dolu, yardıma koşan, sağ omuzdaki meleğin boş kalmasına engel olan biri olmak. Melek yorulsun sevap yazmaktan. Çok zengin olursam hep fakirlere yardım etmeyi hayal ettim. Evler yapayım, fakirlere bedava vereyim derdim.
Hürlük/Özgürlük denen şeyin ne olduğunu din den çıktığımda anladım. Özgürlükçülere çok kızardım. Dinsiz imansız Allahsızlar şerefsizler filan sayardım. Hep şu "özgür ol istediğin boku ye oh ne güzel öylemi" mantığıyla özgürlüğü anlayamadım.
Sağcılık solculuk meselesi. Solcular aynasızlardan başlarlardı, dağlar bağlar diye çağlar, dünyanın düzelmesi ümidiyle durulurlardı.
Evlilik. Eşle kolkola olup oturmaya gittim. Eşle onun bunun dedikodusunu kavgasını yaptım. Eşim başka kadınlarla birlikteliğime birşey demediği gibi, bende onun başka erkeklere birlikteliğine birşey demezdim. Ama hiçte olamadı.
Erkeğe kadın serbestliği, kadına erkek yasaklığını eşimle tartışmak isterken, eşim "ben çok düşündüm ama işin içinden çıkamadım" demişti.
Eş değiştirme, eş birleştirme, sanal seks, grup seks, anal seks, fetiş, sübyan, hayvan, homo, ne tür sınrısızlık varsa çoğu kafada pozitifti.
Seks esnasında deprem yaşama korkusu oldu bir ara. Kerhane üstüme çökerse dedim. O cinsel sapkınlıkları düşledikçe ardından Allah sesi geliyor kulağıma, "yakarım, yıkarım".
Şeytan gibi olmak. Başlarım iyiliğe dedm. Kötü olacam. Sikicem, sokucam, koyacam, siken yaranır, anasını bellicem ortalığın. (gayet açık doğal yazıyorum yanlış anlaşılmasın). Açık olmayan şey kılavuz sayılmaz.

---

Adsız
13 Temmuz 2014 21:06
Kabir ziyaretleri yaptım. Çok Fatiha okudum. Ayetel kursi filanda olabilir. Mezar başında yasin okuyup okumadığımı hatırlamıyorum. Ama evde ruha hediye mahiyetinde okudum. Mezarlıklarda çok isim okudum. Özalın mezarına bir kaç kez gittim. Anıtkabir zaten olmazsa olmazdı.
Alın yazısı, alında hayatın yazması, alında eleneceğin kişinin yazması. Bizzat alnımda yazı yazdığını düşünürdüm.
İslamın imanın şartlarını saya saya bir hal olurduk. Gelen geçen sorardı, allah kaç, islamın şartı kaç, guslün farzı kaç.
Bir kaç aşk teklifi aldım, bir kaç evlenme teklifi aldım.
Mehdi, deccal, yecüc mecüc, dabbe vaaz ve muhabbetleri hiç bitmezdi.
Demirelin, ecevitin, inönünün, daha bir çok ismin kafir yahudi filan olduğunu öğrendik. Atatürkün deccal/kafir olduğunu. Yazı tura demezdik, yazı - kefere derdik. Paradaki Atatürk resmine kızardık. Bakar bakar sinir olurduk. Müslüman müslümandı, gerisi kafirdi. Her müslümana da müslüman denmezdi. Kurtulan tek bizdik, diğerleri cehennemlikti. Atatürke beddua vaazları, konuşmaları dinlerdik. Ayasofyayı cami yapmak isterdik.
Gavurun malı, gavur icadı, gavur yemeği. Bunları almak günahtı, haramdı.
Gezmek, görmek deyince aklıma tarihi eserler, müzeler, anıtlar, çeşitli yapıtlar gelirdi. Bu ülkenin, dünyanın yeşili bir türlü aklıma gelmedi. Bu ülkenin kızılırmağı, van gölü, meyve-sebze bahçeleri tarlaları, dereleri, çayları, ovası, dağı, yaylası aklıma gelmezdi. Allahın yaratııkalrı yerine insanın yaratıklarına yönlendirildik. Doğa deyince, yeşil deyince de ya piknik ya seks akla gelirdi. Hep o yeşilliği doğayı öyle gördüm.
Üniversite hayatımda sağ-sol tartışmaları boldu. Ülkücülerin haraç aldığını, orayı burayı dağıttığını duyardık.
Kıyamet kopma tarihleri vardı, hala var. Kıyamet tarihi, günü, saati verilirdi. Çok korkardık.
Ölüm anını anlatırlardı. Azrailin görünüşünü, nefes alamama anlarını, çok büyük acı olduğunu filan öğrenirdik. Ölümden korkardık.
Yemek konusunda vaazlar alırdık. Sofraya çıplak oturulmaz, midye haram, ayakta su içmek haram, ayakta yeme, belden aşağı yeme, soğanı öyle soyma, ekmeği böyle kesme, zemzemde elini başa koy, su içerken elini başa koy, vs.
Cinsel vaazlar vermezlerdi, el altından kitap dağılırdı. Gerdek gecesi anlatılırdı, nasıl sevişileceği anlatılırdı. Şuran kapalı şuran açık olacak, şurana dönük olacan, önce burayı sonra burayı açacan vs.
Uyurken ayetel kürsimiydi, neydi. Sağa üfle, sola üfle, amin de yat. Yüzüstü yatmak günah. (Not: Şimdi bir hayvan gibiyim. yüzüstü yatıyor, ellerimi yastık yapıyorum.)
Adem elma yemiş, boğazında kalmış, elmacık olmuş. Ademe bilmem ne sürülmüş kıllar olmuş.
70.000 miydi 80.000 (dolar) miydi neydi cinsel ilişki teklifi aldım.
Masturbasyon için özel boşalma bezim vardı. Don batarsa annem çakardı.
Sabun del sabun del filan deyip duruyorlardı. Onu hiç yapmadım.
Seks muhabbeti demişken; am yaladınmı, çıktığın yeri gördünmü, ohhh şap şup, ıslak ıslak, sıcak sıcak, mala vurmak, bacak omza, vs. (Ben bu muhabbetleri hiç sevmedim.) Ben cinsel muhabbet deyince zevk aldığını anlatmak değil, zevk alma yolları üzerine geliştirmeler konuşurdum. İnsana cinsel problemlerini sorar, çözümler üretirdim. Evli kapalı kadınlarla seksi konuşabilirdim. Onların ne yapıp yapmadıklarını öğrenirdim. (Cinsel açıdan çok gelişmiş müslüman kadınlar var. Haydar Dümene sorulan soruları soranlara hiç rastlamadım. 16-50 arası bir çok kadınla cinselliği konuştum.)
Dünyaya erken geldim lafını çok söyledim. Zaten her ölüm olduğu gibi, her doğumda erkendir. Bunu sonra sonra anladım.
Hayatımda bir kaç kez düştüm kalktım. Vücudumda dört yara izi (dikiş), bir aşı izi var. Gripten başka hastalık görmedim. Umarım görmem. Allah doktora düşürmesin, başımızdan da eksik etmesin lafı çok ince bir laf. Bunu düşünün, ben çok düşündüm. Düşmek üzerine tüm deyimleri bir araya toplayın, diğer deyimlerle birlikte ve tek tek derin derin düşünün.
Bacaklardan ilk tahrik olduğum an 13-14 yaş gibiydim. Bazen tövbe tövbe çekiyor, bazen durumun ne olduğunu düşünüyordüm. Ben anamın karnından geldiğimide, nasıl geldiğimide bu yaşlarda öğrendim.

Devam edecek.

---

Adsız
20 Temmuz 2014 20:06
http://www.yuksekovahaber.com/yazdir...dedi-39622.htm
http://www.milliyetciler.com/haber/i...dali_1167.html

Ben zamanında bunların içinde yaşayan biri olarak söylüyorum. Buralar sapık yuvası, terörist yuvası.
Devlet bunlara maaş veriyor. Sağdan soldan yardım yağıyor. İyi giyimli, iyi yiyimli, iyi lüks denebilecek binalarda yaşam sürüyorlar. Mükemmel rahatlar. Devlet ve insanlık "sapık ve terörist" besliyor.
Bu konuda daha açık yazardım ama, kavga gürültü istemiyorum. Biraz kapalı yazıcam. (Aslında açık açık yazmak, konuşmak lazım.)
Bu taciz ve tecavüzler sadece Fethullahçıda yok. Bu cemaatlerin hepsi böyle.
Böyle şeyler pek duyurulmaz. Bir tane iki tane duyarsınız. Bilinmeyen kimbilir kaç taciz tecavüz var. Medya engellenir yada medya bazen susar. Dava açarsınız bir yere varamazsınız. En iyisi böyle olayları (gerçi her olayı) halka duyurup, halkı hakim yapmaktır. Utanmadan, çekinmeden açık açık konuşmak, anlatmak, söylemektir. O utandığınız halk size tahmin ettiğiniz gibi tepki göstermez. Rezil olmazsınız, rezil edersiniz.
Bir tane benim şahit olduğum, bir tane de duyduğum bir taciz yada tecavüz olmadan önlenme/kurtulma olayı var.
Bende ellendim, dokunuldum, okşandım. Elledim, dokundum, okşadım.
Kimse de kimseye tacizini yada taciz edildiğini söylemezdi. Kimide taciz filan bilmez, anlamazdı.
Göt olmazsa bacak, bacak olmazsa kol, kol olmazsa el elliyoduk.
Birbirimizin götüne baka baka yaşıyorduk. Elliyor, izliyor, seks muhabbetleri yapıyor, sonra geçip namaz kılıyor, Kur'an okuyorduk. Oralarda günler böyle geçiyordu. Bir Allah bir Şeytan.
Daha buraların çok konuşulacak konuları var. Herşeyi iyi hatırlamıyorum. Ama rezalet, berbat bir ortam oldğunu çok iyi biliyor ve anımsıyorum.

Devam edecek.

--

Adsız
30 Temmuz 2014 16:03
Evllilik "şiddetli!" geçimsizlikti. Ben laf anlatmak için hiç ağzımı yormazdım. Azarlamak falanda hiç uğraşmazdım. Direk kötek. Direk eller ayaklar çalışırdı. Ben küçüklüğümden iyi dövmeye alıştım. Çok serttim. Duvardan duvara, yerden yere filan derler ya öyleydim.
Evliliğin en sık kavgası, o şunu bu bunu demiş, birbirini koruma kollama konularıydı. Zıttık. Ben bana sen sana mantığıydı benimki. Senin sorunun senin benim sorunum benim. Sana yapılan beni bana yapılan seni ilgilendirmez. Olmadı.
Evliliğin en sık hoş yanı ise, ona birşeyler almak, biryerlere götürmekti. Bir yemek ısmarladığımda o gece yatak mükemmel geçerdi.
Çocuk olduğunda evlilik dahada kötüleşti. Halbuki iyileşmesi lazım. Kadınlık ile annelik birbirine girdi.
Çocuk doğduğunda aileler arasında çocuk bize benziyo lafları (havaları) geziyordu.
Hayat bayram olsa insanlar elele tutuşsa şarkısını hep dinler şarkının dediği olsun isterdim. Birde iç çekerdim. Oradan diğer şarkılara (Edip Akbayram dan Zülfi Livaneli den vs.) giderdim. Çok yoğun hümanizm (o zamanki anladığım hümanizm) yaşıyordum.
Şeker yada para almak için el öpmeye giderdim. Bayramlarda parayla kutlanır. Bir insanın diğer insana çıkarı olmasa bayramını kutlamaz.
Büyüdükçe (artık şeker para alamazdım) bayramlaştıklarım azaldı. Bazen beni bayramlaşmaya baklavanında ittiği oldu. Baklavayı yemek niyetine yiyen biriydim. Güzel bir türk kahvesi bazen.
Deliye her gün bayram, akıllıya her gün bayram. Hangisi doğru acaba? Aklıma geldi. Ne çok söylerdik bunu.
Bayramlıklarım için çok önceden mağazaya giderdim. Kravat vazgeçilmezimdi galiba.
Partiye (siyasi) bayramlaşmaya giderdim. Belediye başkanı gelcek diye en ön sıralara geçerdim. (Yalaka değildim, yanlış anlaşılmasın)
Birinin elini öpmek, birine karşı ayağa kalkmak, birine karşı el bağlamak, el pençe divan durmak vb. durumları eleştirirdim. Bir zaman Hakim karşısında ayağa kalktığım anı cehaletliğime verdim gitti. Bir zaman ise işyerine valimiydi kaymakammıydı neydi geldi. Ayağa kalkmadım diye fırça yedim.
Müdüre karşı elini bağlıyorsunda Allaha karşı elini bağlamıyorsun, ya da müdüre karşı kıyamdasında Allah a karşı yatarakmı duracaksın, ya da müdüre karşı kravat ceket çıkıyorsunda Allah a karşı pijamayla mı çıkacaksın vaazlarını çok dinlerdik.
Hırsızlık yaptım. Ne olduğunu söylemeyim.
Yalansız olmuyor. Yalan söylemediğim gün yok. Her gün yalanı kaldırmanın yollarını düşünüyorum. En sık yalanım müslüman gözükmem. Bazen öyle Dini bir muhabbete başlıyorum ki, adam beni Din alimi görebiliyor. Buradan çıkardığım sonuç şu ki, çok müslümanı kolayca kandırabilirim. Dini istediğim gibi anlatır, onu anlattıklarıma yönlendirebilirim. İstediğim gibi bir Din, İslam anlatabilirim. İmamlara bile anlattıklarımı vaaz ettirebilirim. Ama umurumda değil tabiki. Çok etkileyici bir ağzım, iyi bir duygulanımım var. Çıkar bir Elmalılıda olurum, Yaşar nuri de olurum, Fethullah ta olurum. Şeytanlığıda cinliğide melekliğide allahlığıda hocalığıda hacılığıda iyi yaparım.
Kaçak elektrik, su vs. kullanmayı düşünmüştüm. Tasarruf demelerine, laflarına çok gıcık oluyordum. Sonra gitgide durumlar şartlar fikirler değiştikçe olmadı. İşin tasarruf değilde kullanım yanlışlığı ve kullanım dışılığı olduğunu çözdüm.
Sosyalizme çok sarmıştım. Bazen kalbimin sıkıştığını (yada sıkışma gibi) hissettim. Sosyalizm insanı kalpten götürür dedim. Çoğu kalp krizi ölümlerine sosyalizm tanısı koydum.
Komünist olamadım. Yaşar nuri sayesinde. O bana ne kapitalizm ne komünizm dedi, bende tamam dedim. Eşit olmayan düzene eşitliği dayatmakla, eşit olmayan düzende eşitsizliği azıtmak (arttırmak) ne kadar acı sonuçlar doğurdu. Ve doğuruyor.
Yaşar hocayı okudum az çok. Tam bir Yaşarist oldum. Her yerde onu savundum. O tarikatları yazdıkça aklıma mazim geldi. Açık söylüyorum, saydım mazimdeki müesseye. Yalan yok. Yaşar hocayı göklere çıkarıp, tarikatları yerlere indirdim. Bu hoca tarikatları bitirir ümidindeydim ama, olmadı.
Cemaatten bir hoca buralara gelip beni sormuş bir ara. Benim bir şeyimi çalan hocaydı. Görüşemedik. Görseydim çaldığını soracaktım.

Devam edecek.

--

Adsız
31 Temmuz 2014 20:53
Sakalımın çıkmasını özledim. İlk sakal traşını hatırlıyorum. Tek tük çıkmıştı. Traştan sonra iyide makyaj yapıldı. Tanıyamamışlardı.
Çok küçükken bir arkadaşı kaybettim. Cesedinin paramparça olduğundan sözettiler Cesede vantilatör çalıştığını, ağlayanları hatırlıyorum. Ben ağladığımı hatırlamıyorum. Her gün beraber olduğum tek arkadaştı. Ondan sonra arkadaş çevrem bozuldu galiba.
Bir kez intihar ettim. Müslümanken. Nedeni yüksek banka borcu. Şimdiki aklım bana onlar senin borcun değildi, sen bankalardan devletten bazı büyük kurumlardan alacaklısın diyor. Hatta çok çok yüksek alacağın var diyor. Sana belkide ömür boyu yetecek alacağın var diyor.
Devlet demişken, müslümanken şeriat bazında Ankara'yı bombalamak istediğim gibi, ateistliğim acemiliğinde sömürge bazında da bombalamak istedim. Ankara'yla birlikte başka yerleride. Artık bunlara ihtiyacım olmadığımı öğrendiğimde çok mutlu oldum.
Maliye kuyruklarında az beklemedim. Devlet'e elimizle çalıştıklarımızı verecez, saatlerce oradan oraya koşuyoruz. O maliyeleri bile bombalamak istedim.
Maliyede her ödemede 10 20 30 kuruş memura. Bozuğu yok. Kim bilir kaç kuruş orada göl oldu. Orada kuruş burada kuruş kalmasa herhalde bir dairem daha olurdu.
Maliye derken anamaliyecilik diyesim geldi. Anamaliye devlet, babamaliye holdingler.
Cennet anaların ayakları altında. Bu sözle neler yaptım neler. Eşimi dövdüm, çocuk dövdüm, arkadaşımla kapıştım, kısaca maddi manevi kaybettim.
Anamdan babamdan duada aldım bedduada. Ama hiç bir şey olmadı. Şimdi hiç bir şey almıyorum.
Kime iyilik yaptıysam genelde "Allah sevdiğine kavuştursun" dediler ama olmadı. Çok sevdiğim bir kadın hiç sevmediğim birine gitti.
Bir kadın beni çok sevdi. Ben onu sevmedim. Sevmediğimle olmadı, hiç olmazsa sevenle olsaymışım.
Ben ne dua beddua ettiysem, ne dua beddua aldıysam olmadı, tutmadı, gerçekleşmedi. Ahiret zaten yok, onun için aldığım ve ettiğim dualar ve beddualarda olmayacak. Duasız yaşanmaz diyorlardı değilmi?
Ümit. Ne ümitlerim vardı. Ümitsiz yaşanmazmış. Ne ümitlerim yıkıldı. Öldüm öldüm dirildim ben.
Hayallerle yaşadım. Hayalsiz yaşanmaz dediler, kurdum.
Emri hiç sevmedim. Ricayıda sevmedim.
Lakaplar takılırdı, takardık.
Hayat zor, hayat monoton, hayat kumar, hayat bayat, hayat sıkıntı, hayat bunaltı, odun gibi hayat, ot gibi hayat, hayat mücadelesi, hayat sigortası, hayat garip, hayat yok, hayat okulu, hayat dersi, hayat sınav, lüks hayat, adi hayat, kaliteli hayat, şerefsiz hayat, siktimini hayat, amk hayat,.... vs. vs. dedik.
Kolumdaki iğne izine çok takmıştım bir ara. Şimdiki Tıpta artık o iz olmuyor. Onun dışında vücutta yara izleride var. Bakalım buna ne zaman dur diyecek tıp. Estetik düşündüm ama güvenemedim. Sonra sonra da bir izden ne olacak dedim. Sonra gene taktım. Penisteki eksikliği zaten takıyordum. Saçta dökülmeyi, bir şey yediğimde dokunmasını, parmakların bir acayip gelmesini, diş çürümelerini, terlemeyi, göz çapaklarını, tırnak kirini, kulak kirlenmelerini, burun kıllanmasını falan filanı da ekleyerek taka taka bir hal olmuştum.
Aids virüsü dabbetül arz mı? Böyle bir şeydi ismi galiba. Bu kitap aklıma geldi şimdi. İnanmıştım kitaba.

Galiba devam etmiyecek. SON.
--

bağıntının benle bağıntısı yoktur ya da bağıntı ile bağıntım yoktur
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-02-2019, 05:59
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Arkadaşlar dürüst açılması gerekenlerden biri de ben miyim ve ne yazılmalı bilmiyorum ama

Aslında sonsuz dürüst olabilirdim ama bunun anlamı yok gibi geliyor
Yine kusmak için başkalarının gözü önünde yapmak gerekmiyor bunun yolu ney?

Bildiğim şu
Gençlik yıllarım duygusal yaşamsal sorunlarımı kısa yoldan aşmak kendimi çözümlemek üzerine okumalar yaptım
Hızlı ca Zenden Psikolojiden herşeyden yardım aldım
Ben bir Psikanalizyon kabusu ve faciasıyım..
Kim ?
Emin misin?

Böyle olduğumu düşünen kim?
Ben miyim ben miyim?

Bak şu aşağıyı ikinci kez okuduğumda bu ben değilim bunu bana biri yüklemiş resmen ya da başka biri beni tanımlıyor
Ben o değilim

Kendimi çok kötü ağır ve ağrılı vb hissederdim
İçsel zorlanmalar vardı hayata karşı tıkanıktım resmen
Sosyal sorunlar ve ilişki iletişim sorunları da cabası
Yani resmen hayatı beceremiyordum
Kendime otistik vb bir tanı koyarken de buna benzer bir döküm yapmıştım
Kimsenin okumasını istemem onu o ben değilim
Yani insan olmak böyle bi şey
Herşey var içinde

Fenomenolojiye çocukluktan bu yana biraz ilgim var
Gençlik yıllarımda new age şeyler okuyup kendimi kısmen kaptırmışta olabilirim
Yani seçilmiş yükseltilenler gibi şeyler
Özel olmaya girişmiş olabilirim
Ama tüm bunlar Kasyopyayla bitti sanıyorum bitmediyse ben özel çaba harcayacağım ve bireysel bir egoyu aşmak ve genellemek konusunda hızlıca kararlıyım

Bu bireysel şeyden ziyade açıklama yapmak gibi oldu

Arkadaşlar temiz duygusal süreçlerim olduğunu düşünüyorum ve içten olduğumu bu yüzden kendimi çok fazla ele almak istemedim

Herkes çıkarcı insan olmak bu
Dengesi nerde soru

Olanlar olanları kovaladı bunda açacak bir şey yok

Burda ben diyorum ama bana ait hissettmiyorum çoğu şeyi
Bunların bazıları paralel evrene geçip yaşanmış geri gelinmiş gibi
Ya da aslında ben olmayan ikinci bir egonun yaşamıma dış etkisi gibi
Sanki anılarımı da bozmuş anılarıma kendini katmış gibi bunu açıklayamıyorum işte

Olan biten herşeyi hep yaşamın getirdiği fırsatlar gereklilikler ya da öğrenme çemberi olarak gördüm ben kendimi yargılamam
Ne kadar acı suçluluk varsa çektiği mi sanıyorum ben

Öğrenciysem bunu kabul edebilirim tamam mı ya da duygusal çömezsem
Kendimi bilgi kaslarıyla güçlendirmiş olabilirim
Sanmıyorum doğal

Yani Rain Man de ki birşeyler yapıp yaşamımın ve kendimin başka yönleri çok kötü ve eksik olabilir

Anlaşılmanın ürettiği çarpıtma neden kendi gibi yansır

İçimde ya da yaşamımda baskın iki ego var gibi
Biri materyalist biri idealist
Değilde tam yakın
Bazen hangisiyim karıştırıyorum
İki uçluluk denen bu olmalı

Kasyopyayı çıkar uğruna yaymadım ancak şu var
Hani diyorum ya vicdan o biraz yalan olabilir
Duygusal süreçler bunun önüne geçmiş bir gün yolum tıkanmış ağır duygu baskıları hissetmiş olabilirim
Geçilemeyen engeller hayatın tıkanması yaşam

Yani zaten bu yapılması gerekendi ertelenmiş biz görmezden gelmiştik ve ip şeye yumurta .. ağzına gelmiş gibiydi
Çok yanlış sunmuş olabilirim
İşin içine ego katmış olabilirim
Bireysel bilgi girişimine kanmış
kendini zaman zaman da bir şey sanmışta olabilirim

Birileri bizi anlamıyor ve saçmalıyor hepsi bu
Y0klenen yüklemler

Ne yani ne demeliyim ki ben?

Yani bu yine de kişisel bir çıkar kişisel gelecekte kar sağlama kendi duygusal baskısını aşma yaşamını giderme iyileştirme uğruna yapılıyor olabilir

Yani aslında bu zaten yapılması gerekenden yapılmadığı için yapılmış olabilir
Yani çıkarcı bir zenginleşmiş tüccarın mal dağıtması gibi mi?
Belki de öyle sonuca bakarım ben amaç çemberi kapanır olay biter
Ego egoyu aklar
okumak.

Bilmiyorum bir sürü bireysel hata kattık yaptık sanırım

Olunan yer olunan yerdir dağa çıkarken kç kez düştüğünü sayar mısın?

Bak şu olabilir bu metni yaşamaktan değerli bulmuş olabilirim

Sanma saçma

Çevremdekileri ya da sıradan hayatı belki de bu yüzden küçümsemiş değersizleştirmiş olabilirim bilmiyorum özeleştiri çemberimde değilse girsin lütfen

Saçma

Vay bana baskı var galiba
Ben bunu özeleştirsem ne olur?

Bir gün bilmiyorum bak ne oluyor yaptım kafamı tuttum yani ne?

Hayatı beceremediğim için bu yolla bir çıkışa sığınmış olabilirim bu ego olabilir
Yani kimse diğerlerini kurtarmıyor
Bireysel acı ve çatışkılarına çözüm arıyor sonuçta bunu kabul ediyorum zaten

Sonra sonra?

Bir ego tuzağına düşmüş olabilirime mi yönlendiriliyorum?
Aranan bu mu?
Herkes ego tuzağında ortak değil mi çıkış
Denge

İkinci bir egonun alt baskısıyla bireysel çıkarlar uğruna...

Arkadaşım Kasyopya dağıtma refleksimi bilmiyorum
Yıllar içinde kayboldu
6 sene önce de değilim

İlk olarak new ageci bir grubu kurtarmak kendiyle kader bağı kurmak insanlara acımak olabilir
Kendine yoğun acımak olabilir

Düşürün beni o halde bunu düşünüp duruyorum
Hala ben benim diyorsun bak çıkmazdan kurtulamamışsın

Sonuç sonuç ya da sonuç sonuçtur

Hedefe giden yollar deniyor

Ya yaşamımda birlikte yaşayan yakınımda etkili bir egonun benim üzerimden kar çıkarma amacı olabilir mi?
Ben ikisini bir mi temsil ediyorum

Burdaki bası ney?

Duygusal acı vardı aşamıyordum yaşam bok gibiydi

Dördüncü yoğunluğa yükselmek isteyen azınlığa girmek için Kasyopya çalışmış olabilirim
Sonra insanalrı kurtarmak BH olmak için özel çaba sarfeymiş olabilirim

Bana bunları kim yazdırdı

Kamunun gözüne girmek kendini kanıtlamak bireysel yaşam ya da bireysel kader çıkarı sağlamak istediğini elde etmek hatta Tanrı gibi bir şeyin oldurulması bir işi becerememek ille istediğinin ve istediği özel bir durumun olması için bu işi kullanmış olabilirim

He he

Ben bunların tüm bilgi tümseklerini okumalarla giderdiğimi düşünüyorum

Kasyopyanın saldırı dediği kavram var yaşam benim değil
Bu oldu bu olan oldu bitti
Kimse suçlu değil
Hani yargılamayacaktık

Şu an yaşam bu
Süreç bu

-devam edecek-

Birileri bazı geri dönülmezliklerin ve geç olduğunun farkında değil analmadım ben şimdi anladık

Meseleyi hala tersine çalışıyor değil mi?

Olmadığı şeye

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok

Konu "ictenlik" tarafından (12-02-2019 Saat 07:04 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12-02-2019, 06:21
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Yukardakine ek olarak

bilgi bende diye hava attığımı sanmıyorum da bu bilişin bilginin ve öğrenimin küçümsenmesi üzerine savunmalar gerektiriyor
Uzun bu
Makul bir ego çatışması bu

Bilgi ben de değil öğrenimi küçümseniyor
Bu kavram kendini açıklıyor geç

Bu ikisi ayrı kavram bilgi ve öğrenim
Bunu yazıyordum kasyopya okunmalı imi baskı yaptı

Bunun dışında şu var bir gün kendimi değersiz bir pislik gibi hissetmedim ama hayata karşı tepkisiz hissettim
eylemsiz hissettim
Kendi haline ya da çıkarına ve ilgisiz hissettim
Biz bunu çeşitleme ya da özgürlük olrak görürdük
Biz yaşamı çözümledik dostum takılmadık

Çok sorumsuzdum
Yapma yav

Bu Evren Özal kuşağı bu genel ama bana dair değil
Yani acı ve işkence çeken insanlar var
İnsanlar arasında ayrımlar var sıradan bir hayat sürüyorsun rahatın yerinde suçlu gibi oluyorsun bazen orta yol arıyorsun
tek başına güçlü değilsin bunları hissettim

Güçsüz olmak çok koymuştu güçsüz hissetmek

Sosyal sorun ve suçlulukları bu yolla aşmak kendimi örtmek sosyal çıkar sağlamak istemiş oalbilirim
Feromon çıkarları ?
Benim fizik bedenim vardı sanıyorum yani

Ne yani kendimi ispatlamam isteniyor bilgiyi ya da bunu dayatıyorsunuz
Vay vay

Kendini kötü biri gibi ya da olan bitenlere etkisiz tepkisiz hissetmek çok kötü
Bunun egosu olabilir
Yani buna yönelik bir vicdan yapma suçluluk örtme aşma olabilir
Yani suçluluk psikolojisi olabilir

Bu da kendini kurtarama demek
Bu da kötü bir şey

Suçluluk örtme kendini kahramana çekme bu yolla sosyal ego sağlama
La bunu kim yazıyo bu ben değilim


Kardeşim Kasyopya aşağılık suçluluk vb psikolojisiyle yayılmış olsun ne farkeder
Şunu gösterir
Yapılacaklar zamanında yapılmadı değil mi?

Kendini ispata dayanan bireysellikle bunu yaydığımı sanmıyorum
Bilgi küçümsemiş olabilirim sanmıyorum

Ben çatışmamı burada bayaa atmış hissettim
Yük attım
Sanırım Uydurtu çok şişirildi

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok

Konu "ictenlik" tarafından (12-02-2019 Saat 07:08 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-02-2019, 09:01
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

hocam şunu söyleyebilirim ben de yoğun bir anlama isteği var
herşeyi olan biteni
bilmiyorsam önümü göremiyorum çözmeden gidemiyorum
anlamalıyım sadece anlamalıyım onu anlamalıyım
müziği anlamalıyım
şairi anlamalıyım
onu nasıl yaptığını anlamalıyım
onun nasıl olduğunu anlamalıyım
herşeyi anlamalıyım
bir şey niye öyle anlamalıyım
niye olduğunu anlamalıyım
tüm bu şeyleri anlamalıyım

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-02-2019, 09:53
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Arkadaşım mesele şu
bu metin var
Kasyopya Celseleri
Bu metin gelecekle iletişim
Ben bunu gördüm bir forum dolusu makul insana sundum bir ses verin ölüyoruz çıldırıyoruz ne yazıp yapcağımızı bilmiyoruz
2011 den beri ben her gün ölüyorum yazma çılgınlığında
Oraya gittim yok buraya gittim yok burda makul insan yok mu?
Aklı başında biri yok mu?
Dalga geçmeden insan seçmeden insan anlayıp dinleyen biri yok mu
Kendine saygısı yok mu?

O foruma gittim bir forum dolusu çocuk
Bu foruma gittim bir forum dolusu manyak
Yahu aklı başında adam yok mu dünyada kalmadı mı?

Ben bu metnin gelecekle iletişim olduğuna kanımı canımı yaşamımı geleceğimi varımı yoğumu herşeyimi basarak basabas tanıklık veriyorum

Benim kişisel meselem haline gelmedi kişisel değil
bilgisel çözümleme istiyorum gerekiyor
bilinmeyen açmazlar var
öyle aktarmakla yaşam öyle olmuyor
bağlar var
armudun düşeceği yeri hesaplayabiliriz
eğer armudun düşeceği gün x şiddetinden bir rüzgar esmeyecekse ya da altından bir şey geçmeyecekse
altındaki dal diyagramı önemli.. o gün ki ağırlığı bile önemli. yağış önemli
tüm bunlar önemli,
bu kadar kesinsizlikte yine de bir şeyler biliyorum

armut dibine düşer
dibi neresi usta

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-02-2019, 15:57
manas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
manas manas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Feb 2017
Mesajlar: 461
Standart

bu yazarın yaptığı gibi hayatı bu kadar ince düşünmek sorgulamak iyi birşey mi? yaşadığımız bu kısa hayatı bu kadar düşüncelerle boğmak ne kazandıracak bizlere? ne kadar sorgularsan sorgula bazı şeylere bir isim koyulamıyor, koysan da bir çözüm üretmiyor kafamızın berrak olması için... bunları kim başarmış, şu an ki bilincimiz bunu kaldırabilir mi? insanlık düşüşünü daha tamamlamadı devam ediyor, yükselişte elbet başlayacak, gece ile gündüzün sıcak ile soğuğun iyi ve kötünün olduğu gibi düşüş ve yükseliş döngüleri de yaşanacak belki o zaman zihinlerimiz berraklaşıp kimine göre nirvana, kimine göre cennet kimine göre yüksek yoğunluk bilinçlenme filan olacaktır ama o zaman bu zaman değil. aşama aşama, contayı yakmadan, ufaktan sorgulamak bizler için şimdilik daha doğru olur. yüzmeye kıyıdan başlamalıyız, denizin ortasından başlarsak boğuluruz.

***Tanrı mineral de uyudu, bitki de düş kurdu, hayvanda uyandı, insan da kendini buldu ***
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 19-01-2021, 14:26
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

KENDİ DEĞİŞİMİM (Maddeler Halinde)

Bir insan değişimi kapatmışsa, onun hayvandan farkı yok demektir. Ben bilginin sınırına geldim, artık öğreneceğim bir şey yok diyen "ya delidir ciddiye alınmaz; ya da hayvan gibidir, nasıl gelmişsem öyle gidiyorum." der. (Burada hayvanı bir hakaret olarak kullanmadım. Hayvanlarda akıl vardır; ama kendilerini geliştiremezler. 5000 sene önceki eşeği inceleyin bugünkünden farksızdır.)
O nedenle insanların ekseriyeti doğduğu coğrafyanın dini ne ise o dine mensupturlar.
Hayatım değişimle geçti desem yeridir. Daha önce de kendimi anlatmıştım; ama şimdi ana hatlarıyla maddeler halinde, kısa yazmaya çalışayım:

1) Körükörüne İnanç Dönemi: Sorgulamadan, doğduğum coğrafyanın dini üzere Hanefi bir Müslümandım. Ülkemizin hâlâ yüzde 80'e yakını bu seviyede. Bu dönemim ergenlik çağına kadar devam etti.

2) Selefilik Dönemi: 5 vakit namazları camilerde kıldığım için yeni kişilerle tanıştım ve inancımı ciddiye almam gerektiğini fark ettim. Her hafta Kur'an ve Hadis sohbetleri yapmaya başladık. Sahabelerin yaşantısını örnek almamız gerekir diyorduk. Tek hedefimiz Şeriat Devleti kurmaktı. Çok samimiydik. Arkadaşlarımdan Suriye'ye, Afganistan'a gidip orada "şehit" olmak isteyenler de vardı ve 2 kişi de dediğini yapacaktı. Tabi şehit kelimesini tırnak içerisinde yazdım. Kime göre şehitti? Kendilerine göre şehitken, birilerine göre terörist olabiliyordu. Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Mevdudî gibi alimleri takip ederdik. Hatta sadece takip etmekle kalmaz, onların yazdıkları bize Kur'andan daha kesin gelirdi. Bu hemen her görüşte böyle olacaktı. Çünkü sen bizim alimlerden daha mı iyi anlayacaksın mantığı hemen her gurupta vardı. Mesela ben Kur'andan İsra 59. ayetinde Peygamberin mucizesi olmadığını fark ettiğim anda, bu guruptakilerin bana cevabı: "Sen hocalarımızdan daha mı iyi biliyorsun?" demek olmuştu.

3) Nurculuk Dönemi: Said Nursi'yi son yüzyılın mehdisi kabul eden görüş. Tabi Mehdi değil, alim, allame... diyen de var.
Üniversite yıllarımda mecburiyetten dolayı bunların evinde kalmıştım. Benim görüşlerim Selefilik ile bayağı bir katı hale bürünmüştü. Bunlar ise tam tersi yumuşaktı. Ben ise bunların yaptığı işlerin taviz vermek olduğunu düşündüğümden bunlara pek ısınamadım; ama bunların evinde de 2 yıla yakın süre kaldığım için kalbim yavaş yavaş yumuşamıştı. Tek iyi etkisi bu oldu bana. Yoksa pek de mantıklı tarafları yoktu ve bunun yanında buraya katılanların ekseriyeti, ya benim gibi zorunluluktan dolayı idi ya da çıkarlarına uyduğu gerekçesiyle bunlara takılıyordu. Tabi onlardan samimi olanlar da yok değildi.
Bunlara göre Said Nursi Kur'anın tefsirini yapmıştı. O nedenle Kur'an yerine Risale okuman gerekliydi. Tabi Arapçasını sürekli oku, ona bir şey demezler; ama meal fazla okuma. Sen Said Nursi'den daha mı çok anlayacaksın? Çünkü sen Kur'anı anlayamazsın, anlasan bile yanlış anlarsın. O nedenle birisi Said Nursi'nin kitaplarını okur ve açıklardı. Sohbettekiler de koyun gibi dinlerdi. Onlara göre Kur'an anlaşılmazdı, peki Risaleler anlaşılır mıydı 🙂
Niye Türkçe'ye çevirmek yerine halen Osmanlıca ile okutulmasını istiyorlardı? Çünkü herhangi bir şey anlaşıldıkça büyüsü kaybolur. O nedenle orijinal hâliyle sadece belirli çevrenin anladığı bir gurup oluşturmak istemişlerdir.

4) Kur'an + Sünnet Dönemi: 6236 ayet ve bunun yanında Peygamberin yaşayan sünneti var. Neden sadece Kur'an değil; çünkü herkes Kur'an'ı kafasına göre yorumlayabilirmiş. Mesela birisi çıkıp namaz 2 rekat diyebilirmiş. Hatta namaz yok bile diyebilirmiş. Zekat 40'ta bir değil diyebilirmiş; ama sünnet olduğu için Müslümanlar birlik halindeymiş. Namazda herkes aynı anda kafasını secdeye koyuyormuşmuş. Maşallah ne kadar birlik içindeler! Bir de kendi görüşünde olmayanları öldürmeselermiş dört dörtlük olacaklarmış 🙂
Bu görüşün Türkiye'deki en büyük temsilcisi Mustafa İslamoğlu'dur. 2008'den sonra İslamoğlu'nun kitaplarına ağırlık verdim. Videolarının hemen hemen hepsini izledim. Anlattıkları o kadar mantıklıydı ki: "İşte ya, gerçek İslam bu" dedim. 3 Muhammed kitabını okuduğumda gelenekçilerin ve modernistlerin yanlışlarını görüyordum. Onun sayesinde Kur'ana daha çok yöneldim ve ilk defa Kur'anı anlayarak okumaya başlamıştım. Bu nedenle hayatımda M. İslamoğlu'nun önemli bir yeri vardır. Mehmet Okuyan da benzer çizgiye sahiptir. Hatta hafız olması hasebiyle İslamoğlu'ndan daha da bilgilidir diyebilirim; fakat yorum gücü olarak çok zayıf kaldığından Mehmet Okuyan bana hep iyi niyetli; ama basit gelmiştir. Özellikle kıssalar hakkındaki yorumları. Tabi hâlâ ikisini de severim.

5) Sadece Kur'an Dönemi: Hadisleri M.İslamoğlu ile elemeye başlamıştım; ama niye hepsine zan diyememiştim ki? Bir tane hadiste bile şüphe varsa, hepsinde vardır. Hangi hadisi Allah koruması altına almıştı ki? Ayrıca Kur'an eksik bir kitap mıydı? Hem bu din Allah'ın mıydı, yoksa Allah ile beraber Muhammed de bu dinde şâ'ri (şeriat koyan) miydi? Bu din sadece Allah'a has kılınması gerekiyorsa, ki Zümer 3 öyle diyor, o zaman hadisler doğru yanlış fark etmez, dinde hüccet olamazlardı. Dinde tek kaynak Kur'andı. Kur'an Allah'ın sözüyse Kur'anda yazmayanlar Allah'ın sözü olamayacağı için Kur'an dışı bilgiler din değil, en fazla "gelenek" olabilirdi. Bu dönemde namazı Kur'an'a göre 2'şer rekat olarak kılacaktım.

6) Kur'ancılık + Tarihselcilik Dönemi: Tarihselcilik Kur'anın indiği çağ düşünülerek yorumlanması ve haliyle ayetlerin Evrensel olmaması. Bu akımı dünyaya duyuran hiç kuşkusuz Fazlurrahman olmuş ise de Türkiye'de önemli kişiler bu görüşü oldukça geliştirmişlerdir. Dolayısıyla tek tip bir Tarihselci anlayış yoktur. Bu görüşün Türkiye'deki en büyük temsilcileri Mustafa Öztürk, Ömer Özsoy, İlhami Güler, Mehmet Azimli, İsrafil Balcı ve daha nice isimler sayılabilir. Özellikle ilahiyat profesörleri bu işin öncülüğünü çektikleri için üniversite çevresinde en etkin görüş bu olmuştur.

Fakat bu görüşü savunanların hemen hemen tamamı hadisleri dinde delil saydıkları için ben bu görüşten değildim. Özellikle de Tarihselcilik değil de Kur'ancılık + Tarihselciliği yazmamın sebebi de bu oldu zaten. Hadisler dinde delil olamazdı; ancak Kur'an ayetleri de o gün için inmişti, bugün ise ben farklı yorumluyordum. Onun için Kur'an'da Tefsir ve Te'vil adlı yöntem geliştirmiştim. Gerçi bu yönteme benzer yöntemleri söyleyenler olmuştu; ama benim onlardan farkım Kur'an Allah'ın kitabıysa, onun dışındaki hiçbir şey mutlak olamaz diyordum. Bu dönemde namaz, oruç, hac gibi tüm ritüelleri hem de Kur'ana karşı gelmeden bırakacaktım ve Kur'andaki ayetlerin hiçbirisini motamot uygulamayacaktım, hepsini günümüze uyarlayacaktım.

7) Dinlerden Çıkış Dönemi: Bazılarınız: "Bak namazı, orucu bıraktın diye dinden çıktın." diyebilir; ama alakası yok. Ritüeller bana yapmacık geliyordu. Yat kalk, aç kal, baldırı çıplak dön... vs. ile Yaratıcıyı kandırmanın mantığı yoktu. İnsanlara faydalı bir şeyler mi yapacaksın? Namazın, Orucun, Haccın... kimseye faydası yoktu. İçlerinden tek faydalı olan Zekat idi, onu da her sene veren tek bir müslüman görmemiştim. Her sene malının 40'ta 1'ini kimse veremezdi. Tabi onun da kurnazlıklarını bulmuştu insanlar? Oturduğun ev sayılmaz, araba sayılmaz, tarlan sayılmaz... anca bunlar dışında biriktirdiğin para sayılırmış. Ee bu mantıkla sen git de para biriktir! Kısaca hayatta uygulaması olmayan bir uygulama. İstisnaları bana örnek göstermezseniz sevinirim; zira istisnalar kaideyi bozmaz.

Ritüellerin faydası olmayacağı gibi, insanlara faydalı işlerde bulunmak istiyorsak kitaba da gerek yoktu. Herhangi birine iyilik yapmak için Kur'an ayetine mi bakacaktık? Hayır... Ee o zaman Allah neden kitaplar göndersin ki? Ayrıca kitaplar belirli zamanlarda, belirli bölgelere iniyorsa; kitap gönderilmeyen yer ve zamanlar şanssız olacaktı. Bu da ister istemez, yaratıcıyı adaletsiz yapacaktı. Ha yaratıcı adaletsiz birisi ise tabiki bunu yapabilir; ama ben adaletsiz bir yaratıcıya inanmıyordum.

Dinden çıktıktan sonra tabiri caizse yemeden içmeden kesilmiştim. Gökyüzüne bakıyordum, her şeyi farklı görüyordum artık. Yaşama isteği de kalmamıştı. Din benliğime o kadar işlemişti ki; ama dinden çıktıktan sonra Cehenneme gitme korkusu hiç yaşamadım. Tam tersi bunun yerine "Muhammed bize yalan mı söyledi? Ne yani, şimdi Muhammed mi Cehenneme girecekti?" diye içim içimi kemiriyordu. Görmediğim bir adama nasıl aşık olmuştum öyle? İşte aşk insanı ne hallere getiriyordu? Çünkü aşkta akıl devre dışıdır. Her ne kadar da Kur'an aklını kullan dese de, kendisine inanıldığı ölçüde değerlisindir. Dinden çıktıktan sonra kâfir damgası yersin; ama ben kendi adıma hiçbir korku taşımadığım için bunlar beni yıldıramayacaktı.

8) Agnostisizm: Dinden çıktım; ama bir yaratıcıyı ciddi manada hiç sorgulamamıştım. Çünkü bir dine inanıyorsun, yaratıcı olmazsa hiç olur muydu? "Sanatçı olmadan nasıl sanat eseri olacaktı?" dediler. Biz de "Evet ya! Tanrı olmadan biz nasıl olacağız? Şu koca Kâinat kendi kendine tesadüf eseri nasıl oluşacak?" dedik ve hiç sorgulamadık. Ayrıca nasıl sorgulayacaktık ki? Ateist olup da Cehenneme mi girecektik? O nedenle Müslüman olan kişi bu meseleleri düşünse de ciddi manada sorgulayamaz. Sorguladığını zanneder; ama anca karşıt görüşlere argüman arar ve sonunda araştırarak iman etmiştir!

Evet "Sanatçı olmadan bir sanat eseri olmaz." güzel bir soru. Peki o sanatçıyı kim var etti? Tanrıyı kim yarattı? Tanrı nasıl bu güce ulaştı? Sonsuz bir güç nasıl kendi kendine olabiliyor o zaman?
- Yapma Rüzgar biz bazı soruların cevaplarını bilemeyiz?
- Ha işte, biz nasıl oluştuk, onun cevaplarını da bilemeyebiliriz.

Tabi bilim geliştikçe canlıların nasıl oluştuğunu kendi çapında açıklamaya çalışıyor. Bizler evrim yoluyla bugünkü halimize ulaştık. Peki tek hücreli canlı nasıl oluştu? Onu da bilim bir şekilde açıklıyor; ama hâlâ yetersiz. Fakat yetersiz diye, o zaman Tanrı var demek de ilmi cevap değil. Bilimin açıklayamadığı onlarca şey var. Hatta açıkladıklarını da yarın yalanlayabiliyor. Bilim kendi kendisini bu şekilde geliştiriyor zaten; ama her gün yeni şeyler bulundukça: "aaa evet ya, sebebi buymuş" diyebiliyorsun. O nedenle insanlar "Boşlukların Tanrısı"na inanıyorlar dersem yanlış olmaz heralde.

Öte yandan Ateist denilen guruplar da bilimdeki bu bilgilere dayanarak kesinlikle Tanrı yoktur diyebiliyorlar. Neymiş efendim, bilim Big Bang olduktan 0.3 saniyeye kadar her şeyi mantıklı şekilde açıklayabiliyormuş. Bilimin anlattığına inanmaktan başka çaremiz yok da, bilimin anlattığı da az önce söylediğim gibi kesin değil. Hatta Big Bang bile bir Teoridir. Ha en güçlü teoridir, ayrı mesele; ama hakikat diye sarılmak yanlış.

Ayrıca hadi Big Bang'a kadar açıkladın diyelim, Tanrı yok mu oldu şimdi? Peki Big Bang'dan öncesi neydi? Zaman ve mekansızlık nasıl bir şey? Daha bunları tahayyül dahi edemezken, şu 3 boyutlu halimizle kesin konuşmaktan vazgeçemeyecek miyiz? Bu anlamda Teistler de, Ateistler de Agnostik değil, Gnostiktir; yani bizatihi ispat etmiş, %100 eminler! %100 emin olunan yerde daha fazla da araştırma yapılmaz. Nasıl olsa eminsin, hakikati bulmuşsun. Karşı görüşleri dinlesen bile kulağınla değil, başka yerlerinle dinliyorsundur. Çünkü sen hakikati bulmuşsun, başkasını niye dikkatle dinleyesin ki?

Ben ise Agnostiğim; yani kanıtlanmamış hiçbir şeyin varlığından %100 emin olamam. Ha Agnostikliğim son mu? Bilemem. Yarın bir gün insanoğlu yeni gelişimler gösterirse, ben de Agnostikliği bırakırım; ama 3 boyutlu varlığız, daha 4. boyutu bile tam olarak anlayamazken, gelip de Yaratıcı hakkında kesin konuşmak haddini bilmemektir. O nedenle Agnostisizm her şeyden önce kendini bilir. Kendini bilen de haddini bilir.

Rüzgar AlacaKaranlık
18 Ocak 2021

https://www.facebook.com/groups/deiz...4303320076838/

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:25 .