Aşağıdaki alıntı Kürt milliyetçisi Beyram Ayaz'ın kitabından (tüm yazı için
http://www.turklesenkurd.hkmg.net/)
PKK’yla İlişkiler: M. Ali Birand’dan Sonra Perinçek ve Küçük de Bekaa Yolcusu
Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’ün PKK’yla ilişkiye girmeleri aynı döneme rastlıyor. Bekaa yoluna yönelmeleri 1989 yılında gerçekleşiyor. Yalçın Küçük ağustosta, Perinçek de eylül ayında Apo’yla görüşüyor. Y. Küçük’ün röportajının ilk bölümü çıkardığı Toplumsal Kurtuluş dergisinin Eylül 1989 25. sayısında yayınlandı. Perinçek de 15 Ekim 1989 tarihli 2000’e Doğru’nun 42. sayısında röportajı yayınlamaya başladı ve 46. sayıda 5 bölüm halinde tamamladı. Öcalan’a konuşmalarla Kürd hareketinde bazı gelişmeler dikkat çekici bir tesdüfle aynı zaman diliminde gerçekleşiyor.
1989 yılında Kürd hareketi bakımından iki önemli olay söz konusu. Paris’te 14-15 Ekim 1989 tarihinde Kürt Enstitüsü „Uluslararası Kürt Konferansı’nı topladı. Yararlı ve etkili bir faaliyetti. SHP üyesi yedi Kürt milletvekilinin bu Konferansa katılması ardından partiden ihraç edilmeleri, Kürdistan’da legal düzeyde bir ayrışmayı beraberinde getirdi. Dokuz ay sonra HEP kuruldu. Özetle uluslararası düzeyde ses getiren bir Kürt Konferansı düzenlenmişti ve Kürd profilli legal hareketin doğumu gerçekleşmişti.
Doğu Perinçek’in, hemen Konferans sonrasında (22 Ekim 1989 tarih ve 43 sayılı) 2000’e Doğru dergisinde çıkan „Paris Kürt Konferansı“ adlı başyazısında dile getirdiği görüşler, O’nun bir misyonla orda olduğunu, Batılı dünyanın Kürd sorununa desteğini, Batılıların „Kürt Tanzimatı’nı pişirme“ olarak ilan edip hilekar sol bir jargonla kafalarda soru işaretleri yaratmak amacını taşıdığı iyi anlaşılıyor. Perinçek’in hem Konferans’ta hem yayınlarında kopardığı yaygara, „Batılılar Sevr’ı hortlatıyor“ türündendi, ki Türk devletinin ve devletçi medyanın tepkisi de aynı yönde olmuştu. Güya Konferans, „Batı’nın ve Türk-Kürt işbirlikçilerinin çözümü“nü üretiyormuş! İki yıl sonra Stockholm’da yapılan Kürt Konferansı’na aynı biçimde saldırmıştı. Bu kez dergisinin kapağı bir bavul üzerinde marka cinsinden Paris, Bonn, Stockholm, Batı Avrupa başkentlerinin adları yazılıydı. Vermek istediği mesajı aynıydı: Batılılar Sevr’ı hortlatıyor. (22.12.1991, Sayı 43)
Abdullah Öcalan’la yapılan röportajı, yöneltilen soruları yeniden inceleyiniz, Perinçek’in nasıl bir amaç güttüğünü orda da açıkça göreceksiniz. Öcalan’ı çok bilinçli anti-amerikancı, anti-avrupacı bir düzlemde bağlayıcı ifadeler kullanmaya yönlendiriyor ve başarılı da oluyor. (Bkz. Abdullah Öcalan’la Görüşme, Sayfa 67-80, Kaynak Yayınları, 1990)
Perinçek’in bir sorusunu ve Öcalan’ın da bir cevabını aktarıyorum. Perinçek, Öcalan’ın cevabını bölümün spotu olarak veriyor.
„PERİNÇEK: Size karşı başka suçlamalar da var: „Yeni bir Sevr yaratmak istiyorlar“ gibi. Buna ne diyeceksiniz?
.........
ÖCALAN: ...... Amerika’nın çözümü nedir? Toplantılar geliştiriyorlar. Bu toplantılar nerede, hangi metropollerde yapılıyor ve kimler katılıyor? Bunların ilişkileri kimlerdir? ...... Kürt işbirlikçilerini yedeğe almak istiyorlar. Bunların çözümü, ABD’nin ve Avrupa’nın yardımıyla Sevr’e benzeyen bir çözümdür. ....“
Perinçek’in kendi amaçları itibariyle başarılı bir yayıncılıkla spota çıkardığı yanıtlardan başka bir bölüm:
„Amerika bana bütün ‚gücümle yanındayım’ dese, ‚gölge etme başka ihsan istemem’ diyeceğim. ... Amerika gelsin bizden yardım alsın. Eğer özgürlük mücadelesi olacaksa, Amerika’da bazıları insan haklarını savunacaklarsa –örneğin zenciler, açlar, yoksullar- onlar gelsinler bizden yardım alsınlar.“
Harika! Perinçek hedefini doksandan vurmuştur. Misyonunu hakkıyla yerine getirmiştir. Özgürlük ve eşit haklar mücadelesi veren Kürd halkının büyük bir partisinin liderini, dünyanın köklü değişim sancıları yaşadığı hassas bir zaman kesitinde uluslararası siyasetin etkili merkezleriyle karşı karşıya getirmeyi başarmıştır. Bizce Diyap Ağa’dan Lozan’a yeniden telgraf çektirmiş ve Şeyh Mahmud Berzenci’ye İngiliz subayını yeniden kovdurmuş, Bay Perinçek!
Elbet Öcalan’ın Perinçek’e söylediği bu türden ifadeleri ilk değildi. Yalçın Küçük’le yaptığı röportajda ve başka yazılarında da benzer görüşleri dile getirmişti. Ancak bir de Perinçek O’na bu görüşleri tekrarlattırıyor. İster Güneri Civaoğlu’yla, M.Ali Birand’la olsun, ister Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’le olsun yapılan bu röportajlar, bu röportajlarda verilen veya başarılı bir misyoner gazetecilikle koparılan mesajlar önemlidir. Özenle „kayda geçmiştir“.
Doğu Perinçek ve derginin yazıişleri sorumlu müdürü Tunca Arslan hakkında İstanbul 2 nolu DGM’de dava açılmış ve sonuçta „Açıklanan deliller ve gerekçeye dayanarak sanıkları üzerlerine atılı suçları işledikleri hakkında ve suç kastını gösterir deliller ele geçirilemediğinden ayrı ayrı BERAATLERİNE“ diye karar verilmiş. Bir de cezalandırsaydılar, bari! Adam devletine hizmet etmiş, başkasının kolay kolay beceremeyeceği misyonerlik görevi yapmış!
Perinçek bununla da kalmıyor tabi. Bu kez gözünü, kitleler halinde SHP’den istifa eden ve yeni kurulan HEP’te yer alan Kürd yurdseverlerine dikiyor. Ya da birileri O’nu bu kez bu alana yöneltiyor. Öyle ya bu hareketin de boş bırakılmaması gerekir! 2000’e Doğru’nun kapağında yayınlanan Öcalan’la Bekaa Kampı’nda çekilmiş resimlerinin yarattığı rüzgarı da arkasına alarak Botan hattında toplantılar düzenliyordu. Nusaybin’de, Cizre’de, Şırnak’ta. Kürdleri o zamanki partisi SP’de örgütlemeye çalışıyordu. Bu fazla tutmadı. 1991 Ekim Milletvekili Genel Seçimleri’nde HEP’le partisi SP adı altında ittifak yapmaya çaba gösterdi. Bekaa’dan destek arayışına girdi. Ama HEP’in sosyal profilini Perinçek’in kulübeciğine yerleştirmek mümkün olmadı, SHP devreye girdi veya sokuldu. Bunun için de Erdal İnönü’nün siyasi hatıralarını yazdığı kitabını okumak gerekir. O kitapta neden o ittifakı yaptıklarını yazıyor. Amaç, mümkün mertebe HEP kütlesinin etnik düzeyde siyasallaşmasını önlemek! Yemin olayından sonra milletvekillerin SHP’den istifa edip HEP’e yeniden geçmesiyle, yani Kürd milletvekillerinin HEP’le siyasal planda Kürd kimliğine yönelmesiyle zaten bu partiyi sonuçta kapattılar. Bu kez DEP kuruldu. Herhangi bir boşluk doğmadı.
Perinçek Kürdleri SP’de toplamayı başaramayınca 1991 seçimlerinden sonra yavaş yavaş Kürd sahasından çekildi. 1992’lerden itibaren Perinçek ve arkadaşları artık Kürd sahasında çok az görünüyorlardı. O arada bir başka kişi öne çıkmaya başladı: Yalçın Küçük.