
18-05-2020, 22:05
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.545
|
|
İbrahim Kaypakkaya
yeryuzupostasi.org
Kemalizm hangi sınıfın ideolojisidir?
Sahiplendiği Maocu politik çizgi özgürlükçü komünist yayın çizgimizle örtüşmemekteyse de İbrahim Kaypakkaya Kemalizme dair tutumuyla devrimci bir çizgiyi savunmakta ve 68 kuşağının diğer sosyalist akımlarından köklü biçimde ayrılmaktadır. Bu nedenle katledilişinin 47. yıl dönümü vesilesiyle, Ocak 1972'de kaleme alınan "Kemalizm hangi sınıfın ideolojisidir?" başlıklı yazısını yayınlıyoruz. (Yeryüzü Postası)
Kemalizm, hangi sınıfın ideolojisidir? Şafak revizyonizmine göre, Kemalizm; orta burjuvazinin devrimci kanadının ideolojisidir. "12 Mart'tan Sonra Dünyada ve Türkiye'de Siyasi Durum" broşüründe, faşizmin, "orta burjuvazinin Kemalist kesimlerinin (abç) gözünü boyamak…" istediği söyleniyor. (Bak: agy, s 45). "Orta burjuvazinin Kemalist kesimleri"nden kasıt, besbelli ki, orta burjuvazinin devrimci kesimleridir; yani sol kanadıdır.
Yine Şafak revizyonistleri, M. Kemal'in ilkelerinin faşizmle asla bağdaşmayacağını iddia etmekte ve "faşistler, M. Kemal'in ilkelerini tahrif ederek, kendi faşist safsatalarının bir parçası olarak gösterebileceklerini sanıyorlar" demektedirler (agy, s. 45) Yine Şafak revizyonistleri, "M. Kemal, halkımızın ilerici tarihinin (abç) bir parçasıdır" demektedirler.
Bu iddiaların, Türkiye gerçekleriyle en küçük bir ilgisi ve bağdaşır tarafı yoktur. Şafak revizyonistleri, kendi boş hayallerini gerçeklerin yerine koymaya çalışıyorlar; ülkemizde bir yığın revizyonist ve oportünist klik, bilhassa Kemalizm konusunda aynı şeyi yapıyor. Özellikle Kemalizm konusunda, orta burjuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere yerleşmiş, kafalara öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizmin komünistçe değerlendirilmesi adeta imkansız hale gelmiştir. Şimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm konusundaki yargılarımız, Çetin Altan, D. Avcıoğlu, İlhan Selçuk'tan tutun da, TİP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-THKC, THKO ve Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva örgüt ve akımlarını öfkeyle ayağa fırlatacaktır. Ama öfkeyle ayağa fırlamaktansa, Türkiye tarihine daha ciddi olarak göz atmaları, onu doğru olarak kavramaya çalışmaları gerekmez mi? Türkiye gerçekleri bize şunu gösteriyor:
Kemalizm demek, fanatik bir anti-komünizm demektir. Kemalistler, M. Suphi ve 14 yoldaşını, kahpece ve hunharca boğazlamışlardır. TKP'yi, M. Suphi yoldaşın ölümünden sonra bu isme layık bir parti olmadığı halde, amansız bir şekilde ve her fırsatta ezmiş, bugün Amerikancı faşist sıkıyönetim mahkemelerinin yaptığını, Kemalist iktidar defalarca yapmıştır; her iki yılda bir, çoğu zaman her yıl en az bir kere, genel tutuklamalar düzenleyerek yüzlerce insanı polis işkencesinden geçirmiş, karakollarda ve zindanlarda çürütmüştür. Sovyetler Birliği'ne, menfaat sağlamayı hesapladığı müddetçe dalkavukluk etmiş, diğer zamanlarda sinsi ve azgın bir düşmanlık beslemiştir.
Kemalizm demek, işçi ve köylü yığınlarının, şehir küçük burjuvazisinin ve küçük memurların sınıf mücadelesinin kanla ve zorbalıkla bastırılması demektir. Kemalizm, işçiler için süngü ve ateş, cop ve dipçik, mahkeme ve zindan, grev ve sendika yasağı demektir; köylüler için ağa zulmü, jandarma dayağı, yine mahkeme ve zindan ve yine her türlü örgütlenme yasağı demektir. Şnurov yoldaşın verdiği örnekleri, Adana-Nusaybin demiryolunda işçilerin nasıl kurşuna dizildiğini bütün arkadaşlar bir kere daha hatırlasınlar.
Kemalizm demek, her türlü ilerici ve demokratik düşüncenin zincire vurulması demektir. Kemalizmi övmeyen her türlü yayın faaliyeti yasaktır. İlerde, Kemalist iktidar aleyhine herhangi bir yazının çıkabileceği ihtimali dahi, yayın organlarının kapatılması için yeterli sebeptir. Sonu gelmez "örfi idareler" memleketi kasıp kavurmaktadır ve her bir "örfi idare" yıllarca sürmektedir; meclis, CHP'nin tepesindeki bir avuç yöneticinin ve onun değişmez başkanı M. Kemal'in elinde oyuncaktır; Anayasa da ve bütün yasalar da öyledir, ülkeyi gerçekte ordu yönetmektedir.
Kemalizm demek, her alanda Türk şovenizminin kışkırtılması, azınlık milliyetlere amansız bir milli baskının uygulanması, zorla Türkleştirme ve kitle katliamı demektir. Kemalizm'in "istiklâl-i tam" ilkesi demek, yarı-sömürgelik şartlarına seve seve razı olma ilkesi demektir. Kemalist Türkiye, yarı-sömürge Türkiye'dir. Kemalist iktidar, İngiliz-Fransız emperyalizmine ve daha sonra Alman emperyalizmine uşaklık eden, onlarla işbirliği eden bir iktidar demektir. Şnurov'un belirttiği gibi, Kemalistlerin emperyalistlerle olan sınıf kardeşliği, milli düşmanlıklarından ağır basmıştır; Kemalist iktidar, birçok defalar İngiliz, Fransız ve Alman şirketlerinin menfaatlerini korumak için, Adana-Nusaybin demiryolu grevinde olduğu gibi, işçileri kurşuna dizmiştir.
Şimdi Kemalizm dalkavukluğu yapan revizyonistler, bize hışımla soracaklar: Peki öyleyse, Kemalistleri SSCB ve Lenin niçin destekledi! Bunun cevabı gayet basittir: SSCB ve Stalin, Japonya'ya karşı Guomintang'ı niçin desteklediyse, bunu da onun için destekledi. ÇKP ve Mao Zedung yoldaş, Asya'nın, Afrika'nın ve Latin Amerika'nın geri ülkelerindeki komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının iktidarlarını, mesela Yahya Han'ın faşizmini, ABD emperyalistlerine ve Sovyet sosyal emperyalistlerine karşı niçin destekliyorsa, o dönemde SSCB ve Lenin yoldaş da, Kemalistleri onun için destekledi, yani o dönemde daha gerici ve daha büyük düşman olan İngiliz-Fransız emperyalistlerini tecrit etmek için destekledi; yani SSCB ve Lenin yoldaş, gericiler arasındaki çelişmelerden devrimin menfaatine ustalıkla yararlandılar. Mesele budur.
Kemalizme dalkavukluk eden revizyonistler, hışımla bağıracaklar: "Siz, Kemalizmin milli kurtuluşçu yönünü reddediyorsunuz". Hayır! Biz sadece Kemalizmin "milli kurtuluşçuluğunun" niteliğini doğru tespit ediyoruz. Kemalizmin milli kurtuluşçuluk olarak gördüğü şey, sömürge yapının kalkması, fakat yarı-sömürge yapının olduğu gibi muhafaza edilmesidir; emperyalizmin doğrudan hakimiyetinin kalkması, fakat dolaylı hakimiyetinin olduğu gibi devam etmesidir; emperyalizmle iktisadi ve siyasi işbirliğidir; emperyalizme siyasi bakımdan yarı-bağımlılıktır. Kemalistler, sömürgeciliğe niçin karşıdırlar? Bu sorunun cevabını Şnurov yoldaştan daha önce aktardık. Bir kere daha okuyalım:
- "… Devrimin başına Türk ticaret burjuvazisi geçti. Türkiye tarım memleketi olduğu için, tüccarların başlıca alışverişi tarım ürünleri üzerine idi. Böylece ticaret burjuvazisi, ağalar ve büyük toprak sahipleriyle sıkı bağlar kurdu. Her Türk köyünde ağa ve büyük toprak sahibi, aynı zamanda tefeci ve köylü ürünlerinin belli başlı alıcısı ve satıcısıydı. Bu ağaların bazen un değirmeni, yağ veya kuru meyve işleyen küçük imalathaneleri ve diğer ufak tefek teşebbüsleri oluyordu. Ağalar aynı zamanda tarım ürünlerini toptan satın alan büyük ticaret firmalarının acenteleri durumundaydılar.
- Bu koşullar altında, Türkiye, Avrupa kapitalistlerine yenilmiş olsaydı, yabancılar en kısa zaman içinde bütün ticareti ve sanayi ele geçireceklerdi. Türk burjuvazisi bir ölüm-kalım sorunuyla karşı karşıyaydı. Kapitalistlerin işgali altındaki liman şehirleri olmazsa, devlet kendilerini desteklemezse, yabancılara verilen imtiyazlar devam edip Türkiye her bakımdan yabancı kapitale bağlı kalırsa, yurdun öz ticaret ve sanayi er geç ölecekti, tüccarı, sanayiciyi, tarım ürünlerini yabancı ülkelere satan ağa ve büyük toprak sahiplerini devrimci kılan işte bu tehlike idi. Köylü, işçi ve küçük esnafın kapitalistler ve toprak ağalarına karşı duyduğu hoşnutsuzluk ustalıkla yabancı kapitalistlerle mücadeleye dönüştürüldü".
Kemalistleri, sömürgeciliğe karşı çıkaran sebepler işte, Şnurov yoldaşın işaret ettiği sebeplerdir. Japon emperyalizminin işgaline karşı çıkan Çan Kay-Şek ve onun temsil ettiği sınıflar ne kadar milli kurtuluşçu ve devrimciyse, M. Kemal ve onun temsil ettiği sınıflar da, o kadar milli kurtuluşçu ve devrimcidir.
Kemalizm demek, aynı zamanda, toprak ağaları sınıfıyla kol kola, omuz omuza köylü kitlelerini ezmek, menfaat birliği etmek, sınıf kardeşliği etmek demektir. Bütün bu gerçekler, Kemalizmin sınıf karakterini, hangi sınıfın ideolojisi olduğunu açıkça gösteriyor: Kemalizm, komprador Türk büyük burjuvazisinin ve orta burjuvazinin sağ kanadının ideolojisidir.
Kemalizmin faşizmle bağdaşmaması bir yana, Kemalizm, bizzat faşizm demektir. Kemalist diktatörlük, askeri faşist bir diktatörlüktür. 1930'ları yaşayan birinden dinleyen eski bir devrimci arkadaşın ifade ettiğine göre, o günlerde TKP'nin şiarı şudur: "Kahrolsun Kemalistlerin faşist diktatörlüğü". Ama bu şiar, her nedense sonraları terk edilmiştir.
"M. Kemal, halkımızın ilerici tarihinin bir parçasıdır" diyorlar. Halkımızın tarihi, zaten tümden ilericidir. Bütün dünya halklarının tarihi ilericidir. Ama M. Kemal, halkımızın tarihinin bir parçası değil, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının ve onlarla birleşen orta burjuvazinin sağ kanadının, yani gerici sınıfların tarihinin bir parçasıdır. Mesela bir Fatih Sultan Mehmet ne kadar halkımızın tarihinin bir parçasıysa(!), M. Kemal de o ölçüde halkımızın tarihinin bir parçasıdır(!)
Şafak revizyonistleri, M. Kemal'i, Sun Yat-sen'e benzetiyorlar. M. Kemal, Sun Yat-sen'e değil, Çan Kay-Şek'e benzer; hatta Türkiye'nin Çan Kay-Şek'idir. Sun Yat-sen, ülkesinde komünistlerle ittifaktan yanadır; birçok komünist, bu arada Mao Zedung yoldaş, Sun Yat-sen'in partisinin merkez komitesindedir. Sun Yat-sen, Sovyetler Birliği ile samimi ve yakın bir dostluk kurmuştur. Sun Yat-sen, işçi-köylü yığınlarının hayat seviyelerinin yükseltilmesinden ve onlara burjuva demokrasisinin verebileceği azami hak ve özgürlüklerin verilmesinden yanadır; hayatta olduğu sürece de, bunun için mücadele etmiştir. Sun Yat-sen, toprak ağaları sınıfının amansız düşmanıdır; onlara karşı köylü kitlelerinin menfaatinden yanadır. Sun Yat-sen kapitalistlerin ve toprak ağalarının değil, köylü kitlelerinin sözcüsüdür. Lenin yoldaşın daha 1912 yılında Sun Yat-sen için söylediklerine kulak verelim:
- "… cumhuriyete kavuşan militan ve başarılı Çin demokrasisinin bu aydın sözcüsü… ilerici bir Çin demokratı olduğu halde tıpkı bir Rus gibi düşünmekte. Bir Rus Narodniğine benzerliği öylesine ki (abç), temel fikirlerde ve birçok ifade biçimlerinde tam bir özdeşliğe kadar varıyor"
(Doğuda Ulusal Kurtuluş Hareketleri, s. 62).
Narodnikler, bilindiği gibi, Rusya'da köylü kitlelerinin menfaatini temsil eden bir küçük-burjuva demokratik hareketin mensuplarıydılar. Bunların amacı istibdata son verilmesi, büyük toprakların köylülere dağıtılmasıydı. Narodniklerin yanlışı, tutarlı demokratik devrim programını sosyalizm sanmalarıydı.
- "Rus burjuva demokrasisi, uzak ve yalnız öncüsü soylu Herzen'le başlayarak, ta yığın temsilcilerine, 1905'in Köylü Birliği üyelerine, 1906-1912'nin ilk üç Dumasındaki Trudovik milletvekillerine kadar, Narodnik bir renk taşımıştır. Şimdi bakıyoruz [Sun Yat-sen'in temsil ettiği] Çin'deki burjuva demokrasisi de aynı Narodnik rengi taşıyor"
(age, s. 63).
Aynı kitabın dipnotunda şunları okuyoruz: "Köylü Birliği, 1905'te [Rusya'da] kurulan devrimci bir köylü örgütüdür… Tarım programı, toprakta özel mülkiyetin kaldırılmasını, hükümet, kilise ve krallık topraklarının tazminat ödenmeksizin köylülere devredilmesini öngörüyordu" (abç). "Trudovikler, Birinci Duma'da bir köylü milletvekilleri grubu, Nisan 1906'da küçük-burjuva demokratlar tarafından kurulmuştur. "Trudovikler, Narodnik eşit toprak tasarrufu programını benimsiyor, toprak sahiplerinin topraklarıyla, hükümet, kilise ve çarlık topraklarının köylülere devrini, toprak eşitsizliğinin ve milli eşitsizliklerin kaldırılmasını, genel oy hakkının tanınmasını istiyorlardı" (abç).
Lenin yoldaş, Sun Yat-sen'i işte bu köylü temsilcisi devrimci demokratlara benzetmektedir. Bu benzerlik o kadar ki, Sun Yat-sen de Narodnikler gibi, tutarlı ve militan demokratik devrim programına "sosyalizm" adını vermektedir.
Lenin yoldaşı okumaya devam edelim: "Sun Yat-sen'in programının her bir satırında militan ve içten bir demokrasi ruhu seziliyor. Program bir ‘Irk' devriminin yetersizliğinin iyice anlaşıldığını göstermektedir. Siyasi sorunları önemsememenin, hatta siyasi özgürlüğün değerini küçümsememenin dahi, ya da Çin ‘sosyal reformu'nun, Çin Anayasa reformlarının, vs. Çin istibdatıyla bağdaşabilirliği fikrinin tek bir izi yok bu programda. Tam demokrasi ve cumhuriyet dileğinden yana bir program bu… Çalışan ve sömürülen halka duyulan içten yakınlığı, halkın gücüne ve davasının haklılığına duyulan inancı dile getiriyor" (abç) (age, s. 63).
Lenin yoldaş devam ediyor: "Çin'de Cumhuriyetin Asya geçici cumhurbaşkanı [Sun Yat-sen], çökmekte olan değil, yükselmekte olan bir sınıfın, gelecekten korkmayan, geleceğe inanan ve kendini feda etmeyi göze alaraktan, gelecek için çarpışan bir sınıfın; imtiyazlarını korumak için geçmişin ayakta kalmasına ya da yeniden başa geçmesine bel bağlayan bir sınıfın değil, geçmişten nefret eden, geçmişin ölü ve boğucu çürüyüklerini nasıl temizleyip atacağını bilen bir sınıfın soyluluğu ve kahramanlığına sahip bir devrimci demokrattır" (age, s. 64).
Lenin yoldaş, Sun Yat-sen'in hangi sosyal sınıfa dayandığına da açıkça işaret ediyor: "Tarihi olarak hâlâ ilerici bir davanın savunuculuğunu üzerine alabilecek güçte olan bu Asya burjuvazisinin başlıca temsilcisi, ya da başlıca sosyal dayanağı KÖYLÜ'dür" (abç), (age, s. 65).
Lenin yoldaş, Asya'da burjuvazinin bir başka kesimine daha işaret ediyor: "Ve onun yanısıra [yani köylülerin yanısıra], Yuan Şih-kay gibi önderleri pekala ihanet edebilecek tıynette bir liberal burjuvazi (abç) vardır" (aynı yerde). Lenin yoldaşın liberal burjuvazi ile neyi kastettiğini biraz sonra belirteceğiz. Şimdi onun, Sun Yat-sen hakkında söylediklerini okumaya devam edelim: "Emekçi yığınları harekete geçiren, onlara mucizeler yarattıran ve Sun Yat-sen'in siyasi programının her bir satırından dışarı vuran o büyük, içtenlikle demokratik heyecan olmaksızın, Çin halkının yüzyıllar süren esaretinden kurtulmasına imkan yoktur" (abç) (aynı yerde).
Lenin yoldaş aynı yazıda Çin'deki üç sosyal gücü birbirinden ayırıyor ve bunların nasıl bir siyaset izlediklerini ve izleyebileceklerini de belirtiyor: "İmparator, muhakkak, yeniden başa geçmek için feodal beyleri, bürokrasiyi ve din adamlarını birleştirmeye çalışacaktır. Liberal kralcılıktan liberal cumhuriyetçiliğe daha henüz geçen (o da ne zamana kadar?) bir burjuvazinin temsilcisi Yuan Şih-kay, krallıkla devrim arasında kaypak bir siyaset izleyecektir. Sun Yat-sen'in temsil ettiği devrimci burjuva demokrasisi, siyasi ve tarımsal reformlar konusunda köylü yığınlarının inisiyatifini, kararlılığını ve gözüpekliğini azami ölçüde geliştirme yoluyla Çin'i yenileştirmeye çalışmakla doğru hareket etmektedir" (age, s. 68-69).
Nihayet Lenin yoldaş Çin'de, ilerde kurulacak bir proletarya partisinin, Sun Yat-sen hareketine karşı nasıl bir tutum takınacağını da büyük bir uzak görüşlülükle tespit ediyor: "Bir ihtimal, proletarya bir çeşit Çin Sosyal-Demokrat İşçi Partisi [yani Çin Komünist Partisi] kuracak ve bu parti, Sun Yat-sen'in küçük-burjuva ütopyalarıyla gerici görüşlerini [yani demokratik devrim programına ‘sosyalizm' demesini] eleştirmekle birlikte, muhakkak ki onun siyasi ve tarımsal programını devrimci-demokratik özünü ortaya çıkarmaya, savunmaya, geliştirmeye dikkat edecektir" (age, s. 69).
Sun Yat-sen hareketi, görüldüğü gibi geniş köylü kitlelerine dayanan, onları harekete geçiren, gerçekten devrimci ve militan bir köylü hareketidir. ÇKP, elbette bu mirasa sarılacaktır. M. Kemal hareketiyle bunun arasında bir benzerlik var mıdır? Yoktur ama, M. Kemal ile liberal burjuvazinin hareketi olan Yuan Şih-kay hareketi arasında, tam bir benzerlik vardır. Liberal burjuvazi kavramıyla Lenin yoldaşın kastettiği nedir? "Burjuvazinin siyasi yönden en az gelişmiş kanadı adına hareket eden eğilimi liberal, burjuvazinin daha fazla gelişmiş kesimi ile küçük-burjuvazi adına hareket eden eğilim de liberal demokratik eğilim"dir (abç) (Bir Adım İleri, İki Adım Geri, s. 156).
"Bizde, [Rusya'da] liberal demokratik eğilimin en demokratik eğilimin en demokratik kesimi olan Sosyalist-devrimciler…" (age, s. 156).
Rusya'da Sosyalist-devrimciler, bilindiği gibi, Narodniklerin devamıdır. Lenin, Sun Yat-sen hareketini Narodniklerle aynı gördüğüne göre, demek ki, Sun Yat-sen hareketini de, "liberal demokratik eğilimin en demokratik kesimi" olarak değerlendirmektedir.
Bugün yarı-sömürge ve yarı-feodal ülkelerde Lenin yoldaşın liberal-demokratik dediği eğilimin temsil ettiği sınıflar, proletarya önderliğindeki halkın birleşik cephesine katılan milli burjuvazinin devrimci kanadı, şehir küçük-burjuvazisi ve köylülerdir, yani orta köylülerdir. Lenin yoldaşın liberal dediği eğilimin temsil ettiği sınıflar ise, milli burjuvazinin karşı-devrim safında yer alan gerici kanadı ve komprador büyük burjuvazidir (Rusya'da bu eğilimi Kadetler temsil etmekteydi).
Sun Yat-sen hareketi, liberal-demokratik eğilimin en demokratik kesimi olduğu halde, yani orta köylüleri temsil ettiği halde, Kemalist hareket, liberal eğilimi, yani orta burjuvazinin sağ kanadını ve komprador Türk büyük burjuvazisini temsil ediyordu. Bu iki hareket arasında, böylesine kıyas kabul etmez, önemli bir fark vardır. Şafak revizyonistleri, işte bu son derece önemli farka gözlerini kapıyorlar.
Şafak revizyonistleri, "M. Kemal'in ‘istiklâl-i tam' ilkesinin mirasçısıyız, bu mirası faşistlere terkedemeyiz; ona sıkı sıkıya sarılmalıyız" diyorlar. Bu "miras" denilen şeye komünistlerin neden sarılamayacağı, zannederiz ki yeterince açıklığa kavuşmuştur. Bu "miras"ı bugün, M. Kemal'in yakın silah arkadaşı İ. İnönü devam ettiriyor, Nihat Erim devam ettiriyor, bunların izinde yürüyenler devam ettiriyor. Bu kişilerin ve bunların mensup olduğu örgütlerin bugün hangi sınıfları ve hangi eğilimi temsil ettiğini biliyorsunuz. Hatta Bülent Ecevit, Şafak revizyonistlerinin dört elle sarıldığı "miras"ı birazcık eleştirdiği için, Kemal Satır güruhunun saldırısına uğradı. Şafak revizyonistleri, bu, "miras" diye her olur olmaz şeye hırsla sarılan aç gözlü bezirgânlar, M. Kemal hareketini değerlendirirken, Ecevit'in daha sağına düşmekte, Kemal Satır güruhuna yaklaşmaktadırlar.
Komünistler, tarihin devrimci mücadelede silah haline getirilmesini çok iyi bilirler. Ama, "miras" diye gerici şeylere sarılmak, halk kitlelerinin aldatılmasında gericilerle ağız birliği etmek, onlara suç ortaklığı etmek olur. "Miras" diye gerici şeylere sarılmak, bizi kitlelerle kaynaştırmaz, tersine, onlardan koparır. Kemalizme miras diye sarılmak, bizi Kemalist iktidarın hunharca ezdiği işçi-köylü yığınlarından, emekçilerden koparır. Evet, bugün hakim sınıflar tarafından kafası Kemalizm konusunda yanlış düşüncelerle doldurulmuş, Kemalizme sempati duyan işçi ve köylü yığınları da vardır. Ama eğer bu yanlış fikirlerle mücadele etmezsek, eğer bu yanlış fikirleri işçilerin ve köylülerin kafasından söküp atmazsak, emekçi yığınlarının çeşitli kesimleri arasında, çeşitli milliyetlere mensup emekçiler arasında tam bir birlik, dayanışma ve güven sağlayamayız. Ayrıca bugün açısından, gerici sınıflara karşı doğru ve başarılı bir mücadele yürütemeyiz. Kemalizmin ilkelerini (bu ilkelerin neler olduğunu gördük) savunan ve uygulayan askeri faşist diktatörlükler karşısında kitleleri silahsız bırakmış oluruz. Kemalist diktatörlük Yahya Han diktatörlüğünden farksızdır; biz, kitlelere böyle bir rejimi sempatik gösteremeyiz. Şafak revizyonistlerinin yaptığı şey budur.
Komünistler, tarihin devrimci mücadelede bir silah haline getirilmesini bilirler. Kurtuluş Savaşı'nda canıyla, kanıyla destanlar yaratan halk kahramanları vardır. Mesela bir Karayılan vardır, biz bunların mücadelelerinin mirasçısıyız. Biz, bunların tükenmez enerjilerinin, mucizeler yaratan dehalarının, sonsuz devrimci güçlerinin mirasçısıyız. Her fırsatta yığınların mücadelesini kanla ve zorbalıkla bastırmaya çalışanların, onlara düşmanlık gösterenlerin değil!
Bazı silahlar vardır ki, onu elinde tutanlar yenilmez bir güce sahip olurlar. Mesela, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi böyle bir silahtır. Kitlelerin devrimci tecrübeleri böyle bir silahtır. Bazı silahlar da vardır ki, onu elinde tutanlar, kendilerini yaralarlar: Yani silah geri teper ve kendisini elinde tutanları vurur. İşte Kemalizm böyle bir silahtır! Şafak revizyonistleri böyle bir silahı elimize almak istemediğimiz için, bizi diledikleri gibi suçlayabilirler. Ama, biz de, onların sağa sola reklam ettikleri bu silahın gerçek mahiyetini yığınlara ve devrimci kadrolara anlatmaktan geri durmayacağız
Şafak revizyonistleri, "Lenin-Stalin ve Mao Zedung'un, M. Kemal tahlilleri bize ışık tutmalıdır" diyorlar. Evet, biz de aynı kanaatteyiz. Böyle bir ışığa çok ihtiyaçları var. Baksanıza, karanlıkta el yordamıyla yürümeye çalışan körlere benziyorlar. Ama, bunlarınki körlüğün başka bir çeşidi: Siyasi körlük.
Kaynak: Bu metin Ocak 1972'de yazıldı; Ağustos 1972'de revizyonizmle örgütsel ayrılıktan sonra aslına bağlı kalınarak yeniden kaleme alındı. (Seçme Yazılar, İbrahim Kaypakkaya, Umut Yayıncılık)
|
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
|

18-05-2020, 23:10
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
MKP: Kaypakkaya Yoldaş Şahsında Tüm Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!
Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya sahsında tüm parti ve devrim şehitlerini anan Maoist Komünist Parti (MKP) yaptığı yazılı açıklamada; "BPKD'nin ideolojik-teorik ürünü olarak Maoist nitelikte Kaypakkaya önderliğinde doğuyordu 72 güneşi. Tabuları yıkıyor, sorgulayarak ve yargılayarak yükseliyordu Kaypakkaya…" ifadelerini kullandı.
Maoist Komünist Parti (MKP) Merkez Komite/Siyasi Büro "1973 18 Mayıs'ında Ölümsüzleşen Komünist Önderimiz Kaypakkaya Yoldaş Şahsında Tüm Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!" başlıklı bir açıklama yayınlayarak Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya şahsında tüm parti ve devrim şehitlerini andı.
Elimize e-mail yoluyla ulaşan açıklamanın tam metni şöyle;
Sökülüp atılacak sınıflar, sömürüsüz ve sınırsız kılınacak Cihan… Böyle özgür olacak Alem… Karamsarlık zehir, karanlık geçicidir; ha doğdu, ha doğacak, batışı doğuşu için Güneşin… Yürüyorsa devrime doğru kervan, uzak değil büyük ütopya, mutlaka kazanılacak ve kurulacak Yeni Dünya… Çünkü, "Biz başka alem isteriz. Bizi hiçe sayanlar bilsin. Bundan sonra her şey biziz" denmiştir bir kez… Durmak yok, dönmek asla!… Yaşanan ve yaşanacak kavgada yazılacak, insanlığın özgürlük destanı…
Nasırlı ellerde karılıyordu tarihsel eylemin harcı… Özgürlük tutkusu mayalıyordu büyük meydan okuyuşu… Yazgısını değiştirmeye göz dikmiş kölelerin kalkışmasıydı prangaları ilk kıran… İnsanı makinalaştıran makinalaşmayla başladı özgür kölelerin yeni serüveni… Komünist Manifestoyla doğdu yeni şafak… Dolaşıyor kıtayı heyula… Işık tutarak aydınlatıyor, gösteriyordu değiştirilecek olandan gelecek olanı… Artık uyanmıştı uyanacak olan ve durdurulamazdı Marksizm'i takip eden…
Büyük insanlığın büyük ütopyasıydı yörünge… İlk hücumun hançeriydi Parisli işçilerin ellerinde burjuvazinin bağrına saplanan… Dünya Komünü içindi, Paris Komünü… Çaresi yok, serpilecekti devrimler dalgasıyla O büyük düş… Ve, devasa hamlesiydi, Lenin komutasında şanlı Ekim Devrimiyle ütopyamızın damarlarına sım sıkı sarılan Sovyetler… Stalin yarıyordu kuşatmayı, eritiyordu "Buz'dan dağları"… Marks, Engels, Lenin ve Stalin‘in zaferini perçinlemek üzere Mao tarih sahnesindeydi… "Batı rüzgarını alt ediyordu Doğu rüzgarı" 1949 Çin Demokratik Halk Devrimiyle… Büyük Proleter Kültür Devrimiyle kopuyordu kasıp kavuran yeni fırtına… "Kağıttan kaplanların" kabusu, kapitalist yolcu yeni burjuvazinin panzehiri…
Salt lokal bir iktidar savaşı değildi, dünyanın iki kutbu arasındaydı sorunun özü… Sosyalist kutuptan emperyalist kutba iltihak rotasıyla en tehlikeli sularda gerçekleştiriliyordu "sosyalist" maskeli yeni bürokratik burjuva kapitalist yolcuların kapitalizm inşası… Sosyalist kutbu içten çökertme saldırılarıyla sosyal emperyalistler eklenecekti emperyalist kutba…
Son tahlilde netice bu olduysa da, modern revizyonist güruhun iktidarına karşı siyasi mücadele karakterinde yeni ufuk açılıyordu devrimlere… Sosyalist iktidar altında, dışarda değil, içerde aranmalıydı burjuvazi… Bombalanarak yıkılmalıydı, sosyalist iktidarı gasp etmiş yeni bürokratik burjuva/kapitalist yolcu modern revizyonist karargahlar… Kitlelerin eliyle hücum geliştirmeli, Kültür Devrimleriyle düşürülmeliydi "Sosyalist" maskeler ve yenilmeliydi iktidardaki yeni burjuvalar… İktidarı gasp eden içteki yeni burjuvaziyle daha keskin, daha acımasızdı sınıflar mücadelesi… Bunun içindi, proletarya diktatörlüğünün Proleter Kültür Devrimi hamlesiyle sağlamlaştırılması, güçlendirmesi ve durmaksızın ilerletilmesi… Elbette Kitleler eserine sahip çıkmalı, partiden iktidara kadar kader belirleyen inisiyatif olmalı…
Tekçilik, gerici sınıf iktidarlarında en iyi haliyle zulümdür, şovenizmdir, ırkçılıktır, faşizmdir… Sosyalizm ve devrimci saflarda ise, ben-merkezci anti-demokratiklik ve kabız demokrasiyle demokrasi bağnazlığıdır tekçilik… Halk sınıf katmanlarının temsilcisi olan siyasi partilere, sosyalist anayasa ekseninde örgütlenme ve ifade özgürlüğü, açık muhalefet etme hakkı tanınmalıydı. İktidardaki Komünist Partinin yozlaşması mümkündü. Artık olguydu… Komünist partinin dışındaki devrimci sınıfların siyasi partilerinin varlığı, en önemlisi de kitlelerin inisiyatifi sosyalizmin korunması için vaz geçilmez ihtiyaçtı. En büyük güçtü… Sosyalist Demokrasi, devrimci halk katmanları ve onların siyasi partilerini yasaklayamazdı… Demokrasi gelişiyor, devrim ilerliyor, yeni devlete varıyordu… Artık Marksizm-Leninizm bilimi yeni nitel bir aşaması olan Maoizm ile tanışıyor, bilimsel sosyalizm teorisi ve sınıflar mücadelesi bu silahla yeni bir nüfuz ediniyordu…
Marksizm bilimi, sınıflar mücadelesi yasası ve sınıf savaşları evrenseldi. İki dünya görüşü, iki kutup dünyasal olguydu. Sınıflar mücadelesi tüm acımasızlığıyla devam ediyordu. Kimin kazanacağı henüz karara bağlanmamıştı. Bilim ve ideoloji sınır tanımıyor, sınıf mücadeleleriyle tesir ediyordu kıtalara…
SUPHİ önderliğinde Komüntern koordineli ilk Komünist Partinin Kemalist iktidar tarafından katledilen önderlerinden sonra kırılan dümenle başlayan uzun sessizlik dönemi 50 yıl sonra kırılacaktı… 68 Gençlik hareketi Kültür Devriminden etkilenerek sürdürüyordu dünya çapındaki yükselişini… 71 devrimci çıkışı sarsıyordu zincirin zayıf halkasını… Sovyetler Birliğinin revizyonist çizgisi ile ÇKP'nin Komünist çizgisi arasındaki mücadelede yaşanıyordu saflaşma…. Aynı revizyonist çizginin ÇKP içindeki temsilcilerine karşı yükseliyordu Büyük Proleter Kültür Devrimi…
Mahirler ve Denizler Sovyet eksenli çizgiyle atılırken devrime, BPKD'nin ideolojik-teorik ürünü olarak Maoist nitelikte Kaypakkaya önderliğinde doğuyordu 72 güneşi. Tabuları yıkıyor, sorgulayarak ve yargılayarak yükseliyordu Kaypakkaya…
SUPHİ'ler bilinçli tarihsel mirasın önceli oldu. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi dersleriyle, TİİKP revizyonizmiyle mücadele eğiterek hasıl ediyordu büyük yürüyüşü… DABK Şubat kararları çakıyordu fitili… Revizyonist çizgiyle kaybedilecek zaman, ideolojik mücadele için olanak da yoktu… Kemalizm lekeli tüm sosyal şoven eğilimlerin ve yanılgıların kökten reddiydi büyük kopuş… 24 Nisan 72'de yükseldi Komünist devrim manifestosu…
Munzur hırçın dalgalarla akıyordu, mor dağlara paralel… Hırsla vuruyordu sol yanı, devrime sevdalı… Örs ile çekiç arasında tava gelmiş dövülen demir… Meral bir yanda, Ali Haydar diğer yanda…
Ve, ‘73 18 Mayıs'ında ölümsüzleşen Kızıl kavganın silinmez adı, devrimin kılavuzudur İbrahim Kaypakkaya!… O'nu Anıyoruz!
Eski Dünya'ya Karşı Yeni Dünya Tasavvuruyla Şehitlerimizden Devraldığımız Kızıl Kavga Sürüyor!
Çok uluslu tekeller niteliğiyle sömürgeci hegemonik nüfuzunu kitlesel kıyımlar ve küresel çapta felaketler aşamasına taşımış olan emperyalist-kapitalist barbarlık sistemi ve siyasi aktörlerinin emaneti altındaki dünya ve insanlığın karşı karşıya bırakıldığı tehdit geri döndürülemez tahribat ve yıkımlarla bugün çok daha çarpıcı ve çıplak biçimde gözler önündedir. Tamamen asalak ve tüketici olan emperyalist-kapitalist burjuvazi ve bilumum gerici sınıfların insana ve doğaya sunacağı bundan başka bir gelecek yoktur, olamaz da. Fakat, sürdürülemez olan köhnemiş emperyalist gerici dünya sisteminin alternatifi vardır; yaşanamaz hale getirilen dünyanın yeni bir dünya tasavvuruyla değiştirilip yaşanabilir hale getirilmesi tamamen mümkündür. Bunun yolu, Zorunluluklar Dünyasından Özgürlükler Dünyasına sıçrayan proleter devrimlerdir, devrimlerin gerçekleştirilmesidir.
Mevcut dünya şartlarında esas akım devrimdir. Burjuva aydınlanmacı anlayışlar ekseninde medeniyet, çağdaşlık ve modernite kavramlarıyla süslenip yoksul dünya halklarının önüne sahtekarca sürülen burjuva varsıl sınıflar barbarlığının hepsine karşıyız. Yoksul dünya halklarının kaderine hükmeden emperyalist kapitalist haydutluğun kanlı hegemonyasına kayıtsız kalamayacağımız gibi, bu hegemonyanın paslı prangalarını kıracak olan sınıf devrimleriyle toplumlar tarihinin ilerletilmesine de kayıtsız olamayız, değiliz!
Kendiliğinden ilerlemediyse tarih, tarihin akışını hızlandıran devrimci müdahaleden yoksun gelişemez devrim ve gelişemez sınıf mücadelelerinden ibaret olan toplumlar tarihi…
Öyleyse;
Sınıf devrimleriyle tüm insanlığın özgürlüğü için savaşmak ve dünya devrimine kilitlenerek ütopyamız uğruna kalkışmada bulunmak tarihsel zorunluluktur. Kanlı zinciri zayıf halkalarından koparmak şarttır ve bu parça devrimlerini gerçekleştirmek demektir. Devrim, iki sınıf arasındaki iktidar savaşına dayanan tarihsel nifakın proletarya ve emekçi sınıflar lehine sonuçlanıp, egemen burjuvazi ve tüm gerici egemen sınıfları alaşağı ederek baştan sona sınıf karakteri kuşanan toplumsal değişim hareketidir. MLM bilimsel ideoloji komutasından feyz alan ve proletarya önderliğinde sosyalist demokrasi, devlet ve toplumu somut görev edinen sınıf devrimimizin nihai amacı Komünizmdir. Devrimimiz, savaş kurmayının öncü-önder güç olarak çizdiği ideolojik-siyasi-örgütsel hatta emekçi sınıfların proletarya önderliğinde birleşerek gerçekleştireceği toplumsal ölçekli siyasi eylemidir…
İşte, bugün biz Komünist ve devrimcilerin ağır bedeller pahasına omuzladığımız sınıf savaşları ve devrim mücadeleleri, özetle tarif ettiğimiz bu kokuşmuş emperyalist gerici dünya sistemi ve siyasi sınıf egemenliklerinin devrimci yoldan tasfiye edilerek sosyalist topluma geçmek ve sosyalizm şartlarında devrimlerin sürdürülerek Komünist dünya toplumuna ulaşmak içindir…
Devrimci sınıflar ve nihayetinde tüm insanlığın özgürlüğü ve geleceği için omuzladığımız bu tarihsel sorumluluk serüveni, ne sınıf mücadeleleri ve devrimlerini reddeden neo liberal burjuva akımlarla, ne sivil toplumcu devrim dışı post-modern politik türevlerle ve ne de MLM'nin ideolojik hasmı reformist-revizyonist bilumun oportünist ve özü sınıf işbirlikçisi üretici güçler teorisine yaslanan anlayışlarla temsil edilemez. Bir kez daha, devrim esas akımdır! O, MLM ile kuşanmış proletaryanın sınıf bilinçli eylemiyle mümkündür…
Tam da bunun içindir ki, biz Komünist ve devrimciler, siyasi sınıf düşmanlarımıza karşı devrimci savaş zemininde siyasi mücadele başta olmak üzere, her renk ve türden MLM dışı akımlarla mücadele içinde proleter sınıf devrimini gerçekleştirme sorumluluğunu omuzlamaktayız. Bu tarihsel sorumluluk içinde devlet biçiminde örgütlenmiş olan egemen sınıflardan düşmanlarımıza karşı siyasi iktidar perspektifiyle yürüttüğümüz siyasi mücadelenin amansız doğasında en değerlilerimizi ölümsüzlüğe uğurlamaktayız. Devrim, sosyalizm ve Komünizm uğruna mücadelede sayısız devrimci ve Komünisti fiziken yitirdik…
Devrim, toplumların ve insanlığın ilerleyişine karşı taşınan tarihsel bir sorumluluk ise, devrim uğruna ölenleri anmak da bu sorumluluğun kopmaz bir parçası olarak asli görevdir!
Bu sorumluluk ve görev bilinciyle, pratiğin kılavuzu Marksist teorinin devrimci özü olan sınıflar mücadelesi yasasıyla tarihin akışını değiştiren enternasyonalist proletarya ve emekçi dünya halklarının büyük öğretmen ve ölümsüz önderleri Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşları, Onlar şahsında her ulus ve ırktan tüm dünya devrim ve Komünizm şehitlerini sonsuz saygıyla anıyoruz!
Proleter dünya devriminin bir parçası olarak partimiz önderliğinde somut enternasyanalist görev temelinde biçimlenip Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasi coğrafyasında gelişen bağımsızlık, devrim, Sosyalizm ve Komünizm mücadelesinin önderleri Mustafa Suphi ve İbrahim Kaypakkaya yoldaşları, Onlar şahsında TKP(ML)‘den MKP'ye yüzlerce Parti şehidini saygıyla anıyor, kızıl anılarını selamlıyoruz!
Partimizin kurucu Komünist önderi olmanın ötesinde, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimine kapsamlı tahlil ve tespitleriyle ışık tutan Komünist çığırın ölümsüz siması Kaypakkaya yoldaşı bir kez daha sonsuz saygıyla anıyor, kızıl direnişiyle sembolleşen Komünist çizgi rehberliğini selamlıyoruz…
Coğrafyamız bilinçli devrimci hareket önderlerinden Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve ulusal kurtuluş hareketi önderlerinden Mazlum Doğanları, onlar şahsında on binlerce bağımsızlık, kurtuluş ve devrim şehidini saygıyla anıyoruz!
Yine, aynı devrimci damardan beslenip farklı politik perspektiflerle sınıflar mücadelesinde konumlanıp ağır bedeller ödeyen isimlerini veremediğimiz devrimci parti ve örgütlerin mücadele şehitlerini şehitlerimiz olarak sahipleniyor, büyük saygıyla anıyoruz!
Tüm dünya ve Türkiye-Kuzey Kürdistan devrim, sosyalizm ve Komünizm mücadelesinin ölümsüz kahramanları ortak değerlerimizdir. Onlar, mücadele rehberlerimizdir!
Ölümsüzler Ordusu Mücadele Belleğimizdir!
Onları anmak, emperyalist dünya gericiliği ve onun yerel uzantılarına karşı, toplumsal yaşamın her alanında, legal-illegal, silahlı-silahsız bütün mücadele biçimleriyle gerçekleştirilecek devrimci eylem ve çalışmaları gerçekleştirmek, son tahlilde Komünist toplum amacına bağlı sosyalist devrimimizin görevlerini Sosyalist Halk Savaşı perspektifiyle yürütmekle anlamlıdır.
Partimiz, bu kavrayış ve ideolojik-siyasi yönelimine uygun olarak, içinde doğduğu ve ısrarla yürüttüğü silahlı savaş içinde büyük kayıplar verdi, ağır bedeller ödedi. Verdiği kayıplar O‘nu zayıflatan değil, bilakis bileyerek geliştiren oldu. Defalarca "bitirdik, bittiler" hezeyanları içinde sevinç nidaları atılmasına karşın, Partimiz her saldırıya merkezileşme adımları ve Kongre hamleleriyle yanıt verdi, vermeye devam ediyor. Stratejik saldırılar temelinde defalarca yenilgiler ve ağır darbeler almasına, örgütsel bölünme ve kan kayıpları yaşamasına rağmen, teorik-pratik zeminde ortaya koyduğu devrim ısrarı ve iradesi bir rastlantı değil, ideolojik-siyasi dokusundan, MLM bilimini kılavuz almasından ileri gelmektedir. Bu sürecin başarısızlıkları ise, stratejik faşist saldırıların olumsuz etkilerinden daha çok, ve ama bunlardan tamamen bağımsız da olmayan, esasta dönemsel somut önderliklerin çizgi hataları ve izlenen sağ-sol siyasetlerin ürünü olmakla birlikte, özellikle de bu hatalı çizgilerin yol açtığı anlamsız ayrılık ve bölünmelerin eseri olarak gündeme gelmiş, anlam kazanmıştır…
Coğrafyamız devrimci ve Komünist hareketi faşizmin azgın saldırıları altında büyük fedakarlıklarla yürüttüğü devrimci sınıf mücadelesinde askeri faşist darbelere maruz kalarak örgütsel yenilgiler aldı, sürekli faşizmle biçimlenen devlet ve yönetim biçimi altında ağır katliamlarla tanıştı. Kürt ulusal kurtuluş hareketi de, ırkçı-faşist, tekçi paradigmalarla karakter edinen Türk hakim sınıflarının Kürt ulusuna uyguladığı soykırım ve katliamlar paralelinde azgın saldırılara maruz kalarak ağır bedeller ödedi. Mahirler, Denizler, Kaypakkayalar, Mazlumlar bu mücadelelerin sembolü olmakla birlikte, ulusal ve devrimci hareket önderleri olarak ölümsüzler kervanında yerlerini alan önder simalar olarak tarihe geçtiler. On binlerce ölümsüzümüz devrimin yediverenleri olarak tarihin aydınlık sayfalarına kazılarak yazıldılar.
Onların yazdığı tarih, açtıkları devrimci çığırda ilerlemekte, devrim uğruna mücadele örgütsel zayıflıklar gösterse de aynı kararlılıkla devam etmektedir. Ağır bedel ve tüm zorluklara karşın devrim siperleri boş kalmıyor, devrimin ayak sesleri kesilmiyor. Geleceği işaret eden ve kazanacak olan gelişme budur. Proletarya ve emekçi halkların devrimci dinamizmi bitirilemez bir kaynaktır. Devrim onların eseridir. Kitlelerin devrimde kullandığı üç temel silahtan biri örgüt/partidir. Proletarya ve geniş halk kitleleri kendi sınıf örgütleri olmadan bu savaşı yürütemez, zafere taşıyamazlar. Partimiz ideolojik-siyasi-örgütsel önderlik rolüyle proletarya ve emekçi halkların burjuvaziye karşı mücadelesinde kullandığı yegane silah, stratejik değerde zorunlu bir araçtır. Maoist nitelikte Komünist Parti devrimlerde olmazsa olmaz bir siyasi kurum ve savaş kurmayıdır. Partimizin coğrafyamız devrimindeki rolü, görevi ve sorumluluğu budur. Devrimdeki konumlanışı bu rol ve sorumluluk esasına göre biçimlenmektedir.
Parti ve Devrim Şehitlerini Anmak, Devrimi Zafere Taşıma Israrıdır!
Partimiz, devrim, sosyalizm ve Komünizm mücadelesinde ölümsüzleşen ve her biri devrimimizin köşe taşı olan parti ve devrim şehitlerini anma görevini, onların özgür toplum ve özgür dünya kurma idealine bağlı olarak devrimci ve Komünist kulvarda nitelik verdikleri mücadelelerine ve mücadele anılarına bağlılık bilinciyle yerine getirir.
Ölümsüzlerine karşı sorumluluğunu devrime karşı sorumluluğun kopmaz bir parçası olarak gören Partimiz, tarihine sahip çıkamayanların gelecek hakkında söz sahibi olamayacakları gerçeğinden hareket eder. Partimiz, tarihimizin yapı taşları olan ölümsüzlerini ve devrim tarihinin ortak bedelleri olan devrim şehitlerini anmayı, Onların harcına çimento oldukları devrimci tarih ve bu tarihi anlamlandıran değer ve miraslarına sahip çıkarak devrimi zafere taşıma ısrarında buluşturur.
Ölümsüzlerimizden devraldığımız görev omuzlarımızdadır. Ölümsüzlerimizin taşıdığı bayrağı burçlara dikme sorumluluğuyla, onların ideallerine bağlı kalarak devrimi zaferle taçlandırma cüretini kuşanıp devrimci pratiğe daha sıkı sarılmak ertelenemez görevdir.
Bedelsiz Tarih Yazılmaz, Kanla Yazılan Tarih Silinmez!
Partimiz MKP‘nin tarihi, Kaypakkaya yoldaşın tayin ettiği ve Parti Kongrelerimizde toplumsal siyasi gelişmelere uygun olarak geliştirilen Komünist atılım doğrultusuna bağlı siyasi iktidar uğruna mücadelede, silahlı devrimci zor ilkesi kılavuzluğunda Halk Savaşı‘ndan Sosyalist Halk Savaşı'na politik-devrimci savaş ruhu ve bilinciyle keskinleşen Komünist yürüyüşün tarihidir. Bu tarih, başta kurucu önderimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaş olmak üzere, partimizin genel sekreterleri ve genel sekreter yardımcıları, onlarca önder kadro ve komutanı, yüzlerce militan üye ve savaşçı yoldaşımızın kızıl kanıyla yoğrulan, kan-can bedeli mücadeleler içinde yazılan büyük bir "destanın" tarihidir. Bu tarih, yaralarını sarmaya vakit bulmadan Onlara basa-basa yürümeye cüret edenlerin; çetin çarpışmalarda sıraya girip tereddüt etmeden ipi göğüsleyenlerin; kızgın korlar üstünde yürümekten sakınmayan devrim neferlerinin; Komünist devrim için kefensiz yatan kahramanların ve aman tanımayan kavgacıların kavga tarihidir!
Nihayetinde bu tarih, enternasyonalist proletaryanın coğrafyamız bölüğü tarafından burjuvaziye karşı yürüttüğü proleter devrimci mücadele tarihidir…
O tarih ki, tüm acımasızlık ve amansızlıklara meydan okumuş, tepeden tırnağa kanla yazılmış! O tarih ki, 72 manifestosuyla parlamış, 73‘ün 18 Mayıs‘ında kızıllaşmış. O tarih ki, faşist darbeler tanımış, örgütsel yenilgilerden geçmiş, bilumum baltalanmaları aşarak ilerleyişini sürdürmüş. Ve o tarih ki, egemen sınıflara kabus olarak doğmuş, silahlı savaş ve silahlı-silahsız eylemler belleğiyle burjuvaziye korku salmış-salmaktadır… Kaypakkaya bu tarihin nitel basamağı, devrimin önderi ve ilerleyen içeriğidir…
Burjuvaziye korku, halklara umut veren, nihai amaca kilitlenen yürüyüştür bu tarih… Yenilgisinden yengisine kadar tüm kavgasıyla halklardan yana ısrarla savaş siperlerindedir… "Bir kıvılcım bütün bir bozkırı tutuşturabilir" diyerek yola çıkanlardadır… Vartinik/Mirik‘te ölümsüzleşen Ali Haydar Yıldızın bombalarında, karlar içine yaralı düşen Kaypakkaya'dadır… İstanbul'da Meral Yakar'da, Ahmet
Muharrem'dedir… Amed işkencehanelerinde Kaypakkaya ile Kızıl direnişte işkencecilere diz çöktürendedir… Sonra, "en tehlikeli ihtilalci fikirler" olarak MİT raporlarına geçen korku sebebindedir…
Ve Mahirlerde, Denizlerde, Hakilerde, Kaypakkayalardadır… Kaypakkaya'nın Maoizmle anlamlı Komünist yürüyüşündedir…
Mahpuslarda Ölüm Oruçlarında, zindanlarda firarlardadır… Sinan Cemgillerin ihbarcısı Mustafa Mordeniz'i cezalandıran proleter devrimci yargıdadır… Silahını kırıp düşmana vermeyen granitten iradededir… Diyarbakır/Lice'de kuşatma altında günlerce süren çatışmadadır… Hürmek‘te dokuzlarda ve Kamile'dedir. İzmit/Kandıra‘da Alay baskınındadır…
Çimişgezek/Kalecik‘te panzerlerin üzerindeki gerilladadır… Ovacık/Haxaçur'da Helikopter düşüren savaştadır… Bingöl/Kıl karakoluna baskınla hücumdadır… Yeldağı‘nda karları yararak azgın soğuk ve buzlar içinde ilerleyendedir… Kulaksız yüzbaşı Aytekin katilini onlarca yıl sonra hesaba çekendir… İşkenceci Fehmi faşistini saklandığı ininde bulup, unutmadan kurşunlayandır… Yüzlerce çatışmada ve pusulardadır… İstanbul'da polis otobüsünü kleşlerle mezar edendir… Yargısız infaz ve "faili meçhul"lerdedir… Munzur dağlarında 17'lerdedir… İHA ve SİHA'ların bombardımanı altında cüret edenlerdedir… Dersim'in her vadisinde pusuda, direniştedir… ‘‘Bir Dersim Yetmez, Hedef Bin Dersim olmalıdır!‘‘ şiarıyla Karadeniz diyarındadır, Suphilerin sularındadır… Çeliğin suyu, bizzat kendisidir ölümsüz yoldaşlarımızın cüretkar savaşı… Ve, Bu çelik aldığı suyu unutmadı!
TKP(ML)'den MKP'ye ilerleyişimiz ve ilerleme çizgisinde dinamik olan ideolojik-teorik-pratik irademiz, Kaypakkaya doğrultusundan feyz alan ve yadsıma-olumlama helezonunda ifade bulan diyalektik yasanın tezahürüdür. Mütevazı ilerleme ve kazanımlarımız bunun ürünü ve aynasıdır…
Kaypakkaya yoldaşın MLM ilkelerle tayin ettiği Komünist yönelim ve ona endeksli siyasi iktidar perspektifi, Komünist toplum yürüyüşünde Sosyalizm, Sosyalizm için Sosyalist Halk Savaşı çizgisiyle gelişmektedir. Kazanmaya kalkışanların değişip değiştirmekten, ilerleyip ilerletmekten başka bir yolu yoktur… Bugün komprador tekelci burjuvazi ve onların faşist iktidarlarına karşı toplumsal yaşamın her alanında ve değişik mücadele biçimiyle büyük zorluklar içinde omuzlanan devrimci sınıf savaşı ve bu uğurda verilen bedeller, dayandığımız tarihsel mirasın kararlılıkla sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Yüksek teknolojik savaş kapasitesine, ağır eşitsiz şartlarda Komünist iradeyle göğüs geren mücadele pratiği kararlılığımızın tanığıdır. Son söz daha söylenmedi! Mutlaka ama mutlaka sınıf savaşının kızgın namlularıyla söylenecek! Tekçi-ırkçı faşist sınıflar siyasi saldırganlığı ve her türden egemenlik biçimleri, proletarya önderliğinde halkların devrimci savaşıyla tarihin karanlığına gömülecek!
Sonuna kadar devrim, zafere kadar savaş şiarıyla toprağa düşen onur abidesi yoldaşlarımız devrimin yol işaretleri, birer Kutup Yıldızı'dırlar. Onlara sözümüz, devrim, Sosyalizm ve Komünizm mücadelesinde zafere kadar ısrardır. Şehitlerimize tam bağlılıkla, bir kez daha Kaypakkaya yoldaş şahsında Parti ve devrim kahramanlarımızın ölümsüz anısı önünde saygıyla eğiliyoruz!
15:29, 18 Mayıs Pazartesi 2020
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

19-05-2020, 07:18
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.926
|
|
Tayyip de Atatürk karşıtı.
İbrahim Kaypakkaya tercih etmek zorunda kalsaydı hangisini tercih ederdi?
|

19-05-2020, 11:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
|
|
Kemalizm demek, fanatik bir anti-komünizm demektir.
İbrahim Kaypakkaya nın bu sözlerine canı gönülden katılıyorum.
Bu ülke iki şeyden çok kaybetti özellikle demokrasiyi kaybetti Demokrasi olmayan bir ülkede siyasi ve iktisadi rekabet de olmuyor bu rekabet yoksa ne üretici güçlerde ne üretim aletlerinde gelişme de olmuyor.
Fakat Kemal ve Kemalistleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Tıpkı Lenin ve Lenistleri birbirinden ayırmak gibi. Örneğin NATO ittifakı Kemalistlerin işi, tam bağımsızlık Kemalin düşüncesi.
Anti komünizm in en önemli siyaset olması da bu ülkede gericilerin iktidar olmasını sağladı bu günlere o anti komünizm düşüncesinin en önemli siyaset biçimi haline getirilmesi ön ayak olmuştur.
Komünist Partiler e yasal çalışma hakkı verilse idi bu ülkede demokratik yarış var olacak ve daha eğitimli entellektüel insanlar siyaset sahnesinde olacaklardı ve bu yarış ülkenin hem demokrasi açısından hem de iktisadi ilerlemesi açısından AB ülkeleri ile yarışıyor olacaktı.
Evet kaybedilen yıllar bunlar. İbrahim Kaypakkaya ve 68 kuşağını saygı ile anıyor onlara bize bir yol yürüme şansı verdikleri için teşekkür ediyorum.
|

19-05-2020, 12:23
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.926
|
|
kartopu´isimli üyeden Alıntı
Kemalizm demek, fanatik bir anti-komünizm demektir.
İbrahim Kaypakkaya nın bu sözlerine canı gönülden katılıyorum.
|
İbrahim Kaypakkaya nın bu sözlerini canı gönülden retediyorum.
Atatürk'ü anlamak gerçekten zordur, çünkü kimse onu anlamak için uğraşmamış, herkes aleyhte-leyhte onu kullanmış.
Atatürk'ün komünizme özel bir düşmanlığı yoktu, onun amacı yeni kurulmuş devletin karşısında olan herkesi görüş, ideoloji, inanış ayırt etmeden etkisizleştirmekti.
Kubilay'ın kellesini kesenler komünistmiydi, Seyit Rıza komünistmiydi, Çerkez Ethem komünistmiydi?
Maalesef Atatürk'ü hiç bir zaman anlayamayacaksınız.
İbrahim Kaypakkaya,nın Sun Yat Sen'den örnek vermesi bile son derece yanlış.
Sun Yat Sen devlet mi kurmuştu da onunla kıyaslama yapmış.
Mao yoldaş diyor ama Mao yeni devleti kurarken karşıtlarını okşamış mı?
İbrahim Kaypakkaya'nın o zamanki gençlik yanlışlarını bugün 19 Mayıs günü Atatürk aleyhinde kullanmak bile Kaypakkaya'ya saygısızlıktır.
Yaşasaydı bugün hangi görüşe sahip olacağını kim bilebilir?
|

19-05-2020, 12:39
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
|
|
Sn bilgivehis
Sende beni anlamamışsın. İstersen yazdıklarımı bir daha oku.
Atatürkten söz etmedim Kemalistlerden söz ettim. Ve yaşadığımız Türkiye de komünist düşmanlığından Alıntıladığım ve seninde beden alıntıladığın cümleyi iyi oku .
Atatürk'ü anlamak gerçekten zordur, çünkü kimse onu anlamak için uğraşmamış, herkes aleyhte-leyhte onu kullanmış.
Bak sende yazmışsın Türkiyede ki siyasetin neler yaptığını.
Eğer herkesin anlamadığını sen anlamış san yaz biz de öğrenmiş oluruz.
|

19-05-2020, 15:20
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
. "Burjuvazi için baş düşman sömürenler değil, sömürülenlerdir; ister kendi halkından, ister yabancı uyruktan olsun"
Mustafa kemal Türk burjuvazisinin lideridir
Atatürk ilke ve inklapları burjuvazinin önünde gibi görünsede burjuvazinin ayakta kalabilmesi için temel taşlarıdır.
Buna kemalist olmak deniyor.
Birde kemalizler var . Kendine kemalist yakıştırması yapan ancak burjuvazinin ne oldugundan bi haber olup burjuvalardan daha ön planda durup kemalizmi sanki
Bağımsızlık direnişi sanan fakat burjuvanın emellerine hizmet ederek ucube bir devrimci olurlar.
Evet kemalizm devrimcidir.
Evet insanlar o dönem bir devrim yapmışlardır
Evet o devrimde burjuva devrime destek vermiştir
Evet isci köylüde devrime destek verip ingiliz ve fransız emperyalizmini bu topraklardan kovalamıstır.
Ya sonra ?
Bu devrimin niye yapıldıgını bu gün dahi hala kavrayamamış yıgınlar türk burjuvazisinin yabancı denilen burjuvazinin elinden kurtulmak istemesi oldugunu hala anlayamıyor.
Osmanlıyı , kendine özel ticari yasalarla kafesleyen dış sermaye içerideki jön türk denilenler ve anadolu sermayesi ile birlikte kontrol altına alıp yabancılara ait tüm imtiyazları kaldırıp bagımsız bir burjuvazi sermaye konrtolü istedi ama buda olmadı.
Sonuçta savaş oldu ve dagıldılar.
Bu birinci devrimin başarısızlığıydı diye biliriz.
İkinci devrim ise işte biz ona kemalist devrim diyoruz. Bu bir nevi başarılı olsada sonradan tekrar yarı bağımsız bir devrime evrildi. Çünkü türk burjuvası icerideki köylü isçi hareketlerinin eninde sonunda sömürülmeye tepki verecegini bildigi için dış sermaye ile iş birligi yaptı. Tabiki anlaşarak çünkü düşmanları ortaktı SÖMÜRÜLENLERDİ
o dönemde fırsat bulsalar emekci insanları 18 saat çalıştıracaklardı ki calıştırdılarda. Emekcilerin örgütlenmesine zere kadar fırsat vermediler. Her olusumlarında tepelerine çöktüler.
Bunlar olan seyler. İnkar edende yok zaten sadece bu olan biteni konuşmuyorlar o kadar.
Bağımsı bir türkiye istemek anadolu sermayesinin işine gelmez çünkü sömürülenlerden çok korkuyorlar.
burjuvazi din milliyet falan tanımaz. KULLANIR.
Mesela bir müslüman kadının TURBAN takmasına musade edebilir... fakat o kadının 18 saat sömürülmesine asla karşı çıkmaz.
Bu günkü iktidar turbanı kadına taktı ama sömürülmesine karşı asla bir tepki vermedi vermez.
Bakın bu türbanlı kadın çıkıp beni 18 saat çalıstıramazsın ey patron dese onu duyan olmaz. Ona turbanını bahşedenlere gitse yine cözüm bulamaz .
Bu iktidar tam muktedir degil halen şayet tam muktedir dahi olsa işte o kadın kendine turban bahşedenlere gidip sömürülüyorum bile diyemez .
Ben akp ve mhp hatta perinçek kemaliz deyince üye akp ve mhp kemalizlmi !??? Dedii. Ya evet kemalizdir.
Kemalizm laiklik falanda olsa esası burjuvazidir. Eskiler yada bunlar sadece bu esas üzerine siyaset yaparlar.
İster turbanlı ol ister sünnet sakallı ol ister bozkurtcu ol istersen hiç bir ideolojiden olma şayet sermayeye ve kurallarına karşı çıkar ve örgütlenirsen KOMUNIST yada bölücü hain ilan edilip BERTARAF edilirsin.
Onların kendi aralarındaki rekabet ve kavga bizleri yanıltandır.
Eğer onların kavga ve rekabetinde fırsat buldum dersen birleşir ve yine sömürüleni yok ederler.
Çünkü
"Burjuvazi için baş düşman sömürenler değil, sömürülenlerdir; ister kendi halkından, ister yabancı uyruktan olsun"
|

19-05-2020, 17:43
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.545
|
|
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
İbrahim Kaypakkaya'nın o zamanki gençlik yanlışlarını bugün 19 Mayıs günü Atatürk aleyhinde kullanmak bile Kaypakkaya'ya saygısızlıktır.
|
İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü 18 Mayıs 1973.
İnsanlık dışı işkencelerle öldürüldü, buna rağmen yoldaşlarını ele vermedi.
Bu çelik iradeli bir devrimciyi anma başlığıdır.
İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır'da süren dört aylık sorgulama ve işkence sürecinden sonra 9 Mayıs 1973'te babasına sorgusunun bittiğini ve görüşmelerinde sakınca olmadığını belirtip, Çapa FKF ile ilgili hakkında açılan bir soruşturma için bazı belgeleri getirmesini istedi. Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973'te son bir kez sorguya götürüldü ve 18 Mayıs 1973'te yaşama veda etti. Ölüm sebebi kayıtlara intihar olarak geçmiştir.
Oğlunu görmeye gelen babasına ertesi gün cansız bedeni teslim edildi. Bedeninde birçok delik olmakla birlikte kafası kesilmiş ve kasıkları parçalanmıştı.
|
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
|

19-05-2020, 18:31
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.926
|
|
Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı
İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü 18 Mayıs 1973.
İnsanlık dışı işkencelerle öldürüldü, buna rağmen yoldaşlarını ele vermedi.
Bu çelik iradeli bir devrimciyi anma başlığıdır.
|
Sayın Dinsiz, anma başlığı olduğunu ben de biliyorum.
Kaypakkaya'nın onca yazısı dururken Atatürk karşıtı yazısıyla anılmasında kasıt olmazsa dahi insanda şüphe bırakmaz mı?
Örneğin Atatürk'ü anma gününü Kaypakkaya karşıtı bir yazıyla kutlasam sen de aynı şekilde düşünmez misin?
Üstelik yetmişlerde Kaypakkaya'nın legal-illegal örgütlerinde en sıcak mücadele dönemi yaşayan birinin onun hayatını bilmemesi veya ona saygı duymaması mümkün mü?
Yetmişli yıllarda Kaypakkaya ve mücadele arkadaşlarının üzerine yazılmış-söylenmiş marşlar bizim gençlik türkülerimizdi.
Unutmam 18 Mayısı.
18 Mayısı unutmam.
Bir vücut, bir yumruk ve bir baş.
Kurtuluşa kadar savaş.
Önderimiz İbrahim yoldaş.
Ölmeyen devrimci erleriz.
----------------------------------------
Parsilik burası Mirik mezrası.
Kan içinde yatar Ali Haydar'ı.
Ali Haydar ölmez ağlama bacım.
Milyon milyon doğar Ali Haydar'ı.
--------------------------------------
Bu kadarcık da olsa halen aklımda kalmış.
Bunları söylerken coşardık, her an devrim yapacağız zanederdik.
Neyse o güzel yılları tartışarak anmış olduk.
|

19-05-2020, 18:38
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Sep 2018
Mesajlar: 66
|
|
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Tayyip de Atatürk karşıtı.
İbrahim Kaypakkaya tercih etmek zorunda kalsaydı hangisini tercih ederdi?
|
Geçmişte Cihangir solcularının yaptığı gibi Tayyip'i ve Fetullah'ı tercih ederdi.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:32 .
|